HALEB'E DÖNÜÞ

Halep, 12 Aralýk 2016'da Rus ve Ýran destekli Esed ordusu tarafýndan düþürülmüþtü. Üzüntümüz hadsizdi. 30 Kasým 2024'te geri alýndý.

YET- KERME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadýkça Yahudiler de Hrýstiyanlar da senden asla hoþnut olmayacaklardýr.
Bakara, 120.
HADS- ERF
Dünya tatlý ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kýlacak ve nasýl davranacaðýnýza bakacaktýr. Dünyadan ve kadýnlardan sakýnýn.
Müslim, Rikak, 99.
SZN Z
"Her kim selefin bilmediði bir amel icad ederse, Peygamber'in risalete ihanet ettiðini iddia etmiþ olur. Çünkü din tamamlanmýþtýr (Maide, 3) O gün din olmayan þey bugün de din deðildir."
Ýmam Mâlik
Kategori : / ÎMAN VE ÝSLÂM
Okunma Says: 4446
Yazar: Talha Hakan Alp
MUSTAFA ÝSLAMOÐLU YAPIYOR MU, YIKIYOR MU?-2

Ulusalc Kemalistlerin Earîlik sendromu

3.       slamolu diyor ki: “Earîlik tabiat kanunlarn inkar ederek bilimi de kurutmutur. Earîliin nev u nema bulduu yerlerde bilim adam yetimemitir.”

Aslnda bu sözler, Ulusalc Kemalist çevrenin Müslümanlmza saldrrken dillerine doladklar tipik ideolojik ithamlarn bir baka versiyonudur. Kemalist söyleme göre Osmanl, ad Mâtürîdî olmasna ramen E’arî inancna mahkum olduu için yklmtr. Mustafa Kemal, Cumhuriyeti kurarken bu ac tecrübeyi dikkate alm ve Cumhuriyetin dinî yapsn Hanefi-Mâtürîdî eksene oturtmutur. Yine ayn söyleme göre Earîlik Türk aydnlanmasnn önündeki engeldir, Türk demokrasisinin önündeki kara tatr.

Merammza k tutmas bakmndan MHP eski milletvekillerinden kadim diplomat Gündüz Aktan’n Cumhuriyet ideolojisiyle Matüridîlik-Earîlik denklemine dair kurgusu manidardr. 10 Temmuz 2007 tarihli Milliyet gazetesindeki köesinde Taha Akyol, Aktan’n, Nee Düzel’e verdii röportajda serdettii bu kurguyu u sözlerle özetlemektedir: “Türkler, itikaden Mâturîdî mezhebine mensuptur ve Mâturidilik, özgürlükçü, aklc bir doktrindir. Fakat zamanla banaz Earîlik ar basmtr. Bugünkü slami eilimler ve AKP ise, daha banaz olan Selefi çizgisine mensuptur. Tekrar Mâturidilie dönersek laiklik benimsenecek, din ve aklclk badaacaktr. Atatürk'ün laiklii Mâturidi çizgisindedir! Hilafetin kaldrlmasna Meclis'i ikna eden Adliye Vekili Seyyid Bey, "Biz amelde Hanefi, itikatta Mâturidiyiz" dedi, bu konumasn ona Atatürk yazdrd...”[7]

Gündüz Aktan’n olu Uygar Aktan’n Türk-slam idelojisi adna Earîliin ne denli tehdit olduunu ifade sadedinde slamolu’nun tespitlerini çartran u açklamalar da birlikte okunduunda bugün Earî kartlnda hangi çevrelerin ayn hatta hizalandn görmek artc olsa gerek: “Osmanl'nn, Hanefi-Maturidi akaidini göklere çkarp, medreselerde tam tersi bir çizgiyi savunan Earîlii okutmasnn yklmza nasl yol açtna dair tek analiz yapmazlar. Earîlii içselletirmi bir toplumun her türlü ilerlemesinin donduunu irdelemezler.”[8]

Kemalistler zaman zaman yerleik slam algsna yönelik eletirilerini mam Gazzali üzerinden dile getirirler. Güya Farabi, bni Sina ile zirveye trmanan bilimsel geliim Gazzalî’nin felsefe eletirileriyle sekteye uramtr. Bunun için onlarn gözünde Gazzalî slam bilim tarihine darbe vuran isimdir. Malum, Gazzalî, Earî kelamnn köe ta isimlerindendir.

slamolu’nda da baba-oul Aktan’larnkinin ayns, Gazzalî saldrlarnn ise benzeri bir yaftaclkla karlayoruz. Yaftann gerekçesi, burada mam Gazzali yerine, onun da intisap ettii E’arilik ve bilhassa aralarnda mam Gazzali’nin de bulunduu Earî kelamclarn tabiatta sebep-sonuç ilikisine dair görüleri oluyor.

Earîlik ve zorunsuzluk teorisi

Önce Earîliin görüünü özetleyelim: Sebep-sonuç ilikisi Earîlere göre zorunlu deil, âdîdir. Bu modern terminolojide zorunsuzluk ve olumsallk gibi kavramlarla anlan bir felsefî düüncedir. Sözkonusu düünceye göre mesela ate ile yanma arasnda zorunluluk deil, ardklk söz konusudur. Yanma hadisesi, atein yanacak maddeye temas etmesinin ardndan Allah’n yaratmasyladr. Atele yanma arasnda mantksal bir bant yoktur. Sadece insanolu atein temas sonras yanma hadisesini skça müahede ettiinden buradaki ardkl, zorunluluk gibi alglamaktadr.[9]

Earîler burada evrenin tabii cereyannda Allah’n eyaya canl ve kesintisiz bir müdahalesi bulunduunu, ister maddî ister ruhî olsun evrende olan biten hiçbir hadisenin kuru sebep-sonuç döngüsüne indirgenemeyeceini ilkeletirirler. Bu, Allah’n yaratmasna bal olarak atein yakclk vasfnn kökten inkâr deil, yakcln mücerred atee ait bir fonksiyon olmadn, Allah’n yaratmasna bal olduunu ifade eder. Zira ortada mantksal deilse de fizikî/âdî bir bant vardr ki, fizikçi için bu bant kâfidir. Dolaysyla bir fizikçinin atein yakcl üzerine aratrma yapmasna, deney-gözlem yoluyla bir ksm hipotezler gelitirmesine mani bulunmad gibi, sapla saman birbirine kartrmazsak eer zorunsuzluk teorisinin yaln bilimsel faaliyetlere ket vurmas da sözkonusu deildir.

u da unutulmamaldr, Allah’n iradesinin evrene müdahilliinin yannda Earîleri bu düünceye iten ana sebeplerden biri de mucizelerin inkârnn önüne geçmektir. Determinist âlem tasavvurunda sebepler sonuçlar zorunlu olarak intaç ettiinden olaan süreç katidir ve mucize vb. olaanüstü haller kategorik olarak imkânszdr. Nitekim klasik dönemde mucize kart görü bu teoriye istinad edegelmitir. mam Gazzalî ve dier Earî kelamclar mucize inkârna kar sözkonusu teoriyi reddetmi, sebep-sonuç ilikisinin zorunlu olmadn ileri sürmülerdir.

Modern dönemde de pozitivist bilim anlaynn etkisinde kalan slam modernistlerinin gerek mucizeler karsndaki kukucu tavr gerekse E’arilik alerjisi bu açdan ilginç bir kesimedir.

slamolu, ön yargdan kurtulup Earîliin zorunsuzluk teorisinden köklü ve özgün bir bak açs gelitirip modern dönem felsefe-din tartmalarna katk salamak dururken maalesef Kemalist orkestraya katlp reddi miras tercih etmitir.

üphesiz bu aymazlk onun zorunsuzluk teorisinin modern felsefe tartmalarna, özellikle din ve ahlak lehine kazandrd son derece olumlu ve özgün katkdan habersiz olduunu gösteriyor.

Emile Boutroux ve Zorunsuzluk

Kelam-felsefe tarihimizde Earîlik tarafndan temsil edilen zorunsuzluk görüü 19. yüzylda Fransz filozof Emile Boutroux tarafndan sistemli bir düünceye dönütürülmütür. Boutroux tabiat kanunlarnn zorunsuzluu/olumsall düüncesini gelitirerek mekanik-determinist bilimci anlayn insan bilimleri ve dolaysyla inanç, ahlak ve deerler üzerindeki tasallutuna kar çkm, niceliin egemenliine kar nitelik esasl düüncenin önünü açmtr.[10] Bu yönüyle Avrupa’da olduu gibi Türkiye’de de Hilmi Ziya Ülken ve Süleyman Hayri Bolay gibi bilim adamlarnn ilgisini çekmi, görüleri özel çalma konusu klnmtr.   

Earîlik ve Bilim

slam bilim tarihinde bir donma olmu mudur, olmam mdr, tartmas ayr bir konudur. Ama bu tartmada bilim tarihinde donmay savunanlarn bunu teknik-kelamî meselelerle temellendirmesi kolayclktr. Hele hele büyük bir corafyay ve uzunca bir tarihî süreci bir ekolün birkaç görüü üzerinden yarglamaya kalkmak yaygn bir zihin arzas olarak genellemeciliin tipik bir örneidir.

Earîliin hayli yaygn olduu Horasan –Belh, Nisabur, Herat, Merv- diyar,[11] bugün ran, Afganistan, Tacikistan, Türkmenistan ve Özbekistan olmak üzere birçok ülke topraklarna yaylan geni bir bölgedir. Bu bölgede fizik-astronomi-matematik gibi hikmet bilimlerinin gelimilii bile tek bana slamolu’nun iddiasnn mesnetsizliini göstermeye kâfidir. laveten bir Earî kelamc olan Ali Kuçu misalini burada hatrlarsak sözkonusu iddiann basit bir ansiklopedi taramasna bile dayanmad ortaya çkar.

Türk slam söylemini dillendirenlerin, Osmanl astronomi biliminin müessisi olarak gördükleri Ali Kuçu hayranl malumdur. Ne var ki, Ali Kuçu’nun sürekli talayp durduklar Earî mezhebine mensup olduunu düünememeleri trajikomik bir çelikidir.[12]

slamolu da Earî kelamyla bilim yaplamayacan iddia ederken nedense tarihte yaam bilim adamlarndan Earî olanlar var mdr, Earîliin yayld corafyalarda bilimsel faaliyetler ne durumdadr, diye merak etmi deildir. Eer merak etseydi aratrmasnn ilk aamasnda karlaaca büyük astronomi bilgini Ali Kuçu, en azndan kendisini bu talihsiz iddiasnda daha insafl olmaya davet ederdi.

Ali Kuçu’nun Kelam ilminde yazd muhalled eseri erhu’t-tecrîd bir Earî kelam kitabdr. Ali Kuçu’nun erhu’t-tecrid’deki görüleri onun açkça Earî olduunu göstermektedir. Özellikle kesb konusundaki ifadeleri –ki slamolu’nun Earîlie yönelttii ar ithamlarn younlat konulardandr- onun tam bir Earî olduunu gösterir. Bu durumun farknda olan Cafer Sübhanî de onun bir Earî olduunun açkça altn çizer.[13] Earîlik slamolu’nun dedii gibi bilim anlayn kurutan bir mezhep olsayd, onun hem müntesibi hem de eser veren bir temsilcisi olarak Ali Kuçu gibi bir bilim adamnn gerçek deil, mit olmas gerekirdi.

Ayrca bu durum sadece Ali Kuçu’yla da snrl deildir. Anlan bölgede yaayan ve hem nakli hem de akli ilimlerde aratrma ve telif faaliyetinde bulunan âlimler içinde Earî olanlarn says azmsanacak gibi deildir. Selçuklu devleti snrlar dahilinde –Turul bey’den sonra- bürokratik yapya tesir etmi ilmi ahsiyetler arasnda Cüveynî, Kueyrî ve Gazzâlî gibi mehur E’arî âlimler vardr. Özellikle vezir Nizamülmülk’le birlikte –hususen Sultan Alpaslan’n vefatndan sonra- devlet Earîlie açk destek vermitir. Buna ramen Selçuklu idaresi altndaki bölgede bilim faaliyetlerinde bir düü yaanmam, er’î ilimlerdeki trman aklî ilimlerde de ayn hzla devam etmitir.[14] Yine bir Selçuklu hükümdar olan Melikah ve veziri Nizamülmülk döneminde birçok ehirde rasathaneler ina edilmi, bilim faaliyetlerine zengin imkân ve araç temini gerçeklemitir.[15]

Bir paranoya: Earîlik ve Cahiliye nanc

4.       slamolu diyor ki: “Earî kelam Kur’an’n arkasndan dolanmtr. Kur’an’n kazd cahiliye inancn hortlatmtr…”

slamolu, burada Emevilerle Earîler arasnda paralellik kuruyor ve Earîliin savunduu kader görüünün cahiliye inancn hortlattn ileri sürüyor. Ona göre Kur’an- Kerim, bu inanc kazmtr. Ne var ki önce Emeviler, daha sonra Earîler bu inanc hortlatarak Müslümanlarn balarna bela etmilerdir. Earîler, bu tavrlaryla Kur’an- Kerim’in arkasndan dolanarak kendilerinden sonraki slam tarihini Kur’ân’n etki alanndan çkartp cahiliye dönemine tekrar balam oluyor.

Bu demek oluyor ki, yüzyllar boyunca milyonlarca Müslüman Kur’an’n deil, cahiliye inancnn takipçisi olmaktadr. slamolu’nun cahiliye inanc dedii ey kader inancdr ve Earîliin teorize ettii kader inanc da bu inancn devamdr. slamolu’nun son derece saldrgan ve alabildiine ajitatif sözlerininin devam izleyicide ite böyle bir haiyeyle bütünleniyor.

Önce cahiliye dönemi kader inanc konusunda çok net bilgi sahibi olmadmz belirtmeliyiz.  Kald ki sahih ve samimi bir Allah inancna sahip olmayan bir topluluun Allah’ yaratc olarak görmesine de, balarna geleni Allah’tan bilmelerine de itibar edilemez. Bu sebeple Cahiliye Araplarnn, kendilerini aklamak için srf bir diyalektik arac olarak kullandklar Allah’n kuatc iradesi, mutlak müdahalesi meyanndaki retorik ciddiye alnamaz. Ciddiye alnamad için de Cahiliye Araplarnn kader inancndan söz etmek salkl ve tutarl bir yol deildir.

Yine de bir ekilde konuyla ilikilendirilebilecek ayetlere baktmzda görünen o ki, Cahiliye Araplarnda Yaratc’ya kar sorumluluk duygusundan kurtulabilmek için her kla giren, özde inkarc tutumunu savunma adna birbirine zt inançlardan bile yararlanmaya çalan pragmatist bir yaklam vard. Ayetlerde Cahiliye Araplarnn, ilerine geldiinde Allah’n yaratclna atf yaptklarndan söz edildii gibi bunun tam aksine hayat ve ölüm gibi en temel olgular Allah’a deil, dehre/mutlak zamana atfettiklerinden de söz edilmekte, inançlarndaki materyalist-natüralist damar gözler önüne serilmektedir. Nitekim “Dediler ki: Hayat ancak bu dünyada yaadmzdr. Ölürüz ve yaarz. Bizi ancak zaman helâk eder.” (Câsiye, 24) ayeti bunu açkça ortaya koymaktadr.

Bu durumda Cahiliye Arab için açk ve net bir kader anlayndan bahsetmek mümkün olmadna göre Earîlerle Cahiliye Arab arasnda kader inanc konusunda paralellik kurmak ciddiye alnabilecek bir iddia deilse de Earîleri Cahiliye inancnn hortlatcs gibi takdim etmek, hadsizlik ve densizlik balamnda ciddiyetle ve ibretle incelenmesi gereken bir tutumdur.

Earîlerin teorize ettii kader inanc temelde Mutezile’nin gelitirdii kader anlayna kar gelitirilmitir ve bu konuda yaznn ba ksmlarnda da ifade ettiimiz gibi Earîlerle Mâtürîdîler arasnda temelde bir fark yoktur. Her iki mezheb de Mutezileye kar Allah’n, kullarn fiillerini ezelde takdir ettiini ve bu dünyada yarattn kabul etmektedir. Baka türlü de olmas mümkün deildir, zira bunu onlarca Kur’an ayeti açk biçimde belirtmektedir. Yine onlarca mehur hadis bunun altn çizmektedir. Kur’an ve sünneti dinin iki kayna kabul eden ve hadis rivayetleri karsnda yersiz ve mesnetsiz güven problemi yaamayan herkes Müslüman olarak bu inançla mükellef tutulduunu görmektedir. Earîler bu konuda “Kur’an- Kerim’in arkasndan m dolanm”, açkladklar kader inanc Kur’an’da var m yok mu, bunun cevabn bir sonraki maddede inallah göreceiz.

Kur’an- Kerim’de kader

5- “Kur’an’n hiçbir yerinde er Allah’a isnad edilmez, hayr Allah’a isnad edilir.”

slamolu’nun Kur’an’da yerleik kader inancnn olmadn iddia sadedinde sarfettii sözlerden biri de buydu. Önce burada meselenin çarptlmasna frsat vermemek için u hususun altn çizelim; mesele hayrn da errin de Allah katndan olduu meselesidir. Yoksa mesele munhasran “er Allah’tan gelir” cümlesini kullanmann doru olup olmayaca meselesi deildir. Bu ikincisi itikad meselesi deil, edep meselesidir ve Earî âlimlerimiz de edeben sadece errin Allah’a isnadn doru bulmamlardr.[16] Bunun için kimse Kur’an’da munhasran errin Allah’a isnat edildiini ileri sürmü deildir. u halde “Kur’an erri Allah’a isnad etmez” önermesi hem ikirciklidir, hem de Earîlik eletirisi balamna oturmamaktadr.  

Mücerred erri Allah’a isnat etmek edebe muayir olsa da konu errin yaratlmas ve ezelde takdir edilmesi meselesi olunca durum deimektedir.  Zira errin de tpk hayr gibi Allah’n takdir ve yaratmasyla meydana geldii hususu Kur’an- Kerim’in vaz ettii bir ilkedir. Ve bunun Kur’an’da sadece errin Allah’a isnat edilmeyii ile çelimesi sözkonusu deildir. Bu sadette Earîler de Mâtürîdîler de hayr ve er olmak üzere her eyin Allah’tan olduunda ittifak halindedir. Bu cahiliye inanc deil, ifade ettiimiz gibi bizzat Kur’an’n tesis ettii inançtr. Nisa 78’de her eyin, yani errin de hayrn da Allah’tan olduu açkça ifade edilir. öyle ki, “Onlara bir iyilik geldii zaman derler ki, bu Allah katndandr. Bir kötülük geldiinde de bu sendendir. De ki hepsi Allah’tandr.” (Nisa, 78) Görüldüü gibi önce iyilik ve kötülükten bahsedilmi, ardndan da hepsinin Allah’tan olduu ifade edilmitir.

Ancak bizler bamza gelen kötülüün, her ne kadar Allah tarafndan takdir edilmi ve yine O’nun tarafndan yaratlm olsa da, kendi nefsimizin bir kusurundan kaynaklandn düünür, bundan dolay haa Allah’ mesul tutmaya kalkmayz. Nitekim yukarda arz ettiimiz gibi hepsinin Allah’tan olduunu ifade eden ayetten bir sonraki ayet de meselenin bu boyutuna dikkatlerimizi çekmektedir. “Sana bir iyilik geldii zaman Allah’tan, bir kötülük geldii zaman nefsindendir” (Nisa, 79) Bu ve benzer ayetler bize bir yandan Allah’a kar ükran, dier yandan nefsimize kar muhasebe sorumluluunu hatrlatr.

u halde farkl balamlara ve farkl noktalara iaret etmeleri itibaryla ilgili ayetler arasnda bir çeliki olmad gibi iyiliin Allah’tan, kötülüün nefisten bilinmesi ilkesiyle Earîsiyle Mâtürîdîsiyle bilumum Ehl-i Sünnet topluluun inanc olan “hayr da er de Allah’tandr” ilkesi arasnda da bir çeliki yoktur. Zira ayn anda hem kötülüün kendi nefsimizden kaynaklandn bilmekle hem de ayn kötülüün –dünyadaki seçimimizi ezelde bilen- Allah tarafndan ezelde takdir edildiini bilmek arasnda bir tezat yoktur. Keza kötülüün kayna olarak Allah’ görmekle, bizim irademiz üzerine kötülüü takdir ve halk edenin Allah olduuna inanmak da ayn ey deildir. Bu bakmdan ilgili ayetlerin Earî eletirisinde kullanlmas, iyimser bir tahminle meseleyi tam kavrayamamann göstergesi olsa gerektir.

Sonuç yerine

Son olarak cmbzclk marazna dikkat çekmek amacyla burada slamolu’nun delil edindii bir ayete yer vermeliyim. “(Bedir de) iki katn (dümannzn) bana getirdiiniz bir musibet, (Uhud'da) kendi banza geldii için mi "Bu nasl oluyor!" dediniz? De ki: O, kendi kusurunuzdandr. üphesiz Allah'n her eye gücü yeter.” (Al-i mran, 165)

Earîlik eletirisi srasnda slamolu bu ayeti referans alyor ve kötülüün insandan olduunu söylüyor. Ama Bektai misali ayetin devamn okumuyor. Oysa bir sonraki ayet öyle diyor: “ki birliin karlat gün [Uhud] sizin banza gelenler [bozgun], ancak Allah'n izniyle/dilemesiyle olmutur ki, bu da, müminleri ayrdetmesi ve münafklar ortaya çkarmas için idi.” (Al-i mran, 166)  

Kader inancn reddetmek telana düen slamolu okuduu ayetin devamnn iddiasn nakzettiini maalesef göremiyor ya da ayetlerden söylemiyle örtüen ksmlar alp, dier ksmlar brakyor. Ayet açkça dümannz eliyle banza gelen bozgun Allah’n izniyledir, diyor. Kader, hayr olsun er olsun i ve olgularn Allah’n izniyle gerçeklemesi demek olduuna göre burada bamza gelen bozgunun kader olduu daha açk nasl ifade edilebilirdi?

slamî ilimler içinde ulemann örgületirdii naslar okuma ve tefsir etme yöntemine burun kvran kimselerin Kur’an okumalar hep böyle problemlidir. Bunlar Kur’an’n bütününü kavrayamazlar, kavramaya da ihtiyaç hissetmezler. Çünkü onlarn Kur’an’la kurduklar temas bütüncül ve detayl bir inanç ve uur tesis etmeye dönük deil, slogan üretmeye dönüktür. Ve sloganlarn da birkaç ayetten derdest ederler. Gerisini aratrma gerei de duymazlar. Zira onlar nezdinde Kur’an’n ne dedii, ne diyebilecei zaten bellidir. Öyle ya, Kur’an temelde adalet, özgürlük ve ahlak birer ilke olarak vaz etmitir. Bütün ayetler bu ilkelerin gölgesinde anlam kazanrlar. Aykr duran bir ayet ifadesi karsndaki tavr açktr; sözkonusu ilkeler dorultusunda tevil etmek, kelimeleri eip bükmek.

in en vahim ksm, anlam mayalayan sözkonusu kavramlarn somut anlam ve snrlar son derece mulaktr. Ve modern Kur’an yorumcusu özgürlük ilkesi elden gidiyor diye feryad ettiinde karsnda duracak hiçbir engel yoktur.

 

[7] http://www.milliyet.com.tr/2007/07/10/yazar/akyol.html
[8]http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalHaberDetayV3&ArticleID=728458&Date=02.06.2011&CategoryID=99
[9] mam Gazzâlî, Tehâfütü’l-felâsife, s. 240.
[10] Mehmet Ali Dombayc-Aytekin Demirciolu, Gazali’de Zorunsuzluk ve Ahlak, BDDER Sosyal Bilimler Dergisi, c. 1, say 2, s. 65-66.
[11] Abdurrahman Bedevî, Mezahibü’l-slamiyyîn, s. 661.
[12] Ali Kuçu’nun Semerkantl olmasndan hareketle onun Matürîdî olduunu iddia edenler olabilirse de, eseri bunun mesnetsiz olduunu gösterir.
[13] Cafer es-Sübhânî, Buhûs fi’l-milel ve’n-nihal, c. 3, s. 33.
[14] Prof. Dr. Nesimi Yazc, lk Türk-slam Devletleri Tarihi, Türkiye Diyanet Vakf Yaynlar, Ankara, 2006, s. 328. lk dönemlerde Selçuklu-E’ariye gerginlii fikrî olmaktan çok siyasidir.
[15] A.g.e., s. 228.
[16] Abdulkerim Tettân-Muhammed Edib el-Keylânî, Avnü’l-mürîd li erhi Cevhereti’t-tevhîd, Dimek, 1994, c. 1, s. 564.

Yaznn kaynana ulamak için tklaynz.

Yazar: Talha Hakan Alp
09-07-11
E mail: darulhikme.org.tr
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı iin henz yorum yapılmamıştır.
MUSTAFA ÝSLAMOÐLU YAPIYOR MU, YIKIYOR MU?-2
Online Kii: 35
Bu Gn: 40 || Bu Ay: 6.022 || Toplam Ziyareti: 2.929.203 || Toplam Tklanma: 58.619.982