
| Kategori : ÝKTÝBAS / Muhtelif Mevzûlar, Yazarlar, Yazýlar | Okunma Says: 542 |
“Bana bir eyi, sadece bir tek eyi, daha önce hiç anlatlmam bir ekilde anlatabilir misin?” diye sordu kadn. “Yapamam!” dedi adam, “Bunun için bir eyi herkesin düündüünden farkl bir ekilde düünebilmem lazm!”
Anlatmann binbir yolu var diyoruz... Bu devirde hâlâ anlatmann binbir yolu var m? Herhangi birimizin böyle bir aray anlaml klacak çapta, derinlikte, kratta, incelikte bir meselesi, derdi, meram var m? Hiç tereddüt etmeden yok demek, öylece kestirip atmak ne kadar dorudur, tartlr bu. Belki de o arlkta meram olan birileri var bir yerlerde ve onlar büyük bir titizlikle o arl tayacak kelimeleri aryor kelimeler sandnn diplerinde. Belki var gerçekten böyleleri ama Allah akna, neredeler? Neden her yeri saran u anlatma ezberlerinin, u çene kolayclnn, u s lafazanln bir yerlerinde ufack da olsa bir gedik açamyorlar? nsan, anlayabildii kadar anlatabilir deil mi her eyi? Biz eer anlatabildiimiz kadar anlyorsak insan, hayat, olan biten her eyi; vay halimize! S, kupkuru, kaskat, yaadklarmzn içindeki inceliklerin hiç farknda olmayan insanlarz demek ki! Öyle mi gerçekten? Öyleyse eer, bu koca yalan yaamak için bunca heves neden? Her eyin asln skalyoruz madem, bunca eyi, bunca ihtirasla yakalama çabas neden?
James Joyce’un bir anlatmlar gösterisine dönütürdüü kitab ‘Ulysses’ten açk uçlu kelimeler: “Ben de onun gibiydim, ayn düük omuzlar, ayn oturup kalkmay bilemeyen haller. Çocukluum, iki büklüm, yan bamda duruyor. Ona bir kerecik, hafifçe dokunamayacam kadar uzakta. Benim çocukluum gözlerimiz kadar uzak, onun çocukluu gözlerimiz kadar gizli. Sessiz srlar, kalplerimizin içindeki karanlk saraylarda ta gibi kurulmu oturuyor; hükümranlklarndan bkm srlar; tahttan indirilmek isteyen tiranlar”
Vaktimizi bize kalc hiçbir ey brakmayan ne çok lüzumsuz eyle zayi edip gidiyoruz. Ne çok faydasz oyun oynuyoruz dünyann oyuncaklaryla. Bazen dursak, küçük molalar versek, oynayacak daha yarayl oyunlar arasak kendimize. Kelimelerle oynasak mesela. Elimize alsak onlar, evirip çevirsek biraz, eyalarn üstüne koyup yakp yakmadklarna baksak, hayata ne kattklarn merak etsek, insanlar için ne ifade ettiklerini bulmaya çalsak, içimizde yol bulup nerelere kadar gittiklerini gözlesek, susup onlar dinlesek biraz, kulak kesilsek söylediklerine. Büyütecektir bu oyun bizi, üpheniz olmasn, geniletecek ve zenginletirecektir. Ve zamanla inceltecektir de. Çünkü kelimelerle oynamak anlamlara bakmaktr, anlamlar aramaktr. Kelimelerin her biri, geni anlam ülkesine açlan bir kapdr çünkü.
Bir ‘ey’i, yalnzl kendi kelimeleriyle öyle anlatyor William Butler Yeats, ‘rlanda Masallar’ kitabnda: “arab bitmi bir ie olmak gibi yalnzlk. Müzik olmadan dans etmek ya da tek baca olan bir makas, hatta kancasz bir olta... Bir ekilde tamam olmayan her eye benziyor yalnzlk...”
Anlatmann en etkili yollarndan biri de ie kelimeleri kartrmamaktr, malum. Baz eyleri en iyi anlatacak olan ey dilin kelimeleri deil, suskunluun kelimeleridir. Biz galiba her ikisinin de yoksulu, yoksunuyuz.
Gönlünden geçenleri dünyann gürültüsüne karmasnlar diye içinden hiç çkarmayan insanlar da var.
“Ya bir söyle bin anlat “ dedi meczup, “ya geç lisandan, hiç söylemeden anlat!”
Yazar: Gökhan Özcan |
08-10-21 |
||
| E mail: yenisafak.com | Tweet | ||