HALEB'E DÖNÜÞ

Halep, 12 Aralýk 2016'da Rus ve Ýran destekli Esed ordusu tarafýndan düþürülmüþtü. Üzüntümüz hadsizdi. 30 Kasým 2024'te geri alýndý.

YET- KERME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadýkça Yahudiler de Hrýstiyanlar da senden asla hoþnut olmayacaklardýr.
Bakara, 120.
HADS- ERF
Dünya tatlý ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kýlacak ve nasýl davranacaðýnýza bakacaktýr. Dünyadan ve kadýnlardan sakýnýn.
Müslim, Rikak, 99.
SZN Z
"Her kim selefin bilmediði bir amel icad ederse, Peygamber'in risalete ihanet ettiðini iddia etmiþ olur. Çünkü din tamamlanmýþtýr (Maide, 3) O gün din olmayan þey bugün de din deðildir."
Ýmam Mâlik
Kategori : / PORTRELER
Okunma Says: 724
Yazar: Hacer Yeðin
RASÝM ÖZDENÖREN ÝLE MÜLÂKÂT

Merhum Rasim Özdenören ile yaplm bir mülakat:

Rasim Özdenören: "Bugün Müslümanlar slâm’ sonradan edindii putlarn süzgecinden geçirebildii kadaryla yaayabiliyor."

"Oysa slam’la tanmak, ancak sahabilerin tabula rasa; “bo bir plak” hükmündeki zihinsel yaklamyla mümkün olur. Onlarn slam’ tand gibi hiçbir süzgeçten geçirmeden: “Resulullah böyle söylüyor ve dorusu budur” iâryla benimseyebilirsek o zaman kendimizi de tekrar yakalam oluruz." Hacer Yein'in röportaj.

Doumunuzdan bugüne, gerek çocukluk gerekse örenim hayatnz boyunca geçirdiiniz evrelere baknca babanzn ii, dolaysyla da tayinler, farkl ikametler, Malatya, Tunceli, Mara, stanbul, Ankara; Anadolu’nun farkl menzillerinde hep bir konargöçerlik hâli var. O yllardan, çocukluunuzdan biraz bahseder misiniz?

Sizin de bahsettiiniz gibi babamn memuriyeti dolaysyla ilkokul ikinci snftan üçüncü snfa geçtiimiz srada çocukluumuzun en civcivli döneminde; 1949-54 aras Malatya’da bulunduk. Daha sonra babamn tayini Tunceli’ye çkt ve bir yl sonra 1955 ylnn Mays ay sonlarnda babam emekli oldu ve böylece Mara’a dönmü olduk. Ancak benim için maceral bir dönü oldu, ortaokul son snftaydm; bitirme snavlarmz vard. Mara’a gidersem bu durumda beni tanmayan öretmenler nezdinde snavlara girecektim. Beni tanyan, performansm bilen hocalarmn yannda Tunceli’de snavlara girdim ve mezun oldum. 14-15 yalarnda, Temmuz ay balarnda Mara’a dönmek üzere tek bama yaptm bu uzun otobüs yolculuu; o zamanki artlar düünüldüünde benim için çok maceral oldu. Öte yandan yolculuk esnasnda yeni kitaplar tanmak, okumalar yapmak açsndan oldukça verimli olduunu da söyleyebilirim.

Aslnda seyahat etmeye dükün olmamakla beraber memuriyet hayatm ve aldm kritik görevler gereince çok seyahat ettim. Azerbaycan, ran, Balkanlar ve ngiltere dâhil Avrupa’nn büyük bir ksmn, Amerika’y, Afrika ülkelerini, hac münasebetiyle ve baka frsatlarla Arap ülkelerinin bir ksmn görmü oldum. Bu yolculuklarn getirdii heyecanlar ve birikimler deneyimlerimizde mutlaka bir yer tutmutur.

Yükseköreniminizi stanbul’da hem gazetecilik hem de hukuk eitimi alarak tamamladnz. Daha sonra ekonomi konulu yüksek lisans için Amerika’da bulundunuz. Devlet Planlama Tekilat’nda uzman yardmcl, uzmanlk, Kültür Bakanl’nda bakanlk müavirlii vs. farkl vazifeler var. Bu kadar çeitli uzmanlk alanlar ilim/irfan yolculuunuzda nasl bulutu?

Bu durum zannediyorum daha çok kiisel eilimle ilgili bir olay. Resmi hizmetlerin dnda çocukluumdan beri hukuk, matematik, felsefe, iktisat, astronomi, corafya, güzel sanatlar gibi farkl alanlara hep ilgi duydum. Okuduum eserlerin yelpazesi de oldukça geniti. Tabii sonralar roman/hikâye düzleminde okuduum isimler konusunda seçici olmaya baladm ve nihayet u anda beendiim ve etkilendiim kalemler azald.

Rasim Özdenören’in favori listesinin ilk bei kimlerden oluuyor?

En bata Dostoyevski ve William Faulkner gelmekle beraber John Dos Passos (özellikle Manhattan Transfer kitab), Virginia Woolf ve Kafka benim favori listemi oluturur. Tabii Dou klasiklerini de buraya eklememiz gerekir. Bunlarn yannda özellikle ortaokul çalarmda beni etkileyen ve hangi dile çevrilirse çevrilsin zevkle, keyifle okunabilir düzeyde, dünya çapnda olan öykü yazarmz; Ömer Seyfettin’dir. Dostoyevski’ye en çok yaklatrdm yerli yazarmz ise Peyami Safa’dr. Mizahi hikâyede Aziz Nesin özel bir dehadr.

Herkesin malumu, Rasim Özdenören; o 7 güzel adamdan biri. Yol arkadalarnzla birlikteliinizde kendinizi konulandrdnz yer neresi, aranzdaki özel harmoni içerisinde sizin hususiyetiniz neydi?

Yazarlk dnda kiisel ilikiyi esas alacak olursak bu arkadalarmz arasndaki tutkal ilevini ben görürdüm. Bunu söylemek ne kadar bana düer bilemiyorum ama (ben söylemesem bilinebilecek bir olay deil) eer benim çabalarm olmasayd o arkadalarmz bu kadar uzun süre bir arada kalamayabilirdi. Bir yola çktmzda yol arkadalarm tabiatm gerei gözetirim; önden gidenlere beklemeleri; arkadan gelenlere acele etmeleri yönünde telkinde, uyarda bulunurum. Menzile ulancaya kadar arkadalarm bir arada tutmaya çalrm, dalmalarna müsaade etmem. Örnein en akl banda görünen Erdem Bayazt; diyelim bir piknik ortamnda, kendini doaya brakr. Bir defasnda Cahit’le yan yana yürürken bana haber vermeden yanmdan ayrlm, ben de her naslsa farkna varmadan Cahit’e anlatyorum zannyla konumam bir yabancya anlatarak sürdürmüüm... Ama Cahit olayn farknda deil... Biraz sorumluluk duygusu biraz da karakter yapsyla ilikili olduunu düündüüm bir ahvâl olabilir. Lisede kendi yazlarm, stanbul’daki, Ankara’daki dergilere gönderirken Cahit’in, Erdem’in, Alaeddin’in iir yazdn örenince onlarn iirlerinin yaynlanmasna da ön ayak olmuumdur.

Bildiimiz kadaryla edebi literatüre ilk katky lisede arkadalarnzla birlikte çkardnz; “Hamle” dergisiyle yapyorsunuz. O amatör ruhun kvlcm, çk noktas ne oldu?

 

Onun öncesinde mahalli gazetelerde denemelerimi yaynlyordum. Biz henüz lisedeyken Mara’ta çkan muhtelif gazetelerde günlük yazlarmz, siyasi ve önemli bulduumuz meselelere dair görülerimizi yaynlyorduk. Ancak “Gençlik Gazetesi” adnda yeni çkmaya balayan ve ilk saysndan itibaren bir arkadamla katkda bulunduumuz o gazetede düzenli olarak sanat/edebiyat sayfas hazrladk. Mekân ve gezi röportajlar yaptk. Bu süreçte yerel yayn organlarnda sadece bir öykümü müstear isimle yaynladm. Öykülerimin ulusal dergilerde yaynlanmasn istiyordum çünkü... 


 

Yedi güzel adam ekseriyetle iirde derinleirken siz öyküye yöneldiniz. Neden öykü?

Genelde yeni balayanlar ilk olarak iire yönelirken bendeki eilim öyküye olmutur. lkokul ikinci snftayken Mara’ta, daylarmdan birisi bana bir hikâye kitab hediye etmiti. Hediye derken öyle cicili bicili, ambalajl bir paket aklnza gelmesin. Kapa bile yoktu. Tabii, o dönemde kitap o kadar kymetli ki, bana gelinceye kadar o kitap kim bilir kaç kiinin elinden geçmiti. Kapa olmad için kitabn adn da hatrlamyorum, ancak bir Kzlderili çocuun öyküsü anlatlyordu. Bir batakla düer ve at kuyruunu uzatarak çocuu kurtarr. Yine ayn kitapta; “Deniz’in Suyu Niçin Tuzludur?” isimli bir hikâyeden çok etkilenmitim. Hikâyeye ilgimin balangc o kitap olabilir. Daha sonra Malatya’da mahallede çocuklar arasnda elden ele dolaan Hz. Ali’nin Cenkleri serisini severek okudum. Bizim bilinçli okumalarmzn temelini bu dönem oluturdu. Daha sonra Abdullah Ziya Kozanolu’nun, Feridun Fazl’n, Turhan Tan’n tarihi romanlar; Kerime Nadir’in, Ethem zzet Benice’nin popüler ak romanlar; Esat Mahmut Karakurt’un yakn tarihe ilikin romanlar, araya giren Ekmekçi Kadn gibi eserleri o dönemde okuduk. Ortaokul üçüncü snftayken Tunceli’de bitirme snavlarna hazrlanrken 10-11 ciltlik Ömer Seyfettin Külliyat’nn tamamn okudum,  okuma zevkimizin ve birikimimizin balangcn bu kitaplar oluturdu diyebilirim.

lk öykünüz Akarsu” 1957’de Varlk dergisinde yaynland. Bu öykünüzün sizin için özel bir anlam var m?

Ben, Varlk Dergisi’ni Sait Faik Abasyank’n ilk ölüm yl dönümü münasebetiyle (1955, Mays) yaynlanan anma yazlaryla tandm. Dergiye bir mektup yazdm ve neden hep olgun yataki adamlarn eserlerini yaynladklarn, gençlere frsat vermediklerini, sordum. Fakat cevaplar moral bozucuydu, cevapta; iki seneye kadar hazr hikâye rezervlerinin olduunu söylüyorlard. Bunun üzerine dergideki farkl bir köe olan “Köyden Sesler” bölümüne Akarsu’yu gönderdim ve 1 Ocak 1957’de yaynland.

Geriye dönük iz sürdüümüzde 1962 ylnda Sezai Karakoç’la yollarnzn kesitiini görüyoruz. Bu tankln sizin hayatnzdaki etkileri ne oldu?

Biz, Sezai Karakoç’la tantmzda fikrî bir aray içindeydik. Günü birlik siyasi meselelerden ziyade dünyann ve Türkiye’nin gidiatn sorguladmz bir dönemdi. Hararetli Cumhuriyet kutlamalar ve demirba marlar da bu sorgulamalara yol açyordu. Marlarda dile getirilen ana yurdun demir alarla falan örülmediini fark etmeye balamtk. Okuduumuz kitaplarda, örnein Peyami Safa’nn “Türk nklab’na Baklar”nda,  Mümtaz Turhan’n “Kültür Deimeleri”nde veya baka kitaplarda, dergilerde okuduumuz yazlarda Cumhuriyet’e güzellemeler yaplyor ancak aradma cevap bulamyordum... Oralarda inklaplarn kökenine veya baarl olup olmadna sofistike bir retorikle deiniliyor, fakat tarihsel temelde bir eletiriye giriilemiyordu.

Biz stanbul’a geldiimizde Nuri Pakdil Hukuk Fakültesi son snftayd. Fakülteyi bitirdikten sonra askerliinin kta hizmeti için Bitlis’e gitti. Oradan gönderdii mektuplarnda; sürekli Sezai Bey’i görüp görmediimizi, soruyordu. Bu vesileyle 1962 ylnda, Mart aynn ortalarnda Cahit ve Alaeddin’le bir cumartesi günü, Karaköy rhtmdaki adresinde kendisini ziyarete gittik. ki, iki buçuk saat kadar süren o sohbetin tadn anlatmam mümkün deil. Vedalarken Sezai Bey “bu konutuklarmz, keke bir dergimiz olsa da yaynlayabilsek” diye bir temennide bulununca daha önceden Abidin Mümtaz Ksakürek’in çkard ama o srada kapanm olan bu dergiyi benim çkarmam teklif ettii Türk Sanat dergisi aklma geldi. Ona bu teklifi söyledim. Buna cevab öyle oldu: “Ama biz Müslümanz!” O derginin muhafazakâr bir çizgisi olsa da slami bir bilinci olmadn kastediyordu. Bu cevapla benim yaklak dört/be yldr kafam kurcalayan puzzle’n parçalar yerli yerine oturmu oldu, benim için ikinci bir soruya mahal kalmad. Ondan sonra da zaten Sezai Karakoç’a tutkun oldum. Bütün anlattklarn, yazdklarn örenmeye, sürekli yannda olmaya gayret ettiim bu süreç... Onun yazd bir dönemde, bizim yazmamz caiz olmaz diye düünerek yazmay braktm bir fetret dönemine girdim...

Çok Sesli Bir Ölüm (1974) adl eserinizin TV filmi yapld ve Prag’daki Uluslararas TV filmleri yarmasnda jüri özel ödülünü ald. Ödül almasndaki hususiyet sizce ne oldu?

 

Anadolu’nun bir dönemini; 1950’li yllarn Türkiye’sini en sade ve açk biçimde yanstan “Jüri Özel Ödülü”nü verdikleri bu eser, teknik yetersizlikler nedeniyle siyah/beyaz çekilmiti.  Renkli ekranlara geçi yaplm olduu için esasnda birincilik ödülüne lâyk görülmüken esere de hakszlk yapmamak için ayr bir kategoride deerlendirilmi oldu. Ödül filme verildii için katks olan herkesin toplu baars olarak kabul edilmeli...

 

Çarplmlar (1977) adl eseriniz biçimsel özellikleriyle dierlerinden ayrlyor. Batan sona hiç noktalama iareti görmüyoruz. Bu, bize ne anlatyor?

Bunu sorduklarnda cevabm kabulde zorlanacaklarn bildiim için: “mla kurallarn bilmediim için” diye geçitirdiim bu soruya ilk kez burada cevap vermi olaym. Belki çocukça görünebilir ama o zaman öyle düünmütüm; “Kur’an’da da noktalama iaretleri yok ama anlalyor.” Hafz Hattat Osman’n kaligrafisinde ayetlerin arasna koyduu gül resimleri var. Ben de buna benzetmeye çalarak cümleleri büyük harflerle balattm.

 

Türkiye’de X,Y,Z kuaklarnn birletii ve kendini bulduu nadir eserlerden biri; Gül Yetitiren Adam (1979). Batllama sürecimize odaklanan bu eserinizin zamanlar ötesi mesaj, misyonu neydi? Neden bu kadar sevildi?

Aslnda bu sorunun eletirmenlere ve edebiyat tarihçilerine sorulmas gerekiyor ancak ben kendi ürünüme de dardan bir okur olarak bakabiliyorum. O kitaba da bir okur olarak baktmda görünen u; ayn dönem, iki farkl düzlemde anlatlyor. Ayn dönemin iki farkl düzlemde ve iki farkl mekânda; biri, Anadolu’nun küçük bir kasabasnda, dieri de bir dünya metropolündeki kartl çok ilgi çekicidir. Kentsel alann kahramanlarnn anlatld retorik hep dardan yaplan gözlemlere dayanyor ve sadece filleri anlatlyor. Birçok kahramann birbirleri arasndaki karmak ve interaktif ilikisi konu ediliyor ve yazar bile belki karakterler arasndaki ilikilere tam vakf deil. Esasnda bu insanlar sanld kadar ruhsuz deil, aclar, dertleri var lâkin biz bunu sadece bir hissiyat olarak alglyor ve anlamaya çalyoruz. Beri tarafta ise krk-elli yl boyunca evinde oturan ve gül yetitiren bir adam konu ediliyor. Dardan görünen hiçbir eylemi olmamasna ramen bütün mücadele iç dünyasnda gerçekleiyor ve aslnda anlatlmas çok zor bir durum.

 

Birinde tamamen sükûnet hâli dierinde ise tam bir kargaa diyebileceimiz bir hareketlilik... Ancak birinin iç dünyasna hiç dokunulamazken dierinde görünür bir hareket alan yok. Ancak bu kiinin kendisini murakabe edii dolaymnda bize bütün bir yakn tarihimizi, bamzdan neler geçmi olduunu anlatyor. Sadece bir sabah namaz boyunca ahit olduu ve reddettii reel dünya aslnda kendisini de içine alan bir dünya... Tabii, bu ahitliinin bir diskuru var: “man, içinizdedir; onu siz kendiniz bilirsiniz. Ancak slam darda yaanr ve üstünüzde görünür olmak ister. Eer Müslüman olduunuzu söylüyorsanz biz, bunu fiillerinizde, yaam biçiminizde, klk kyafetinizde okuyabilmeliyiz.” Kendi deerlerinden tamamen uzaklam, yozlam bir hayatn olduu bu düzlemin her bir ögesini (insanlarn klk-kyafeti, sokaktaki kaldrmlardan, vitrinlerde tehir edilen ürünlere kadar) hayretle ve esefle karlyor. Burada; “Gül Yetitiren Adam”n protestosu ve direnii çok manidar, çünkü bireysel olarak Rabbiyle kendisi arasndaki o mahrem münasebete ne kadar sk bir ballk olduunu gösteriyor.

Kuyu (1999)’nun yaynland dönem, Türkiye’nin Yusuflar’nn kuyuda olduu zamanlara tekabül ediyor. O zamanlardaki kültür/sanat ortam nasld?

Kuyu 1999’da yaynland ancak yazma balanmas en az 10/15 sene öncesidir. Uzun bir ara verildikten sonra tamamlanr. Dorudan Hz. Yusuf kssasyla ilikisi olmamasna ramen iki Yusuf ve iki Züleyha arasnda elbette baz benzerlikler kurulabilir.

 

“Rasim Özdenören” deyince yerlilik unsurlar ve salam kurgusal özellikleriyle Türk hikâyeciliinin yepyeni bir çandan bahsetmi oluyoruz. Sizin, hikâyede yakaladnz bu rafine dilin mihenk talar nelerdir?

Yazya baladm lise yllarnda, hikâyelerimi gönderdiim dergilerden biri; Türk Sanat’yd. O yllarda revaçta olan Orhan Kemal’in, Yaar Kemal’in eserlerinde rastladmz ive taklitleriyle hikâyelerimi yazyordum. nce Memed’in, Mara’n da içinde bulunduu Çukurova hinterlandnn ivesini öykülerime yanstyordum. Bu öykülerimden birine gelen bir cevap (1957): “ive taklitleri, yerinde kullanld takdirde etkili olur.” eklindeydi. Bu cümle; benim bütün edebiyat anlaymn kökenini oluturur. Bu cevabn sahibi muhtemelen ya Abidin Mümtaz Ksakürek’tir yahut da derginin sahibi olarak görünen Fikret aholu’dur. Bu cevap benim cümleyle, söylemle yani retorikle ilgili dilin önemi üzerinde düünmemin yolunu açt. Hikâyenin etkili olabilmesi için; dile çok dikkat edilmesi gerektiini fark ettim. Onun dnda da gerek meslek kitaplarnda gerekse farkl alanlardaki okumalarm (roman, hikâye, deneme, düz yaz ne olursa) dili merkeze alarak yaptm. 1950’li yllarda Varlk Dergisi’nde ve baka dergilerde Hikmet Dizdarolu’nun kitap tantm yazlarnda; kitabn kapandan, muhtevasna kadar her detay ele alan incelemelerinden kendime göre çkarmlarda bulunuyordum. Dergilerde yazarlar arasndaki polemikleri, her iki taraf açsndan okuduumda; benim dardan gördüüm eyle, o kiilerin konu ettii eyin farkl olduunu görüyordum. Aslnda bu münakaalarda benim gördüüm; taraflarn terminolojide mutabk olamamalar ve neticede birbirlerini anlayszlkla suçlamalaryd ve benim nazarmda iki taraf da hakszd. Bunun üzerine lise ikinci snfta; “Terimlerde Anlaamamak”(1957) adl bir deneme yazdm ve Antep’te çkan Meale adl dergide yaynladm. Tarihsel olarak Tanzimat’a dayal olduunu düündüüm kavram kargaas sorunsal ve “Kafa Kartran Kelimeler”in kökeni de oraya dayanr. Bizim bu kör dövüü brakabilmemiz için Bat’yla farkllk arz eden kavramlarmz yerli yerine koymamz lazm. Tabii, bütün bu düünce süreci yazya intikal ediyor deildi ancak dil konusunda en azndan kendimiz açsndan tutarlla sevk eden bir çabaya yol açt.

Hikâyeciliiniz zaman zaman Cumhuriyet’le balayan köklü kültürel dönüümlerle insanmzn genetik hafzasn kaybetmesi ve bunun açt toplumsal yaralara odaklanyor. Bugün geldiimiz noktada, ifa unsurlarmz nelerdir, nasl iyileiriz?

Biz, Tanzimat’tan bu yana inancmz da yitirmi durumdayz. Bunu Ziya Paa:

slam imi devlete pâ-bend-i terakki

Evvel yo idi ibu rivâyet yeni çkt.

eklinde ifade ediyor. slam’ küçük görünce kendimizi küçük görmeye balamz, problemin kökeni buraya dayanyor. Kendimizi bulabilmemiz için slam’la yeniden tanmamz gerekiyor.

Kafamz o kadar abur cubur meselelerle yozlam ki balantnn tam olarak nerede koptuunu dahi ayrmsayamyoruz. Bu gün Müslümanlar slam’ sonradan edindii putlarn süzgecinden geçirebildii kadaryla alp yaayabiliyor.  Oysa slam’la tanmak, ancak Sahabilerin tabula rasa; “bo plak” hükmündeki zihinsel yaklamyla mümkün olur. Onlarn slam’ tand gibi hiçbir süzgeçten geçirmeden: “Resulullah böyle söylüyorsa dorusu budur” iâryla benimseyebilirsek slam' tekrar yakalam oluruz.

“Roman bir sava alandr oysa hikâye bir düellodur” diyorsunuz. Bunu biraz açabilir misiniz?

Romanda da hikâye de iki cephe var saylyor bu cümlede. Ancak sava alannda kalabalk bir cephede binlerce kiiyi tek tek konu etmekle ile düelloda, daha dar bir alanda sadece iki kiinin savan konu etmek birbirinden farkldr. Romandaki o genilik, düellonun iki kiilik savann retoriindeki ayrntnn yanstlmasna müsaade etmez oysa hikâyede ayrnt önem kazanr.

Rasim Özdenören’in yannda ikiziniz Alaeddin Özdenören’den bahsetmemek olmaz. Birlikte yer aldnz onca projenin dnda, kardeinizin sizin yâdnzda, aynanzda yeri neydi?

Kendisini 26 Haziran 2003’te kaybettik. Biz, dünyaya gözümüzü açtmz andan itibaren birbirimizi hem bu dünyann hem de kendimizin birer parças olarak görüp tanm olduk. Özel hayatmzda hiçbir ayrma uramadan adil muamele görerek yetitiimiz için aramzdaki bu ahenk bizim çevreyle olan ilikimize de yansd. Birimizin baars öbürüne daima sevinç vermitir. Ben aslnda Alaeddin’i tam anlamyla o öldükten sonra kefettim. Baz yazlarn (örnein; Açl/Yorum yazlar; Hece yaynlarndan çkmt) dergilerde görür; bana sonuna, öyle bir bakar ancak tamamn okumazdm. Zannederdim ki bir epigrafla balayan o yazlar; mevzubahis ahs hakknda Alaeddin’in bir mütalaasdr. O öldükten sonra detayl olarak eildiimde, kendisine hayran kaldm. Oysa o girizgâh, bir tramplen ilevi görüyor; kendisi o tramplenden atlayp deryaya dalyor. Örnein; yazlardan birinde, bir arabann tamiratndan bahsediyor; gördüm ki çok derin bir motor bilgisi var. Hangi aralkta bu malumat edindiini merak ettim. Olsa olsa askerliini topçu olarak yapm olmasndan kaynaklandn düündüm.

Hatta ayp olmazsa diyeceim ki Cahit’in “Yaamak” kitabndan daha üstün bir retorii var onun üslubunun, ancak ikisinin de hakkn teslim etmek adna, Türkçe’nin iki nadide eseri; Cahit Zarifolu’nun ‘Yaamak’ ile Alaeddin Özdenören’in bu metinleridir, diyebiliriz. Sadece bu metinler de deil denemelerindeki ve eletirilerindeki üsluplu/iirsel fikir söylemi çok ilginçtir ve hayranlk uyandrcdr.

Yazarlar, airler diyar; memleketiniz Mara’n sizdeki yeri nasldr?

Mara; bizim ana ocamz, ilk damak zevkini aldmz, mutfandan beslendiimiz, meyvelerini tattmz, toprana bastmz yerdir. Ömrümüz boyunca çok bir zaman geçirmemi olmamza ramen – yaklak toplam 11 yl- hayatmzn tümünü etkileyen; hayatmza biçim veren bir önemi vardr Mara’n. Bunun yannda babamzn stanbullu oluu nedeniyle evimizde bir stanbul atmosferi da etkiliydi. Onun hiç Mara ivesiyle konutuunu anmsamam. Mara ivesiyle taklitler yapan ninemle zaman zaman tuluat yaptklar olurdu. Biz et ve bulgur arlkl Mara mutfandan beslenirken, babam kendi yapt zeytinyal yemekleri, salatalar tercih ederdi. Dolaysyla evimizde çift kültürlülük hâkimdi. Bu durum muhtemelen edebi birikimimize de yön vermi olabilir. Çocukluumuzun üçte birinin Malatya’da geçmesi de bir dönüm noktas olarak bizi etkilemitir. Benim hikâyemde dikkatli bir göz; nerede Mara, nerede Malatya, nerede stanbul var; ayrmsayabilir. Bu kültür mozaiini içselletirmi ve mezcetmi olmamz o bahsedilen “yerlilii” yakalamamza imkân salad. Modern denilen yöntemler de (örnein bilinç akm) adn koymasak da daha o yllarda, teknik olarak yaz tarzmzda yer almtr. Bilinç akmnn adn bile duymam olduum lise yllarmzda o tarzda kaleme aldmz öyküler olmutur.

Geçmiten gelecee uzanan hakikat yolculuunuzda, önden giden atllardan biri olarak sizin ayak izlerinizi takip eden genç arkadalarmza özellikle neyi önerirsiniz?

Erdem Beyazt’n iirinde, ölen arkadalarn kastettii “önden giden atllar” tabiri burada öncü atllar olarak da yorumlanabilir. Benim her zaman samimiyetle söylediim bir husus var: “Aslnda bizim yeni kuaktan öreneceklerimiz var.” Bizim kullandmz teknoloji, okumamza yardmc olmas içindir, lâkin yeni nesil onun içine domutur ve tarihi olarak yepyeni bir evreye girdiimiz açktr. Bizim kütüphaneler dolusu kitabmz, teknoloji sayesinde tek bir mikroçipe syor. Her ne kadar kitap fuarlarnda: “Bu kâdn kokusunu tabletten alamazsn” diyerek ifade etsek de bu süreç; nesillerin birbirini reddetmeden birbirinin içine geçerek ve birbirini besleyerek devam etmesi gereken bir süreçtir. Eer çok bencilce bulmazsanz; yeni neslin benim kitaplarm okuyarak yetimesini, arzu ederim. Çünkü buradan balarlarsa bizden Sezai Karakoç’a, ondan Necip Fazl’a, oradan Tanzimat’a, Tanzimat’tan Divan Edebiyat’na ulamak daha kolay ve akc olur. Ancak geçmiten balayarak günümüze ulamak daha zordur. Eskiden balayanlarn günümüze sçramas pek mümkün olmuyor. Günümüzü iyi anlayan; geçmie ister istemez müracaat ediyor.

Bize son olarak vermek istediiniz bir mesajnz var m?

Bize bu frsat veren Makas Dergisi’ne ve çalanlarna çok teekkür ediyor; baarlarnn devamn diliyorum.

 

Röportaj: Hacer Yein

Yaznn kaynana ulamak için tklaynz.

Yazar: Hacer Yeðin
25-07-22
E mail: dunyabizim.com
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı iin henz yorum yapılmamıştır.
RASÝM ÖZDENÖREN ÝLE MÜLÂKÂT
Online Kii: 30
Bu Gn: 737 || Bu Ay: 5.829 || Toplam Ziyareti: 2.928.943 || Toplam Tklanma: 58.614.750