ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir düşünce için ölümü göze almak, kendini feda ediş değil; hayatı anlamlandırmaktır.
İsmet Özel
Kategori : / EDEBİYAT
Okunma Sayısı: 5766
Yazar: Meryem Aybike Sinan
MONA ROSA ASIL ŞİMDİ ÖLDÜ!

Neden hayallerimizi yıktın Mona?

Önceki gün geyve.com sitesindeki röportajı alınlatayarak Türkiye'ye duyuran Haber7 çok önemli bir habere imza attı.

Türk Edebiyatının efsanevi ismi Sezai Karakoç’un ölümsüz eseri “Mona Rosa” şiirinin kahramanı Muazzez Akkaya ile yapılan röportaj yayına girince bir anda en çok okunan ve tık alan haber olarak ilgi gördü.

Bu, şiirin Türk halkı tarafından ne kadar çok bilinip sevildiğinin yanı sıra sözkonusu hanımefendinin de uzun yıllar gizemli kalışının da bir yansımasıydı hiç kuşkusuz.

Yıllarca kendini saklayan, sır gibi kalan, saklandıkça değeri çoğalan ve hakkında çeşitli hikâyeler söylenen Mona Rosa, üstelik bahar değilken, güz değilken bir kış günü çıka gelmesi hem bizi üşüttü, hem de kendi soldu, tükendi bir anda.

Mona neden hayallerimize el attı ki?

Gül dediğin üstelik bu Geyve’nin gülü ise bir kış günü çıkıp gelir miydi hiç? Bunca mevsim zamanın yanağından akmış, ömrün yekûnu harcanmış, çile örgüsü tamamlanmış, anlayan anlamış, söyleyen söylemiş, bilen bilmiş, gülen gülmüş iken ne vardı ki kalkıp gelecek?

Bir kış günü Mona Rosa kurumuş bir güle mi dönüşecekti?

Yoksa hiç güllerle kırılır mı gönül, hatır koyar mı bülbül, diye düşündü?

Mona Rosa, bu saatten sonra gelmemeliydi, çıkmamalıydı ortaya. Hep o şiirin kırık aşk hikâyesinin içinde taze açmış gül gibi kalmalıydı. Edebiyat tarihine mal olmuş o büyük şiir, canı çıkmış gibi acı çekiyor şimdi!

Böylesine büyük bir aşk bu şekilde mi yalanlanmalıydı?

Oysa “Aşkı inkâr edişinde bile bir nezaket, bir letafet, bir incelik vardı” diyen şarkıda ne güzel tarif edilir aşkın geri çevrilişi.

Bu kişisine göre değişir lakin en azından derin bir saygı duyulup, hürmete layık görülmeliydi. Hiçbir şeyin farkında değilmiş gibi yapmak, kaale almamak ve güya ilgilenmiyor görünmek ve önemli bir şeyi azımsamak marifet değildir Mona!

Edebiyat tarihinde karşılıksız aşklar da yazılmıştır, vuslata ermeyen aşklarla doludur şiirlerimiz, hikâyelerimiz. Erkekler genelde kadının ismini saklarken, onu remizlerin, mazmunların arkasına gizlerken, kadınların daha ilgisiz, daha duyarsız oldukları görülse de hep bir parça merhamet ve sevgi görülür. Mesela Erzurumlu Emrah;

“Yar ismini desem olmaz
Düşer dillere dillere"


Derken büyük bir nezaket ve düşünüş sözkonusudur. Bu nedenle genellikle kadınların ismi başka başkadır. Abdurrahim Karakoç da sevdiğinin ismini “Mihriban” olarak değiştirir. Yani erkek şairlerimiz hiçbir zaman sevdikleri kadının ismini vererek şiir yazmamışlardır.

Sezai Karakoç da gelenekte olduğu gibi sevdiğinin adını yine remiz ve mazmunların arkasına saklayarak onu korumaya çalışmıştır. Her ne kadar akrostiş gibi bir türü deneyerek yazsa da yine de onu en azından gözlerden, ilk bakışlardan saklamıştır, gizlemiştir.

Karakoç’un gizlediği yıllar sonra kendisi çıkıp gelmiş, söylenmeyenleri söylemiş, dile getirilmeyenleri dile getirmiş, bütün sırları ortaya saçmıştır. Yani sır testisi kırılmıştır.

En çok da “aşka tövbeli o büyük yürek” kırılmıştır zannımca.

Kadınların kendilerini sürekli olarak naza çekmeleri güzeldir, hoştur. Ancak bu yaştan sonra kendisini naza çekecek bir yaşta da değilsin Mona! Madem o elektriği alamadın, o vakit hiç konuşmasaydın ne olurdu?

O elektrik varsın tek bir yüreği yaksın bundan böyle.

Şiirin Şairi, sen olsan da olmasan da bu milletin kalbine girdi ve orada ebedileşti. Ve cümle âlem bilir ki bu şairin yüreğinin büyüklüğüdür, yoksa senin güzelliğin değil. Aşk tek kişiliktir aslında, bunu sadece şairler bilir. Seven, sevmeyi bilendir âşık. Âşık olunan sensin ama şiir sen değilsin, o duygular sen değilsin, Mona Rosa sen değilsin aslında.

Mona Rosa, şairin muhayyilesindeki sevgiliydi.

Mona Rosa bizim şiirlerde tanıyıp yüzünü hiç görmediğimizdi.

Mona Rosa tek kişilik bir aşkın adıydı.

Mona Rosa ölümsüz aşkların adresiydi.

İnsanların büyük, ebedi ve bedii duyguları vardır.

O duyguların edebi metinlere düşüşü, orada renklenişi, canlanışı, neşv ü nema buluşu zaman alır. Destanlaşır, milletin gönlüne taht kurar ve yıllara meydan okur. Ancak günün birinde böyle ansızın o büyüyü, o tılsımı ve gizemi bin bir yerinden kaldırınca eserin kıyameti olur o gün.

Mona sen çıktın ortaya şiirin kıyameti oldun!

O hiç konuşmazken konuştun!

O seni sır gibi saklarken sen şairin sırrını ifşa ettin!

Mona, şiirin sırça köşkünden düşmeseydin keşke, inmeseydin şiirin bulutların arasında gezinen rahvan atından, konuşmasaydın, söylemeseydin içindekileri keşke! Böylesine yaralanmasaydın ve yaralamasaydın.

Mona, artık gerçeksin, alabildiğine gerçeksin lakin…

Mona, keşke bir yalana dönüşmeseydin!

Muhabbetle Kalınız.

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Bir tavsiye: Okuyucularımıza -daha iyi değerlendirebilmek bakımından- bu yazıdan önce veya sonra ...VE MONA ROSA KONUŞTU! başlıklı yazıyı da okumalarını tavsiye ederiz.

Yazar: Meryem Aybike Sinan
06-01-12
E mail: haber7.com.
 
 
Yorumlar: 3
Ahmet Çelen
BELKİ DE ÖYLE DEĞİL...
Tarih : 07-01-12

Bu yazının yayınlandığı Haber7.com'da Hakan Tamokur tarafından dikkat çekici bir yorum yazıldı. Meseleye kazandırdığı derinlik bakımından arkadaşlarımızın görmesinde fayda var. Yorum şu:

Herkes kanaatimce olaya yanlış açıdan bakıyor. 1. Muazzez vaktiyle Sezai'ye yüz vermemiş, onu görmezden gelmiştir. Fakat şiir gecesinde Mona Roza'yı dinleyince çarpılmış, efsaneye göre onun yanına gidip istersen nişan yüzüğümü çıkarabilirim demiş, Sezai kabul etmemiştir (geç kaldın gibilerinden). Efsane bu noktadan itibaren Muazzez'in intihar ettiğini söyler, aslında manevi bir intihardır bu, yıkılışın sembolüdür. 2. Muazzez Hanım Karakoç'u unutmamış, kendisini efsane yapan şairin ismine, çocuklarının isimleriyle akrostiş yaparak mukabele etmiştir (Sinan, Ela, Özgür'ün Z'si [bu da kolayca faş etmemek için], Ayşegül, İhsan). Çocuklarını tek tek röportajda sayması da anlamlıdır. 3. Yıllar sonra çıkıp da kayıtsızmış (Mona Rosa şiirine kayıtsız olması, şiir gecesinden bunun okunduğunu hatırlamıyor gibi yapması imkansızdır) gibi konuşması da meseleyi muğlak bırakarak bir sırrı koruma, kadınlık gururu, misilleme vs. gibi duygularla açıklanabilir kanaatindeyim.

 
AHMET
BUZ VE ATEŞ'E ZEYL
Tarih : 06-01-12

Şunları da yazmak istedim: Muazzez Hanım bu şiiri hak etmiş miydi? Belli ki etmemiş. Peki kızalım mı ona? Bir dakika duralım. Büyük şiirin gıdası, onu hak etmeyenlerdir. Hak eden, yani şâirin aşkına tıpış tıpış koşup gelen birisi olsaydı, hak edip etmediğini sorduğumuz o şiir olmayacaktı ki... Şair o şiiri yazdıran iç gerilimi duymayacaktı. Bu takdirde şiir ya hiç olmayacak ya da değerinden çok şey kaybederek neşv ü nema bulacaktı. Terazi kefesi gibi... Berikinin yükselmesi için öbürünün alçalması lâzım. Veysel konuşsun: Güzelliğin on par'etmez/ Şu bendeki aşk olmasa/ Eylenecek yer bulaman/ Gönlümdeki köşk olmasa... Ama şiirin sonunda da şöyle demekten kendini alamaz: Anılmazdı Veysel adı/ O sana âşık olmasa... Bu hâller başka hâller vesselam.

 
AHMET
BUZ VE ATEŞ!
Tarih : 06-01-12

Mona Rosa ateşti... Muazzez Hanım ise meğer buzmuş. Koca üstad! Seni şimdi daha iyi anlıyorum... Bu kadar hissiz bir kadın karşısında çılgınlar gibi şiire koşmaz da ne yapar insan? Bu şiiri bu kadar âteşîn kılan Mona'nın buz gibi soğukluğundan başka ne olabilir? Mona, beklendiği ve ümit edildiği gibi sımsıcak olsaydı, bu şiirin alevi düşecekti. (Muazzez Hanım'ın fıtratı buymuş; bir hakaret kastımız yoktur) Meryem Hanım, adeta mülakatı okuyup bitirdiğimde içimden geçenleri okumuş da yazmış; teşekkürler.

 
MONA ROSA ASIL ŞİMDİ ÖLDÜ!
Online Kişi: 12
Bu Gün: 234 || Bu Ay: 7.745 || Toplam Ziyaretçi: 2.240.134 || Toplam Tıklanma: 52.351.071