
| Kategori : / GEÇERKEN UÐRAYAN YAZARLAR | Okunma Says: 5018 |
Kar, müfik bir anne gibi Dranaz’n yorgun saçlarn okayp duruyordu. Yol, bu beyaz senfoninin sarholuuyla daha bir sarld daa. Dan kuytularnda bir aç kurt ban havaya dikti, uzun uzun uludu. Kurtlu Han’n üst katndaki cumbal odadan belli belirsiz bir k szyor; insann Allah’a en çok yaklat bu da banda kulak kesilen tüm canllar, Hac brahim Efendi’nin lahuti sesiyle okuduu kelamn scanda snyorlard.
Yan odada, brahim Efendi’nin evlatl Yusuf, teneke sobann içinde yeni yeni tutuan odunlarn tavanda icra ettikleri titrek dans seyre dald. Pencereye düen her kar tanesi, Yusuf’un gönlünde bir düünce douruyor, sonra bu düünceler zihninin uçurumlarna doru yuvarlana yuvarlana büyüyüp ç oluyorlard.
Düündü Yusuf. Her gece, ban yasta koyduunda ne düünüyorsa hepsini... Ayn srayla ve ayn sabrla.
Kendini düündü önce. Kimi kimsesi yoktu dünya denen u gam deryasnda. Babas daha anne karnndayken terk etmiti onlar. Gurbete, ekmek paras kazanmaya gitmiti. Gidi o gidi. Annesi de küçük yata öksüz brakverince Yusuf’u, köyün Muhtar getirip Hac Efendi’ye teslim etmiti.
Sevmiti buray Yusuf. Hem köydeki çocuklarn aalamalarndan kurtulmu, hem de yeni yeni insanlar tanmt bu handa. Kimler gelip geçmiyordu ki burdan. Sazlarn srtlarna alp Anadolu’yu kar kar gezen âklar, Allah’ bilmek için yarattklarn bilmek gerektiine inanp yola koyulan seyyahlar, uzun yol oförleri, hapishane kaçknlar, avclar, ekya peine dümü jandarmalar… Hepsinin farkl birer hikâyesi vard. Yusuf baylrd bu hikâyeleri dinlemeye. Akam olup da ocan etrafndaki minderlere dizilince hann tüm sakinleri, balarlard anlatmaya. Böyle yerlerde kimsenin srr olmazd. En ürkek yüreklilerin bile diline bir cesaret gelir, en suskunu bile bülbül kesilirdi. Türküler söylenir, meseller anlatlr, dertler orta yere dökülüp pay edilir, kader çizgileri bu ücra yerde kesimi âdemoullar brahim Efendi’nin krk inirah üflenmi çayn yudumlarken ksa bir süreliine de olsa huzur denen o eriilmez dilberin koynunda bulurlard kendilerini.
Yolu bir ekilde bu handan geçen herkes, kendinden bir parça brakrd Yusuf’a giderken. Yusuf, bu parçalar benliinin potasnda erittikçe büyürdü. Dinlemek houna giderdi. Gözlemek, bilmek, tanmak için yaratlmt sanki. Allah, onu bu dünyadaki herkesle hemhal olsun diye kimsesiz koymutu belki de. Onun da yolunu bu hana düürüvermiti. Hac Efendi’nin söylediklerini yaparken, handaki gündelik ilerle urarken, yolcularn hizmetini görürken kula hep onlarda olurdu Yusuf’un. Dikkat kesilir, hiçbir kelimeyi hatta harfi kaçrmamak için çabalard. Soru sormay yasaklamt Hac Efendi. “Misafirlerimizi bunaltyorsun.” demiti. Ama bazen, herkes istirahate çekilip de ocan banda anlatmaya hevesli biri kalrsa Yusuf sessizce çökerdi yan bana. Hac Efendi karmazd böyle zamanlarda. Odasna çkar, Kur'an tilavet ederdi. Böyle zamanlar, bulunmaz frsatlard Yusuf için. stedii kadar soru sorabiliyor, merak ettii her eyi örenebiliyordu o yolcudan.
Bir gün, Yusuf’un bu halini iyi bilen hann gediklilerinden biri Yusuf’a hediye olarak birkaç kartpostal getirmiti. Kartpostallarda ehir manzaralar vard. O manzaralara bakarak o ehirlerin hikâyelerini dinlemiti Yusuf ondan. Erzurum’u, stanbul’u, Bursa’y dinlemiti. O günden sonra yola dümek üzere olanlarn ardndan koar, “Yolculuk nereye oför Emmi?” derdi. Ald cevap ne olursa olsun, istei ayn olurdu hep: “Bana orann kartpostaln getir bi daha gelirken tamam m?”
“Tamam.” derlerdi. Kimi unuturdu ama çou da getirirdi. Yusuf, odasnda yalnz kald zaman bu kartpostallara bakarak hayallere dalar, hikâyelerini dinledii ehirleri can gözüyle de görebilmenin umuduyla dalard uykuya.
Hele yurtdndan getirilen kartpostallar… Onlarn sevinci daha baka olurdu. Saylar az, Yusuf’taki tesirleri çoktu. Hac Efendi’ye de gösterirdi onlar. “Bak Hac Emmi, Berlin buras.”
Hac Efendi ban okard Yusuf’un. “nallah bir gün kendin gider görürsün Yusuf’um. Hadi imdi çay dat misafirlerimize." Onun için varsa yoksa misafirleriydi. Kimseden para almazd brahim Efendi. Borcunu soranlara, “Yolun düerse mezarmn banda bir Fatiha okursun, oul.” derdi. Hatta bazen onun bu cömertliini kötüye kullanmak isteyenler çkar, günlerce haftalarca kalrlard. Lakin kimseye “Git.” demezdi brahim Efendi. Yusuf diyecek olunca da uyarrd. “Sakn ha Yusuf’um, onlar bizim misafirimiz. Gönüllerini ho tutalm.”
Yine bu özellii yüzünden ortalkta bir sürü rivayet dolar olmutu. Deirmenin suyunun nereden geldiini oldum olas merak eden insanlar brahim Efendi hakknda da dün kendi uydurduklarna bugün seve seve inanrlard. Kimi gömü bulmu derdi, kimi önceden harami olduunu, tövbe edip buraya yerletiini ve milletten aldn yine milletin hayrna kullanmaya karar verdiini söylerdi. Kimilerine göre büyük bir mirasa konmu, gördüü bir rüya üzerine bu han yaptrmt. Kimilerine göre ise hazinesi sonsuz yaratan bu sevgili kuluna hazinesinin kaplarn ardna kadar açm, “dilediince sarf et.” demiti. in özü, brahim Efendi’nin de, böyle pervaszca datt servetinin de nerden geldiini bilen yoktu.
Hakknda anlatlanlar bu kadarla snrl da deildi. Mesela hiç hacca gitmedii halde herkesin ona ‘Hac Efendi’ demesinin sebebi, bir yaz günü brahim Efendi’nin souk ayrann içmek nasip olmu bir köylünün mukaddes topraklara gidip Hira maarasna trmanrken soluklanmak için oturduu kayann banda yine brahim Efendi’yi görüp orada da ayn ayrandan içtiini döndüünde yemin billâh anlatmasyd. O günden sonra herkes ona ‘Hac Efendi’, hana da ‘Kutlu Han’ demeye balamlard. Ama bir sene, k çok olup da kurtlar yiyecek bulmak için buralara kadar inince o ad da deitirip ‘Kurtlu Han’ yaptlar.
Yine anlatlanlara göre, Hzr Aleyhisselam da Kurtlu Han’a yolu düenler arasndayd. öyle ki, bir sabah, namazn kldktan sonra her gün yapt gibi köye taze süt almaya giden Hac Efendi, döndüünde hann önündeki kütükte oturan tuhaf klkl yal bir adam görmü, saç sakalna karm bu adam içeri buyur edip bir güzel karnn doyurmutu. Gel gör ki adamn gözü doymam, Hac Efendi’den süt istemi, Hac Efendi’nin barda doldurmasyla adamn bardan dibini bulmas bir olmutu. Neden sonra bakracn da dibi görünmü, adam ‘Kesene Hzr urasn.’ deyip çkmt. Ancak çkarken bastonunu unutmu, Hac Efendi bastonu kapt gibi peinden komu ama adam göz açp kapayncaya kadar sr oluvermiti. Gerisin geri hana dönen Hac Efendi bir de bakmt ki bakraç azna kadar süt dolu. Bütün bunlar olurken hann bir köesinde sessizce seyreden Karagöllü Bekir Day, köyüne varr varmaz hadiseyi bire bin katarak anlatm, o günden sonra Hac brahim’in ünü halk arasnda yayldkça yaylmt.
Yusuf, pek itibar etmezdi bu anlatlanlara. Bazen soracak olur, her seferinde Hac Efendi ondan önce davranp mevzuyu ustalkla baka bir mecraya kaydrrd. Zaten derdi bakayd Yusuf’un. O, ne bu hanla ne de Hac Efendi’nin kim olduuyla çok fazla ilgilenmezdi. Severdi elbette brahim Efendi’yi. Yanna ald alal bir tek kötü söz söylememiti Yusuf’a. Bir kere kalbini krmamt. Analk babalk yapm, gerektiinde hocalk yapm, okuma yazma öretmi, dualar ezberletmi, abdest alp namaz klmay öretmiti. Hakkn inkâr edemezdi. Lakin bu böyledir diye ölene kadar bu da banda da kalamazd ya Yusuf. Onun içinde gün geçtikçe daha da yakc hale gelen bir ate vard ki kimseler anlayamazd. Kaç defa çkmt Hac Efendi’nin karsna.
“Emmi” demiti.” Bana izin ver. Gideyim buralardan.”
O ise her seferinde ayn kararllkla:
“Hele sabr Yusuf’um” demiti. “Hele sabr.”
Tüneli düündü sonra Yusuf. Bir umut doldurdu odann karanln, içi aydnland. Ormanclar konuurken duymutu. Da bir uçtan bir uca delmiler, bitirmilerdi tüneli. “Artk arabalar Dranaz’n kahrn çekmeyecek, yaknda açarlar oray.” demilerdi. “Belki” dedi Yusuf, “tünel açlrsa izin verir Hac Emmi. Hem vermeyip napacak, turumu mu kuracak bu da banda? Belki o da gider buralardan. Yol aa inince ne han kalr, ne yolcu.”
Sonra, hakszlk ettiini düündü Hac Emmi’ye. Üzerinde bunca emei vard. Hiç yürei szlamadan nasl brakp giderdi?
- “Uyu Yusuf,” dedi kendi kendine. “Hayr düünmüyorsun madem ki, uyu.”
Gözlerini yumdu. Elini yastnn altna uzatp kartpostallarna dokundu. Çok geçmeden, derin bir uykuya dald.
*
Her gece ayn rüyay görürdü Yusuf. Yapraklar kartpostal eklinde olan kocaman bir aacn dibinde oturuyor olurdu. Sonra, hafif bir rüzgâr okard yüzünü. Yüksek dallardan bir kartpostal düerdi kucana. Yusuf bakard, bakard. Orda öylece uykuya dalard. Rüyasnn içindeki rüyada Yusuf, daha önce hiç görmedii mekânlar dolard. Kâh bir atn srtnda, kâh bir gemide azgn dalgalarn ortasnda, kâh bir sarayn gül kokulu bahçesinde bulurdu kendini.
O gece de aacn dibinde uykuya dalmak üzereydi rüyasnda. Birden, hiç tanmad adamlar çkt ortaya. Bir anlam veremedi Yusuf, “bu benim rüyam deil” diyemedi. Adamlardan birinin elinde bir balta vard. Baltay aacn gövdesine vurmaya balad. Her darbede yüzlerce kartpostal düüyordu yere. Yusuf baryordu ama sesi çkmyordu. Aaç yavaça eildi, adam durmak bilmiyordu. Bir daha, bir daha. Her darbe, Yusuf’un beynine iniyordu sanki.
-Tak, tak, tak!
Alyordu Yusuf, ama gözpnarlar kurumu, ya aktmyordu. Darbeler her geçen dakika iddetini artryordu.
-Tak, tak, tak!
Kan ter içinde uyand Yusuf. Hac Emmi’yi karsnda gördü.
“Kapna vurdum vurdum uyanmadn oul.“ dedi Hac Efendi. “Hiç böyle yapmazdn.”
“Sorma Hac Emmi, kâbus gördüm.“
“Hayrdr inallah Yusuf’um. Hadi toparlan bakalm. Gün mak üzere. Namazn kl da aa in. Misafirlerimiz var.”
Buz gibi suyla abdest ald Yusuf. Kurulanrken hâlâ gördüü rüyann etkisindeydi. “Besmelesiz yattm herhalde.” dedi. Namazn kld. Alt kattan sesler geliyordu. “Sabahn bu saatinde kim ola ki?” diyerek indi merdivenleri. Ocan banda takm elbiseli üç kii bada kurmu snyorlar, bir yandan da hararetli hararetli konuuyorlard. Yusuf, kr saçl adam tand hemen. Kasabann belediye reisiydi. Dier ikisini çkaramad.
“Bavekil de gelebilirmi.” diyordu bir tanesi.
Daha yalca olan, tabakasndan çkard bir sigaray yakarken büyük bir ciddiyetle konumaya balad.
“Bence de gelmeli. Zira bu tünelin yapmnda aslan pay onundur. Ondan önce kaç hükümet eline yüzüne bulatrd bu ii. Yllardr az m çekti u yollardan bu yörenin halk? Ben zaten vakti zamannda bu yolu bu dadan geçirenin aklna ayorum ya, neyse.”
“Haklsnz efendim.” diye söze kart belediye reisi. “Ayrca tünelin k iyice bastrmadan açlmasnda da bavekilin sk takibi tesirli olmu. ‘Ya yetitirirsiniz ya da bedelini ödersiniz’ demi ilgili firmann sahibine.”
Yusuf gerisini dinlemek istemedi. Dün gece düündüklerini hatrlayp utand kendinden. Demek tünel açlyordu. Bu kadar çabuktu demek. Hac Emmi’ye takld gözleri. O da duymutu konuulanlar. Yüz ifadesinden ne düündüünü anlamak çok zordu. Üzülüyor muydu? Soramazd Yusuf. Böyle durumlarda susmak ve beklemek daha doru gelirdi ona.
Ocakta, kaynayan süt güümünü alp hazrlad bardaklara doldurdu Hac Efendi. Tepsiye dizdi bardaklar, misafirlere ikram etti. Yusuf da eker tuttu. Belediye Reisi:
“Eee Hac Efendi.” dedi. “Artk sen de aada bir motel yaparsn herhalde. Biz özleriz senin sütünü kayman.”
stifini bozmad Hac Efendi. Adamn cevap bekleyen gözlerle baktn görünce:
“Yükseklerin havasn soluyanlar, aada darlanrlar beyim.” dedi.
Adamlar, bardaklarndaki sütü son damlasna kadar içtikten sonra ayaklandlar.
“Bize müsaade Hac Efendi, saat onda açl var. Ar misafirler gelecek vilayetten, Ankara’dan. Hazrlk yapmamz lazm.”
“Uurlar ola beyim” dedi. Göz ucuyla Yusuf’a misafirleri kapya kadar geçirmesini iaret etti.
Karla kapl yolda ar ar ilerleyen otomobil gözden kaybolup da içeri girdiinde Hac Efendi’yi ocan banda otururken buldu Yusuf. Elinde kadife bir kese vard. Yusuf’u yanna çard, dier elini omzuna koydu ve gözlerinin içine bakarak konumaya balad:
“Yusuf’um” dedi. “Sen benim biricik yoldam, arkadam, evlâdmsn. Gören gözüm, iiten kulamsn. Sana o kadar çok altm ki... Lakin artk senin kuyudan çkma vaktin geldi. Al bu keseyi. Bunca yllk emeinin karl buradadr. Anann ak sütü gibi de helâldir. Var imdi hazrlan. Dilediin yere gitmekte serbestsin. Bu güne kadar seni alkoyduum için bana hakkn helâl et.”
Gözleri doldu Yusuf’un. Yutkunmaya çalt. Bir eyler söylemek istiyor, kelimeler boaznda düümleniyordu. Birden Hac Emmi’ye sarlp hüngür hüngür alamaya balad. Alamaktan yoruluncaya kadar alad. Hac Emmi, her zamanki metanetiyle duruyordu karsnda.
“Ben seni brakp bi yere gitmem Hac Emmi. Sen ne yaparsn bu da banda yapayalnz?”
“Olmaz oul, gideceksin. Dranaz’n bütün kar eriyip senin yüreine aksa yine de ondaki atei söndürmez, bilirim. Bundan sonra sana durmak yok. çimden bir ses, senin artk ayn yerde ikinci kez gecelemeyeceini söylüyor.”
Uzun söze gerek yoktu. Kalkt Yusuf. Üç be parça eyasn bir tahta valize doldurdu. Kesesini ve kartpostallarn koynuna soktu. Hac Emmi’yle vedalat. Helâllik istedi. Hann karsndaki olua azn dayayp son kez kana kana su içti. Köye indi. Doduu eve urad. Muhtar’a haber brakt. En son, anasnn mezar banda bir Yasin okudu. Karlar eeledi eliyle. Donmu topraa dokundu. "Hoça kal garip anam." dedi. "Babam gibi, ben de gidiyom ite."
Gide gide tünelin azna vard. Açl çoktan yaplm, merasime gelenler dalmt. Bekledi. Geçen arabalara el etti. Biri durdu. Bindi Yusuf. Kasabaya doru giderken, buulu camdan göründüü kadaryla Dranaz’a bakt. Dranaz bakmad Yusuf’a. O günden sonra çok yer gezdi Yusuf. Çok eyler gördü. Ama bir daha hiçbir da bayla göz göze gelmeyi göze alamad.
*
Hac Emmi’ye ne mi oldu? Bir süre daha yaad Kutlu Han’da. Aylar sonra bir gün, avclar buldular onu. Hann önündeki kütüe oturmu, çenesini dirseine dayam yola bakyordu. Gözleri açkt. Ama nefes almyordu.
Köye götürmediler. Oraya geldi herkes. Suyu orada stld, orada ykanp kefenlendi, namaz orada klnd. Hann yan bana da defnedildi.
Yolu düenler, artk eski heybeti kalmayan Dranaz’n tepesinde ykk bir han, yannda da isimsiz bir mezar görürler. Vakti olup da çobanlarla üç be kelam edenlere çobanlar, baz sabahlar elinde duman tutan bir bakraçla Hac Emmi’nin yol boylarnda bir görünüp bir kaybolduunu, baz gecelerse mezarndan yeil bir n göe doru uzandn gördüklerini anlatrlar.
Ama çounun vakti yoktur.
Tünelin bir ucundan girerler.
Hzla çkarlar dier ucundan.
Yazar: Tunahan Sarý |
18-04-11 |
||
| E mail: tunahan-sari@hotmail.com | Tweet | ||
| C.Yakup Þimþek | |||
Büyük Tebrik Küçük Îkaz |
Tarih : 23-04-11 | ||
Kelimeleri bilen, cümle inþâsý saðlam, hikâye tekniðine hâkim, üslûp sâhibi bir muharrir ve edibin satýrlarýný okuduk. Tunahan Bey’i tebrik ediyorum. Seçtiði dikkat çekici mevzû, yaptýðý güçlü tasvirler ve saðlam tahkiyesiyle bizi kâh Fâruk Nâfiz’in hanýna kâh Ömer Seyfeddîn’in “Diyet”indeki esrârengiz Ali Usta’nýn demirci dükkânýna götürdü. Daha methedilecek çok yönü var. Bu lezzetli hikâyeyi okurken þahsen benim damak tadýma kekre bir tat veren, yalnýzca bir iki uydurma kelime oldu. Onlarý kullanmasaydý güzelim hikâye güzelliðinden hiçbir þey kaybetmezdi: tüm, süre, özellik, ilgi, anlam, etki, durum… Evet, bunlarýn hepsi TDK imalatý olup her biri Türkçe sarayýndan güzelim birer çini sökülüp onlarýn yerine yapýþtýrýldý. Biz ise orijinal çiniyi tekrar yerine yapýþtýrmakla vazifeliyiz. Hele senin gibi arkadaþlarýmýz… Sakýn “bütün, müddet / zaman, husûsiyet, alâka, mânâ, tesir, hâl / vaziyet” gibi kelimelerin eskidiðini ve anlaþýlmadýðýný düþünmeyesin. Gerçi “inþirah” lý yazýlarýn sâhibi böyle demez ama ben yine de uyarmýþ olayým. Bu hassâsiyeti bundan sonra okumayý ümîd ettiðimiz hikâye ve þiirlerinde görmek istiyoruz. Tabii ki daha evvel yazmýþ olduklarýný da bu bakýmdan yeniden ele almaný… Nice “inþirah” lara… |
|||
| Ýbrahim Hoca | |||
Dað |
Tarih : 20-04-11 | ||
Aziz kardeþim, tünelin bir ucundan girenler olarak Hz.Allah daðlara olan sevgimizi, dað gibi Hacý Ýbrahimleri ve sizin gibi maneviyat kokulu güzel hikayeler yazabilen kardeþlerimizi eksik etmesin inþaallah. Bu hikaye aðlamadan okunmaz, hele daðlara aþina bir yörük çocuðu iseniz... |
|||
| OSMAN ALÝHAN | |||
TEBRÝK VE TEÞVÝK |
Tarih : 19-04-11 | ||
MUHTEREM YAZAR KARDEÞÝM, Hikayenizi büyük bir keyifle ve hislenerek okudum. Necip Türk milletinin özündeki güzellikleri gün ýþýðýna üsta bir hikayeci üslûbü ifade etmeniz takdire þayan bir hizmet. Lütfen yazmaya devam ediniz. müthiþ bir yazarlýk kâbiliyetinin prýltýlarý cümlelerinize aksetmiþ. Teþekkürler. |
|||
| Ahmet ÇELEN | |||
HOÞ GELDÝNÝZ! |
Tarih : 18-04-11 | ||
Tunahan kardeþ, hoþ geldiniz. "Geç olsun da güç olmasýn." derler. Bir hayli geciktiniz, inþaallah devamý kolaylýkla gelir. Hikayenizi tuttum. Sonundaki, Ama çoðunun vakti yoktur. Tünelin bir ucundan girerler. Hýzla çýkarlar diðer ucundan. sözleri bol tedaili. Günümüz insanýnýn tefekküre vakit ayýramamasý ne güzel ifade edilmiþ. Tabii "Bir ucundan girip öbür ucundan çýkmak" da zengin tedailerle dolu. Anlayan anlasýn diyelim. Selamlar Karadeniz'e... |
|||