
| Kategori : / ÎMAN VE ÝSLÂM | Okunma Says: 3274 |
Geçen Çaramba (13 Nisan) gecesi yaptmz lm-i Hal programnda Kutlu Doum haftas, kandil geceleri vb. balamnda söz bid'at meselesine gelmiti.
Orada bid'atin sözlük ve stlah anlamlarnda kullanld yerlere dikkat edilmesi gerektiini söylemi ve Kur'an- Kerim'in iki kapak arasnda toplanmas ve Teravih namaznn tek cemaat halinde klnmas gibi birkaç örnek zikretmitim.
zleyenlerden baz kardelerimiz bu uygulamalarn "bid'at" olarak deil, "ictihad" olarak nitelendirilmesinin daha doru olduunu belirtiyor ve bu konudaki kanaatimizi soruyor.
Bunlarn Efendimiz (s.a.v) zamannda görülmeyen, Sahabe-i Kiram tarafndan sonradan icra edilen uygulamalar olduunda üphe yok. Gerek Kur'an- Kerim'in "Mushaf" haline getirilmesi ve çoaltlmas, gerekse Teravih namaznn bütün Ramazan boyunca tek cemaat halinde klnmas Efendimiz (s.a.v) zamannda görülen uygulamalar deil. Dolaysyla bunlar ve benzeri uygulamalar bid'at.
Ancak burada u incelii gözden kaçrmamak durumundayz. Bunlar ve benzeri uygulamalarn "bid'at olmas", Efendimiz (s.a.v) zamannda olmayp sonradan ortaya konulmu bulunmalar dolaysyladr; ancak bu, bid'at'in sözlük anlamndr. Bu anlamda bid'at, bir "kavram" deil, bir "kelime"dir ve nötrdür; herhangi bir hüküm ve niteleme içermez. Dolaysyla hadislerde yerilen, knanan ve sakndrlan bid'at bu deildir.
Buna mukabil, mam- Rabbani'de, e-âtbî'de ve daha baka isimlerde gördüümüz "bid'atin hasenesi-seyyiesi olmaz; bid'at bid'attir ve her bid'at merduttur" tavr, bid'atin "stlahî" anlamyla ilgilidir. Evet onlar, ulemann "bid'at- hasene - bid'at- seyyie" taksimini kabul etmiyor ve her bid'atin dalalet olduunu söylüyor. Bu doru. Fakat bir baka doru daha var: Onlar "her bid'at dalalettir" derken, dier ulemann "bid'at- hasene" olarak gördü eyi "sünnet" olarak deerlendiriyor.
"Kim slam'da bir "güzel sünnet" ihdas eder ve kendisinden sonra onunla amel edilirse, ondan sonra onunla amel edenlerin sevabnn bir misli kendilerinden de eksiltilmeksizin ona verilir. Kim de kötü/çirkin/günah bir sünnet ihdas ederse, ondan sonra onunla amel edenlerin vebalinin bir misli kendilerinden de eksiltilmeksizin ona yüklenir"(1) hadisi, Din'de, daha sonraki kuaklarn da sünnet ihdas edebileceini açkça ortaya koyuyor. Aksi halde "Kim slam'da güzel bir sünnet ihdas ederse..." demenin bir anlam olmaz.
Ancak buradaki "ihdas edilen sünet"in mahiyeti son derece önemlidir. Bu sünnet herhangi bir Kur'an ve Sünnet nassyla ve herhangi bir er'î prensiple çatma/çelime tekil etmemelidir. te böyle uygulamalara bir ksm ulema "bid'at- hasene" derken, mam- Rabbanî, mam e-âtbî ve onlarn tavrn benimseyen ulema "sünnet" diyor. Kaynaklarmzdaki "Sünnetu's-Selef", "Sünnetu'l-Meâyih"... gibi terkipler tam da bunu anlatr.
10 Ocak tarihli yazmda "tecdid" ile "ihdas" arasndaki ince çizgiye dikkat çekmeye çalm ve öyle demitim: "Bid'atn baat özellii, Din'de bir asla dayanmamas, sonradan uydurulmu/ihdas edilmi bir ey olmasdr. Hadislerde geçen "muhdesât" (ihdas edilmi eyler) kavramnn tam olarak "bid'at"a karlk geldii dikkate alndnda anlalacaktr ki, bid'atn karakteristik vasf herhangi bir asla dayanmakszn "ihdas edilmi/uydurulmu" olmasdr. Her bid'atn dalalet olmasnn hikmeti buradadr. Zira bu dinin bir tek sahibi vardr. O'nun hükmü ve iradesi dnda ihdas edilip Din'e sokulmaya çallan her yenilik bu sebeple dalalettir!.."
Burada geçen "bid'at" tabirinin "bid'at- seyyie"/"sünnet-e seyyie" anlamnda olduunu ayrca belirtmeye gerek yok.
Dolaysyla burada izleyicilerin tesbitinde söz konusu edilen türden bir "bid'at"-"ictihad" kartl tasavvur etmemize gerek yok. Zira tabiidir ki, ihdas edilen her sünnet-i hasene/bid'at- hasene, ayn zamanda bir ictihad faaliyetinin ürünü olacaktr. Bu anlamda ona ictihad da desek, sünnet-i hasene veya bid'at- hasene de desek ayn kapya çkacaktr.
1 Müslim, "lim", 15.
Yazar: Dr. Ebubekir Sifil |
16-04-11 |
||
| E mail: milligazete.com | Tweet | ||