
| Kategori : / HÝKÂYE | Okunma Says: 2938 |
Köksal Alver'in Sakl Yara's
18.06.2008 - 20:10, Krkikindi
Köksal Alver'in ilk öykü kitab Sakl Yara'dan (Hece Yay., 2004, 2006) hareketle, Alver öykücülüü hakknda birkaç belirlemede bulunmak istiyoruz.
Bu belirlemelerden birincisi, Alver'in öykülerini bir "yaanmlk" temeline oturtmaya çaltdr. Öykücünün, yaanmlk ve düsellik noktalar arasnda gerilmi bir ip üzerinde gidip gelen bir cambaz olduunu kabul edebiliriz. ki noktadan birine dierinden daha fazla yakn olmak, iki nokta arasnda ortal bir yerde durmak, zaman zaman birine zaman zaman dierine yaklamak bütün öykücüler için söz konusu edilebilir. Alver'in bu kitapta "yaanmlk" ucuna iyice yakn durduunu görmekteyiz. (Ancak daha önce Otuz Üçüncü Peron adl öykü kitabndan bahsettiimiz Necip Tosun'un öykülerinin en azndan önemli bir bölümünün Alver'in tersine düsellii önceledii, bazen de gerçekle düü kartrarak okurda bir etki yaratmay amaçlad söylenebilir.)
Alver, "üniversite" ortak tabannda toplayabileceimiz örencilik ve öretim üyelii anlarn, bu platformda yaadklarn dlatryor. Bâzen bir "memleket" özleminin, bâzen insanszlk acsnn/dost özleminin, bâzen de bu özlemlerin giderilip bir dosta, bir ortama ulamann sevincinin Alver'in öykülerine konu olduunu görüyoruz. Bir tara kentinin yazara verdii iç sknts, stanbulsuzluk, ortak heyecanlara sâhip entelektüel dostlardan uzakta olmann hüznü veyâ onlara kavumann mutluluu, öykülerde ilenen konulardan.
stanbul izlei, Alver'in öykülerinde baat unsur, desek abart olmaz. Kitaptaki öykülerin önemli bir bölümü birer stanbul güzellemesi. Alver, daha Erzurum'da yaayan bir çocukken gördüü bir stanbul resmiyle bu ehre balanyor. Kitapta stanbul semt isimleriyle, sokaklarnda dolaan insanlaryla, ayrntl bir biçimde betimleniyor. Günümüz öyküsünün, kendi içine kapand, d dünyây ayrntl bir biçimde anlatmaktan vazgeçtii gibi eletiriler ald hatrlanrsa, Alver, bunun tam tersini yapyor. "ehir" bir iletiimsizlik, yalnzlk yurdu olmaktansa, tersine prl prl, fkr fkr, en, kalabalk bir yer olarak betimleniyor. Yazar, stanbul'a duyduu sevgiyi, duygulu, iirli bir dille anlatyor.
Öykülerdeki dili, temelinde duygusalln bulunduu bir iirsellik besliyor. iirsellik nitelemesi, burada, tesâdüfen kullanlm bir ifâde deil. Köksal Alver, bazen geleneksel Türk nesrinin "inâ" olarak adlandrlan süslü, "secî"li örneklerini andracak kadar ileri gidiyor. Tabiî ki günümüz Türkçesinin imkânlaryla... iirsellik dediimiz noktaya da biraz böyle ulayor. "nâ"nn çok baka seviyede ve çok karmak örnekleri olduu muhakkak; ancak yazar, günümüz Türkçesinin imkânlaryla zaman zaman nitelemeleri ve secîli söyleyileri younlatryor. "Yüzündür Cihan Münevver Eden" öyküsü, duygusallk ve iirsellik seviyelerinin dorua ulat metinler olarak böylesi bir dil younluuna da örnek oluturuyor. Gene bu iirsellik ve duygusallk örnekleri, yazarn öykülerini zaman zaman, edebiyatmzda Mehmet Rauf gibi, Yakup Kadri gibi isimlerin olgun örneklerini verdikleri "mensûre" türüne de yaklatryor.
Köksal Alver öykülerinde, "mekân" önemsiyor ve betimlemelerle bunu belli ediyor. stanbul'un öykületirilmesi ya da bâzen arkadalarla oturulacak bir kahvehÂnenin ayrntl olarak anlatlmas srasnda ve daha pek çok vesîleyle mekânn ön plana çkartldn görüyoruz. Alver, yaad mekânlarda kendi rûhunun arad bir huzûru, bir rengi, bir bulmak endîesi tayor. Bunu, gerçek vatanndan uzakta, dünyâ gurbetinde yaayan bir yaral varlk olan insann dünyây yabanclamas ya da dünyâda yitiini bulmaya çabalamas olarak yorumlasak, çok mu acele etmi oluruz? Öykülerde doaya yaplan vurguyu da bu balamda düünebiliriz belki.
Yazarn zaman zaman, ahlâkî bir sorgulamaya giriip, bir üniversite hocasnn iç âlemini yanstrken, dünyây sarm, belki de en çok ülkemizi sarm sahtelii ve bunun ardndan doal olarak gelen "sâhicilik aran"n, vicdânî hesaplamay anlatt da görülüyor. "Sakl Yara nce Sz"da, herkesin "sahne"ye maskeleriyle çkmas, herkesin kendisini olduundan baka göstermeye çabalamas, iki yüzlülük gibi konular ileniyor. Öykünün bak açsnn, metnin inandrcln zayflatt düünülebilir. Ancak ayn öyküde, okurun merak duygusunun oranl bir biçimde kullanld ve dengeli bir gerilim yaratld da söylenmeli.
Son bir belirleme: üphesiz kurgusal metinlerde, metni ortaya koyan kii ile (yazarla) metinde konuan, anlatan kii (anlatc) arasnda belli bir mesâfe gereklidir. Bu "mesâfe"dir ki, öykü ile deneme türünü, an türünü ayrt etmemizi salar. Yazarlarn, bu mesâfeyi kimi zaman çok kst, yâni kendisiyle anlatcy yaknlatrd olur. Bunun tersi de mümkündür. Alver, kendisiyle anlatclar arasndaki mesâfeyi iyice ksm gözükmektedir. Yâni konuup anlatan kii, kendine oldukça yakndr. (Ama deil mi ki bu metin bir öyküdür, öyleyse bu iki çizgi birleemez.) Dolaysyla, Alver'in öykülerinde dünyây anlatan, betimleyen göz, entelektüel bir gözdür. Kitaplarn yalnzlatrd biridir anlatc. Hattâ zaman zaman yalnzlk özlemi içerisine girer. nsanlardan uzakta kalp kitaplara gömülmek ister. Dünyânn "okunmas", alglanmas, entelektüel bir biçimde gerçekletirilir.
Köksal Alver'in Sakl Yara's, bir ilk kitap olmaktan daha ötede; ilenmi, yer yer artistik bir dile sâhip, iyi bir öykü kitab. Belki çok öznel bir deerlendirme olacak ama, bence, Alver, bundan sonraki öykülerinde, yaznn banda söylemeye çaltmz, "yaanmlk" - "düsellik" uçlarndan ikincisine doru yürümeli. Kurgusall ar basan metinlere yönelmeli. Böylece öykülerinde meydana gelebilecek muhtemel bir skmann önlemini alm olacaktr.
NOT: A. Harmanc Bey, bir yazsnn (Ksa Ksa Öykü, Ksa Öykü'nün Nesi Olur) sonunda, "Türkçede 'hikâye'nin yerine 'öykü' önerildiine göre ve bu terimler, ngilizcedeki 'story' ile 'short story' terimlerinin arasndaki farka denk geldiine göre, 'ksa öykü' ifâdesi yersiz deil mi? Ben böyle düünüyorum, ama bu metinde 'ksa öykü' ile 'ksa ksa öykü' arasndaki geçie dikkat çekmek için 'ksa öykü' terimini kullandm. Öykü terimi zaten kendi bana 'short story'dir." diyor.
"Hikâye" yerine "öykü"yü öneren kim? Sanki umûmî bir kabul varm gibi... Her öneriyi derhal kabul etmek zorunda myz? Harmanc'nn Menekeli Çekmece" yazsnda M. Kutlu'nun kendi hikâye serüveninden bahsettii sözlerinden bir bölüm alnm. Orada Kutlu, hiç "öykü" demiyor, hep "hikâye" diyor. "Hepimizin paltosundan çktmz" yazar srarla hikâye kelimesini kullanyor; buna ramen "Türkçede 'hikâye' yerine 'öykü' önerildiine göre" denilip derhal öneriye uyuluyor. M. Kutlu bu öneriye uymuyor ite... Kötü mü ediyor?
"Hikâye" zaten stlah olarak "ksa"l ifâde etmiyor mu ki onun ksas için baka bir terim aransn? O zaman roman ile hikâye arasndaki farka ne diyeceiz? Roman addedilemeyecek kadar ksa, hikâye denilemeyecek kadar da uzun metinler mevcut olmakla birlikte, bunlarn uzununun roman, ksasnn da hikâye olarak isimlendirilmesi yaygn bir kabul görmü iken birdenbire birilerinin önerileriyle bildiimiz "hikâye", "ksa" oluu ifâde etmek üzere "öykü" oluverdi. Köksüz, derinliksiz, hâtrasz... Salam duru diye bir ey var myd bu âlemde? Baknz "öykü"nün ksal da yetmedi yeni yeni edebiyata, "ksa ksa öykü" demek zorunda kalnd. Biraz sabrl olup "hikâye"yi tarihe gömmekte bu kadar acele etmeseydik belki imdi "öykü" gibi bir kelimeyi "ksa ksa" mânâsnda kullanabilirdik... Telef ettik! (Dorulu)
Yazar: Abdullah Harmancý |
19-07-09 |
||
| E mail: Mail Adresi Yok | Tweet | ||