ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir düşünce için ölümü göze almak, kendini feda ediş değil; hayatı anlamlandırmaktır.
İsmet Özel
Kategori : İKTİBAS / Muhtelif Mevzûlar, Yazarlar, Yazılar
Okunma Sayısı: 345
Yazar: D. Mehmet Doğan
100. yıl marşı ve edebiyatımızın, sanatımızın geldiği nokta!

100. yıl marşı ve edebiyatımızın, sanatımızın geldiği nokta!İstiklâl Marşı’nı “cumhuriyet marşı” sananlar var!

Bayrağımız gibi, İstiklâl Marşımız da Cumhuriyet öncesine aittir. Her şeyi Cumhuriyet’le başlatanlar, bayraksız ve millî marşsız bir devlet olabileceğini sanıyorlar!

Köksüzlük iddiası hastalıklı bir haldir. Hadi bayraktan, İstiklâl Marşından vaz geçin, tarihimiz Cumhuriyet’le başlasın!

İstiklâl Marşı’nın büyük bir şairimiz tarafından yazılması, her bakımdan mühimdir. Şairi marşı büyütüyor, marş şairini yaşatıyor. Ve bu marşın ideolojiyi, ideolojinin gölgesinde imal edilen anayasaları, kanunları aşan bir muhtevası var. Ve onu büyük yapan, millî mutabakat metnimiz yapan da budur.

Bu Marş ideoloji çerçevesinde kalsa idi, bir değeri olmazdı. İdeolojiler siyasetin sahasındadır. Geçen yüzyıl ideolojiler çağı idi. Bir yüz yıl içinde ideolojilerin tükenişini gördük. Türkiye hariç ideolojik kalıntılar temizlendi, ideoloji ile yönetilen ülkeler baskıdan kurtuldu, düşünce hürriyetine kavuştu. Fakat Türkiye’de bu yapılamadı, ideoloji kültleştirildi. Türkiye’de hâlâ ideoloji düşüncenin kâbusudur! Bu ülkede Anayasa’nın, kanunların tanıdığı hürriyetler ideoloji tarafında hiçe sayılır. İdeolojik gerekçelerle birçok insan linçe maruz bırakılır, mahkûm edilir.

            Dili inkâr edilen, müziği yok sayılan bir milletin marşı!

Bayrağı, marşı, milleti, vatanı… Osmanlı bakiyesi olan bir cumhuriyetin 100. yılını kutluyoruz. Bir çoğumuz “dil”i de unutmayın diyecektir. Evet dilimiz de Cumhuriyet öncesinden devralınmıştır. Fakat ne yazık ki, 1932’den itibaren bin yıllık Türkçemiz, uydurma bir dille, “arıdil”le değiştirilmek istenmiştir. Arıdil anlayışı Türkçeyi zaafa uğratmıştır. Maalesef bu zaaf edebiyatı, düşünceyi ve ilmi zayıflatmıştır. Bugün akademinin dili içinden çıkılmaz bir hal almıştır.

Şunu iddia ediyoruz: Cumhuriyet döneminde Osmanlı devrinde yetişmiş şairlerden, yazarlardan daha büyükleri yetişmemiştir! Fikir sahasında, ilim sahasında da bu böyledir. “Hayır şunlar daha büyüktür” diyenler, buyursunlar,, bizde öğrenelim. Eğer varsa birkaç büyük isim, bunların ideolojinin sahası dışında kişiler olduğu, köklü edebiyat ve düşünce geleneğimizde beslendiği görülecektir.

İstiklâl Marşı cumhuriyet öncesindendir, şairi büyük bir Osmanlı yani Türk şairi idi. Cumhuriyet’in ayrı bir milli marşı yoksa da “10. Yıl Marşı” vardır. Faruk Nafiz Çamlıbel ve Behçet Kemal Çağlar tarafından yazılmıştır. Bu propaganda marşı her türlü zaafına rağmen tecrübeli şairlerin kaleminden çıktığını ilan eder. Çünkü bu şairleri Osmanlı bakiyesidir!

Cumhuriyet’in 50. yılında “Ellinci yıl marşı” yarışması açılmış ve yarışmayı Bekir Sıtkı Erdoğan kazanmıştır. Ellinci yıl marşı İstiklâl Marşı ile asla kıyaslanamaz, hatta Onuncu Yıl Marşı’nın havası da yoktur onda. Bekir Sıtkı Erdoğan, muhafazakâr bir şair olarak köklü şiir geleneğimizi bilen, o bilgi üzerinde yükselen bir şair olmakla beraber, 50 yıl Marşı çok başarılı bir şiir değildir. Fakat 50 yıl marşının yanında esamisi okunmayacak bir marş da, yine yarışma sonucu 75. yılda ortaya çıkmıştır.

Güneş gibi parlıyor

Yurdumuzda hürriyet

İnanç oldu bizlere

Ulu cumhuriyet

Şu mısralar şiir midir? Fikir bunun neresindedir? Cumhuriyetin 75. yılında bu mısralar ne ifade eder? Şairi ziraatçi imiş. Daha önceki marşların şairleri, şiirle uğraşan, şairlikleri tescil edilmiş kişilerdi. İlk defa şair olarak tanınmayan biri bir marş yarışmasını kazanıyor. 75. yıl marşı böyle ortaya çıkıyor.

Zihinlerimizde bu dört marşı kıyaslayalım bakalım. Bu kıyaslamanın sonucunu merak dahi etmiyorum! Seviye gittikçe düşüyor! Gidişe bakarak daha da düşecek denilebilir.

Yurt dışında tanınan, yurt içinde de bazı politik sansasyonlarıyla tanınır olan batı müzikçisi Fazıl Say bir yarışmaya filan gerek görmeden bir şiiri seçmiş ve İzmir Büyükşehir Belediyesinin desteği ile seslendirmiş. Alın size 100. yıl marşı!

Müziği ile ilgili bir şey söylemeyeceğiz. Şiir için de bir şey söylemesek mi acaba? Önce okuyalım bakalım:

Ver ver ver ver

Ver elini

Ver ver elini

Yıkalım karanlığı

Gel küçük sevinçler

duyalım kedere inat

Gökyüzünden sevgiden

söz edelim

Türküler söyleyelim

Aksın dolsun yüreğimize

Yarınların ışığı

Daha ne bekliyorsun

Ver ver ver ver ver elini

Göğün mavi şimşeği

Atamın gözlerinde

Toprak gülsün, gök tutuşsun

Güneş yansın, dönsün dünya

Daha daha, nice nice yüzyıllara

Dönsün dünya

Bu bir marş olabilir mi? Hem de Cumhuriyet’in 100. yıl marşı? “Atamın gözleri”nden başka mevzu ile alakalı bir şey bulabildiniz mi? Bulanlar haber versin! Bir hayli şiir kitabı olan Ayten Mutlu hanım yazmış şiiri. Keşke marş nedir? Bu konu üzerinde biraz tefekkür etse idi! İstiklâl Marşı’nın her bakımdan büyük anlam dünyasına nüfuz etmeye çalışsa idi.

Sözümüzü tekrarlıyoruz: Cumhuriyet devrinde şiirde de Osmanlının büyük şairleri ile aşık atacak büyük şair yetişmemiştir!

Bu durumda terakkiden değil, tereddiden bahsedilebilir!

Ve bu marş, hem sözleriyle, hem müziği ile büyük çöküşün ilanıdır.

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: D. Mehmet Doğan
25-04-23
E mail: tyb.org.tr
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
100. yıl marşı ve edebiyatımızın, sanatımızın geldiği nokta!
Online Kişi: 12
Bu Gün: 231 || Bu Ay: 7.742 || Toplam Ziyaretçi: 2.240.126 || Toplam Tıklanma: 52.350.908