İSTANBUL'A BİR MÜHÜR DAHA: TAKSİM CAMİİ

Allah emeği geçenlerden râzı olsun.

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir düşünce için ölümü göze almak, kendini feda ediş değil; hayatı anlamlandırmaktır.
İsmet Özel
Son Dakika!
Kategori : SANAT / ŞEHİR ve MÎMÂRÎ
Okunma Sayısı: 4930
Yazar: Ahmet Selim
ŞEHRİN RÛHU

Sadece Edirnekapı ile Beyazıt arasındaki camileri hatırlayalım. (Burası benim çocukluğumun geçtiği alan). Mihrimah Sultan, Atikali Paşa, Hırka-i Şerif, Nişanca, Eski Ali Paşa, Sultan Selim, Fatih, Süleymaniye, Şehzade, Beyazıt, Valide, Laleli camileri...

12 büyük cami. Bunlar yürüyerek gittiğimiz okullarımızın civarı. Fatih Camii'nin avlusunda bisikletle gezerdim, Hırka-i Şerif'in ön tarafındaki boşlukta top oynardık. Süleymaniye, fakültenin bitişiğindeydi. Mihrimah Sultan'ın bahçesinde babamla seçim sandıklarının sonuç listelerine bakardık. Eski Ali Paşa'nın ön bahçesinde çocukken güreş etmişliğim var! Sultan Selim, bütün gençliğimde, İstanbul'u seyretmek için özellikle gittiğim sihirli mekân. Aslında lise yıllarımı katarsam, Nuruosmaniye, Sultanahmet camilerinin ve Yeni Cami'nin de listeye girmesi gerekir, çünkü her gün görürdüm. Biz camilerle birlikte yaşadık. İstanbul'da yaşamanın en önemli anlamı buydu bizim için. Has İstanbul'un, içinde namaz kılmadığım camisi ve mescidi yoktur.

Bu camiler hiç yapılmamış olsaydı da, bir gecede var olup ertesi gün görseydik; beğenir miydik acaba? Ben emin değilim! Sevmek ve beğenmek yaşamaktır. İlk karşılaştığınızda yaşıyormuş gibi bakmak çok zordur. Bu camiler olmasaydı zaten bizim cami estetiği duygumuzun gelişmesi de mümkün değildi. Onların varlığına rağmen dahi pek gelişememiş durumda.

Bu camiler bakmasını, yaşamasını bilene bir estetik kültür kazandırır, istidadına göre. Büyük camiler, bir medeniyet anlayışına göre bir şehrin karakterini inşa eder ve insanlar onlardan etkilenerek yaşar. Maddi büyüklük orada amaç değil araçtır. Evimizle okulumuz arasında kısa güzergâhta 12-13 büyük camiye ihtiyaç var mı? Bunun için var. Şehrin ruhunu inşa ediyor, muhteşem bir tevazu ve sempatik bir vakar içinde. Topkapı Sarayı'na saray demeye şahit lazım; çünkü onu önemsememiş. Birbirine eklenmiş bir asgari ihtiyaçlar manzumesinden ibaret. Şehre denizden gelen, saray falan görmez; camileri görür. Öyle istenmiş çünkü.

Bizim mahallenin mescidi evimizin 50 metre kadar ötesindeydi. Mescidin girişindeki duvarda bir çeşme vardı. Babam bir Ramazan günü, sahura kadar uğraşıp çeşmenin etrafına fayans döşedi. Yaptırabilirdi, kendi yapmak istedi. Yatsı namazlarında, bahçede, namaz öncesi, mahalle meselelerinin görüşüldüğü bir sohbet toplantısı yapılırdı. Mescidin ihtiyaçları, mahallede yanmayan sokak lambaları, cemaate gelmeyenlerin hasta ve muhtaç olup olmadıkları, asayiş durumu, her şey konuşulurdu. Mescid, mahallenin kalbiydi.

Mekânların ruhu vardır. Aranızda ruhî bir alışveriş yoksa, bir mescidi, bir camiyi tanıyamazsınız. Bazı özelliklerini seçemezsiniz. Pek sevemezsiniz de. Yahya Kemal, eşyamızın, evimizin bizimle beraber yaşadığını söylerdi. Güzellik öyle insanın gözüne batan, yüzüne çarpan bir şey değildir; içinize işleyen (hulûl eden) bir şeydir. Gösteriş, çirkin bir davranıştır ve güzelliği bozar. Bu, mekânlar için de, insanlar için de böyledir. Gerçekten güzel olan, güzel görünme gayretkeşliğine tenezzül etmez. Onun saygı telkin eden bir vakarı, daha güzelin hep var olacağını bilme sezgisinden doğan bir tevazuu, güzelle sevgi arasındaki kavramsal ilişkiden kaynaklanan sıcacık bir gönül aydınlığı vardır. Sıradan insan bunları anlatamaz ama anlardı. Ve İstanbul, büyük camileriyle, küçük mescidleriyle, insanlarıyla, aileleriyle, mahalleleriyle bunu anlayanların şehriydi.

İstanbul, eğiten ve ruhu olan bir şehirdi. 'İstanbul efendisi' kavramı bu sayede var oldu. İstanbul'u (Osmanlı'yı) atlayarak bir yerlere varanlar hep eksik kalmışlardır.

Bu camiler "mekâna ruh üflemeyi" bilen bir medeniyetin camileridir. Okullarda öğretilen, adeta teknik çizim uzmanlığıdır, mimarlık kültürü değil. Kişilikli sentezler yapmayı ve geçmişte oluşan birikimden yararlanmayı bilmek gerekir.

Mimarî anlayış, bir kültür-medeniyet sentezinin mirasına dayanarak gelişip değişir. Sıfırdan başlayarak bina yapılır, eser yapılmaz. Ruh üfleme yeteneğini tevarüs etmemişsen en iyi yapacağın şey gökdelendir. Şunu da söylemek boynuma borçtur, ben Mimar Sinan Camii'ni oldukça beğendim ve Çamlıca için umutlandım.

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: Ahmet Selim
31-07-12
E mail: zaman.com.tr
 
 
Yorumlar: 1
uğurlu
Hulûl
Tarih : 01-08-12

Şehirlerin ruhuna hulûl eden, selîm bir yazı.

 
ŞEHRİN RÛHU
Online Kişi: 14
Bu Gün: 23 || Bu Ay: 5.328 || Toplam Ziyaretçi: 1.815.548 || Toplam Tıklanma: 45.353.108