RAMAZAN GELDİ HOŞ GELDİ

 

Kardeşlerimizin Ramazân-ı Şerîf'lerini tebrik ederiz.

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir düşünce için ölümü göze almak, kendini feda ediş değil; hayatı anlamlandırmaktır.
İsmet Özel
Son Dakika!
Kategori : İKTİBAS / Muhtelif Mevzûlar, Yazarlar, Yazılar
Okunma Sayısı: 3854
Yazar: Esan Gül
İSLÂMCI ENTELLEKTÜELLERİN ÇIKMAZI

Zekâsı ve analitik düşünme yetisini mesleği gereği ya da şahsi amaçlarına erişmek için kullanan bu kişiler kapsamlı bilgi ve birikim gerektiren soyut konularda derinlemesine düşünür ve yazarlar.

Osmanlı’da ulema (âlimler) bilgiyi kuran, taşıyan, egemen hale getiren bir sınıftı. Cumhuriyet döneminden sonra Türk aydınlanmasının aydınları ortaya çıktı. Fikir dünyasına ait bu tanım iki aydın tipi üretti. Bunlar gelenekçi entelektüeller (Doğucu, muhafazakâr, İslamcı) ve laik, Batıcı, modern, seküler entelektüeller… Her ikisinde de ilk çağdan kalma misyonculuk, yani cahil kitleyi adam etme tavrı görülmektedir.

Genel ifadeler kullanmaktan mümkün mertebe kaçınarak kendi özelimize ve kendi mahallemize yönelik entelektüel krizden bahsetmek lazım. Özellikle iktidarın nimetlerinden(!) faydalanma adına gelinen noktanın bir özeleştirisinin yapılması gerekir.

Genel itibariyle günümüzde kendini entelektüel zanneden nevi şahsına münhasır tipolojilere bakıldığında bir davanın inatçı savunuculuğundan otoritenin sözcülüğüne, devrimcilikten mistisizme ve toplumculuktan içedönüklüğe evrildiklerini görürüz. Hayatı kendi kurguladıkları dünyadan ibaret saymayı ve hakikati yazdıklarıyla sınırlı olarak değerlendirmeyi marifet sayarlar.

İslamcı entelektüellerin genel özelliklerine baktığımız zaman kendilerince ümmet bilincinden/İslam birliğinden soyutlanarak alaturkacı (Anadolucu, yerelleşmeci) bir evrilme yaşadıkları, halk ile aralarındaki kopmaları daha da derinleştirdikleri, halkın sorunlarından uzaklaşarak kendi dünyalarını kurma hevesine yeltendikleri, “bizde neden yok” kompleksinden mülhem gittikçe taklitçi bir hüviyete büründükleri, halkın kullandığı dili kullanmaktan imtina ederek kendisinin bile anlamadığı bir dil kullanmaya başladıkları, iktidarın nimetlerini(!) kendilerince kullanmanın yollarını arayarak farkında olmalarına rağmen aynı şeyleri tekrarlamaya başladıkları, kısacası iktidar yanlısı ve memur zihniyetli kalemlere dönüştükleri görülmektedir.

İslamcı entelektüeller esas itibariyle hiçbir yere bağlı olmaması gerekirken bir yerlere bağlı olmayı marifet saydılar ve içgüdüleriyle hareket ederek devletin eteğine yapışmayı bir çıkış yolu olarak benimsediler. Önceleri mazlum ve ezilmişlerin yanında iken iktidarların teorisyenliğine soyundular. İktidarların bekası ve devamlılığı için kendi düşüncelerini metalaştırarak nesnel bir gerçekliğin yol göstericisi olarak kendilerini konumlandırdılar. Son dönemlerde teorik alandan pratik alana geçme imkânı buldukları için yaşanan tecrübelerden yola çıkarak artık kendilerini güce (iktidara) göre konumlandırdılar ve sistem içinde kendilerine bir iktidar alanı açmaya çalıştılar. Eleştirdikleri İttihat Terakki mantığının İslamcı versiyonunu yöntemsel bir gerçeklik olarak uyguladılar.

Kendilerince en iyiyi buldukları için İslami düşünceye fazla vurgu yapmamak, liberalleşme istidadını bir çıkar yol olarak görmek ve dinin önceliklerinden çok kendi önceliklerini bir açılım aracı olarak kullanmak istiyorlar. Özellikle emperyalizm, egemenlik, ulus devlet, ilerlemek, kalkınmak gibi kavramları kendi mantaliteleriyle tekrar tanımlayarak bir çıkış yolu arıyorlar. İslam sadece söze vurgu yapmadığı, teoriyle birlikte pratiği, yani ameli de öncelediği için kendi dünyalarında cereyan eden hadiseleri kendilerine uygun hale getirmeye ve sadece söz ile yetinerek ameli, insanın kendisine ait bir alana sıkıştırmaya başladılar. Onun için bazıları namazı bile terk etti.

Dış dünyanın ve doğanın betimlenmesinden kaçınan klasikçilerin ifadelerine göre, “Doğa kendisini dayatır ve uygun bir ortam bulduğu zaman tekrar geri döner.” Yani insanın doğası/iç dünyası, değişmeyen bir özelliğe sahiptir ve uygun ortam bulduğunda tekrar geri gelir. Freudyen bir bakış açısıyla bu tipolojilerin genel özelliklerine baktığımız zaman eski alışkanlıklarına (İslamcı olmadan önceki alışkanlıklarına) geri döndükleri ve bastırmış oldukları dürtülerinin onları yönlendirmeye başladığı, yarım bırakılmış isteklerinin uygun bir ortam bulduğu için tekrar ortaya çıktıkları görülmektedir. Daha önceleri kumar dedikleri şeylere oyun, torpil dediklerine referans, dedikodu dediklerine eleştiri ya da değerlendirme, günah dediklerine de temel insan hakları ve özgürlükler demeye başladılar. Artık İslam’ı Protestan bir formda anlıyorlar. Kur’an’ı hiçbir usule tabi olmadan kendi kafalarına göre yorumluyorlar ve işin içinden çıkamadıkları noktalarda ayetleri ya görmezden geliyorlar ya da tevil ediyorlar. Kapitalizmin veya sosyalizmin olurluğu ve caizliği üzerinde çıkarsamalarda bulunurken bunu düşünsel analizlerini daha da güçlendirmek ve kendi açmazlarını çözmek için bir nimet (!) saydılar. Oysa bu, kendi içerisinde bir çelişkiyi barındırmaktadır, çünkü sahip oldukları bu özellikler yeni burjuva sınıfı alışkanlıklarını da yavaş yavaş kazanmalarına neden oldu (belirli kişilerin katıldığı fasıl geceleri düzenlemek, mekân değişikliği yapmak gibi).

Bir dedikleri bir dediklerine uymayan bir tipoloji (sözde İslamcı, muhafazakâr, Doğucu) ile karşı karşıyayız. C. G. Jung’un ifadesiyle bir ‘kompartıman psikolojisi’dir aslında yaşadıkları. Duygularını denetleme gereği hissetmedikleri için her şeye verebilecekleri hazır cevapları olan, kendilerini evrenin merkezi gören ve her ortamda, her konu ile ilgili bir şeyler söyleyebilen bir tipolojidir bu. Bazılarının duygu ve düşünceleri gelişmediği ya da köreldiği için genellikle nevrotik olurlar veya nevrotik davranışlar gösterirler. Bize düşen bu nevrotiklerle daha ne kadar vakit öldüreceğimizin kararını vermektir.

Özgün duruş

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklıyınız.

Yazar: Esan Gül
12-05-10
E mail: Mail Adresi Yok
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
İSLÂMCI ENTELLEKTÜELLERİN ÇIKMAZI
Online Kişi: 25
Bu Gün: 218 || Bu Ay: 3.999 || Toplam Ziyaretçi: 1.739.463 || Toplam Tıklanma: 43.634.052