İSTANBUL'A BİR MÜHÜR DAHA: TAKSİM CAMİİ

Allah emeği geçenlerden râzı olsun.

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir düşünce için ölümü göze almak, kendini feda ediş değil; hayatı anlamlandırmaktır.
İsmet Özel
Son Dakika!
Kategori : TASAVVUF / TASAVVUF VE TARÎKATLAR
Okunma Sayısı: 4974
Yazar: Meryem Aybike Sinan
DİYEMEDİKLERİM YAKAR GÖNLÜMÜ!

 

Diyemediklerim var...

Güz beni bekler Şeyhim,

Efendim,

Diyemediklerim yakar gönlümü.

Bozkır rüzgârlarının önüne katılmış bir yaprağım.

Sürüklenip gelmişim kapına. Yüreğimde bir sonbahar telaşı. Bir göçmen kuşlarına bakıyorum bir kendime... Gökyüzünde kuşlar kafilesi döne döne uçuyor, renkli, ahenkli. Her kanat çırpışında yaralı bir kuşun kanadında bin tılsım gizli. Soğuk ve bezgin rüzgâra inat göçüyorlar ılık iklimlere.

Bense utanılası bir kördüğümü çözmeye çalışıyorum yıllardır.  Hayatın gizi üzerine bildiklerimi, bilmediklerime ayarlıyorum. Çözmüyorum bu kördüğümü. Çözemiyorum. Düğüm üstüne düğüm atıyorum aslında.

Yolumu şaşırmışım Şeyhim.

Irmakların coşkusu, göğün mavisi, güneşin altın saçları, rüzgârın hüzünlü uğultusu, denizin sonsuzluğu yakalıyor rûhumu binbir yerinden. Dünya dönüyor mütereddit.

Dökülüyorum yollarına. Sana gelen yollara düşüyorum.

Bir söz düşür yüreğime Şeyhim göklerden gelen.

Yaralı yüreğime bergüzâr olsun.

Diyemediklerim var.

Söz beni bekler Şeyhim...

Diyemediklerim yakar gönlümü.

Gönül can evi, gönül Beytullah. Bir celsede düşür yüreğime közü. Hakk Hakk diye yak közü. Kar yüzü görmemiş bir ateş yansın yüreğimde. Biraz kül biraz duman olayım... Ellerim yaralı bir kelebek, kanat çırpsın göklere... Duâlar yorgun düşsün dudaklarımda.

Bir kör kuyuda Yusuf olayım Şeyhim. Çöllere düşeyim sonra. Çöl yürek yangını. Yürek kavrulan çöl. Mısır’a hiç varmasa yolum. Yayan yapıldak çöllerde savrulayım. Bir çöl ikindisinde diktiğim gül, bir çöl seherinde açsa yine. Çöl Hüseyin demek. Hüseyin çöl gibi yakar gönlümü. Çöl bir ermiş. Her dem şükreden, tazelenen. Gündüz yakan, gece üşüten. Bir tarafı vaha, bir tarafı serap.

Çöl ceylanlarının âhı vursun yüreğime.

Bir avcı ol, gönder oklarını kalbimin dehlizlerine.

Köz beni bekler Şeyhim,

Diyemediklerimi sen söyle, yüreğimin tenhasına...

Vefasız yüreğime intizâr olsun...

Göremediklerim var.

Göz beni bekler Şeyhim,

Sevdam hangi ırmağa düşmüş? Hangi umman bekler beni... Hangi dağlar saklar beni? Hangi dualara düşer dileğim? Bilemediklerim yakar gönlümü.

Ayaklandır damarlarımdaki donuk kanı. Güzel duâlar adına, bir ırmağın akışına kat beni. Yatsı ezanı okunurken bir vav gibi eğileyim, büküleyim sevgilinin dergâhında.  Bir elif gibi mağrur, bir mim gibi mesrur, dizileyim sevgilinin yollarına. Helâl bakışlara çeleyim gönlümü. En sevgilinin kapısında durayım kırk yıl Yûnus misâli.

Bu zindan, bu yeryüzü kara bahtım ola...

Kervan göçmeden Şeyhim, kalmadan dağlar başında ebedî bahçelere gitmek diler bu gönül.

Ebedî bahçelere gitmek diler bir şafak vaktinde rûhum..

Kendimden geçmişim,
kendimden uzaklara düşmüşüm, senden himmet diler bu yürek...

Öz beni bekler Şeyhim.

Göremediklerimi sen göster bana...

Gözlerim birbirinden bî-haber olsun.


Bilemediklerim var.

Giz beni bekler şeyhim.

Bir mûsikârın nağmesinde gizli tılsımlı sözler. Bir peygûle güzînim dağlar başında. Karanlık nûra akar. Yalnızlık çıkmazında bir akşamüstü o nûra aksa yüreğim. Bildiğim bütün şeyleri unutsam. Ebedî bir huzura, ebedî bir hayata ayarlasam düşlerimi, giden kuşlarım dönse uzaklardan. Sonra...

Sabah sisi gibi düşsem yollara.

Aşk kervanı karşılasa beni ansızın, sevgiliye giden kafileye katılsam. Kalmasam dağlar başında. Gönül şehri baştan ayağa can kesilse. Yakup’un sabrı bilese sabırsızlığımı.

Bir giz düşür yüreğime Şeyhim,

Kurtulayım rûhumun hamallığından. Bilemediklerimi sen söyle bana...

Bildiklerime efsunkâr olsun.

Silemediklerim var.

İz beni bekler Şeyhim.

Sadâkat içlenip sözlendiğinde, dönüp dönüp bakıyorum mahrem-i esrârıma. Ne zamanlar akmış hayatın yanağından. Bir gözyaşı, bir hüzün, bir güz yağmuru gibi yitip gitmiş nice zamanlar... Geriden geriye avucumda, heybemde kalanlar beni taşımaz yarınlara diyorum. Hiçlik denizindeyim şimdi. Bilemediklerim, göremediklerim, diyemediklerim, silemediklerim ve soramadıklarım yüzünden olsa gerektir çektiğim bunca çile.

Yollarıma çizdiğim izleri silmek gerektir.

Bir giz düşür yüreğime şeyhim. Beni ona götüren bir iz düşür yollarıma.

Gideyim.       

Silemediklerimi bırakarak. Bilemediklerimi bildiklerimden çıkararak.

Gideyim artık şeyhim...

Bir giz düşür yüreğime...

Bu yürek tâ ebede hizmetkâr olsun.

Kelimeler:

bergüzâr: Hediye, hâtıra.
mesrûr: Sevinçli.
peygûle-güzîn: Köşeye çekilmiş; uzlete çekilmiş.
efsunkâr: Büyülü, sihirli.

 

Yazının kaynağı için tıklayınız.

 


Yazar: Meryem Aybike Sinan
04-11-09
E mail: Mail Adresi Yok
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
DİYEMEDİKLERİM YAKAR GÖNLÜMÜ!
Online Kişi: 28
Bu Gün: 107 || Bu Ay: 6.411 || Toplam Ziyaretçi: 1.782.736 || Toplam Tıklanma: 44.760.497