HALEB'E DÖNÜÞ

Halep, 12 Aralýk 2016'da Rus ve Ýran destekli Esed ordusu tarafýndan düþürülmüþtü. Üzüntümüz hadsizdi. 30 Kasým 2024'te geri alýndý.

YET- KERME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadýkça Yahudiler de Hrýstiyanlar da senden asla hoþnut olmayacaklardýr.
Bakara, 120.
HADS- ERF
Dünya tatlý ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kýlacak ve nasýl davranacaðýnýza bakacaktýr. Dünyadan ve kadýnlardan sakýnýn.
Müslim, Rikak, 99.
SZN Z
"Her kim selefin bilmediði bir amel icad ederse, Peygamber'in risalete ihanet ettiðini iddia etmiþ olur. Çünkü din tamamlanmýþtýr (Maide, 3) O gün din olmayan þey bugün de din deðildir."
Ýmam Mâlik
Kategori : ÝKTÝBAS / Muhtelif Mevzûlar, Yazarlar, Yazýlar
Okunma Says: 542
Yazar: Bedri Gencer
Din-Laiklik çatýþmasýndan Din-Ýlahiyat çatýþmasýna

"Burada trajik olan, laiklii savunan açk seküleristler dnda Müslüman akademisyenlerin düünce özgürlüünü savunma adna sekülerizmin tuzana dümeleriydi." Prof. Dr. Bedri Gencer yazd.

Deizmden Laiklie

Hak, lafzen sabit demekse, Marshall Berman’n tabiriyle “kat olan her eyin buharlat” modernlik, sabitelerin kayb, batln hâkimiyeti demektir. Modern dünyada hakkn kaybndan kaynaklanan anari ve kaos, Türkiye’de hilafetin ilgas sonucunda dinin otoritesinin kaybyla katland. Bu anari ve kaos, Türkiye gibi ezelî Hira-Olimpos, Hak-Batl savann kzt bir ülkede “at izinin it izine karmas” tabiriyle özetlenebilecek iki vahim sonuç dourdu: Kavramlarn ve kimliklerin karmas. Yani din ne, iman ne, sekülerizm ne, bunlarn mahiyetleri belirsiz hale gelince hak ile batl, mü’min ile kâfir birbirine kart. Sonuç, bilhassa sosyal medyada sadece seküleristlerle mü’minlerin deil, mü’minlerin bile kendi aralarnda çekiip durmasdr. O yüzden Türkiye’de samimî aydnlarn ana ii, kavramlar ve kimlikleri netletirmek olmaldr ki âcizane bir ilim adam olarak hayatm boyunca yapmaya çaltm i de budur.

Bat’da sekülerleme uzun bir süreçte, organik bir ekilde gerçekleti. Bu yüzden Batl insanlar, en azndan dinin ne olmadn, laiklikle sekülerizmin ne olduunu bilerek tavrlarn, saflarn belirlediler. Ancak bizde bir gecede eriattan laiklie geçile dinin mânâs kaybolduu gibi, mânâlar belirsiz laiklikle sekülerizm de ölümcül bir çekimenin sebebi oldu. Laiklik ile sekülerizm, aslnda Eski Bat Avrupa ile Yeni Bat Amerika’nn ürünü olarak ayrlabilirler. Avrupa’da din (Kilise)-devlet münasebeti, Katolik Bat Roma ile Ortodoks Dou Roma’da (Bizans) tersine kuruldu. Bat’da din (Kilise), devleti, Dou’da tersine devlet, dini (Kilise) hâkimiyeti altna ald.

O yüzden Paris modeli laiklik, devletin dinden ayrl, stanbul modeli laiklik ise devletin dini kontrolü esasna dayand. Ölümcül din-devlet rekabetiyle dolu bu tür bir tarihî mirastan âzâde olduu içindir ki Yeni Bat Amerika’da laiklik ile sekülerizmin örtütüü hakikî mânâda din ile devletin ayrl gerçekleti. Kavram kargaasyla mütemayiz modern çada deizm, sekülerizm, laiklik gibi kavramlarn mânâlaryla birlikte birbirleriyle irtibat tarzlar da karmtr. Birbirine bal bu kavramlarn mânâlarn öyle netletirebiliriz:

Deizm (Tanr-Dünya (Allah-Rab) ayrl)
Sekülerizm (Din-Dünya ayrl)
Laiklik (Din-Devlet ayrl)

Görüldüü gibi sekülerizm, laiklii deizme balayan kavramdr. Deizm-laiklik irtibat, tabiî kanun (hukuk)-pozitif kanun ayrmnda daha net görülür. lahî dinin hukuku eriat, deizm denen tabiî dinin hukuku hikmettir (tabiî kanun). Laik devletin pozitif kanunu, deizmin tabiat kanunu olarak hikmette temellenir.

Bizantin laiklie “stanbul modeli laiklik” dememiz, Bizans-Osmanl-Türkiye arasndaki tarihî süreklilie iaret içindi. stanbul’u alan Osmanl’nn hükmen varisi olan Kemalist Cumhuriyet, devletin dini kontrolü esasna dayal Bizantin laiklii daha büyük bir gerilimle uygulamak zorundayd. Daha büyük bir gerilimden kasdm, slâm’n son hak din olmasndan dolay din ile diyaneti ayn anda kontrol zaruretiydi. Kemalist Cumhuriyet, Müslümanlarn devlete dokunmasn önlemek üzere ‘diyaneti kontrol’ için Diyanet leri Bakanln, ancak zamanla bunun yetersiz kaldn görünce slâm’n devlete dokunmasn önlemek, onu dönütürmek üzere ‘dini kontrol’ için 1949’da lahiyat’ kurdu.

Peygambersiz slâm Projesi

1950’li, ‘60’l ve ‘70’li yllarda Müslümanlar ehirlileerek, modernleerek sisteme katlma ve dönütürme riski tamadklar ve Ankara lahiyat Fakültesi de tek olduu için din-laiklik, ilahiyat-laiklik çatmas pek yaanmad. Ancak 1980’li yllarda ehirlileen ve modernleen Müslümanlarn sisteme katlma taleplerinin zuhuruyla i deiti. Din-laiklik çatmas ihtimalinin ufukta belirmesi, ilahiyatn da slâm’ dönütürme misyonuna çarlmasn gerektirdi.

12 Eylül 1980 darbesinden sonra MGK Genel Sekreterlii’ne bal Toplumla likiler Bakanl (TB) tarafndan hazrlanan ve Babakanln 26 Mart 1985 tarihli genelgesiyle uygulanmaya balayan “Türk Toplumunun Atatürkçü Düünce Dorultusunda Yetitirilmesi ve Güçlendirilmesi” projesi çerçevesinde ilkokul, ortaokul, lise ve meslekî ve teknik liselerin öretim programlarna Atatürkçülükle ilgili konular koyuldu. Bu proje kapsamnda Hüseyin Atay, Yaar Nuri Öztürk, Beyza Bilgin, Rami Ayas, Arif Güne ve Hasan Elik tarafndan hazrlanan slâm Gerçei adl kitap, MGK’nn talimatyla 1995 ylnda Ankara Üniversitesi lahiyat Fakültesi tarafndan yaynland (Yeni afak 2013).

slâm Gerçei kitabn “slâm Manifestosu” olarak sunan yazarlarna göre, “Din, egoist hesaplar ve itahlar nedeniyle yozlatrlm, Kur’ân’la baz konularda çelien, ‘gerçek slâm’ dini olmaktan çkan ‘yeni bir din’ ortaya çkmtr. Bu karanlk ve ykc gidiin durdurulabilmesi, Allah’n buyruu slâm’n bu kültürel oluum ve hurafelerden arndrlmasna baldr. Bunun için milletçe bir seferberlie girmemiz kaçnlmaz hale gelmitir. Bu seferberliin en önemli ve ilk adm Kur’ân’ tanmaktr. Bu tanma sayesinde Kur’ân mesajndaki dini kavrayarak sözkonusu oluumlar doru zemine oturtacak güce ulalabilir.” “Manifesto”nun can alc noktas, “din ve laiklik, slâm-eriat ilikisi, örtünme, mezhepler, tarikatlar gibi tartmal konulara çada yorumlar” getirilmesiydi (Atay 1995).

Açkça görüldüü gibi yazarlarn kafalarndaki “gerçek slâm”, “Kur’ân mesajndaki din” diye ifade ettikleri, deistik peygambersiz-sünnetsiz “Kur’ân slâm”, Kur'ân da dinin gövdesi olarak eriatn temelini oluturan ahkâm âyetlerinden arndrlm, sadece “aac sev, yeili koru” diyen ‘irin’ bir dini ortaya koyan Kitab idi. 1990’l yllardan itibaren bu projeyi yürüten Süleyman Demirel’in Cumhurbakan olduu 8 Kasm 1999’da TRT’de yaynlanan Politikann Nabz programnda dile getirdii gibi:

“6666 âyet vardr Kur’ân’da. Bunun içinde bir rivayete göre 30, bir rivayete göre 230; ama deiik ekilde ‘ahkâm âyetleri’ denen, dünyay tanzim eden âyetler var. Bu âyetlerin tanzim ettiinin yerine, Türkiye Cumhuriyeti, pozitif hukukun tanzim ettii bir durumu getirmi 76 sene önce. imdi bazlar, bunun dine aykr olduunu, eriat hukukuna dönülmesi lazm geldiini söylüyorlar. te, irtica budur” (https://www.hurriyet.com.tr/gundem/demirel-ahkam-âyetlerine-donusu-onermek-irticadir-39112375).

“rtica tehlikesini” ebediyen önlemek için 230 ahkâm âyetini Kur’ân’dan çkarmaya imkân yoktu. O yüzden yaplacak ey, tarihîci ilahiyatçlar (Mustafa Öztürk vs.) tarafndan indikleri çaa has, tarihî olduklar iddiasyla bunlar hükümsüz klmakt. Bu ilahiyatçlar, tarihîcilikle adeta unu diyorlard: VII. asrn, tarm toplumunun ihtiyaçlarna uygun bir Kitab gönderen Allah, XX. asrn, sanayi toplumunun ihtiyaçlarn öngörecek uzak-görülülüe (!) sahip deildi. Kur’ân’, eriat temellendiren asl Sünnet idi; Sünnetin tasfiyesi projesi de rejimin dinî kalesi olarak gördüü Ankara lahiyat ekibine verildi. 1995’te lahiyat Fakültesi Dekan olan eski Diyanet leri Bakan ve Devlet Bakan Mustafa Said Yazcolu, MGK Genel Sekreteri Orgeneral Doan Beyazt’a niçin srarla slâm Gerçei kitabnn Ankara lahiyat tarafndan baslmasn istediklerini sorunca “Böyle daha uygun olacana inandklar” cevabn almt (Yeni afak 2013).

Mucize nkâr Olarak Deizm

Proje olduu srtan slâm Gerçei gibi propagandif kitaplar yerine daha uzun vadeli ve kapsaml bir akademik faaliyetle slâm’ dönütürmek gerekiyordu. slâm’n dönütürülmesi, Yahudilik ve Hristiyanlk gibi deistik (peygambersiz-sünnetsiz) klnmas, deizm ise mucize ve nübüvvetin inkâryla rubûbiyetin inkâr, “Allah, yarattktan sonra yarattna karmaz, buyurmaz” demekti. Mustafa Öztürk’ün “Allah’n savaa ve güncel meselelere bu kadar müdahil olduunu sanmyorum.” sözü, deizmin en naif ifadesidir.

Evrensel tarife göre Allah’n tarihe müdahalesi vahiy, tabiata müdahalesi mucizedir; dolaysyla hissî mucizesiz peygamber olamaz. slâm’daki iki hak itikadî mezhebin imam E‘arî ile Mâtürîdî bata olmak üzere, Taberî, Bâkllânî, Badâdî, Cüveynî, Gazâlî, Nesefî, Zemaherî, Sâbûnî, Râzî, Âmidî, Nevevî, Beyzâvî, Semerkandî, Îcî, Sübkî, Teftazânî, Cürcânî, bnü’l-Hümâm, Devvâni, Bursevî, Âlûsî gibi müctehid, muhakkk âlimler, nikak- Kamer’in Peygamber Efendimizin hayatnda meydana gelmi, manevî mütevâtir (mehur) haberle sabit, yakîni müfîd, iman mûcib mucize olduu üzerinde icmâ etmilerdir. Teftazânî, “Birçok kldan müellef ve mürekkeb olan urgann kuvveti gibi, zannn zanna zammyla da yakîn oluur, âhâd haberler bir araya getirilince manevî mütevâtir haline gelir.” der (Giridî 1292: 84, el-Kârî 2007: I/546).

Bu naklî delil bir tarafa, aklî delil de nikak- Kamer’in bata geldii hissî mucizelerin Peygamber Efendimiz ‘aleyhi’s-salâtü ve’s-selâma verildiini isbata yeter:

1. Bilgi (el-‘lm), varlktan (el-‘alm) çktna göre epistemoloji, ontolojiye, delil, âleme uyar. Biz, Platon’un Makûlât-Mahsûsât (Intelligible-Sensible) diye ayrd âlemlerden Akl âleminde deil, His âleminde yaadmza göre bir peygambere hissî mucize verilmemesi aklen muhaldir.

2. Ümmetin icmâsyla Peygamber Efendimiz ‘aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm, efdal-i halk, dolaysyla efdal-i enbiyadr (yaratlmlarn ve peygamberlerin en üstünü) (es-Süyûtî 2013: 17-9); bu faziletin iki tarzda mucizeye yansmas akln icabdr:

a) Âlemlere Rahmet olarak gönderildii için O’nda His âlemi ile Akl âleminin delilleri birlemitir. ki hak itikadî mezhebin imam bunu açkça ifade ederler. mam E‘arî, “Peygamberlere verilmi her mucizenin benzeri veya daha üstünü Peygamberimize de verilmitir.” der (el-Kârî 2007: I/429). mam Mâtürîdî (2006: II/308,VIII/224; 2001: 276-80) ise, “Hissî mucizeler, üpheler ve vesveseleri def‘ etmek bakmndan aklî mucizelerden üstündür (…) Hz. sa'nn (geçmi peygamberlerin) mucizelerinin hepsi herkesin bildii hissî, Rasûlullah’n mucizeleri ise hissî ve aklî idi.” der.

b) Bu fazilet uyarnca ona dier peygamberlere verilmeyen hissî mucizelerin en büyüü olarak nikak- Kamer’in verilmesi akln icabdr. mam Mâtürîdî’ye (2001: 259) göre rasûllerin mucizelerine ancak mislinin getirilmesinin zorluundan dolay heves edilir. çlerinde tahaddî ve tahzirden (göz korkutma) dolay heves edilmeyecekler ile ayn yarlmas gibi asla heves edilemeyecek (tekrarlanmas imkânsz) türleri olmakla beraber mucizeler, heves edilebilir niteliktedir.

Dinin temeli, ‘peygamberi tasdik’ mânâsna gelen iman; imann önü ve sonu, vesilesi ve zirvesi ise peygambere muhabbettir. Ümmetin ems-i Kevneyn (ki Cihan Günei) olduuna inand peygamberlerini tafdilini “… onu dier peygamberlerden de üstün görüp onlarla yartrma arzusu olan bir anlay, Allah Rasûlü hakknda, bilinçli-bilinçsiz birçok rivayetin üretilmesine ve bunlarn samimî mü’minlerce kabulüne yol açmtr.” diye eletiren eski Ankara lahiyat dekan smail Hakk Ünal, O’nun mahlukatn ve enbiyann efdali olduuna inanmak için bu iki büyük imamn beyan ettii delillerden baka nasl bir delil aryor acaba? O’ndan baka kim efdal-i halk olabilir? Frka-i Nâciye akidesinin Sünnetten delilini naklen, Kitab’dan delilini de "aklen reddederiz" diyen Halis Aydemir, acaba bu ekilde hem naklen, hem aklen sübutu karsnda nikak- Kamer mucizesini inkâra bir yol bulabilecek mi?

Mutlak olarak kullanldnda ‘hissî delil’ mânâsna gelen ‘mucize’ kavramna, Menâr (Abduh-Rza) ekolüyle bizzat kavramn inkâr mânâsna gelen ‘aklî delil’ mânâs yüklendi ve “Peygamberin tek mucizesi Kur'ân’dr.” sözü, deizmin (ilhad) slogan olarak ilahiyat fakültelerini sard. Türkiye’de ilahiyatçlarn kahir ekseriyetinin mucizeyi inkâr ettiinin delili, Diyanet ile lahiyatn ortak ürünü olan, TDV slâm Ansiklopedisi’ndeki nikak- Kamer maddesidir. Maddede, “nikaku’l-kamerin geçmite vukû bulduunu bildiren haberlerin râvileri olarak gösterilen sahâbîlerin olayn vukû’u srasnda küçük yata bulunmalar, baz rivayetlerin isnad açsndan tartlmas, ayrca hiçbir rivayetin tevâtür derecesine ulamamas, bu hadisenin geçmite kesinlikle vukû‘ bulduunu söylemeye imkân vermemektedir.” diye bu mucize inkâr edilir.

Acaba ümmet, iki mezheb imam ile müctehid âlimlerin üzerinde icmâ ettii mucizeyi ahir-i zaman mukallitlerinin (Ömer Rza Dorul, lyas Çelebi vs.) sözüyle mi inkâr edecekti? Bu, âkl kâr (akll ii) mdr? ki mezheb imam ile müctehid âlimler, son ve efdal peygamber olarak Efendimize hissî mucizelere ilaveten aklî mucizelerin verildii hususunda icmâ etmilerdir. Hissî mucize, asl-adalet, aklî mucize, ziyade-fazilettir; yaadmz his âleminde asl-adalet olmadan, ziyade-fazilet olmaz. Dolaysyla ilahiyata hâkim olan “Peygamberin tek mucizesi Kur’ân’dr.” slogan, mucizenin inkâr, mucizenin inkâr, nübüvvetin inkâr (deizm-ilhad), nübüvvetin inkâr, dinin inkâr demektir.

Günümüzde ilahiyatçlarn sempozyumlarla deizmin kaynan darda aramalar, bu açdan traji-komiktir (Sönmez 2017). “lahiyatta düzgün olanlar çounluk, bozuk olanlar aznlktr.” diye kendilerini kandran ilahiyatçlarn göremedii hakikat uydu: Sivri çklaryla kamuoyunun tepkisini çeken Yaar Nuri Öztürk, Mustafa Öztürk, Mehmet Azimli gibi isimler, sadece ilahiyatta mucize inkârclyla oluan buzdann ucu, su yüzüne çkan ksmyd; ayklanacak çürük elmalar deil; bizzat çürüyen sepette salam elma olamazd. Din, bir çorap gibi örülmü küllî bir nizamd ve “çorap söküü” tabirinin belirttii gibi, mucize inkârnn varaca yer, herkes için hep aynyd.

Bizim gibi hakikatleri dile getirenlere, “lahiyatçlar hakknda aslsz genelleme yapmayn.” diye tepki gösterenler, Ali Fuad Bagil, Ahmed Mekki Üçk, Mahmud Es’ad Coan, Kadir Msrolu, smet Özel gibi muteber aydnlarn neden ilahiyat hakknda mutlak konutuklarn, genel uyarda bulunduklarn böylece anlayabilirlerdi. Üstelik ilahiyatn içinden bir isim olarak Prof. M. Es’ad Coan, tâ 1982 ylnda açkça ilahiyatn talebenin imann çald tesbitini yapyordu: “Anadolu’dan ilahiyata gelen genç katksz bir iman sermayesiyle gelir. Sonra burada üzerine bir ey koyulmak yerine o sermaye üpheyle trtklanr ve yok edilir” (1982-1983 öretim ylnda talebesi Sabahattin Aydn’dan).

Böylece yönlendirici akademik faaliyetle (tezler ve kitaplar) peygambersiz (deistik) slâm, Ankara lahiyat’tan dier ilahiyatlara yayld. Sözde hadis tenkidi, tamamen hadis inkârna dönütü; hadis inkârcl ilahiyat fakültelerinde moda haline geldi; ilahiyatçlarn hadis inkârcs imaj topluma yayld. stanbul Üniversitesi lahiyat Fakültesi'ni kazannca, Cemile Bayraktar’ (2015) çevrenin, “Aman hadisleri reddeden ilahiyatçlar gibi olmayn.” ikazyla tebrik etmesi, manidar deil miydi? Görüldü ki ferd-i mutlak bahanesiyle “len yüfliha” gibi sahih hadisleri bile pervaszca inkâr eden teoloun ii, aslnda siyasî muhaliflik görüntüsü altnda soytarlkt.

Din-Laiklik Çatmas

Böylece 1980’li, ‘90’l ve 2000’li yllarda Müslümanlarn modernlemesiyle birlikte din-laiklik çatmas ve ilahiyat-laiklik çelimesi artt. Laik rejimin çelikisi öyle özetlenebilirdi:

1. Laik devlet, kamusal alann snrlarn ar genileterek Müslümanlarn modernlemesinin sembolü olarak gördüü tesettürü yasaklad takdirde hukuk devletiyle çeliecek, vatanda mü’minle çatacakt.

2. Bu çatmann önünü almak için ilahiyatn azndan “Aslnda slâm’da tesettür diye bir ey yok.” iddiasnda bulunduu takdirde de laiklikle çeliecek, mü’min vatandala çatacakt. Zira laiklik, dine müdahale deil, tam aksime müdahalesizlik ilkesiydi.

Bu din-laiklik çatmas, tabiatyla ilahiyat-laiklik çelikisine, ilahiyatn dine dokunmasn laiklik adna savunanlarn çelikiye dümelerine yol açt. Yaar Nuri Öztürk, Mustafa Öztürk, Mehmet Azimli gibi ilahiyatçlarn, “Kur’ân’n dininin temel ibadeti namaz deildir, okumaktr; Emevî rejimi, namaz dinin temel ibadeti klarak bu ümmetin bana bela etmitir; Kur’ân, Peygamber sözüdür; -Hââ- babas zânî olsa da Peygamberin veled-i zina olup olmamas önemli deildir.” gibi hezeyanlarnn deil dinen, edeben bile savunulabilir bir taraf yoktu. Ancak ilahiyatn içinden (Hayri Krbaolu, lhami Güler, Sönmez Kutlu, Ali Köse, Zeki can, Mevlüt Uyank, srafil Balc, Hasan Aydn, brahim Mara vs.) ve dndan (Remzi Demir, Atilla Yayla, Ahmet Çidem vs.) birçok akademisyen, laiklik (din-devlet ayrl) ve sekülerizm (düünce ve inanç özgürlüü) adna Müslüman kamuoyunun tepki gösterdii ilahiyatçlar savundular.

Burada trajik olan, laiklii savunan açk seküleristler dnda Müslüman akademisyenlerin düünce özgürlüünü savunma adna sekülerizmin tuzana dümeleriydi. “Bu ilahiyatçlarn muhteva olarak görülerine katlmyorum ama prensip olarak onlar dile getirme haklarn savunuyorum” gibi entel söylemlerle, gerek din içinde hak-batl (sünnet-bid’at), gerek din dnda iman-küfür arasndaki krmz çizgileri kaldracak kadar düünce özgürlüü adna her türden görüü, yerli Selman Rüdi’leri savunan Müslüman akademisyenler, “Türkün dini Kemalizm’dir.” diye kurulan bir sistemin kurban olduklarn umarz amel defterleri kapanmadan fark ederlerdi.

Din, muhbir-i sâdkn haber-i hakkn tasdik, ilim mânâsna gelen gayba imana dayanr; zanna deil. Zannn (thought) hem ilim hem iman kelimelerinin karl olmas ilim=iman özdeliini gösterir. Sekülerizmin ba, iman-zan (faith-thought) ayrmnn ortadan kaldrlmas, sonu, zannn imana=ilme dönümesidir; “ateizm ilmihali” (catechism of atheism) ve “inançszlk paradoksu” (paradox of disbelief) tabirlerinin belirttii gibi. Zira kalb, sabit olmayan, dönen bir organ olarak bir akideye balanmadan duramaz. Dolaysyla düünce özgürlüü ile anlan inanç özgürlüü, sekülerizmi laiklie balar; zira kalb, bir akideye balanmadan duramayaca için, insan, düündüünün ilim=hak olarak doruluuna inanacak ve bakalarn inandrmaya çalacaktr.

te kat olan her eyin buharlat, at izinin iti izine kart çamzda sarahaten ve zmnen laiklii savunan sekülerist ve Müslüman akademisyenlerin ortak yanlgya dümeleri, bu hakikatten gafletten kaynaklanyordu. Sekülerist akademisyenler, “man ile düünce badamaz; Mü’minden entelektüel olmaz.” diye sayklarlarken, Müslüman akademisyenler, iki kritik noktay gözden kaçryorlard: Birincisi, deil vahy edilmi hak din, dünyada ateizm, deizm dâhil, krmz çizgileri olmayan bir inanç yoktu. kincisi, Türkiye’de evrensel mânâda sekülerist yok, sadece slâm’a küfretmeyi sekülerizm sanan azgn slâm dümanlar güruhu vard. Dolaysyla entelektüel özgürlükçü pozlaryla alaturka sekülerizmi savunmak, slamofobi deirmenine su tamak demekti.

Din-lahiyat Çatmas

Laiklik adna, laik devletin kurumu diye ilahiyata dindarlarn tepki göstermesine kar çkanlarn çelikisi uydu:

1. Eer laik bir devletin kurumu ise ilahiyat, sadece (mesela Diyanet leri Bakan Ömer Nasuhi Bilmen’în külliyatnda ortaya koyduu) standart slâm’ öretebilirdi; Öztürk ve Azimli gibi ilahiyatçlarn dini tahrife kalkmalar laiklie aykryd.

2. lahiyat, formel olarak laik sisteme bal olduu halde, slâm üzerinde her türlü operasyonu yapmaya yetkili sayld takdirde de etki-tepki mantnca Müslüman kamuoyunun tepkisine maruz kalacakt.

Yani ilahiyat, laik sistemin dinî kurumu olmann çelikisiyle, “Krk katr m, krk satr m?” türünden bir ikileme, ölümcül tercihe zorlanacakt:

Ya ilahiyat-laiklik çatmas
Ya ilahiyat-slâm çatmas

lahiyat, dört kesim nezdinde de (Müslüman halk ve medrese, seküler devlet ve üniversite) gayr-i merû görülmenin ar psikolojik yüküyle sistemle deil, slâmla çatmay göze alabilirdi. Yani din-laiklik çatmasnn kaçnlmaz sonucu, din-ilahiyat çatmasyd. Bilhassa Ankara lahiyat’tan birçok ilahiyatç, Kemalist ve laik olduunu itiraf etti.

Bu yüzden Müslüman kamuoyunun tepkisi, spontane ve ölçüsüz olacakt; zira ilahiyat örgütlü olmasna ramen hak slâm’ savunacak medrese örgütlü deildi. Diyanet, ad üstünde diyanetten, din hizmetlerinden sorumluydu; din, resmen sahipsizdi. Dolaysyla samimî Müslümanlarn bir taraftan dinin resmen sahipsizliine, dier taraftan hadsiz ilahiyatçlar tarafndan pervaszca tahrifine yönelen tepkisi dank ve ar olacakt. Bu yüzden son yllarda iyice azan slâm düman medya ve güruh, Arabistan ve ran’dan sonra Afganistan’ öcü slâm modeli olarak göstererek, Müslüman kamuoyunun tabiî dank tepkisini “tarikat ve cemaatlerin provokasyonu” diye çarptacakt.

Hâlbuki kblesini arm ilahiyatçlarn görüleri, ne laiklik, ne samimiyet, ne edeb, ne entelektüel kalite açsndan savunulabilirdi.

1. Laiklik açsndan: Eer ilahiyat laik bir devletin kurumu ise, Öztürk ve Azimli gibi ilahiyatçlarn dini tahrife kalkmalar laiklie aykryd.

2. Samimiyet açsndan: Yaar Nuri Öztürk, Mustafa Öztürk, Mehmet Azimli gibi ilahiyatçlarn Müslüman kamuoyunun tepkisine yol açan dine aykr görüleri, Mu‘tezile’ninki gibi Allah’ zulüm ithamndan tebriye gibi hasbî deil, tamamen dünyevî hesaplarn ürünü görülerdi.

3. Edeb açsndan: Rabbimizin “Onlarn Allah’tan baka taptklarna sövmeyin.” (En‘âm, 6/108) buyruunca bir Müslüman, edeben deil bir baka ümmetin hak, batl peygamberine, putuna bile sövmez, formel bir sayg gösterirken, Mehmet Azimli adl ilahiyatç, Siyeri Farkl Okumak kitabnda peygamberine ve babasna nasl bu kadar edepsiz bir üslupla aslsz iftiralarda bulunabilirdi? Allah’n bile Kitabnda hürmeten “Ey Muhammed (sallellâhü ‘aleyhi ve sellem)” diye ismiyle hitap etmedii Rasûlünden nasl “Peygamber Efendimiz” yerine “Hz. Peygamber” veya “elçi” diye bahs edebilirdi? Azimli, “Hz.Peygamber aslnda ynlarla zaaf olan, Kur’ân’n ifadesiyle yanllar yapan birisidir.” diyerek peygamberlerin ismet sfatna, O’nun masum ve efdal olduuna iman etmediini beyan ediyordu.

Amerikal sosyolog Craig Considine, 17 Mart 2020 tarihli Newsweek dergisinde çkan makalesinde Peygamber Efendimiz ‘aleyhi’s-salâtü ve’s-selâmn asrlar önce salgnlara kar yapt tavsiyeleri takdirle aktard. Elin Batls bile tbb- nebevîyi takdir ederken sakall ateistleri bile selefî (!) sanan kblesini arm teolog (brahim Mara), tbb- nebevî ve ona inanan mü’minlerle alay eder. Bunlar, bu ilahiyatçlarn kalplerindeki marazn, peygamber hainliinin tezahürüydü.

Kur'ân- Kerim’de geçtii gibi, dinin temelini oluturan iman, lafzen ‘peygamberi tasdik’ demektir (Yusuf, 12/17). Dolaysyla mü’minlik, nebevîlik (peygambere sadakat), sünnîlik ile sûfîlik, nebevîliin farkl adlar, yüzleridir; Nebî ‘aleyhi’s-salâtü ve’s-selâmn nesl-i pâkinden mam Cafer Sadk’n ifade ettii gibi: “Rasûlullah’n zâhirî halinde yaayan Sünnî, bâtnî halinde yaayan Sûfîdir” (من عاش في ظاهر الرسول فهو سني ومن عاش في باطن الرسول فهو صوفي) (el-sfahânî 1996: 20). Selef (-i Salihin), aslen peygambere sadakatin timsali olan sahabe, dolaysyla selefî, sünnî ile sûfînin birletii nebevî’nin takipçisi, sahabenin izcisi sadk mü’min demektir. Bu itibarla peygambersiz slâm’a giden yol, selefsiz slâm’dan, selefin ve selefîlerin (sahabe ve mü’minlerin) karalanmasndan geçer. Kblesini arm deist teologlarn, sünnîlik ile sûfîlie yobazlk mânâs yükledikleri selefîlik yaftas yaptrmalar, peygambersiz slâm projesinin icabdr. Nebevî sakall mü’minleri eskiden kefere, “çember sakall”, imdi deist teologlar, “selefî, bâtnî, hurufî” olarak karalarlar. Demek ki bütün yollar aslnda iki ana yola çkar: Hak (slâm, iman, sünnet) yol-Batl (irk, küfür, bid‘at) yol.

4. Entelektüel kalite açsndan: Mesele, bu tür ilahiyatçlarn, Zemaherî gibi büyük âlimlerin çkt Mu‘tezile’ninki gibi görülerinin dine aykrl deil, ilmen çürüklüüydü. Bunlarn üç sebeple dünyaya sunacak kalitede görüleri yoktu:

a) Yurtdnda doktora yapanlar ve ark medreselerinde yetienler dnda ilahiyatçlarda dünyaya hitap edecek yaynlar yapabilecekleri ngilizce ve Arapça yoktu. Müctehid (!) takld halde Arapça tefsirde âhir ile âhar kelimelerini ayrt edecek kadar Arapça bilmeyen, ngilizce özette tarikat olarak sünneti hitan (circumcision) (!) olarak çeviren ilahiyatçlarn Google translate ile akademisyenlikleri snr kapsna kadard.

b) Modernist geçinen ilahiyatçlarda çalmalarn dünyaya sunabilecekleri yabanc dil olsa bile cesaretleri yoktu. Zira bu takdirde çalmalarnn orijinal bir deer tamad, aslnda Msr gibi ülkeler üzerinden gelen oryantalistlerin görülerine dayand, foyalar meydana çkacakt.

c) Ksaca bu ilahiyatçlarn yapt, “Hâlif tu’raf” (Kar çk, tann) kaidesince züccaciye dükkânna giren fil misali, sadece dindeki dorular altüst etmeyi marifet saymakt. Prof. Mehmet Ali Büyükkara, “Usûl olmadan vusûl olmaz.” kaidesince ilahiyattaki ciddî usûl kusuruna dikkat çekti. srafil Balc, Mehmet Azimli gibi ilahiyatçlar, mucizeler gibi konularda kafalarna uymayan sahih hadisleri bile pervaszca inkâr ederlerken slâm âlimlerinin srf gelecek deerlendirmeler için tarihî veri, ariv malzemesi olarak kaydettikleri aslsz, zayf, az rivayetleri bile Peygamberimizi, sünneti itibarszlatrmak için doruymu gibi kaynak gösterirler. Yaayan âlimlerden Ömer Faruk Korkmaz (https://www.youtube.com/watch?v=Sm4TPPadhxo), güçlü bir ilmî tenkitle Mehmet Azimli’nin Siyeri Farkl Okumak kitabnda nasl tarih kaynaklarn ilmî bir süzgeçten geçirmeden kullandn, gerek Arapça bilmediinden gerekse Peygamber Efendimiz’i ve babasn karalama niyetinden çarptarak iktibaslar yaptn, iftiralar ürettiini ortaya koydu.

Bid’at Deil Cehalet

Aslnda bunlarn yetersizlii, dil ve slâm’a münhasr deildi. Birlikte katldmz bir sempozyum esnasnda sohbet ettiimiz bir meslekta anlatmt; Dicle Üniversite’sinde birlikte çaltklar srada bir gün konuurlarken ‘pozitivizm’ kelimesini kullannca Mehmet Azimli, “Pozitivizm ne?” diye sormutu! Sosyal bilimlerin en temel kavramlarndan ‘pozitivizm’i duymam, bilmeyen bir ilahiyat profesörü! Türkiye’de sadece içi bo, büyük laflar ederek öhret bulanlar, kadro bulmak için gittikleri Batl üniversitelerde boylarnn ölçüsünü alyorlar, Batl kriterlere göre bo CV’leriyle önemlilerin deerlilere ar bast ülkemize kös kös dönmek zorunda kalyorlard.

Demek ki ilahiyatta asl mesele, sünnet-bid’at ayrmnn ötesinde ilim-cehalet ayrmyd. “Yarm hekim candan eder, yarm hoca dinden eder.” atasözü, bu durumun dini ykc tesirini belirtir. Dolaysyla bir ülkenin kuruluunun dayand “Din ü Devlet” formülünce Din, bir ülkenin ana unsuru, milletin ana ba ise lahiyat da çözülmesi gereken ana meselesidir. Baz ilahiyatçlarn iddia ettii gibi, M. Öztürk, M. Azimli, C. Ksa skandallar, sepetteki çürük elmalar deil, ilahiyattaki derin, yapsal, zihnî çürümenin, buzdann ucudur. “Peygamberin tek mucizesi Kur’ân’dr.” sloganyla ifade edilen mucize inkârclyla deizmin ilahiyat sardn gösterdik.

Demek ki mesele, baz elmalarn deil, bizzat sepetin çürümesidir; bizzat çürüyen sepette salam elma olamaz. Meslekî hamiyetlerini dinî hamiyetlerinin önüne geçiren ilahiyatçlarn en hakl tenkitlere bile “ilahiyat dümanlar, ilahiyata dokunmayn” diye kazan kaldrmalar, sadece aynaya kzmaktr. Elinizi vicdannza koyarak düünün: Bu yazmzda ilahiyata bir tane aslsz itham, haksz tenkit var m? Dile getirdiimiz, sadece ilahiyatla ilgili ac hakikatler deil mi? Elbette nefse dokunan ac hakikatleri kabullenmek zordur, ancak ahiret hesab çok daha zordur. Kim ilahiyat düman, kim hak dostu, ahirette belli olacak. O yüzden mü’min ilahiyatçlara düen, aynaya kzmadan ac hakikatlerle yüzlemek, hesap gününü düünerek “ilahiyata dokunmayn” deil, “dine, peygambere dokunmayn” kaygsna dümektir ve’s-selâm...

Prof. Dr. Bedri Gencer, Yldz Teknik Üniversitesi

Kaynak: Türkiye Gazetesi, 27.02.2022

Kaynakça:

Atay, Hüseyin-Öztürk, Yaar Nuri-Bilgin, Beyza-Ayas, Rami-Güne, Arif-Elik, Hasan (1995) slâm Gerçei. Ankara: Ankara Üniversitesi lahiyat Fakültesi.

Bayraktar, Cemile (2015) “lahiyatçlar Hadisi Ret mi Eder?,” Yeni afak 07 Temmuz 2015 (https://www.yenisafak.com/yazarlar/cemile-bayraktar/ilahiyatcilar-hadisi-ret-mi-eder-2015902).

Gencer, Bedri (2021) “Tarihî Mühendislikten çtimaî Mühendislie Türk Modernlemesi,” Türkiye’de Tek Partili Yllar (1923-1950) Bir Dönem Panoramas (Tarih-Toplum-Siyaset), Yunus Koç-Adem Palabyk(yay.), 19-128, stanbul: Pnar.

Giridî, Srrî-i (1292) [1875] erh-i ‘Akâid Tercümesi, I-II. Rusçuk (Bulgaristan): Matbaa-i Vilâyeti Celile-i Tuna.el-sfahânî, Ebû Nuaym Ahmed b. Abdullah (1996) Hilyetü'l-Evliyâ ve Tabakâtü'l-Esfiyâ, I-XI. Beyrût: Dâru'l-Fikr.

el-Kârî, Molla ‘Alî el-Herevî (2007) erhu’--ifâ li’l-Kâzî ‘Iyâd, I-II. Abdullah Muhammed Halîlî (yay.). Beyrût: Dâru’l-Kütübi’l-‘Ilmiyye.

el-Mâtürîdî, Ebû Mansûr Muhammed (2001) Kitâbü’t-Tevhîd. Bekir Topalolu-Muhammed Aruçi (yay.), Beyrût: Dâru Sâdr.

(2006) Te'vilâtü'l-Kur'ân, I-X. Bekir Topalolu-Halil brahim Kaçar (yay.), stanbul: Mizan.

es-Süyûtî, Celâleddin Abdurrahman (2013) Kitabü tmâmi’d-Dirâye li-Kurrâi'n-Nikâye. brahim el-‘Acûz (yay.), Beyrût: Dâru’l-Kütübi’l-‘Ilmiyye.

Sönmez, Vecihi vd. (2017) Din Kart Çada Akmlar ve Deizm. stanbul: Ensar.

Yeni afak (2013) “MGK, 'slami' Kitap Bastrm,” Yeni afak 08 Ekim 2013 (https://www.yenisafak.com/gundem/mgk-islami-kitap-bastirmis-571955).

Yaznn kaynana ulamak için tklaynz.

Yazar: Bedri Gencer
02-03-22
E mail: dunyabizim.com
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı iin henz yorum yapılmamıştır.
Din-Laiklik çatýþmasýndan Din-Ýlahiyat çatýþmasýna
Online Kii: 32
Bu Gn: 829 || Bu Ay: 5.921 || Toplam Ziyareti: 2.929.073 || Toplam Tklanma: 58.617.169