Kategori : / ÎMAN VE İSLÂM | Okunma Sayısı: 199 |
İslâm’da ilim tahsili, ahlâk zemininde neşvü nema bulur. İmandan sonra ahlâk, Rabbani bir süreçtir. Ahlâk sürecini tamamlamayanlara ilmen icazet verilmez. Nitekim eski medrese usulü icazet veren âlimler, ilmin yanında salih amellerine şahid olmadıklarına, ahlâklarına güvenmediklerine icazet vermezlerdi.
Ahlâksız âlim, kılıcı eline geçiren deli gibidir; kimin boynunun köküne indireceği belli olmaz. Ahlâkı tamam olmayana ilmi icazet vermek veya âlim muamelesine tabi tutmak, kılıcı ellerinde tutan delilere kahraman muamelesi yapmak gibidir.
Ahlâksızlık, ilme ihanetin garantisidir. Ahlâksızlık, ilim sahibine zehir içtirir. Söz makas gibidir; doğru yerde kaftan, yanlış yerde kefen biçtirir.
İslâm; dünya hayatını tanzim, âhiret hayatını tahkim eden bir dindir. Kendisine hizmet edecek âlimlerden ahlâk ister. Ahlâkı kaybetmiş olan âlimler, dinen yok hükmündedirler.
Suya sormuşlar;
“Seni kaybedersek, nasıl bulacağız”
-Bir şırıltı duyarsanız, ordayım
Ateşe sormuşlar;
“Seni kaybedersek nasıl bulacağız”
- Bir yerde duman görürseniz, ordayım demiş
Sıra ahlâka gelmiş, aynı soruyu ona da sormuşlar,
Ahlâk;
-Beni kaybederseniz asla bulamazsınız…!
Ahlâkın olmadığı yerde ilim fayda yerine zarar verir. Ahlâksıza ilmi emanet, ilme ihanettir. Sahabeden Enes b. Malik (ra) rivayet ediyor. Rasûlüllah (sav) şöyle buyurdu:
“İlim öğrenmek her Müslüman üzerine farzdır. İlmi layık olmayana öğreten, domuzun boynuna yakut, inci ve altın takan kimse gibidir.” (Sünen-i İbn Mace, Mukaddime, B.17, Hds.224; İmam Suyutî, Camiu’s - Sağir Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, c.2, sh.546, Hds.2570)
Said Nursi (rh.a.) der ki: “Ahlâk-ı âliyenin, hakikatin zeminiyle olan rabıta-i ittisali ciddiyettir. Ve deveran-ı dem gibi hayatlarını idame eden ve imtizaçlarından tevellüd eden haysiyete kuvvet veren, heyet-i mecmuasına intizam veren yalnız sıdktır. Evet, şu rabıta olan sıdk ve ciddiyet kesildiği anda, o ahlâk-ı âliye kurur ve hebâen gidiyor” (Said Nursi, Muhakemat, Üçüncü Makale (Unsuru’l-Akide), İkinci Maksat.) Bir kişinin âlimliği, ahlâkı ile ölçülür. Ahlâkı kaybolanın âlimliğine güven kalmaz. İlim ciddiyet ve doğruluğu gerektirir. Ciddiyet ve doğruluk yüksek ahlakın esası ve temeli gibidir. Bu ikisi bozulur ise, ona bağlı olan ahlak da bozulur. Her hâli yalan ve laubali olan bir insanın güzel ve yüksek ahlak sahibi olması düşünülemez. Doğruluk ve ciddiyet nasıl güzel ahlaka zemin oluyorsa, güzel ahlak da zamanla doğruluk ve ciddiyeti geliştirerek ona zemin oluyor. Kanın vücutta deveran etmesi gibi, bunlar arasında da birbirlerini geliştirme noktasında bir devir ve deveran söz konusudur. İlim, ahlâk ile neşvü nema bulur. İmam-ı Malik (rh.a.)’in önde gelen öğrencilerinden Abdurrahman b. Kasım [rahimehullah] şunları söylüyordu: “Ben imam Mâlik’e yirmi yıl hizmet ettim. On sekiz yıl edeb öğrenmeyle ilgiliydi. İki yıl ise ilim öğrenmek içindi. Keşke bütün bu zamanı edeb öğrenmekle geçirseydim.” (Ahlâku Selefi’s- Salihin Tenbîhü’l Muğterrîn/Mustafa Çelik, Sh: 95, İst/ 2023) İslâm dininin müntesipleri, ilim kadar ahlâka, edebe, adaba önem vermezlerse, İslâm’a hizmette bir adım dahi ileri gidemezler.
Müslüman olarak sahip olduğumuz ilmin hayatımızda ve toplumda karşılık bulması, ahlâk, edep ve adapla kaimdir. İhtilaflı oldukları Müslüman kardeşlerine Ebu Cehil, Ebu Leheb muamelesi yapanlar, henüz ahlâkla, edep ve adapla tanışmamış olanlardır.
İslâm dininde iman, ilim, amel ve ahlâk ayrılmazlığı esastır. İlmine güvenerek ahlâk meselesinde müstağni davrananlar, taği olmaktan öteye geçemezler. İncinmek istemiyorsanız incitmeyeceksiniz. Müslümanların incitildikleri yerde de inci aramayacaksınız. Çünkü Müslümanların incitildikleri yerde inci bulunmaz!
Ahlâk; mü’minler için sadece bir kılavuz değil, aynı zamanda ilahî lütuflara erişim yoludur. İslâmi hizmetlerdeki bereketsizliğimizin sebebi, ahlâki zaaflarımızdır. İlim ve ahlâk ayrılmazlığının yaşandığı yerde ilahî bereket mü’minler topluluğu üzerine yağmur gibi yağar.
Ahlâkın dinden ve imandan, ilmin de ahlâktan, edepten bağımsız düşünülmesi mümkün değildir. Bir ömür boyu emek vererek elde ettikleri ilmi birikimlerini ahlâki bir zeminde hayata aktarmayanlar, kendilerini ve toplumu ifsad etmekten öteye geçemezler.
Ahlâki erdemleri kuşanmak, kötülüklerden kaçınmak her mü’min için olduğu gibi, âlim için de bir sorumluluktur. Rasûlüllah (sav) tarafından “mü’minlerin iman bakımından en ekmeli/olgunu ahlâken en güzel olandır” (Sünen-i Ebu Davud, Sünnet, 15) beyan buyrulmuştur. İslâm’da ilim tahsili, ahlâkla tamamlanan bir süreçtir. İlmin göstergesi ve hayata yansıması ahlâktır. Ahlâk, iman ve ilimle verdiğimiz kulluk ahdine vefa göstermek ve bütün benliğimizle Allah’a teslim olmaktır.
Yazar: Mustafa Çelik |
04-02-25 |
||
E mail: yeniakit.com | Tweet | ||