AYASOFYA ARTIK CAMİ

Bugünleri gösteren Rabbimize şükürler olsun!

 

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir düşünce için ölümü göze almak, kendini feda ediş değil; hayatı anlamlandırmaktır.
İsmet Özel
Son Dakika!
Kategori : İKTİBAS / Muhtelif Mevzûlar, Yazarlar, Yazılar
Okunma Sayısı: 4054
Yazar: Ahmet Selim
MÂNEVÎ VE FİKRÎ YARDIMLAŞMA




Daha huzurlu, daha güçlü, daha iyi olmanın, kısacası tekâmüle doğru yürümenin vazgeçilmez şartlarından biri, mânevî ve fikrî yardımlaşmadır. Hem fert için, hem âile için, hem millet için, hem dünya için bu şartın yerine ikâme edilebilecek bir başka çâre asla mevcut değildir.

Bencil duygular ve nefsânî temayüller, önce ferdin tekâmülünü durdurur. Yalnızlaşırız, kendi kendimizi tekrar eder hale geliriz, hissetsek de etmesek de acılarımız ve meselelerimiz artar, gayretlerimiz bir noktadan sonra, tam bir başarısızlığa mahkûm olur...

Zor meselelerin kökünde hep bu vardır. Mânevî ve fikrî yardımlaşmanın îcaplarını kavrayamayışımız, aslî çözümleri bulmamıza mânî oluyor.

Mücerrette kalıyor değiliz. Nice müşahhas meselelerin en zarûrî unsurları, MÂNEVÎ MESELE'nin şümûlü içindedir. Bütün canlılığıyla oradadır.

Düşünce, münhasıran zihnî bir hadise olarak gerçekleşmemelidir. Kalbimiz    düşüncelerimize ışık tutmalı ve istikâmet vermelidir. Bir mesele ilk bakışta tamâmen müşahhas bir mâhiyet takınıyormuş gibi görünebilir. Ama derinlemesine bakarsak, insan'ın varlığını doğrudan ilgilendiren hiçbir meselenin muallakta durmadığını, bir münâsebetler ağının ortasında bulunduğunu görebiliriz.  

Peyami Safa'dan bir cümle nakletmek istiyorum: “İçtimai dâvâların hepsi Allah inancına bağlıdır.” (1955)

Şu halde, nefsimizi bırakıp, kalbimize bakalım. Oradaki îman cevherinin ifademizi de zihnimizi de aydınlatmasına imkân verelim.

Sanki her ev ayrı bir vatan, her aile ayrı bir millet imiş gibi yalnız kendi menfaat ve saadetinin endişeleri içinde kalmamalı.

Mevzuumuza daha uygun şekliyle aynı hakikati şöyle ifade edebiliriz: Her ferd, ayrı bir dünya haline gelmemeli.

Ama geliyor işte, nefsimize gerekli disiplini kazandırıp bütün varlığımızı kalbimizdekilerle dolduramadığımız için, aynı kaynaktan gelen kıymet unsurlarının birleştirici tesirlerinden uzak kalıyoruz.

Sırası gelince hep söylenir: Büyük âlim yetişmiyor, büyük şâir, büyük mütefekkir, büyük devlet adamı yetişmiyor, bu mânevî meselenin bir safhadaki tezahürüdür. Yardımsız ve yalnız kalmış fertler, elbette ki büyük seviyelere ulaşamaz.

NOT: Vurgular bize âittir. (Doğruluş)

Yazar: Ahmet Selim
22-08-09
E mail: Mail Adresi Yok
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
MÂNEVÎ VE FİKRÎ YARDIMLAŞMA
Online Kişi: 14
Bu Gün: 106 || Bu Ay: 2.353 || Toplam Ziyaretçi: 1.737.175 || Toplam Tıklanma: 43.587.933