HALEB'E DUÂ

HALEB'İ UNUTMA, UNUTTURMA!

Duâ da edemiyorsan, Müslümanlığını gözden geçir...

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir düşünce için ölümü göze almak, kendini feda ediş değil; hayatı anlamlandırmaktır.
İsmet Özel
Kategori : / PORTRELER
Okunma Sayısı: 66
Yazar: Mustafa Armağan
Yalnız Rasim Özdenören’i değil, bir sanat ve fikir ustasını kaybettik

Yalnız Rasim Özdenören’i değil, bir sanat ve fikir ustasını kaybettikHikâyeleri, romanı ve denemeleri ve köşe yazılarıyla benimki dahil birkaç nesli etkilemiş bulunan Rasim Özdenören ağabey dün Hakka yürüdü. Allah rahmet eylesin.

Adamdı… Güzel Adam’dı… Hakikaten güzel adamdı… Yalnız kalemiyle değil, kelamı ve insanlığıyla da örnek biriydi.

Ne yazık ki, ömrünü milletine ve inancına vakfetmiş Rasim ağabey gibi “vakıf insanlar”a rastlamak Sina çölünde vaha aramaya benziyor giderek. Bunun sebepleri üzerinde kafa patlatmamız gerekir.

Okumayanlar merak edebilir haklı olarak: “Merhum” demeye dilimi alıştırmaya çalıştığım Rasim Özdenören neden önemli?

Önce yazdıklarıyla, yani kalemiyle değerlendirelim.

1967 yılında neşredilen Hastalar ve Işıklar adlı ilk kitabından itibaren hikâyeleri ve 1979’da okurla buluşan tek romanı Gül Yetiştiren Adam’ıyla edebiyatçı kimliği ön plana çıktı.

Ancak Büyük Doğu geleneğinde Türkiye’de aydın olmanın bir mânâsı, ülke ve toplumun Tanzimat’tan itibaren yaşadığı “derin yarılma”nın hangi tarafından durduğunu göstermek ve bunu fikren savunmaktır.

Nitekim “Kaldırımlar Şairi” diye meşhur olan, şiir sahasının has kalemi Necip Fazıl Kısakürek de 1940’lardan itibaren sırça köşkünden çıkarak sahaya inecek ve bundan sonra kalemini “dâvası”nın emrine verecektir. Kimliğindeki bu kırılmadan sonra Necip Fazıl şiir de, hikâye de, piyes de, hatta son zamanlarında roman da yazmıştır yazmasına ama ekseni Büyük Doğu fikriyatıdır ve artık kalemi o eksenin hizmetinde olup

Ver cüceye onun olsun şairlik
Şimdi gözüm büyük sanatkârlıkta

demesi bundandır.

Geçen yıl ahirete uğurladığımız Sezai Karakoç da aynı şekilde davranmadı mı? Şiir evet ama ya cemiyet? O zaman Mona Roza’nın romantik şairi Diriliş Neslinin Amentüsü’nü de yazacaktır.

Rasim ağabey de bu bereketli mektepten yetişti. Büyük Doğu, Diriliş, Edebiyat ve ardından diğer güzel adamlarla kurdukları Mavera dergileri. Yeni Devir’de başlayan köşe yazıları ve Cahit Zarifoğlu’nun emrivakisiyle iki kapak arasına giren İki Dünya adlı kitabıyla başlayan onlarca deneme ve fikir eseri sökün edecek ve 1980’lerden sonra içinde bu satırların yazarının da bulunduğu nesilleri adamakıllı etkileyecektir.

Demek ki, Rasim Özdenören sanatçı ve fikir adamı taraflarını el ele yürütebilmiş ender şahsiyetlerden biri olarak ayrı bir yerde durur kültür dünyamızda.

Peki yazma tutkusu, hatta “inadı”na ne demeli?

Gazete yazarlığı neredeyse 45 yıl kesintisiz sürdü ki, bu da ender rastlanan vasıflardan sayılır. Sade gazetelere değil, Mavera, Mostar ve Yeni Dünya adlı dergilere (bunlar benim bildiklerim) düzenli yazıları da ısrarla sürdürdüğünü biliyoruz.

Kendisini dağıtmadı, ana meselelerden gözünü ayırmadan devamlı yazdı.

Ufkunu daraltmadı, sürekli okudu, dünyayı, insanı ve İslam’ı anlamaya çalıştı.

Yazma iştahını hiç yitirmedi ki, bu da 82 yaşında vefat eden bir yazar için hiç kolay değildir.

Katıksız bir dava ve istikrar adamıydı. Eğilip bükülmez, doğrularına kimin karşısında veya hangi ortamda olursa olsun sahip çıkardı.

Bir keresinde eğitim sempozyumu mahiyetinde bir toplantıya katılmıştım. Kürsüye çıktı ve benden başka herkesin şaşkın bakışları altında Türkiye’de okulların kışladan bir farkı olmadığını, okulların çocukları eğitmeyip beyinlerini yıkadığını, Andımız dahil birçok totaliter ritüelin yaşadığı bir yerde öğrenmenin mümkün olmadığını vs. gayet basit ve net olarak dile getirdi. Kitaplarındaki o radikal, uzlaşmaz ve bükülmez karakterini olanca sakinliğiyle salona yansıttı. Yanımda oturanların “Biz Rasim Bey’i böyle bilmiyorduk” diye burun kıvırdıklarını bugün gibi hatırlıyorum.

Evet, Rasim ağabey buydu ve değişmemişti. Değişen onlardı.

*

Ölüm insanoğluna hayatı öğretir. Babamın 2018 Mart’ındaki vefatından beri yaşayarak öğrendiğim bir gerçek de şu oldu: Vefat haberi alındığında iki şey birden vuku buluyor: Ölümün etkisi bir ateş yalımı gibi hafızasına üşüşenleri yakıyor insanın. Hem üşüşme, hem de yanma eşzamanlı cereyan ediyor.

Bu satırları yazdığım günün sabahında gelen acı haber bir yığın hatırayı yerinden çıkarıp hücum ettirirken, ölümün tesiri onları kovuyor. Yine de hatırlamaya çalışıyorum. Birkaç kırıntı düşüyor önüme.

Yedi Güzel Adam’ın “Sekizinci Güzel Adam” denilecek derecede yakınları olan amcam Nihat Armağan (2005 yılında ahirete uğurlamıştık kendisini) çocukluğumdan beri aile içerisindeki sohbetlerde “Sezai, Nuri, Cahit, Rasim, Akif…” gibi isimleri zikrettiğinde bunların kim olduğunu merak ederdim. Amcam 1970’lerin başlarında nişanlandığında Bursa’da Yeşil semtindeki evimize kadar gelen arkadaşının Nuri Pakdil olduğunu öğrenecektim. Bu sırada babamın kütüphanesinde Batı Notları adlı bir kitap gördüm, üzerinde Nuri Pakdil yazıyordu. Böylece zikredilen isimlerin kimler olduğunu lif lif çözmeye başladım. Sezai’nin Sezai Karakoç, Cahit’in Cahit Zarifoğlu, Akif’in Mehmet Akif İnan, Rasim’in de Rasim Özdenören olduğunu büyüdükçe sökecektim.

Aralık 1976. Mavera diye bir dergi çıkmış. Amcam bir miktar dergi gönderiyor bana Bursa’daki kitapçılara bırakmam için. Bırakıyor, ay sonunda topluyor, yeni sayıyı yerine koyuyordum. Bu beş altı ay sürdü sanırım. Sonra amcamdan bir paket daha geldi. İçinde bu defa kitaplar. Rasim ağabeyin İki Dünya, Cahit Zarifoğlu’nun da Menziller adlı şiir kitabı vs. vardı. Bunların dağıtılması işini de bir süre üstlendim. Fikir eserleri okumaya başladığımda ilk yüzme derslerini aldığım kitaplardan biri de İki Dünya olacaktı.

Risale Yayınları ve İz Yayıncılık’ta yayın yönetmeni olarak çalıştığım yıllarda kitaplarını yayına hazırladığım da oldu. 1987’de çıkan Çapraz İlişkiler, 10 yıl sonra basılan Ben ve Hayat ve Ölüm adlı kitaplarına matbaadan çıkar çıkmaz ilk dokunanlardan biri oldum (bunun ne büyük bir ayrıcalık olduğunu yaşamayan bilmez).

Velhasıl önce aile dostumuzdu Rasim ağabey, sonra okuru, yayıncısı oldum, nihayet ailece dost olduk.

En son geçen bayramda aramıştım. Hanımefendi çıktı telefona; hastanede olduğunu, dua beklediğini söyledi. Şuuru açıkmış. “Aradığınızı ileteceğim” demişti. Bayramını bu defa uzaktan tebrik edebilmiştim.

Rasim ağabeyin 45 yıl önce kaleme aldığı yazısındaki şu tek cümle, onun dünyama ektiği tohumlardan biriydi muhakkak:

“Batı’nın, Türkiye’yi içine düşürdüğü açmazı bütün incelikleriyle kavrayan tek devlet adamı Sultan II. Abdülhamid Han olmuştur.” (İki Dünya, İz: 1998, s. 100.)

Okuyun gençler, sizi ‘gebe bırakan söz’ün ne zaman filizleneceğini nasibiniz tayin edecektir.

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: Mustafa Armağan
25-07-22
E mail: yeniakit.com
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
Yalnız Rasim Özdenören’i değil, bir sanat ve fikir ustasını kaybettik
Online Kişi: 12
Bu Gün: 82 || Bu Ay: 2.436 || Toplam Ziyaretçi: 1.931.053 || Toplam Tıklanma: 47.963.783