İSTANBUL'A BİR MÜHÜR DAHA: TAKSİM CAMİİ

Allah emeği geçenlerden râzı olsun.

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir düşünce için ölümü göze almak, kendini feda ediş değil; hayatı anlamlandırmaktır.
İsmet Özel
Son Dakika!
Kategori : / HUKUK HİKÂYELERİ
Okunma Sayısı: 3881
Yazar: Ahmet Selim
HUKÛKUN ÜSTÜNLÜĞÜ YARGININ ÜSTÜNLÜĞÜ DEĞİLDİR



Benzerleri yoktur


Bir daha söyleyelim: Hukukun üstünlüğü yargının üstünlüğü değildir. Hukuk devleti de yargı devleti değildir.Dahası var: Hukukun üstünlüğünü, işlerliğini ve etkinliğini sağlama sorumluluğu da yürütmeye, yani siyasî iktidara aittir.

Yargı iyi işlemiyorsa, yargının işleyişi hukukun üstünlüğünü gerçekleştiremiyor ise; millet bunun hesabını, seçilmişlere, yani yürütmeye, yani siyasî iktidara sorar.

Biz kuvvetler ayrılığının ne demek olduğunu ve aslen bir kuvvetler dengesi (tevazünü) demek olduğunu maalesef anlayamadık ve galiba anlayacağımız da yok. Çünkü esasta, demokrasiyi anlayabilmiş değiliz.

Bizim ilerici aydınlarımız, seçilmişler dışında herkese, her kuruma güveniyor. Seçilmişleri ise, korunulması gereken bir tehlike olarak görüyor ve bunu da bir aydın olma marifeti sayıyor. Bu yanılgısıyla, demokrasinin kökünü inkâr eden aldanışıyla övünüyor. Sadece güvensizlik değil, aynı zamanda bilgisizlik ve düşüncesizlik söz konusudur. Böyle bir aydın anlayışı ne solda olur ne sağda. Batı'nın sadece kabuğunu, dış görüntüsünü tanıyorlar; gelişimlerindeki iç dalgalanma ilişkilerine bağlı kavram inceliklerinden zerre kadar haberdar değiller.

Bugün daha iyi anlaşılmıştır ki hukukta zor olan bağımsızlık değil, tarafsızlıktır. Yeni yayınlarda bu farka önemle işaret ediliyor. Bağımsızlık bir statü özelliğidir; tarafsızlık ise, bir idrak, iz'an, vicdan meselesidir. Tarafsızlığın sağlanabilmesi, kural koyarak yahut kural değişikliği yaparak değil; demokratik kültüre ve bilince sahip insan yetiştirerek olur.

Tarafsızlığı kelime manasıyla bile yanlış anlıyorlar ve "ben tarafım" gibi acayip tepkiler gösteriyorlar. Tarafsızlık, düşünce, aidiyet, mensubiyet farkları gözetmeden, bu farklardan birinin tarafını tutmadan hakkaniyet ilkesine ve adalet ölçülerine göre hukuku uygulamak demektir. Kendi düşünce ve tercihlerin karşısında bile tarafsız olacaksın. Siyasî görüşlerin, fikrî tercihlerin vereceğin karar üzerinde etkili olmayacak.

Siyasî iktidarın ne istediği o kadar önemli değil ve ona karşı direnmek o kadar zor değil. Fakat senin içinin ne istediği, kafandan geçenin ne olduğu, nefsanî dürtülerinin nereyi gösterdiği çok önemli ve bunlara karşı direnç göstermek ciddi bir kişilik sağlamlığını gerektirir. Hukuk adamı olmanın en sarp ve hassas yönü burasıdır. Kendini yenemeyenden hukukçu olmaz.

Salim Başol, Yassıada mahkemesinin başkanı olmaya mecbur muydu? Hayır. Verilen görevi o, güle oynaya kabul etti. Salim Başol'a "nobran davran, hırpala onları" diyen mi oldu? Hayır. İçinden öyle geldi, zulmünü zevk duyarak yaptı. Ve Salim Başol, bir adaletsizlik yaptığı kanaatinde de değildi! Onun adalet anlayışı öyleydi. CHP'lilerin büyük kısmı da aynı durumdaydı. "İdamlar olmasaydı daha iyiydi" demeleri, "hak ettiler, müstahaktılar; ama hoşgörülü olup affedici davranılmalıydı ve idamlar yapılmamalıydı" anlamına gelir! Şimdi bile aynı noktadadırlar.

Derdin kökü şurada: Bazı aydınlar kendi anlayışlarının demokrasisini, kendi anlayışlarının hukukunu, kendi anlayışlarının düzenini benimserler ve ona bağlıdırlar, onun tarafındadırlar. Milleti bırakın, evrensel değerler ve kabuller onları ilgilendirmez!

"Bak Fransa'da öyle değil; Amerika'da, Almanya'da, İngiltere'de, İtalya'da öyle değil" demenizin hiçbir anlamı yoktur. "Geçin onları, bizde böyle olmalı, böyle olacak" cevabını alırsınız!

Taraf kendileridir; nefisleridir, saplantılarıdır, tutkularıdır, inatlarıdır.

Peki bu neden böyle oldu?

İzahı var ama, çok uzun sürer, çok yorar.

Hayata, hayatın akışına, demokratik gelişmeye direniyorlar. Kendilerini inkâr etmek zorunda kalacakları vehmi, gönüllerini karartıyor, zihinlerini bulandırıyor.

Yazar: Ahmet Selim
02-08-09
E mail: Mail Adresi Yok
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
HUKÛKUN ÜSTÜNLÜĞÜ YARGININ ÜSTÜNLÜĞÜ DEĞİLDİR
Online Kişi: 26
Bu Gün: 113 || Bu Ay: 6.417 || Toplam Ziyaretçi: 1.782.768 || Toplam Tıklanma: 44.761.132