
| Kategori : / ÎMAN VE ÝSLÂM | Okunma Says: 551 |
Son yllarda çok farkl tartmalara konu olan kavramlardan biri de Ehl-i sünnet kavramdr. Tartmalarn taraflar bu ifadenin hem mefhumunun hem de delalet ettii eylerin sabit olduu düüncesiyle hareket ettikleri hissi uyandryor. Halbuki dier bütün kavramlar gibi Ehl-i sünnet de hareketli ve canl bir kavramdr. Ortaya çkt artlar ve tarih boyunca geçirdii dönüümler vardr. Ehl-i Sünnet adlandrmasnn ilk olarak hangi kaynaklarda ve nasl kullanld, muhtelif yazar ve düünürlerin hangi gruplar bu ad altnda zikrettii ve bunlarn gerekçelerinin neler olduu bu yazsnn vüsatna smaz, merak eden okurlar TDV slam Ansiklopedisi’nde “Ehl-i Sünnet” maddesine bakabilir. Bu yazda ben sadece Ehl-i sünnet kimliiyle ilgili üç kritik ilkeye iaret edip bir sonuca varacam.
1. Ehl-i sünnet ilkece müslüman olduunu ikrar edenleri müslüman kabul etmek, geleneksel ifadesiyle ehl-i kbleyi tekfir etmemek demektir. Fertlerin veya gruplarn yanl yorumlar olabilir. Bu ilke, yanl yorum ve tavrlara kar, eletiri hakkndan vazgeçmek deil, farkl görüteki ahs ve gruplar slam toplumu dnda görmemek anlamna gelir. Hz. Ali, Hasan Basrî, mam Ebû Hanife gibi kaynaklarda Ehl-i sünnetin önderi kabul edilen sahabe, tabiîn ve müçtehit imamlardan günümüze gelinceye dek Ehl-i sünnet, inanç ilkelerinden vazgeçmeden kapsayc bir emsiye olmay sürdürmütür. Bu balamda Ehl-i sünnetin akidesi ile cemaati farkldr. Akide istikrarl bir ekilde erken yüzyllardan beri muhafaza edilmitir. Sadece akideyi dikkate aldmzda mesela Mutezile Ehl-i sünnetin dnda kalr. Fakat “Ehl-i sünnet ve’l-cemaat” ifadesinde “cemaat” kelimesinin kapsam, akidenin snrlarn aacak ekilde tanmlanmtr. Buna göre Müslümanlarn çounluunun oluturduu gruptan ayrlarak müstakil bir cemaat oluturmayan ve ana bünye içinde kalan bütün gruplar Ehl-i sünnet kapsamnda yer alr. slam tarihine baktmzda ayet oldukça aznlk bir grup haline gelen Hâricîleri dikkate almazsak Ehl-i sünnetin dnda kalan tek grup aslnda ia’dr. Çünkü ia sadece akideleriyle deil, müstakil bir cemaat olmay mümkün klan tüm kabulleriyle farkllar. iîlerin sadece akaidi deil hem siyer kaynaklar, hadis kaynaklar, sahabe anlay, slam tarihi okumas ve velayet anlay farkldr. Ayrca iîler, Müslümanlarn ana bünyesinden ayr bir topluluk olutururlar. Dolaysyla akaidde Ehl-i sünnetten farkl olmasna ramen ayr bir cemaat oluturmayan ve müstakil bir cemaat olmann artlarnda farkllamayan Mutezile, Ehl-i sünnet ve’l-cemaatin organik bir parças olmuken ia hiçbir zaman böyle olmamtr.
2. Ehl-i sünnetin slam’n ana gövdesini oluturmas, cemaat kapsamn oldukça geni tutmasn gerektirdiinden ayn akaidin birbirinden köklü bir ekilde farkllaabilen yorumlarna imkân ve meruiyet vermitir. Bu balamda nazarî olarak birbirine rakip olan hatta zaman zaman tekfir derecesine varacak düzeyde birbirlerini eletiren metafizik akmlarn tamam Ehl-i sünnet çats altnda yer alabilmitir. Mesela kelamclarn yoktan yaratmaya ve âlemin hâdis olduu ilkelerine dayal metafizii, filozoflarn sudur teorisi ve âlemin ezelî olduu fikrine dayal metafizii ve sûfîlerin bu iki teoriyi mezceden zuhurcu metafizii ayn anda Ehl-i sünnet kapsamnda yer alr. Yani mâm Mâtürîdî, Cüveynî, Gazzâlî ve Fahreddin er-Râzî gibi kelamclar Ehl-i sünnet imâm olduu gibi atahatlaryla tannan Beyazd- Bestâmî ve vahdet-i vücûd teorisinin bânisi Muhyiddin bnü’l-Arabî Ehl-i sünnet mutasavvf, Gazzâlî’nin tekfirlerine maruz kalan Fârâbî ve bn Sînâ gibi müslüman filozoflar da Ehl-i sünnet filozofudur. Bu bakmdan Ehl-i sünnet kapsamnda yer almak, farkl tavrlar yok saymak anlamna gelmez, bütün bunlarn slam’n ana gövdesinin bir parças olduklar, birbiriyle iliki içinde var olabildiklerini ve etkileim içinde dönütüklerini ifade eder. Nitekim Memlük, Osmanl ve Babürlü tecrübeleri de bu duruma açkça tanklk eder.
3.Ehl-i Sünnet dtan gelen tehdit ve saldrlara kar cüretkâr ve mücadeleci olmak, müslüman toplumun kendi içindeki kargaa ve kavgalar hususunda mütehammil ve sabrl olmak, teenni ile hareket etmek demektir. Erken dönemde müslümanlar arasndaki iç savalarn yol açt ykm da dikkat alan bu ilke, tahammül snrlarn aacak noktaya varmad sürece sivil bir isyan tercih etmemeyi gerektirir. Tahammül snrlarnn genilii ve muhafaza saikinin güçlü oluu nedeniyle Ehl-i sünnet muhafazakâr bir tavr olarak deerlendirilir. Fakat Ehl-i sünnet, devrimci bir tahammül ve muhafaza gelitirmitir, deiim ve dönüümü sürece yayarak ykm olabildiince asgariye indiren bir devrim öngörür. Deiim ve dönüümü, tek yönlü yani sadece karsnda olann deiim ve dönüümü olarak görmez, muhatabyla birlikte kendi görü ve yorumlarn da yeniler. Ehl-i sünnetin sürece yaylan çift tarafl deiim ve dönüüm tavr, bilhassa siyasi meselelerde gündeme gelse de gerçekte siyasi bir tavrdan ibaret deil, siyasi ve içtimai meseleleri de içerecek ekilde hayatn tüm alanlarnda geçerli bir nazarî tavrdr. slam toplumunda Yunan felsefesinin dönütürülerek içselletirilmesi, hakikat-eriat tartmalarnda aykr görünen fikir ve tavrlarn hiss-i müterein bir parçasna dönütürülmesi, modern dönemde bilim, düünce ve kurumlarn yenilenmesinde hep ayn ilke görülür.
4. Bu üç ilkenin zorunlu bir sonucu olarak Ehl-i sünnet tarih boyunca ana bünye içindeki aykr topluluklarn varlnn garantisi olagelmitir. Hatta bu sadece Müslümanlar için deil, gayri müslimler için de geçerlidir. Bu sebeple slam tarihinde kurulan büyük imparatorluklarn tamam ya Ehl-i sünnet anlayyla ya da süreç içinde Ehl-i sünnet anlayna evrilen bir yaklamla yönetilmitir.
Bu ilkeleri çoaltabiliriz ama ben bunlardan bir sonuca varmak istiyorum. Türkiye’de zaman zaman Alevîlik meselesi gündeme geliyor. Fakat son yllarda Alevîlik biraz da solculuun ayrlkç söylemlerinin tesiriyle sanki farkl bir mecraya doru ilerlemeye balad. Halbuki Alevîliin varlnn garantisi tarihsel olarak Sünnîliktir. Evet, Alevîler kendilerini Sünnîlie kar konumlandrabilir ve buna haklar da olabilir ama Alevîlik Sünnî bloktan koptuu ölçüde özgün kimliini kaybeder. Nitekim özellikle seksen sonrasnda seküler akmlarn etkisine giren Alevîler bu anmaya maruz kald. Özellikle baz Bat Avrupa ülkelerinde Alevîliin ayr bir din olarak tannmas ve Bat Avrupa Türklerini yönetmesi siyasetinin bir parças olarak kullanlmas anmann boyutlarn daha derinden kavramamza imkân verebilir. Bu bakmdan Türkiye Alevîlii konusunda u iki durumun farknda olmayan hiçbir görü ve uygulama isabetli olamaz. Birincisi, Türkiye Alevîliinin amelde Hanefî olmasdr. Maalesef bu durum, Alevîlik konusunda yazan çizenlerin ve konuanlarn pek farknda olmadklar yahut farkndalklarnn kendilerinden dahi gizli kald çok önemli bir ayrntdr. kincisi ise Alevîlie kimliini kazandran usul, ayin ve uygulamalarn Sünnîliini bildiimiz Halvetî tarikatlarn usul, ayin ve uygulamalaryla yüzden doksan aan bir ölçüde örtümesidir. Alevîlikle ilgili tefekkürde ve atlacak siyasi admlarda bu iki durumun dikkate alnmamas yalnzca bölünme ve parçalanmalara tene olur.
Yazar: Ömer Türker |
27-10-25 |
||
| E mail: yenisafak.com | Tweet | ||