
| Kategori : / ÎMAN VE ÝSLÂM | Okunma Says: 6387 |
slamolu, E'ârîlik ve Kemalizm
Talha Hakan Alp hoca, Rhle Dergisinin son saysnda Mustafa slamolu’nun Earî Mezhebiyle ilgili tenkitlerini ele ald.
Mustafa slamolu'nun E'ârîlik Sendromu
01.05.2011 Pazar günü Fatih[1] hocamn tembihiyle Hilal Tv’de Mustafa slamolu’nun el-Esmaü’l-hüsnâ dersini dinlemeye balyorum. el-Alîm ism-i erifini açklyor slamolu. Nasl oldu ben de anlayamadm, söz bir ekilde insan iradesi ve kader inancna geliyor. Yüzyllar boyunca milyonlarca müslümann çizgisini kendilerine istikamet edindii büyük bir slam âlimi mam Earî hedef tahtasna yerletiriliyor. Suçlayc ve tahfif edici bir dille serdedilen eletiriler, mam Earî ahsnda slam ilim ve medeniyet tarihine kar güven duygularn ypratan, tarihi aidiyetlerin köklerine hoyratça aslan kuru, hamasi bir karalama seansna dönüüyor.
Özellikle ifade etmeliyim, bu tür konumalar ortalama bir müslümanda sadece kendi dindarlndan üphe etmek gibi bir reaksiyona yol açmakla kalmyor, ilaveten dinin kaynaklarna ve temel ilkelerine dair zamanla nüksedecek derin üpheleri de besliyor.
slamolu, Earîlii eletirirken Mâtürîdîlie tutunuyor, bu topraklarn Müslümanlarnn Mâtürîdî olduklar halde nasl Earîletirildiklerinden dem vuruyor ve derin vahlar çekiyor. "Bir Mâtürîdî olan Ömer Nesefî’nin akadini bile bu memleketin insanlarna Taftâzânî gibi bir Earînin erhinden okuttular" diye hayflanyor.
Ömer Nesefî’nin metnini de Taftâzânî’nin erhini de okumu, okutmu ve Türkçeye çevirmi biri olarak hayret ve ürküntü ile kark ac bir tebessüm iliiyor yüzüme. Ac, çünkü kader konusunda Mâtürîdî metinle Earî erh arasnda slamolu’nun afie ettii sloganlar besleyecek ne fark var ki diye mrldanyorum akn akn. Srf Earîlie muhalefet olsun diye Mâtürîdîcilik yapmak ne kadar sahici? Dinleyen de sanacak ki Mâtürîdîlikle Earîlik arasnda önemli farklar var. Mesela sormak isterim; kader konusunda Earîler, kulun fiilini Allah yaratr derken acaba Mâtürîdîler –Mutezile ile bir olup- kulun kendisi mi yaratr demitir? Ya da Earîler insan eylemlerini Allah’n iradesi, takdiri ve kazasna balarken sözümona Mâtürîdîler –yine Mutezile ile bir olup- hayr, insan eylemleri Allah’n ne iradesi, ne takdiri ve ne de kazasyla olmaktadr m demitir? Tam aksine bu konularda Earîler ne demise Mâtürîdîler de ayn eyi söylemilerdir. Hatta dahas var. Mâtürîdîler, Mutezile kartlnda Earîleri geçmi, Mutezile’nin Mecusilerden daha beter bir halde olduunu söylemilerdir. Ayn derste slamolu’nun kendisi de kimin dediine temas etmeden bu suçlamadan esefle söz etmektedir. Oysa suçlamann gerçek muhatab Earîleri talayacam derken yere göe sdramad Mâtürîdîlerdir.
Earî talamas uruna servis edilen ibu Matüridî propagandasna kim kanar? slamolu’nun, Matüridîlii benimsedii için Earîlii eletirdiini hiç düünen olmu mudur? Tpk Kemalistlerinki gibi slamolu’nun Mâtürîdî retorii de inandrc deildir; çünkü alt botur. Ayrca düpedüz istismardr. Earîlere vururken bu ülke insanlarnn vicdanlarnda snacak bir yer araydr. Matüridîlik, Kemalist dönemden beri bu ülke Müslümanlarnn vicdannda sadece Earî talamacl için edinilmek istenen güvenli bir snaktr… Yoksa Matüridî metinlerinde slamolu’nun yüzünü buruturacak onlarca kazyye olduunu görüp bilmek için çok deil kaza-kader bahsini okumak kâfi. Burada arsz bir çarptma yoksa eer açk bir cehalet olmal Matürîdîliin ne olduuna ve temel görülerine dair.
Evet, ileride örneklendireceim üzere bu ülkede Earî sendromu, aslen Kemalistlerin problemidir. Ayn sendromu slamolu’nda gördüümde "Eyvah!" dedim. Yllarca kemalizmi eletiren hoca imdi Kemalist ideologlarla bir olmu, Earîlii talyor.
slam’, ideolojik motivasyonla okuyan ve ayetlere sürekli ideolojik arkaplan çkartmaya çalan idrakin temel handikapdr bu ve maalesef hep böyle bir trajediyle sonuçlanmtr. Bu tür okumada slam ideolojik söyleme enerji ve slogan üreten bir kaynak olarak bir süre istihdam edilir. Ayet mealleri hep bu istikamette formüle edilir. deolojik söylem büyür, ier ve dönüp slam’n hassas yaplarn tahrip etmeye balar… Kader meselesi bu hassas yapya tipik bir misaldir Mustafa slamolu için. Kendisi de derste ifade ediyor zaten ve diyor ki; önce Emeviler, sonra Earî kelamclar tarafndan dipten tünel kazlarak, (Kur’an’n arkasndan dolanlarak) slam’a sokuturulan 5 cahiliyye inanc var: 1-Kader inanc 2- efaat inanc 3- Kadn tasavvuru 4- Kölelik tasavvuru 5-Mucize inanc…
imdi slamolu’nun dersteki konumasnn satr balarndan hareketle kaza-kader, Earîlik, Mâtürîdîlik meselesine dair sarf ettii sloganlara bir göz atalm.
Sloganlarn büyüsü
Hazr yeri gelmiken arz edeyim: Slogan diyorum. Çünkü slamolu’nu tanyanlar bilir. Kendisi adeti olduu veçhile köeli cümleler kurarken iin delil ve salama tarafyla pek alakadar olmaz. Kaynak içiliine pek tenezzül etmez. Okur ayeti, patlatr slogan. Ayetin lafz ve anlam örgüsü böyle bir genellemeye el verir mi, nassn cümle yaps, balam ve Kur’an’n bütünü, yaptm yoruma ne kadar izin verir diye dert etmez. Dinleyenlerden biri de kalkp “hocam öyle diyorsun; ama filan ayette de tam aksi ifade ediliyor”, demez, diyemez. Çünkü slamolu’nun kendinden emin cümleleri dinleyenlerin aklnda en ufak bir kukuya bile yer brakmyor. Eh, hoca da mesela gidin arkadalar, bu hafta Mâtürîdîlie dair Türkçe metinlerden konuyu aratrn. Bakn bakalm kader inanc var mdr, diye açk yürekli bir çarda bulunamaz. Hal böyle olunca kimse salondan çktnda merak edip mesela Prof. Dr. Bekir Topalolu hocann Mâtürîdîyye Akaidi adyla tercüme ettii es-Sabunî’nin el-Bidaye’sinden konuyu aratrma gerei duymaz. Halbuki bu hiç de zahmetli bir i deil. Kitabn giriinde fihrist var. Orada kaza ve kader baln bulduktan sonra ilgili sayfay açp meseleyi tahkik etmek çok kolay. Nitekim kitabn 155. sayfasnda yer alan Kaza ve Kader bal altndaki ilk cümle öyle: “Ehl-i hak (Allah zaferlerini daim klsn) öyle dedi: Yaratklarn fiilleri, halleri ve sözlerinin hepsi yüce Allah’n kaza ve kaderi ile vücud bulur.”[2]
Bu cümleyi okuyan slamolu izleyicisinin tepkisini merak ediyorum. Acaba kendisine u soruyu sorabilecek mi: Hangi Matürîdîlik gerçek? slamolu’nun Earîlii talarken tutunduu Matürîdîlik mi, yoksa kaynaklardaki Matürîdîlik mi?
Evet, maalesef slamolu bir eyler yapyor ama yaptndan çok daha fazla ykyor. Güzel formülasyonlar da var ama kendince kalkt yapbozumu tam bir felaket! Kaynak taramas, metodolojik ciddiyet, naslar anlamaya dönük lügavi tahliller ve böyle bir arkaplana müstenid tutarl ve mütenasip bütün fikir üretimi konusunda son derece gevek davranyor. Yani yaldzl söylemler üretir, sizi hop oturtur, hop kaldrr, ama söyleminin atölye taraf tam bir fiyaskodur. Narkoz yemi hasta gibi, balarda sloganlarn büyüsü size bir ey hissettirmez ama etkisi geçtikçe, inanca ve temel slam tasavvuruna verdii tahribatn acs derinden szlatr… Kimi? Tabii ki beyin ve yürek sinirleri alnmam, sözün estetiine deil, hakikat deerine kymet veren Kur’an taliplerini…
Aada kaln fontlarla slamolu’nun mezkur derste diline dolad baz sloganlara, ardndan ksa ksa tenkitlerimize yer vereceiz:
1. “Bu milletin inançta mezhebi olan Matürîdîlii bu milletten sakladlar... Ebu’l-Muîn en-Nesefî Matürîdîlii Tabsratü’l-edille’de kodlam bir Matürîdî âlimdir. Tabsratü’l-edille’yi bu memlekette okutmadlar... Bir Mâtürîdî olan Ömer Nesefî’nin akaidini de Earî Taftazânî’nin erhinden okuttular... Tabsra’da kader inanc yoktur, orada iman esaslar 5’dir…”
Söze önce bu topraklarda Matürîdîliin okutulmad yönündeki iddiay irdeleyerek balayalm. Bu topraklarda Matürîdîliin okutulmad iddias mesnetsiz bir genellemedir. Matürîdîlik bu topraklarda okutulmutur. Medreselerin en temel akîde kitablar olan Fkhu’l-Ekber erhleri, Emali ve erhleri, keza Ömer Nesefî metni birer Matürîdî metnidir. Tabsratü’l-Edille’nin ders kitab olarak okunmamas metnin hacmiyle alakaldr. Tabsra uzunca bir metindir ve uzun metinler ders kitab olarak okutulmaya elverili deildir. Tabsra yerine Tabsra’dan derleme risaleler sadedinde Ömer Nesefî akaidi ve es-Sabûnî’nin el-Bidaye’si bu topraklarda okunmu ve okutulmutur. Bu iki kitap, birincisi çok ksa olmakla birlikte ikisi de Tabsra’nn birer özetidir.
Keza Ömer Nesefî akaidi’nin, bir Earî olan Taftâzânî’nin erhiyle birlikte okutulmas, bu topraklarda Mâtürîdî akidesinin okutulmad, Earî akidesinin okutulduu anlamna gelmez. Zira Taftâzânî mezkur erhte Mâtürîdîlerin görülerini erh ve tafsil eder, Earî’nin görüleriyle karlatrr, muhakeme eder. Taftâzânî okumalar Mâtürîdîlii Earî mezhebiyle karlatrmal okuma geleneine iaret eder, Mâtürîdîliin okutulmadna deil. Birbirine yakn iki ehl-i sünnet mezhebini karlatrmal biçimde okumak Mâtürîdî mezhebini doru ve yetkin surette anlamak için de büyük bir avantajdr. Ayrca Taftâzânî üzerine yazlan birçok haiye de Matüridîlik savunusu yapan metinlerdir ve bu topraklarda ders müfredatlarnda yer almtr. Demek oluyor ki “bu topraklarda Mâtürîdîlik okutulmad” önermesi alt-arkas bo bir slogandr.
Mâtürîdîlik ve kader inanc
Tabsra’da kader inanc yoktur sözü tam bir çarptmadr. Çünkü Tabsra’da kaza-kader bahsini ilemek üzere “kaza ve kader hakknda kelam” balyla açlm özel bir bölüm vardr. Bu bölümde Tabsra yazar Nesefî, kaza-kader inancn savunur, bu inanc benimsemeyen Mutezile’ye ar tenkitler yöneltir.
"Peki, slamolu bu iddiay neye dayandryor?" diye sorabilirsiniz. Benim tesbit edebildiim o ki, slamolu bu iddiasn Müellif Nesefî’nin, mukallidin imann tartt bahiste geçen u cümlelerine dayandryor: “man, Hz. Muhammed’in Allah katndan getirdiklerini tasdiktir. Bu tasdikin içinde tasdiki gereken bütün esaslar vardr. Çünkü bunun içinde Allah Teala’ya, meleklerine, kitaplarna, peygamberlerine ve ahiret gününe iman vardr.” [3] Konu burada bitmiyor. Nesefî tasdiki açklamaya devam ediyor: “Tafsilatl biçimde iman edilmesi gereken eylerin hepsine de iman vardr.”[4]
Burada önce u iki hususun altn çizmemiz gerekiyor: Birincisi, slamolu’nun, Tabsra’nn kaza-kader konusunda ne dediini, kaza-kaderi bir inanç olarak görüp görmediini tespit etmek için kitabn kaza-kader bölümüne bakaca yerde, konuyla alakas olmayan mukallidin iman bahsine bakmas ve bu bahiste geçen dolayl bir ifadeden böyle keskin ve iddial bir sonuç çkarmas ilim ve hakkaniyete yarar bir tutum deildir.
Alt çizilmesi gereken ikinci husus udur: mam Nesefî’nin cümlelerinde ne imann artlarndan ne imann artlarnn saysndan ve ne de bunlarn be tane olduundan söz edilmektedir. Çünkü balk da gösteriyor ki, konu imann artlar ya da esaslar deildir. Konu mukallidin iman konusudur. Ve bu sadette konu tasdik nedir, mukallidin tasdiki ne kadar geçerlidir gibi sorunlar etrafnda ekillenmektedir. Bu bakmdan yukarda tercümesini aktardmz ifadelerin imann artlarn anlatmak üzere tasarlanmadn çok rahat söyleyebiliriz. Dolaysyla Allah’a, meleklere, kitaplara, peygamberlere ve ahrete iman burada imann artlar gibi düünmemizi gerektirecek bir arka plan yoktur. Bunlar sadece tasdikin içerii sadedinde serden zikredilmitir.
Ayrca imann artlar balamnda olmasa bile sonuçta mezkur esaslar zikredildii halde neden kadere iman zikredilmemitir, diye bir soru da çok anlaml deildir. Zira müellif Nesefî, kadere imann bir iman esas olduunu, inkârnn küfrü gerektirdiini söylemekte ve bunu mutezileye kar hararetle savunmaktadr. Kadere iman konusunda Tabsra’da slamolu’nun iddialarn çürütecek apaçk beyanlar varken burada dorudan konuyla alakas olmayan ifadelerden aksi yönde bir sonuç çkarmaya çalmak hiç dürüstçe bir davran deildir. leride Nesefî’nin kadere imana tahsis ettii konuya ve orada sarf ettii sözlere de deineceiz.
imdi sözün ba ksmnda “tasdiki gereken bütün esaslar…” ifadesiyle bu son cümleyi birlikte düündüümüzde ortaya çkan sonuç udur: man esaslar sadece örneklerine yer verilen 5 maddeden ibaret deildir. Bu 5 esas, sadece ayetlerdeki kalp ifadede yer aldklar için özellikle zikredilmitir. Bunlarn dnda tasdiki gereken ve tafsilatl biçimde iman edilmesi icabeden baka esaslar da vardr.
Peki zikredilen 5 esasn dnda Nesefî’nin iman edilmesi gerektiini söyledii dier esaslarn arasnda kader inanc var mdr? Bunun cevab için Tabsra’nn dier bölümlerine müracaat etmek gerekecek. Kitabn dier bölümlerine baktmzda –bütün Mâtürîdî mezhebi metinlerinde olduu gibi- Nesefî’nin Kaza ve Kader hakknda Kelam diye bir balk açtn görüyoruz. Bu balk altnda kaza-kader kavramlarn açklayan Nesefî, kaza-kader inkarcs Mutezile’yle tartyor ve kader inancn savunuyor. Bu sadette manidardr: Kader inkarcs Mutezilî kelamc el-Ka’bî’yi eletirirken peygamberimize nispet edilen “kaderin hayr da erri de Allah’tandr” hadisini zikrediyor. Keza Sa’d b. Ebi Vakkâs tarikiyle geldiini bildirdii u rivayete de yer veriyor müellif Nesefî: “Dört ey var ki, bunlar kimde bulunursa o mümindir. Kim üçüne inanr, birini gizlerse kafir olur. Bunlar, Allah’tan baka ilah olmadna, benim onun resulü olduuma, öldükten sonra dirilmeye ve hayryla erriyle kadere imandr, ehadettir. Üçüne inanp birini gizleyen kafir olur.” Manidardr Nesefî hemen akabinde el-Ka’bî’yi eletirirken u sözleri sarfediyor: “Fakat o öyle bir adamdr ki, iine gelen hadisi alyor, iine gelmeyen hadisi terk ediyor.” Burada Tabsra’y göklere çkartp Earîleri yerden yere vuran slamolu’na manidar bir ders çkmyor mu? Tabsra’dan iine gelen bölümleri alp, iine gelmeyen bölümleri es geçmekle el-Ka’bî’yle ayn noktaya gelmi olmuyor mu slamolu?
Earîlik bir virüs müdür?
2. “Earîlik Müslüman inancna szm bir virüstür… Klasik kelam Allah’ kurtarma derdindedir. Allah üzerinden kelam yapmaktadr. Allah’ eya ve insan üzerinden deil, Allah’ Allah üzerinden tanmaya dönük bir harekettir klasik kelam. Klasik kelamn problemi, saplants budur. Oysa insan sorumluluunu esas alsayd haddini bilmi olurdu…”
slamolu’nun sözkonusu derste sarfettii ürkütücü sözlerden biri de Earîliin virüs olduunu ifade eden ilk cümle. slamolu, slam ilim ve medeniyet tarihinden, bu tarihin güzide ahsiyetlerinden ve özellikle birer Earî olan mam Gazzalî’lerden, Fahreddin Razi’lerden, Kad Beyzavî’lerden, Allame Taftâzânî’lerden, Seyyid erif Cürcanî’lerden ve benzer binlerce âlimden ve bu âlimlerin dorudan ya da dolayl biçimde gelimesine hizmet ettikleri ilim-irfan müktesebatndan zerre kadar fayda gördüüne, kendilerine zerre ükran borcu olduuna inanyorsa yaptnn düpedüz nankörlük ve kadir bilmezlik olduunu itiraf etmeli, pimanlk duyup Allah’tan af, müminlerden özür dilemelidir.
in bu ksmn slamolu’nun vicdanna brakp biz iddiaya geçelim. slamolu’nun gerekçesi Earîliin Allah inancn, eya ve insan üzerinden deil de, yine Allah üzerinden tesise kalkmasdr. Ona göre Earîler, Allah’ tanmak için Allah’n zatn deil, yaratlmlar ve özellikle insanolunu dikkate almalyd. slamolu’na göre Allah’ tanmak için insan aklnn kalk noktas kendisi, yani insanî tecrübe olmaldr, Allah’n zat deil. Ona göre Earîler insan üzerinden deil de Allah’n zat üzerinden bir Allah inanc gelitirmeye kalktklar için ortaya son derece kat, duyarsz bir Allah tasavvuru çkartmlardr.
Mealen slamolu’nun dayand gerekçeler bunlar. Demek oluyor ki, modern çalara kadar Müslümanlarn ekseriyetinde geçerli olan bu tasavvur, Allah’a kar inanc ve duygusu hastalkl bir zihniyeti beslemitir.
Hakikaten durum böyle midir? Söze uradan balayalm. Allah inanc sadece Allah’n varl, birlii ve ei, benzeri ve orta olmad yönündeki temel inanç maddelerinden ibaret deildir. Allah inanc Allah’a dair itikadmz etrafl biçimde açklayan genel bir tasavvurdur. Bunun içinde Allah’n zatna ilikin hususlar olduu gibi, Allah-âlem ve Allah-insan ilikisine müteallik hususlar da vardr. Bu hususlar yerleik Kelam terminolojisinde Allah’n sfatlar ve kaza-kader konular çerçevesinde konuulmu, tartlmtr.
Allah’n sfatlarna dair inancmzn kayna dier bütün dinî meselelerde olduu gibi elbette naslardr. Allah kendisini Kur’an ve sünnet naslarnda nasl tanmladysa, nasl takdim ettiyse birer mümin olarak bizim O’na bu çerçevede inanmaktan baka çaremiz olmad açktr. Çünkü Allah bizim için gaybdr; gördüümüz, tuttuumuz, be duyudan biriyle algladmz maddî-müahhas bir varlk deildir. Ayrca O’nun varlyla bizim varlmz kategorik olarak bambakadr. O varl zorunlu/vacibü’l-vücud, bizler varl olumsal/caizü’l-vücud varlklarz. Binaenaleyh Allah ile kul arasnda mukayese kabul etmez bir farkllk olduu çok açktr. Bu bakmdan gerek Earîler, gerek Mâtürîdîler kelamî ilkeleri vaz ederken esasta naslar zemininde hareket etmilerdir. Daha sonra naslarn mübhem brakt, farkl anlama ve yorumlama imkânlar sunduu yerlerde de akl- selimi esas almlardr. Bu konuda Earîlerle Mâtürîdîler arasnda fark olmad gibi, iki ekolün ortaya koyduu Allah inanc arasnda da slamolu’nun vehmettii gibi bir fark da yoktur. Sözkonusu iki mezhebin Allah’n sfatlar konusundaki en mühim tartmalar tekvin sfatnda olmutur. Dier sfatlarda büyük oranda ittifak halinde olan bu iki mezhep tekvin sfatnn zati sfatlardan olup olmad hususunda ihtilaf etmi, Earîler onu zati sfatlardan kabul etmez iken Mâtürîdîler zati sfatlardan kabul etmitir.[5]
Kader konusunda da iki mezhep arasnda mutezileyle olan ihtilaflarn andracak kadar bir ihtilaf bulunmamaktadr. Her iki mezhebe göre de kullarn fiilleri Allah tarafndan yaratlmtr. Her iki mezhebe göre de kul fiilini yaratan deil, kesbedendir. Bu konular kaza-kader meselesinin temelini tekil eden konulardr ve mezkûr iki mezhep arasnda burada bir görü ayrlndan söz edilemez. Yalnz kesbin ne olduu hususunda mam Matürîdî mam Earî’den ayrlmaktadr. Bu ihtilaflar da olmasayd zaten iki ayr mezhepten söz etmek de mümkün olmazd.
nsan merkezli Allah tasavvuru söylemine gelince, Allah inancnda insan merkeze alan, insan tecrübesi üzerinden hareket eden yöntemin dorudan neye tekabül ettii ve varsa snrlarnn ne olduu hususu son derece mübhemdir. Açkças slamolu’nun insan idrakini merkeze alan Allah tasavvurundan ne kast ettii açk deildir.
uras dikkatten uzak tutulmamaldr; insan idrakini esas alan Allah tasavvuru, ucunda Hasan Hanefî’nin antropolojik Allah tasavvurunu barndran son derece muhataral bir söylemdir. Allah’ insann idrak ve beklentilerine göre tanmlayan bu anlaya göre insann gündeminde ne varsa Allah odur. Bugün insannn gündeminde özgürlük olan toplumda Allah özgürlüktür, insannn gündeminde ekmek olan bir toplumda Allah ekmektir. Burada meseleyi saptrdm düünülmesin. Hasan Hanefî de kendisini sözümona slamî yenilenmeye adam bir düünürdür. Mezkûr yenilenme projesi içinde insan merkezli bir teoloji gelitirmekte, hararetle statik, akn/münezzeh bir Allah tasavvuruna kar dinamik, yerel ve insanî bir Allah tasavvuru teklif etmektedir. Hanefî’nin u sözleri, gelitirdii Allah tasavvurunun somut ifadesidir: “Allah hangi ülke neye ihtiyaç duyuyorsa odur. Ekmekse ekmek, özgürlükse özgürlük… O’nun kendi ahsn ilgilendiren hiçbir teorik deeri yoktur, sadece insan ilgilendiren pratik deeri vardr.”[6]
Eer insan merkezli teolojiden maksat insan tarafndan anlalabilir bir Allah tasavvuru aray ise kelam ilminin yapt da bizzat budur. Earî olsun Mâtürîdî olsun bütün kelamclar naslar esas alarak insan idrakinin kavrayaca bir Allah inanc tesis etmeye çalmlardr. Eer modern insan böyle bir inanc idrak edemiyorsa burada en azndan inanc sorgulad kadar onu bir türlü idrak edemeyen modern bilinci de sorgulamaldr.
nsan merkezli Allah inanc söylemi dier yandan da kyasü’l-gâib ale’-âhid yöntemini akla getirmektedir. Kyasü’l-gâib ale’-âhid kabaca gayb ehadet alemine, lahuti gerçeklii nasûtî/fizikî gerçeklie göre anlama ve yorumlama çabasdr. Mutezile büyük oranda bu anlayla hareket etmitir. Ruyetüllah/Allah’n görülmesi konusu Mutezile’nin tamamen bu anlaya bal kalarak çözmek istedii bir konudur. Mutezile, bu dünyada görme fiilinin asgari artlar ne ise, Allah’n ahirette görülebilmesi konusunda da ayn artlar gündeme getirmi ve bu artlarn Allah’ mekansal klacan ileri sürerek ruyetüllah –konuyla ilgili açk naslara ramen- reddetmilerdir.
Gerek Earîler gerekse Mâtürîdîler ayn konuda ne insan, ne de insanî tecrübeyi dikkate almlar, kyasü’l-gâib ale’-âhid yapmak yerine, konuyla ilgili açk ve mehur naslara dayanarak ruyetüllah savunmulardr.
Bunun yannda Earîler olsun Mâtürîdîler olsun Ehl-i Sünnet kelamclarn kyasü’l-gâib ale’-âhid yöntemine tümden srt çevirdikleri söylenemez. Allah’n sfatlar konusunda zaman zaman bu yönteme bavurduklarn görüyoruz. Mutezileden farklar bu yöntemi, naslarn çerçevesini çizip içini bo brakt alanda uygulamalar, bir ölçü dâhilinde kullanmalardr.
Aksi takdirde insan kendisine bakarak bir Allah tasavvuru gelitirecek olursa tenzih esas ciddi biçimde yara alr. Allah’la yaknlk kurmak adna gelitirilen insan merkezli bir teolojinin Eski Yunann antropomorfik/insanbiçimci ilah tasavvuruna yol açma riski burada özellikle hatrda tutulmaldr.
Bu ve benzer endieleri göz önünde bulunduran Ehl-i Sünnet kelamclar, insan algsn esas alan insan merkezli bir Allah tasavvuru yerine “leyse kemislihi ey’ün” [O’nun benzeri hiçbir ey yoktur] (ûrâ, 11) ve benzeri ifadelerle Allah’n aknlnn altn çizen naslara istinaden tenzih merkezli bir Allah inanc ortaya koymulardr.
slamî ilimler örgüsü ve kelam-tasavvuf bütünlüü
Bu bapta unu da eklemeliyiz; anlattklarmz Earî kelamclarn, Allah’n insana ah damarndan daha yakn olduu, insana efkat, merhamet gösterdii, rahmetinin gazabn geçtii yönündeki hakikatleri ve bu hakikatlere ibtina eden Allah ile kul yaknln, tasavvuf edebiyatndaki takribî ifadesiyle cem gerçeini yok saydklar anlamna gelmez.
Söz bu noktaya gelmiken slamî ilimlerin doasn ve her birinin hususî alann kavramann ehemmiyetine iaret edelim. Kelam ilmi, Allah’a, âleme, insana ve mutlak gerçeklie dair inanç ve düüncemizin zemin talarn döer. Vaz ettii temel ilkelerle zihinsel çerçeve çkartr. Muhtevaya ve muhtevayla kuracamz çplak temasa dair hususî-derûnî boyut tasavvufun ilgi alanna girer ve Allah’a dair inancmzn kalbî/duygusal taraf tasavvuf tarafndan dizayn edilir.
Akla ve düünceye hitap etmesi bakmndan kelamn dili tenzih/fark karakterli olduu halde kalbe hitap etmesi bakmndan tasavvufun dili Allah-insan yaknlna odakl cem merkezlidir. Bir Earî ve bir sufî olarak mam Gazzalî slamî ilimler muvazenesinde ina olmu bir kafa ve ruh ahsiyeti olarak ne demek istediimizin açk misalidir. Muhalled eseri hya da tasarm ve dili itibaryla bu muvazenenin en yetkin temsilini oluturmaktadr. Kitapta krk konaklk kafa ve kalb eitimi/seyahati biçiminde tasarlanan ve inançtan ibadete, muamelattan ahlaka ve kalbiyyata kadar geni bir yelpazede kelamî/fkhî statik dokuyla iç içe akn tasavvufî dinamik muhteva, Allah’a kar hem sorumlu hem umutlu, hem acziyetini müdrik hem kurbiyete tutkulu bir kul yetitirme programdr.
Bu bakmdan slamî ilimlere muhtelif ünitelerden oluan bir bütün olarak bakmal, Kelam bu bütünlük içinde kendine has mevkii ve misyonu açsndan deerlendirmelidir. Dolaysyla bütün içinde bir baka birime tevdi edilmi fonksiyonu Kelamdan beklemek, hele hele buradan saldrgan bir Kelam eletirisine kalkmak kiinin marifetini deil, slamî ilimler örgüsüne ve Kelam’n tabiatna kar yabancln bir dier ifadeyle suçundan beter mazeretini gösterir.
(Devam edecek)
[1] Mehmet Fatih Kaya hoca
[2] Nureddin es-Sabuni/Bekir Topalolu, Matüridiyye Akaidi, Diyanet ileri bakanl, 5. Bask, Ankara 1995, s. 155.
[3] Ebu’l-Muin en-Nesefi, Tabsratü’l-edille, c. 1, s. 25.
[4] A.g.e., c. 1, s. 25.
[5] bn-i Ebî Azebe, er-Ravdatü’l-behiyye fîmâ beyne’l-eâira ve’l-mâtürîdiyye, s, 101
[6] Fethi Ahmet Polat, Çada slam Düüncesinde Kur’an’a Yaklamlar, s. 53.
Yazar: Talha Hakan Alp |
04-07-11 |
||
| E mail: darulhikme.org.tr | Tweet | ||
| Alaettin Emre Yapar | |||
Çok Çalýþmam Gerekiyor Anne Çoook |
Tarih : 07-07-11 | ||
Hakan hocamýzýn yazýsýnda mevcut ilmî deðerlendirmeleri yapmak için kaç fýrýn ekmek yemem lâzým bilmem. Ama bir muhtasar ilmihâl okumuþ çocuk Mustafa Islamoðlu' nun yanlýþlarýný sezer. Ama o zata ilmî cevaplar dizmek daha ayrý bir meziyet. Mevla cehdimizi ziyade kýlsýn. |
|||
| abdullah abdullahoðlu | |||
tahrifat |
Tarih : 06-07-11 | ||
MUSTAFA Ýslamoðlu maalelesef yaldýzlý edebiyatýyla tamir ediyormuþ gibi görünüp tahrip ve tahrifat yapýyor. Gafil olmamak gerek. |
|||