AYASOFYA ARTIK CAMİ

Bugünleri gösteren Rabbimize şükürler olsun!

 

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir düşünce için ölümü göze almak, kendini feda ediş değil; hayatı anlamlandırmaktır.
İsmet Özel
Son Dakika!
Kategori : / PORTRELER
Okunma Sayısı: 200
Yazar: Altan Çetin
NEVZAT KÖSOĞLU YAHUT TEFEKKÜR; MEDENİYET/KÜLTÜR

Genelde Türklerin özelde ise milliyetçilerin gelecekteki en büyük ödevlerinden birinin tarihi referanslardaki öz ve milli tecrübenin zamanın ruhuyla yoğrulmasından oluşacak bir gelecek yahut medeniyet/kültür tasavvurunu ülke ve insanlığa teklif etmeleri gereği olduğunu naçizane düşünüyoruz. Türklerin birkaç asırdır yaşadığı maruz kalınan saldırı ve ricat şartlarında milliyetçilik kavramının asırlara sâri lafzını “vatan koruma ve kurtarma duygusunun” dâhilinde bir mefhumla ifade ederek kendilerini ortaya koydukları bir gerçektir. Milliyet, vatan ve devletin tamamiyeti için yapılan muhafaza ve müdafaa çabaları nazari ve pratik çerçeveyi, büyük oranda Kutadgu Bilig zaviyesinde gördüğümüz esaslardan daha acil gündemlere taşıdı. Dolayısıyla Türk milliyetçiliği kavramının son zamanlarındaki çerçevesi Orhun Abidelerinden beri devam eden bir idrak ve süreklilikle lakin gündemin aciliyet kesp eden mefhumlarıyla şekillenirken, hep kaynaklanmakla ötekileştirildiği Fransız İhtilalinin nazari ve pratik gerçeğiyle hiçbir şekilde örtüşmeyen bir zeminde oluştu. Bu sebeple öncelik hamleden ziyade müdafaa odaklı olmak durumunda kaldı. Vatan savunması milliyetçiliğin en büyük mefhumlarından olduğu gerçeğiyle bakarsak bu ülkünün kendi kavramında gerçekleşmesiydi demek de hata olmaz.

İşte bu noktada son asırlarda nadirattan da olsa bazı mütefekkirlerimiz bu yangın söndürme ameliyesi içinde hamle odaklı tefekkür de geliştirdiler. Lakin yangın, duman ve ateş arasında onların çabaları gelecekte bekletilmek üzere millet hafıza ve vicdanına emanet olarak maziye bırakıldılar. İşte bunlardan birisi merhum Nevzat Kösoğlu'dur. Kendisini ve çabasını; Tek iddiam olabilir; Türk düşünce geleneğinin takipçisi olmak; Türk imanına, onun mukaddeslerine bağlı kalarak düşünmeye çalışmak olarak niteleyen Kösoğlu merhumu anlamak ve intikal etmek için vaki bir takım modern tabulardan sıyrılarak okumak zarureti vardır. Onun ifadesiyle asıl mesele dediği kendi iç dinamiklerimizi düşünmek, onları geliştirmek ve egemen kılmaktır. O, dış dinamikleri düşünmek yanındaki hayati önemini bize hatırlattığı gibi bu dış dinamikleri düşünmek bizi asıl mesele olan iç dinamikleri düşünmekten alıkoyuyorsa bir tehlike vardır, demek suretiyle uyardı. Ayağımızın taşa takıldığı yerde içimize bakmayı da o hatırlatmıştı. Kendimizi denetlemek ve kendimizden başlamamız zaruretini de yine merhum Kösoğlu ikaz etti. Onun Türk tarih ve medeniyetine dair eserini çalışmanın içinde serpiştirilmiş ve onun otantik felsefesi ile bir filozofça ortaya koyduğu tefekkür çerçevesin içinde ve kavramlarıyla anlamadan okumak ve idrak muhaldir. Kösoğlu kimdir sorusuna yahut tefekkürümüzde nerde durur sorgulamasına Türk tarihine dair yazdığı ve belki Osman Turan'ın Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi tarihinden beri yapılmış en geniş tarih metafiziğini yaptığı cevabıyla mukabele edilebilir. Akabinde onun kavram dünyasındaki orijinal çerçeveyi idrak gereklidir. Nevzat Kösoğlu düşünce hayatımızda çok nadir rastlanan yerli ve otantik çerçeve, felsefe ve düşünce pratiği olan düşünürlerden biridir. Hayatında bu yanı ne kadar fark edilip teveccüh edildi sorusu etrafının yüzleşmesi gereken bir durumdur. Nihayet onun eserlerindeki gelecek odaklı arayışlar düşünce dünyasına kattığı katkılardan olarak sayılabilir. Belki hepsinden önemlisi düşünce nasıl kalkılıp, yılmadan yola devam edilmesi gerektiğinin önemli bir canlı numunesi olmak hasebiyle kendini hayatıyla ispatlamış, söylediği gibi yaşamış, olduğu gibi görünmüş adam gibi bir adamdan bahsediyoruz. Eleştirilmek her fani için mümkündür. Merhumun da şayan-ı tenkit fikirleri olabilir. Bunların olması yok saymayı, hiç mesabesine indirmeyi, yaşamamış gibi davranalımcılığa girmeyi gerektirmez.

Mevzumuza dönersek. Nevzat Kösoğlu'nun tefekkürümüze katkı olarak sunulacak pek çok meselesi yanında eserleri arasına serpiştirilmiş halde bulunan, belki efkar-ı umumimizin dikkatini bu yüzden tam olarak çekemeyen, lakin ülkemizde üretilen en önemli medeniyet kültür oluşumu nazariyelerinden olduğunu düşündüğümüz ve değerlendirilip üzerinden düşünmeyi gerektiren çerçevesidir.

Nevzat Kösoğlu medeniyet ve kültürü bir arada düşünerek ve yukarıdaki zemin üzerinden nihai şu tanıma varırken bir medeniyet-kültür oluşum ve gelişim sürecini de ortaya koyar: (1)Medeniyet yahut kültür toplum hayatının belli bir iman çerçevesinde gerçekleştirilmesidir (N. Kösoğlu, Milli Kültür ve Kimlik, s. 81). Lakin Kösoğlu burada durmayarak bize iman çevresinde bir medeniyet-kültür pratiğinin aşamalarını verir. İlk olarak yukarıda tanımı verdikten sonra (2) imanla, cemiyette bilkuvve mevcut olan güç, bir sosyal gerilim, bir hayat hamlesi olarak tezahür etmeye başlar, diyerek bir sonraki aşamaya işaret eder. Bundan sonra aşamada (3) cemiyet bu imanın verdiği bakış açılarından varlığı kavrar, değerlendirir, bu ölçülere uygun olarak beşerî ilişkilerini geliştirir. Böylece, aynı bakış açıları ve ölçüler içinde yaşanan hayat müşterek bir üslup kazanmış olur, tespitiyle tefekkürünü sürdürür. Burada durmayarak devam eder (4) medeniyet, kültür hadisesinin temeli, motive edilmiş bu ruh gücüdür; kuran, yapan bu güçtür. Bu güç imanın bakış açıları ve ölçüleri vermelidir. Bu inanç, geleneksel anlayışların eğitim yoluyla aktarılması, yahut tabii yaşama şartları içinde yeni nesillere kazandırılması şeklinde olabileceği gibi, yeni bir imanın benimsenmesi yahut mevcut imanın yaygın bir biçimde tazelenmesi şeklinde kazanılabilir. Cemiyet bu imanın verdiği bakış açılarından varlığı kavrar, değerlendirir, bu ölçülere uygun olarak beşeri ilişkilerini geliştirir. Böylece aynı bakış açıları ve ölçüler içinde yaşanan hayat müşterek bir üslup kazanmış olur, ifadeleriyle gelişmenin bu aşamasını ortaya koyar. Nihayet son olarak imanın harekete geçmesi onun tabiriyle amel meselesi gündeme gelir: (5) Amellerden kasıt ise, cemiyet içindeki bütün hayat faaliyetlerimizdir. Hayatı yapan şey amellerimizdir. Bütün medeniyetler de, belli bir üslup içinde gerçekleştirilen amellerden ibarettir. Amellerin aynı üslup içinde gerçekleşebilmeleri için aynı imana bağlı doğmaları gerekir, diyerek imanla başladığı süreci imanla tamamlar. (Kösoğlu, Milli Kültür ve Kimlik, s. 81-83). Nevzat Kösoğlu tefekkürünün manasını gösteren bu zemine bakarak son dönem düşünce hayatımızda bu kadar somut ve sistemli bir kültür-medeniyet teşekkülü çerçevesi sunan var mıdır bilemiyorum?

Burada gösterdiğimiz kültür ve medeniyet zaviyesi, bakış açısı ve tefekkürü ülkemizde nadirattan yetişen, nazariye kurabilen düşünce ve şahsiyet adamı tipinin göstermesi yanında yani tefekkür nasıl olur sorusuna cevap vermesinin yanında ülkemizde kısırlığı çekilen medeniyet/kültüre dair tarif, tanım ve açıklamalara önemli bir katkı olarak sarf-ı nazar edilmemesi gereken bir değeri taşır.

Dışarıda Türk bayrağına aklınca saygısızlık ile şerefini yırtanlar varken sirkati şecaat zannetmek hamakattır vesselam.

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Nevzat Kösoğlu

Yazar: Altan Çetin
05-02-20
E mail: yenisoz.com.tr
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
NEVZAT KÖSOĞLU YAHUT TEFEKKÜR; MEDENİYET/KÜLTÜR
Online Kişi: 23
Bu Gün: 26 || Bu Ay: 2.092 || Toplam Ziyaretçi: 1.619.422 || Toplam Tıklanma: 41.119.478