RAMAZAN GELDİ HOŞ GELDİ

 

Kardeşlerimizin Ramazân-ı Şerîf'lerini tebrik ederiz.

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir düşünce için ölümü göze almak, kendini feda ediş değil; hayatı anlamlandırmaktır.
İsmet Özel
Son Dakika!
Kategori : / DİL KALESİ
Okunma Sayısı: 3463
Yazar: C.Yakup ŞİMŞEK
HÜSEYİN MOVİT’İN TÜRKÇESİ – 4

Hüseyin Movit’in Kakofonisi

Aşağıdaki cümleyi okurken telaffuz güçlüğü çeken varsa onun diksiyonunda zayıflık var demektir:

Orta sahada Topal resmen saçmalarken, Mustafa Sarp şaşkınları oynarken, bu alanın en iyisi Elano'yu çıkardı, yerine gene görünmez adam Ayhan'ı sokup, Galatasaray'ı 9 kişiye indirdi.”   

Hüseyin Movit, Hıncal Uluç’un kurduğu bu cümleyi telaffuz ederken zorlanıyor olmalı… Çünkü bu cümlede "saçmalarken" ve "oynarken" kelimeleri Hüseyin Movit’e göre "kakofoni" teşkil ediyormuş.
Cümledeki "saçmalarken" ve "oynarken" kelimeleri niçin "kakofoni" sebebi sayılsın?

Hüseyin Movit burada “-ken” ekinin mi, yoksa “-ar-ken / -er-ken” eklerinin tekrarını mı “kakofonik” buluyor?..

Hangisi olursa olsun, yanılıyor.

MOVİT, KAKOFONİ (TENAFÜR)DEN ANLAMIYOR

Hüseyin Movit hakkında değişik tarihlerde yazdığım üç yazıda, “Medya dilini tarayıp dil (imla, ifade ve bilhassa telaffuz) yanlışlarını tespit eden Hüseyin Movit, bazen büyük hataların farkına varamıyor; fındık kabuğunu doldurmayan yanlışları görüyor.” demiştim. Bu sefer buna ilave edeceğim bir husus var: Hüseyin Movit, iyi bilmediği meseleler hakkında da ahkâm kesiyor. Hıncal Uluç’un yukarıdaki sözünü “kakofonik” bulması gibi…

Hâlbuki o cümle “kakofoni” örneği olamaz. 

Çünkü "saçmalarken" ve "oynarken" kelimelerinde “mahreçleri aynı veya birbirine yakın sesler”in tekrarı yok... Zaten iki kelime art arda gelmiyor; araya tam üç adet kelime girmiş. Dolayısıyla telaffuzu zor değil; okunup söylenmesi kulağa çirkin gelmiyor.

Bir başka husus da şu: Burdaki “-ken” veya “-ar-ken / -er-ken” eklerini teşkil eden sessiz(ünsüz)lerin mahreçleri aynı olmadığı gibi birbirine yakın bile değil... Bunlardan “r” ile “n” sesleri yumuşak (tonlu, sedalı) ünsüzlerdendir. Ayrıca, ikisi de “sürekli” olma vasfını haizdir. Bu tür seslerin ses cihazından çıkışı kolaydır. “Tannan” olup “müzikal” bir yanları da vardır. Bu hususiyetlerinden dolayı “r” ile “n” sesleri şiir ve şarkılarda çok geçer.

Ekte bulunan diğer ses (k) ise sert-süreksizlerden biridir, fakat “-ken” veya “-ar-ken / -er-ken” eklerinde “r” ile “n” sesleriyle yan yana olduğu için bir zorluğa yol açmamaktadır. Bu ses, mesela Hüseyin Movit’in kullandığı “kakofoni” kelimesinde “tenafür” hâlindedir. O kelimenin yanlış telaffuzu olan “kakafoni” bile onun kadar “kakofonik” değil…

Dil bilgisini çok iyi bilmese de (mesela “iyelik eki” ile “ilgi eki”ni karıştırsa da) Hüseyin Movit’in telaffuz (diksiyon) zevki aslında iyidir. Bilhassa uzun hecelerin ve ince sessizlerin hatalı telaffuz edilmesine, yanlış imlalanmasına karşı çok hassastır. Gel gelelim, Hüseyin Movit bir diksiyon mevzuu olan kakofoni(tenafür)den pek anlamıyor, sanırım. Aksi hâlde kakofoni (tenafür) hakkında böylesine yanlış bir hükme varmazdı.

Aslında kakofoni (tenafür) denen şey daha ziyade sert ünsüzlerin peş peşe gelmesiyle kendini gösterir. Bir kısım tekerlemeler buna en güzel örnektir: üç tunç tas hoş has hoşaf; şu köşe yaz köşesi şu köşe kış köşesi ortada su şişesi. EDEBİYAT BİLGİ VE TEORİLERİ - 1 BELÂGAT adlı eserinde FESÂHATİ BOZAN HÂLLER’den ilki olarak “tenafür”ü ele alan M. Kaya Bilgegil, buna misal olarak “çürütücülerce” kelimesini ve “Çerçi, çekirge çeşmesindeki çengele çarptı.” cümlesini verir.  

BÜYÜK ŞAİRLERDEN TENAFÜR (!) ÖRNEKLERİ

Farzımuhal, “-ken” ekinin veya “-ar-ken / -er-ken” eklerinin tekrarı kakofoni (tenafür) sayılacak olursa Türk âşık edebiyatının en meşhur isimlerinden Karacaoğlan, aşağıdaki dörtlüğünde Hıncal Uluç’tan daha fazla kakofoni (tenafür) yapmış demektir: 

Çukurova, bayramlığın geyerken,
Çıplaklığın, üzerinden soyarken,
Şubat ayı kış yelini kovarken,
Cennet demek sana yakışır dağlar
!”

Yine, Türkçenin en büyük şairlerinden Yahya Kemal “-ken” eklerini – iki kelime arayla – tekrarlıyor:

Mağlûpken ordu, yaslı dururken bütün vatan,
Rûyâma girdi her gece bir fâtihâne zan…

Türkiye Türkçesi yetmediyse Âzerî şiirinin dev ismi Şehriyar’ın en bilinen ve sevilen şiiri olan “Heyder Baba’ya Selâm”ın bir kıtasını hatırlayalım:

Heyder Baba, gayret kanın kaynarken,
Karakuşlar senden gopup galharken,
O sıldırım daşlarıynan oynarken,
Kavzan, menim himmetimi orda gör,
Ordan eyil, kametimi darda gör...

Tabii şunu da belirtmek lazım: Kakofoni (tenafür) denen kusurun şiirde görülme ihtimali, konuşma ve nesir dilinde geçme ihtimalinden çok düşüktür. Ama şarkı veya türküde bulunma ihtimali şiirden de düşüktür; Karacaoğlan’ın yukarıdaki koşması aynı zamanda bir türküdür, “Heyder Baba’ya Selâm” şiiri de bestelenip şarkı hâline getirilmişti.

Yahya Kemal’in mısralarına gelince… Onlar zaten hep şarkı gibidir.

MOVİT GENE GÖRMEMİŞ

Hüseyin Movit, Hıncal Uluç’un cümlesinde kakofoni (tenafür) bulurken ifade kusuru olduğunu fark edememiş. Evet, sık sık düşük cümleler kuran Hıncal Uluç’un bu cümlesi de zihinleri yorup zorlayan sözlerden…

Haydi pirincin taşını ayıklayalım:

Elano’yu çıkaran kim? Topal mı, Mustafa Sarp mı? Dil mantığına göre “çıkarmak” fiilini, bu fiilden bir önceki isim olan Mustafa Sarp’ın yapmış olması lazım. Yani Mustafa Sarp “bu alanın en iyisi Elano'yu çıkardı” cümlesinin fail(özne / süje / müsnedü’n-ileyh)i oluyor.

Denebilir ki: “Kardeşim, futbolu iyi takip edenler Elano’yu kimin çıkardığını bilir; sen kafanı yorma…”

Derim ki: “Farz edelim ki futbolu iyi takip edenler bilir; ya diğer vatandaşlar n’apacak?..”

DÜZELTEYİM DERKEN

Özdemir İnce’nin düşük cümleleri dolayısıyla demiştim ki: “Türkiye’de köşe yazarlarının birçoğu ‘konuşur gibi’ makale yazıyor. Zannediyorlar ki, bir cümle kurarken neyi kastediyorlarsa okuyucu onu tam öyle anlar. Hayır, kazın ayağı öyle değil… Konuşma diliyle yazı dilinin şart ve imkânları farklıdır… Çalakalem, üstünkörü yazılmış, gelişigüzel kelimelerle derme çatma kurulmuş cümleler, insanların kafalarını karıştırır. Medeni bir yazar, buna hakkının olmadığını düşünür.”

Peki, kafaları karıştırmaktan sadece yazarlar mı çekinmeli?.. Elbette hayır… Medyada ismi duyulmuş, sözü dinlenen, yazısı okunan herkes bu hassasiyete sahip olmalı.
Hüseyin Movit ise bu hassasiyetin zirvesinde olmalı; çünkü o, yazarların yanlışlarını bulup onlara yol gösteriyor.

Yanlışları gösteriyorum diye doğruya yanlış demek var mı? Eğer varsa yanlışa doğru deme veya asıl hataları görmeme ihtimaliniz de yüksektir.

Bakın “görmeme” deyince hatırlamadan edemedim: Hıncal Uluç’un yazısında Hüseyin Movit’in göremediği bir sürü noktalama ve imla hatası var. Mesela, tam on sekiz cümleden sonra iki nokta (..) var. (Hâlbuki TDK Yazım Kılavuzu’na göre yan yana iki nokta (..) yalnızca soru (?) ve ünlem (!) işaretinden sonra – icabı hâlinde – kullanılır.) Soru cümlesi olan tam altı cümleden sonra soru (?) işareti yerine başkaları var… Nokta (.) ile virgül (,) konması lazımken konmayan mahaller, yersiz olarak virgül (,) konan yerler, büyük-küçük harf yanlışı vs…

Büyük hataları göremeyen Movit, bari bu küçükleri görebilseydi…

Hüseyin Movit’in Türkçesi hakkında yazdığım üçüncü yazıda,

“Değerli hocam, lütfen biraz daha derin bakın, düşünün. Daha vahim ve mühim Türkçe hataları üstünde kafa yormanızı – üçüncü kez – diliyorum.” demiştim

Dördüncü kez diyorum ki:

“Değerli hocam, lütfen biraz daha araştırın. Daha büyük dil hatalarını bulabilmeniz için başka çare yok.”


Yazar: C.Yakup ŞİMŞEK
13-03-10
E mail: c.yakup_simsek@hotmail.com
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
HÜSEYİN MOVİT’İN TÜRKÇESİ – 4
Online Kişi: 27
Bu Gün: 214 || Bu Ay: 3.995 || Toplam Ziyaretçi: 1.739.454 || Toplam Tıklanma: 43.633.857