HALEB'E DÖNÜÞ

Halep, 12 Aralýk 2016'da Rus ve Ýran destekli Esed ordusu tarafýndan düþürülmüþtü. Üzüntümüz hadsizdi. 30 Kasým 2024'te geri alýndý.

YET- KERME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadýkça Yahudiler de Hrýstiyanlar da senden asla hoþnut olmayacaklardýr.
Bakara, 120.
HADS- ERF
Dünya tatlý ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kýlacak ve nasýl davranacaðýnýza bakacaktýr. Dünyadan ve kadýnlardan sakýnýn.
Müslim, Rikak, 99.
SZN Z
"Her kim selefin bilmediði bir amel icad ederse, Peygamber'in risalete ihanet ettiðini iddia etmiþ olur. Çünkü din tamamlanmýþtýr (Maide, 3) O gün din olmayan þey bugün de din deðildir."
Ýmam Mâlik
Kategori : TASAVVUF / TASAVVUFA DÂÝR
Okunma Says: 12034
Yazar:
TASAVVUFU NASSLA TEMELLENDÝRME MEVZUUNDA BÝR TARTIÞMA-I

Tasavvufu, tasavvufî bilgiyi nassla (Kur'an ve Sünnetle) temellendirme mevzuunda cemaat.com'da Ahmed Hayya imzal bir yaz yaynland. Ahmed Hayya, tasavvufun, nassla temellendirilmesinin zor olduunu savunuyor. Sufilerin kefî bilgiyi nassn üstünde gördüklerini, oysa bunun bir zann olduunu, Allah hakknda zanna yer olmadn söylüyor. Ve bu minval üzre baka eyler... Ahmed Hayya'nn, tasavvufu -nasslara dayanmak bakmndan- pek salam bulmad, kaygan bir zemini olduuna inand anlalyor. Onun bu hususta yalnz olmad ortadadr. (Tasavvufa inananlarn Ahmed Hayya gibilerin fikir ve sorularndan haberdar olmalar ve ikna edici çalmalar yapmalar gerekir.)

Bir yorumcu, Fatih M. Tiyanan ise Ahmed Hayya'ya birçok hususta itiraz ediyor. Oldukça salam fikirler ileri sürüyor. Ahmed Hayya da Tiyanan'n itirazlarna cevap veriyor. Arada ule Demirta, Rütü Hacolu gibi baka yorumcular da fikir serdediyor.

Kullandklar dili pek tasvip etmesek de -çünkü slâmî bir mesele Batdan alnm veya  hiçbir tarihi derinlii olmayan uydurma terimlerle tartlyor- tartma bize oldukça ilginç ve öretici geldi. Dorulu okuyucularn da bu öretici tartmadan haberdar edelim dedik.

Dorulu olarak Fatih M. Tiyanan'nn fikirlerine daha yakn durduumuzu belirtelim.

Buyurun:

Ahmed Hayya'nn yazs:

Tasavvufta Temellendirme Sorunu

Bir öreti olarak din, bireysel ve toplumsal yaama dair normatif iki yaklam sunar. Bunlardan birisi ritüelleri içeren ameli ksmdr. kincisi ise bu ameli ksmn üzerine bina olduu epistemolojik temeldir. slam açsndan bakldnda, dinsel pratik ve bilginin temeli, “nas” ad verilen ve inanan için epistemolojik doruluk derecesi en üstte bulunan verilerdir. Yani inancn temeli bilgidir. Bilgi her ne kadar yoruma açk olsa da, bir inanç sistemi tutarl olmaldr ve bilgiye yönelik yorumlarn geçerlilii ancak bu tutarllk balamnda deerlendirilebilir.

Bilginin temellendirilmesi neden önemlidir? Çünkü tutarl bir inanç sistemi, tutarl bir bilgi sistemine dayanr. nancn bütün unsurlar, doru bilgi ile tanmlanmad ve snrlandrlmad sürece, inanç bir hezeyana, sanrya, ve tutarszla dönüür. Bir bilgi temeli olarak Kur’an kendi doruluunu, ya da bakas tarafndan deil de Allah tarafndan indirilmi oluu gerçeini, “tutarl bir kitap olmasna” balar. Bilginin, özellikle de Allah hakkndaki bilginin, “zan” üzere olmasn eletirir, inananndan “yakîn” bilgisi ister.

Her ne kadar kökenlerine ilikin tartmalar sonuçlanmam – hatta sonuçlanamayacak – olsa da, tasavvuf bir alt-disiplin olarak uygulamada slami düünce sisteminin bir parças olagelmitir. slam’da tasavvufun ayr bir sistem olarak ortaya çkn H II. ve III. yüzyllara kadar götürebiliriz. Aslnda Tedvin Dönemi olarak adlandrlan bu ayrma dönemi, dier slam’i disiplinlerin ve mezheblerin de temayüz ettii zamandr. Tasavvufun ilk tebarüzü bir züht hareketi olarak kendini göstermi, bu eilim daha sonra kendi bilgi sistemini gelitirerek – veya kadim bir gelenekten devirerek - slam’dan ayrmtr.

Tasavvuf okumalar yapan bir göz, dier slami ilimlerden hiç birisinin kendisine Sünni slam’da temel bulma konusunda tasavvuf kadar zorlanmadn görecektir. Gerçi tasavvufun kendisini merulatrma sürecinde öne çkan Gazali gibilerini istisna tutarsak, bir mutasavvfn, bir fkhç veya kelamc ile cedellemeye tenezzül etmeyecek kadar kendisini müstani ve havas gördüü bir vakadr. Çünkü bir Sufinin, en salam akli ve nakli delillerde zedelenemeyecek bir “tasavvufi bilgi” kalesi vardr ve bu çou zaman dorulanmaya muhtaç bile deildir. Dolaysyla tasavvufi bilginin temellendirilmesi sorunu, tasavvufun içsel bir sorunu olmaktan çok, genel slam çerçevesinde ele alnmaldr.

Tasavvufi bilgi temelini, Allah’n insanlarla, semavi dinlerin temelini tekil eden “melek vastasyla peygambere vahiy” iletiimine ek olarak iletiim kurduu tezine dayandrr. Bu bir Sufi için inanlmaz geni bir hareket ve düünce sahas yaratm, tasavvufun bir sistem olarak teekkülüne zemin hazrlayacak her türlü frsat vermitir. Kefi bilgi ad verilen bu bilgi türü, Allah’n vastasz olarak Sufinin kalbine ilham ve “ilka”da bulunmasyla aktarlr. Bir Sufi, vecd halinde, ya da anszn, günün beklenmedik bir vaktinde, veya uykusunda bu tür bir bilgi aktarmyla karlar. Her ne kadar Sufiler bu bilginin “Kuran ve Sünnete” göre ikinci planda, sadece kendileri için iaretler tayan istisnai durumlar olduunu iddia etse de, önümüzde duran devasa tasavvuf külliyat, bu keif bilgisinin koskoca bir mistik düünce sistemi oluturacak kadar ciddiye alndn ortaya koymaktadr.

Peki bu bilgi türü bu kadar masum ya da risksiz midir? Öyle ya, din salam bir bilgi temeline oturmalysa, kefi bilginin de kendisini slam kstaslarnda mihenge vurmas gerekmez mi? nancn konusu, ciddiyetsizlie müsamaha gösteremeyecek kadar kat deil midir? En azndan Allah hakknda fikir yürütüyorsak bu böyledir, ve vahim olan, tasavvufun temel konusu Allah olmakla birlikte, kefi bilginin alanna da temelde Allah ile ilgili Sufi tezlerinin giriyor olmasdr. Ne kadar çabalanrsa çabalansn, Kur’ann ayetlerinin geçerli Arapça grameri ve anlam balamnda Sufi bilgiyi temellendirmede kullanlmas zordur. Sufilerin zahiri dinsel öretiyi, bata Kuran ve hadisleri, kendi görülerini dorulamak için kurnazca ve çkarc bir ekilde eip bükme niyetinde olacaklarn iddia etmeyeceim. Bir Sufi her ne kadar zincirlerinden kopmu gözükse de, içinde eriata kar üstesinden gelemedii bir boyun eme istei vardr. Kur’an’n kefi bilgiyi temellendirmek için kullanlmas, Sufinin gerçekten Kuran’da bir zahir- batn anlam ayrm olduuna inanmasnn bir sonucudur. Bunun tarihsel kökenlerine, Helenistik, Hermesçi veya smaili, ii etkileri bu yaznn kapsamn aar. Dolaysyla, bn Arabi’nin kafirleri tarif eden bir ayeti, arifleri tarif edecek ekilde yorumlamas, ya da Hallac’n blis’in secde etmeyiinin peinde arad ilahi ak varsaymn birer art niyet olarak deil, Sufinin inanmak istedii eye gerçekten kendini inandrmas olarak bakmak daha insafl bir tavr olur.

Tasavvufu bir kadim gelenein slam’daki uzants olarak kabul edersek, bir Sufi’nin kefi aleminde temellendirmesinin ne kadar kolay olduunu anlayabiliriz. Tevarüs edilen bir efsane, mit, eski mistiklere ait hikayeler, esriklik annda azdan çkm birkaç söz vs., tüm bunlar, hakikat bilgisi aray içinde bulunan bir insan yönlendiren unsurlardr. Mistik olarak adlandrd bir halin etkisindeki kii, bu haline ait bir isim, cevap veya çözüm bulmak için, daha önceden ayn veya benzer bir durumu yaadn iddia kiilerden referans arar. Bu tarihsel ve literatür temelli bir arama da olabilir. Arad sadece referans baz kelimelerdir : “ruhun Tanrya varmas, kaynana geri dönmesi, akln devre d kalarak mistik zevkin yaanmas, tanrsal ak, kutsal birleme vs.” Bunlara herhangi bir ekilde tesadüf eden Sufi veya Sufi aday, içinde bulunduu hal ile referanslar arasnda “ilikilendirme” kurar. Bu tamamen zihinsel bir ilikilendirmedir ve ayn hal yaandkça bu iliki güçlenir ve kiinin “bilgi” sand ey haline dönüür. Zaman içinde bu ilikilendirme, yaanan hal ile tevarüs edilen referans kaynak arasnda kopmaz bir çarm zincirine dönüür. Tecrübenin “tasavvufi sr” olarak nitelendirilmesi ve harici objektif bir eletiriye tabi klnmaktan vareste tutulmas, Sufinin tecrübesinin yanllanamaz hale doru evrilmesine yol açar. Ayn ilikilendirmelerin baka azlar tarafndan da ifadesi bu ilikiyi kuvvetlendirir. Sonuçta aradaki ilikilendirme ve çarm ortadan kalkarak, Sufi tecrübe bilgiye dönüür: bu, Bayezid’in fkh ehlini alayc bir ekilde eletirirken kulland “sizler ilminiz ölülerden ölü bir ekilde alrsnz, bizler ise daimi hayat sahibi ve baki Allah’tan alrz” ifadelerinde kendine yer bulan en üst düzey ilim haline gelmitir artk.

Tasavvufun kendini temellendirme sorunu tam da bu noktada balar. Kur’an en doru bilgi kayna olarak kabul eden bir mümin için bilgi her zaman risk tayan bir unsurdur. Risk, bilginin az miktarda da olsa, “doru” olmas ve insan “yakin”e yaklatrmas zorunluluu ile ilgilidir. Dolaysyla mümin, hesabn verebilecei bir bilgiyi içselletirmelidir, çünkü insan imanndan ve amelinden hesaba çekilecektir ve iman dorudan bu bilgi ile ilgilidir. Eer Sufi, kendisine ilka olunduunu iddia ettii bilgi için tutarl bir temellendirme yapamyorsa ve bu onun bilgi sand veri yükünü Kuranî eletiriye açkça maruz kalm “zan” kapsamndan kurtaramyorsa, Allah hakknda “zan” üzere, yani “bilmeden” konumann sorumluluunu tamak durumundadr. Bu, atahat ve sarholuk halinin özrü kapsamna sokulmas gereken basit bir fürüat deil, ubudiyet – rububiyet ilikisinin kökenlerine taalluk eden bir epistemolojik tavrdr.

Peki bir Sufi bilgi elde etmede, veya Allah’ bilmede hangi yetisini kullanmaktadr? Mutasavvflarn sürekli eletirisine maruz kalan akl, bilgi alma sürecinde gerçekten devre d m kalmaktadr? Açkças, insafl bir Sufi, bilgi edinme aracn tanmlamada aciz kaldn itiraf etmelidir. Kur’ani terminoloji balamnda incelendiinde, bilgi edinme arac olarak akl ve kalp arasnda ciddi bir ayrmn yaplmadn ve kalbin doruyu bulma, akletme arac olan bir yeti olduunu görürüz. Zaten etimolojik olarak bu iki kelime birbirinden ayrt edilemeyecek kadar iç içedir. Sufi’nin kalbe geldiini iddia ettii bilgi zihinsel çarmlar sonucu yaad duygusal bir kprdanma ve Sufi’nin buna yükledii anlamlar ise, bunun temelinde yine zihinsel faaliyetler yatmaktadr. Ancak bu faaliyetler, Sufi’ye en salam bilgi olan Kur’ann anlam örüntüsü balamnda kabul edilemeyecek veriler salyorsa, bunun “hakikati bulma ve kavram” arac olan “kalpten” çkt ne kadar iddia edilebilir?

Dolaysyla sorun, zincirleme bir problemdir. Zamann bir diliminde, bir mistik bir tez gelitirir. Bu vahdet-i vücud, hakikat- muhammediye, fena vs. gibi slam’n zahirinde ifadesini bulamayan bir kavram olabilir. Bu tez, bir sonraki mistik için a priori bir bilgi olarak sorgulanmadan kabul edilir. Bu, zincirleme olarak devam eder ve kümülatif, eklektik bir sistem geliir. Örnein vahdet-i vücut düüncesinden koskoca bir “varlk hiyerarisi”, “sudur felsefesi” ortaya çktnda, kimse asrlar öncesine giderek bu “kabullenme”nin temelini sorgulamaz. Zaten içinde yaad mistik zevk o yöndeki bütün tevikleri ba aa etmitir. Sufi halinden memnundur ve bunun bozulmasn istemez. Tarihteki veya sistemindeki “zirve” kiilerin ayn ifadeleri terennüm etmesi, onun için artk bir “urve-i vuska (!)” oluturmutur.

Bugün slam dünyasnda öze dönü eilimleri güç kazanmtr. Kur’ana dönü, her sahada kendini hissettirmektedir. Tasavvuf kendisini bundan azade görmemeli ve bilgi sistemine, bunu oluturan tarihine eletirel yaklamal ve kendisiyle yüzlemelidir. Kimse doru ile yüzlemekten saknmamaldr, çünkü öte dünyada mutlak bir yüzleme ile zaten karlaacaktr, “bütün srlarn ortaya serilecei gün” (Tark, 9).

 

Fatih M. Tiyanan'n itiraz:

*Din bir öreti deildir. Çünkü öreti, bilimsel bir görüü oluturan ilkeler ve dogmalar bütünüdür. Bu anlamyla din, bilimsel bir bak açsyla yorumlanamaz. Dogmalar bütünü olmaktan uzaktr. Dogma, “nass” ile kavramsal olarak ayn düzlemde deildir.

*Dine dair normatif bir yaklamdan da söz edilemez. Zîra bu pozitif bir bak açsdr. Ancak bir bilim dalna ait normlardan söz edilebilir. Din ise bir bilim dal deildir.

*Dinin epistemelojik bir temel üzerine kurulu olmas düünülemez. Epistemeoloji bir bilim dalna ait bilgilerin geçerliliini inceler. Dinin pozitif anlamda bir bilgi temeline dayandn söylemek için yine bilimsel bir bakla yorum yapmak gerekir ki, bu da yukarda bahsettiimiz sebeplerden ötürü doru olamaz.

*Nass için kullanlan "veri" kelimesi uygun deildir. Bu tip yaklamlar dinî stlâha ait kavramlarn baz bilimsel kavramlarla karlanmaya çallmas ama söz konusu kavramlarn bu karlamada yetersiz olmasyla ilikili bir durumdur.

*Dini bilimsel bir çerçevede ele almak ve iman, amel gibi mevzular mantksal bir zemine oturtmaya çalmak, pozitivist anlamda aklcl inanca “entegre” etmeye çalmak demektir. Bu çabann insan götürecei yer sahih bir baktan uzak olacaktr. Böylesi bir kavramlar kargaas akln ve kalbin de çkmazlara sokulmas anlamna gelir.

*Tutarllk, tanmlanma, snrlandrma gibi mantksal ve matematiksel kavramlar inanca dair anlamlara karlk gelemezler. Bu tür bir dil, dinî deerleri ifade etmede ksr kalr.

*slam bir bilgi sistemi deildir. Tasavvuf da bir bilgi sistemi deildir. Sahih manada tasavvuf slam’n bâtnn ifade eder ve ondan ayr deildir. Zaten ayr olarak yorumlanmas ve tarihi içerisinde bozulmalara uramas da bu hatal yorumlardan ileri gelmektedir. slam’n asln bozma gayretleri tarihin her devrinde olmutur ve olacaktr, ancak Kur’an- Kerim’in ve Sünnet-i Seniyye’nin temellerinden ayrlmayan sahih bir tasavvuf anlay slam’a mugâyir deildir ve olmayacaktr.

*mam- Gazâlî tasavvufu en iyi ekilde açklayan alimlerden biridir. Zahiri ilimlerde ulat dereceden sonra batn ilimlerde de kendisini göstermi bir ahsiyet olarak mam- Gazâlî, tasavvufun batl baklardan uzak sahih bir ilim olduunu bizatihi kendi hayatyla ve görüleriyle göstermitir.

*Kef bir bilgi türü deildir. lhamdan bir cüzdür. Vahiy olmas düünülemez. Bir sufiye ait kef sadece onu ilgilendiren bir mevzudur. Gerçeklii bir bakasn ilgilendirmez. Tasavvuf zaten bir ilm-i haldir. Yani hal ilmidir. Bir sufinin yaad hal sadece ona aittir. O halin yansmalarndan biri de keftir. Kur’an ve Sünnet’in derecesinde olmas mümkün deildir.

*Allah hakknda fikir yürütülemez. Zira Allah, insan düüncesiyle kavranamaz. Tasavvufun da böyle bir amac olamaz. Tasavvuf “marifetullah” esas alr. Bir sufinin dedii gibi; “O’nu aramakla bulamazsn, bulanlarsa ancak arayanlardr.” Burada mutlak anlamda bir bulmaktan söz edilemez.

*Allah hakknda zan üzre konumak bir sufiye yakan bir davran deildir. Hakiki sufiden böyle bir ey beklenmez.

*Akln ve kalbin ayr olarak yorumlanmas, bu kavramlarn anlalmas içindir. Birbirine zt gibi görünen kavramlarn anlalmas bu ztlktan doduu için, esasnda bunlarn ayn eyin deiik görünüleri olduu düüncesini hatrdan çkarmamak gerekir.

*Tasavvuf hakknda “bilimsel” veya “teknik” bir yaz yazmak onu doru anlamak demek deildir. Aksine kullanlan kavramlarn yetersizlii ve karlkszl bir problem olarak karmza çkar. Tasavvufu bir sorun olarak görmek yerine onu bir ilm-i hal olarak kabul edip, Kur’an ve Sünnet’in rehberliinden amadan Srat- Müstakim üzre sahih bir hayat yaamak her müslümann iar olmaldr.

Selametle…

... Mutluluk anlamaktr, anlam aktr...

 

Ahmed Hayya'nn itiraza cevab:

Eletiriler için teekkürler. tirazlara ilikin cevaplar aada belirtiyorum.

tiraz 1: “Din bir öreti deildir. Çünkü öreti, bilimsel bir görüü oluturan ilkeler ve dogmalar bütünüdür. Bu anlamyla din, bilimsel bir bak açsyla yorumlanamaz. Dogmalar bütünü olmaktan uzaktr. Dogma, “nass” ile kavramsal olarak ayn düzlemde deildir.”

TDK’nn Türkçe sözlüünde, alntladnz birinci anlamn dnda, ngilizce’deki “doctrine” kelimesinin karl olarak öretiye “nan veya inanca dayanan ilke ya da ilkeler dizisi” anlam da verilmektedir. Yani öreti salt bilimsel bir paradigmay ifade etmekle kalmaz, ayn zamanda inanç ilkeleri için de kullanlan bir kelime. Ayrca dogma kelimesi ile nas kelimesini kavramsal olarak ayrmaya çalmann bir anlam yoktur, çünkü ikisinde de esas olan öretinin “sorgulanamaz” oluudur. TDK sözlüü yine “nas” kelimesini dogmann bir eanlamls olarak vermi, ama biz bu kadar ileri gitmesek de arada ayrlmaz bir anlam bütünlüü olduunu söylemeliyiz. Bizler naslar yorumlarz, ancak onlarn kökenini sorgulayamayz. Dinin elbette “dogma” ksm vardr, “iittik ve itaat ettik” dediimiz ksm. Ancak bunun yannda bir de yorum ksm vardr.

tiraz 2: *Dine dair normatif bir yaklamdan da söz edilemez. Zîra bu pozitif bir bak açsdr. Ancak bir bilim dalna ait normlardan söz edilebilir. Din ise bir bilim dal deildir.”

Bu kavrama taklmanza anlam veremedim. Zira, normatif kelimesi “kurallarla ilgili olan, kural koyucu, belirlenmi kalplar içinde olan” anlamna geliyor ve hiçbir müslümann slam’n kural koyucu niteliine bir itiraz olacan sanmyorum. Kelimenin kökeni olan norm da en sade anlamyla kural ve kurallar bütününü ifade ediyor. Kelimeler bilimsel kapsamdan bamsz olarak kullanlmtr. Din elbette bir bilim dal deildir, ancak kurallar da sadece bilimde yoktur.

tiraz 3: *Dinin epistemelojik bir temel üzerine kurulu olmas düünülemez. Epistemeoloji bir bilim dalna ait bilgilerin geçerliliini inceler. Dinin pozitif anlamda bir bilgi temeline dayandn söylemek için yine bilimsel bir bakla yorum yapmak gerekir ki, bu da yukarda bahsettiimiz sebeplerden ötürü doru olamaz.”

Burada epistemoloji bilim ile ilikilendirilerek anlam daraltlmaktadr. Halbuki epistemoloji bilginin doas, kapsam ve kayna ile ilgilenir. Zaten yaznn içeriinde bilime deil, “bilgi”ye yaplan vurgu bu ifadenin anlamn özellikle vurgulamaktadr. Burada sanrm felsefe ile bilim birbirine kartrlyor. Halbuki bugün bilimin geçerli bilgi olarak kabul etmedii çok kapsaml felsefi epistemolojik konular, felsefenin kapsamndadr. Bu nedenle epistemoloji kesinlikle bir bilim dalna ait bilgilerle ilgili deildir. O, bilginin bilgisidir. Dinin üzerine kurulu olduu epistemolojik temel, doruluuna inandmz bilgilerdir. Deiik kavramlarla ifade edilebilmekle birlikte, buna “ilim” diyebilirsiniz. Kuran’da “bilmek”, hatta “akletmek, tefakkuh etmek, tedebbür etmek vs.” kökeninde kullanlan tüm ifadeler bu bilgi temelini vurgular. Yazda dinin pozitif (pozitivist?) anlamda bir bilgi temeline dayand söylenmemekte, bilgiye dayand savunulmaktadr.

tiraz 4: *Nass için kullanlan "veri" kelimesi uygun deildir. Bu tip yaklamlar dinî stlâha ait kavramlarn baz bilimsel kavramlarla karlanmaya çallmas ama söz konusu kavramlarn bu karlamada yetersiz olmasyla ilikili bir durumdur.”

Burada kullandm “veri” ifadesi biraz daha balamsal anlalmal: yani, tasavvufi tecrübeye ilikin yaplacak deerlendirmede temel alnacak bilgi alan. Burada bir aratrmann sonucu elde edilen verilerden ziyade, elimizde, yapacamz deerlendirmede temel alacamz, yine, “dogmalar” ifade ediliyor. Yani burada bilimsel bir anlam deil, sadece balamsal bir kullanm söz konusu.

tiraz 5: *Dini bilimsel bir çerçevede ele almak ve iman, amel gibi mevzular mantksal bir zemine oturtmaya çalmak, pozitivist anlamda aklcl inanca “entegre” etmeye çalmak demektir. Bu çabann insan götürecei yer sahih bir baktan uzak olacaktr. Böylesi bir kavramlar kargaas akln ve kalbin de çkmazlara sokulmas anlamna gelir.”

Yaz en basit okumayla okunduunda bile herhangi bir bilimsel çerçevenin söz konusu olmad anlalacaktr. Yazda tasavvufi bilginin slam bilgi sistemi içindeki yeri ele alnyor – sadece özet niteliinde olsa da. slam bilgi sistemini bilimsel bir çerçevede ele almak mümkün deilken, tasavvuf için bu nasl söz konusu olabilir ki? Mantksal çerçeveye gelirse, dinin temel kayna Kuran okuyan bir kii, Allah’n dini bilimsel deil ancak, mantksal bir çerçevede insanlara sunduunu ve dini kabul etmenin salim akln ve kalbin en doru çkarsamas olacan, “rüd” yolunun tam bir tutarlla sahip olduunu, bunun aksinin de “zulüm”, yani insann kendisini hakikat karsnda yanl konumlandrmas anlamna geldiini görecektir. Yani Kuran sürekli olarak insann ftratnn bu tutarlla uygun olduunu vurgular, aksine her davran da “aklszlk” olarak niteler. Bu bilimsel çerçeve deil ama mantksal bir çerçevedir ve kesinlikle aklclkla ilgisi yoktur. “çinde üphe olmad” vurgusu ile balayan bir kitap, nasl aklc ve eletirel bir anlamda ele alnabilir ki? Sanrm burada eletirmenin kendisi “aklclk” ile “akln kullanma” arasnda bir kavram kargaas yayor. slam dini aklc deildir, ancak pratik akla dayanr. Bu çok uzun bir konu, belki de baka bir yaznn konusu.

tiraz 6: “*Tutarllk, tanmlanma, snrlandrma gibi mantksal ve matematiksel kavramlar inanca dair anlamlara karlk gelemezler. Bu tür bir dil, dinî deerleri ifade etmede ksr kalr.”

Neden baz kavramlardan, ya da baz hakikatlerin baz Türkçe ifadelerle ele alnmasndan korkuluyor? Kuran’n dili neden “saf Arapça” olduu gerekçesiyle bedevilerin gayet somut dünyasnda ekillenmi kelimelere hasrediliyor? Tutarllk kelimesini oldukça basit anlamyla kullanyorum. Allah der ki, bu Kuran Allah indinden gelmemi olsayd, onun içinde fazlaca “ihtilaf” olurdu. Yani Kuran Allah indinden geldii için kendi içinde tutarldr, bir ksm dierine muhalefet etmez. nsann dini bilgi sistemi de böyle olmaldr. Bir insan için tutarllk, inanc ile amelinin tutarl olmasdr en basit anlamyla. Örnekleri çoaltabilirsiniz. Tanmlama ve snrlandrma ifadeleri de oldukça basit anlamlarda kullanld, matematiksel bir anlamda deil. Kuran kitabnda bize irki, zulmü, iman tanmlamyor mu? Ya da “Allah’n hudutlarn” tayin ederek snrlandrma yapmyor mu?

tiraz 7 *slam bir bilgi sistemi deildir. Tasavvuf da bir bilgi sistemi deildir. Sahih manada tasavvuf slam’n bâtnn ifade eder ve ondan ayr deildir. Zaten ayr olarak yorumlanmas ve tarihi içerisinde bozulmalara uramas da bu hatal yorumlardan ileri gelmektedir. slam’n asln bozma gayretleri tarihin her devrinde olmutur ve olacaktr, ancak Kur’an- Kerim’in ve Sünnet-i Seniyye’nin temellerinden ayrlmayan sahih bir tasavvuf anlay slam’a mugâyir deildir ve olmayacaktr.”

Yazda slam’n bir bilgi sistemi olduu iddia edilmiyor. Ancak slam’n bir bilgi sistemi vardr. Örnein Allah irk koanlar “irk kotuklar ey hakknda bilgileri olmad” eklinde eletirir. Yani sistemleri bozuktur. Tasavvuf da ayn ekilde bir bilgi sistemi içerir, ancak “bilgiyi” tanmlamas farkldr. “Tasavvufun slam’n batnn” ifade ettii tezi açkças çok iddialdr ve slam kelimesinin ifade ettii umüllü anlama gölge düürür gibi gözükmektedir. Tasavvuf erbab böyle bir ayrma gitse de, temel “veri” kaynaklarnda buna temel bulmak zordur. slam’da bu tür bir ayrma hangi otorite izin vermektedir? slam’n “zahir” olduu iddia edilen ksmn “batn” ksmndan ayrmada kullanlacak kriterleri kim koymaktadr? Tasavvufun bu “batnlk” iddiasnn, ia ve özellikle smaililerin, Batnilerin etkisi ile sünni slam’da kendisine yer bulduuna ilikin ciddi aratrmalar bulunmaktadr, bu uzun konuyu oraya havale ediyorum. Bahsettiiniz “slam’n asln bozma gayretleri” korkarm kendisine tasavvuf tarafnda oldukça salam yardmclar bulmutur. Zaten mücadele etmeye çaltmz ve “temellendirme” sorunu ile gündeme getirdiimiz konu da budur.

tiraz 8: *mam- Gazâlî tasavvufu en iyi ekilde açklayan alimlerden biridir. Zahiri ilimlerde ulat dereceden sonra batn ilimlerde de kendisini göstermi bir ahsiyet olarak mam- Gazâlî, tasavvufun batl baklardan uzak sahih bir ilim olduunu bizatihi kendi hayatyla ve görüleriyle göstermitir.”

Gazali’nin tasavvufu en iyi ekilde açklamas tezi de oldukça iddialdr. Gerçi kendisi - yazda da esas vurguladm nokta da budur – tasavvufu Sünni slam zemininde merulatrma adna bir devrim yapmtr, ancak söz konusu olan “tasavvufu açklamak” ise, Gazali’nin tasavvuf yapt çounlukla kendinden öncekileri toplama ve derlemedir. Mesela bir bn Arabi bu konuda çok daha öne çkan bir figürdür. Onun yapt gerçek anlamda bir “açklamadr”. Zahiri – Batni ilim ayrm konusuna girmeyeceim.

tiraz 9 : *Kef bir bilgi türü deildir. lhamdan bir cüzdür. Vahiy olmas düünülemez. Bir sufiye ait kef sadece onu ilgilendiren bir mevzudur. Gerçeklii bir bakasn ilgilendirmez. Tasavvuf zaten bir ilm-i haldir. Yani hal ilmidir. Bir sufinin yaad hal sadece ona aittir. O halin yansmalarndan biri de keftir. Kur’an ve Sünnet’in derecesinde olmas mümkün deildir."

Tasavvufi stlahta keif bir bilgi türü deil, bilgi aracdr, bir açlmadr. Yine stilahi kullanmyla ilhamn konusu da ilimdir. Yani insan keif tecrübesinde ilhamla ledünni bilgi alr. Sorun tasavvuf erbabnn vahiy ile ilham arasnda hiyerarik bir ayrm yapmas deil, ilham ile alnan bilgilerin “gerçeklii” ve “balaycl” konusunda son derece kendilerinden emin konumalardr. Yani örnein Hakim Trmizi “Hatem-i Evliya” konusunda veya bn Arabi Vücud Mertebeleri konusunda konuurken, hiç de sadece kendilerini ilgilendiren ve balayc olmayan bir tavr içinde kalmamaktadr. Hatta bn Arabi, keif bilgisi ile elde ettii bilgilerin, “ekilci alimlerin” alsa elde edemeyecei hakikatler olduunu söyleyerek, bu ilmin eletiriye açk olmayacak kadar dorudan “Allah’tan alnma” olduunda srar eder. Fkhçlar ve tasavvufçular arasndaki kavgann temeli de bu bilginin genel geçerlilik iddiasn dayatlmas deil midir? Tasavvuf erbab, hadis tetkiklerine itibar etmeyerek, “keif sonucu ald veya teyit ettii” bir hadisin en sahih hadisten daha sahih olduunu söylerken acaba iddia ettiiniz gibi masum kalabilmekte midir? Ya da Abdurrezak Kaani’nin Kuran’n Batni tefsiri olarak yazd kitab okuduunuzda, kefi o derecede görmediklerine inanmak gelecek mi içinizden?

tiraz 10 *Allah hakknda zan üzre konumak bir sufiye yakan bir davran deildir. Hakiki sufiden böyle bir ey beklenmez."

Hiçbir Sufi Allah hakknda zan yürütüyorum demiyor. Zaten temel sorunumuz, Allah’a ilikin tavrlarmzda zan üzere mi olduumuz, yoksa onun bize salam bilgi olarak verdiklerine mi dayandmz ile ilgilidir. Yazda belirttiim u: eer tasavvuf kendisini salam bir ekilde temellendiremezse veya temellendirememise, bir Sufi ne kadar bu konuda “hââ” derse desin, Allah hakknda söyledii her söz , “marifet” olarak bildiini iddia ettii tanma, zanna dayal olacaktr. Yani Sufi akli çkarmlarla bir Allah tasavvuru elde etmekle suçlanmamaktadr; o, ledünni ilim olarak ald ilimlerin, Allah’n “yakin” ilmi kategorisine dahil edilememesi durumunda ciddi bir “zan” riski ile kar karyadr. Yaplan uyar buna yönelik.

tiraz 11 *Tasavvuf hakknda “bilimsel” veya “teknik” bir yaz yazmak onu doru anlamak demek deildir. Aksine kullanlan kavramlarn yetersizlii ve karlkszl bir problem olarak karmza çkar. Tasavvufu bir sorun olarak görmek yerine onu bir ilm-i hal olarak kabul edip, Kur’an ve Sünnet’in rehberliinden amadan Srat- Müstakim üzre sahih bir hayat yaamak her müslümann iar olmaldr."

Tasavvuf konusunda en kolay bavurulan çk noktas “kavramlarn yetersizlii”dir. Ancak bizim sorgulamaya çaltmz, gerçekten de imann, insann bu hayattaki en önemli konusunun, bu kadar elde tutulmaz, tarif edilemez, zevk temelli, ifadeden yoksun, anlalmazlkla süslü gizemli bir çerçevenin içine dahil edilip edilemeyeceidir. Bu kesinlikle bilimsel veya teknik bir yaklam deil, slam’n kendi bünyesinde, kendi araçlar ve sistemi kullanlarak yaplan ve yaplmas gereken bir eletiridir. Allah bizden bu kadar kaygan ve mulak bir inanç ve ilim sistemi mi talep etmektedir? Tasavvufun “havas” olarak tabir ettii kesimi gerçekten de biz “avam”n kaçrd noktay m yakalamtr? Bu sorularn cevabn aramak için bence temellendirme arttr. Eer slam tarihinde tasavvufa yönelik ciddi itirazlar olmusa – ki olmutur – kimse tasavvufun bir sorun olarak görülmemesi gerektiini öne süremez. Eer konu gerçekten hakikat ise, altn ile bakr birbirinden ayrlmaldr.

Selametle…

Yaznn kaynana ulamak için tklaynz.

 

NOT: Fatih M. Tiyanan'n, Ahmed Hayya'nn cevabna cevabn okumak için TASAVVUFU NASSLA TEMELLENDRME MEVZUUNDA BR TARTIMA-II yazsn tklaynz.

 

 

Yazar:
15-09-10
E mail: cemaat.com
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı iin henz yorum yapılmamıştır.
TASAVVUFU NASSLA TEMELLENDÝRME MEVZUUNDA BÝR TARTIÞMA-I
Online Kii: 25
Bu Gn: 633 || Bu Ay: 5.725 || Toplam Ziyareti: 2.928.804 || Toplam Tklanma: 58.611.369