AYASOFYA ARTIK CAMİ

Bugünleri gösteren Rabbimize şükürler olsun!

 

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir düşünce için ölümü göze almak, kendini feda ediş değil; hayatı anlamlandırmaktır.
İsmet Özel
Son Dakika!
Kategori : / EDEBİYAT
Okunma Sayısı: 349
Yazar: Prof. Dr. Nesrin Karaca
‘Tarihi-Biyografik’ Niteleme Işığında Çağdaş Dönem Yunus Emre Romanları-2

‘Tarihi-Biyografik’ Niteleme Işığında Çağdaş Dönem Yunus Emre Romanları-2Od

İskender Pala’nın kaleme aldığı “Od [27], ‘Bir Yunus Romanı’ alt başlığı ile sunulmuş, “Bizim Yunus’a” ithafıyla başlamaktadır. Yunus Emre ve oğlu İsmail (Samuel)’in hayatları ile ilgili olay akışının Molla Kasım tarafından yazılarak aktarılması ile oluşturulmuştur. Eşini ve oğlunu kaybeden bu kayıplarla imtihan edilen Yunus, rençberlikten dervişliğe, dervişlikten şeyhliğe uzanan hayat hikâyesinde dinmez sızısı oğlu İsmail’i aramayı da sürdürür. Aynı denize ulaşmak için akan iki ırmak gibi, insan-ı kâmil olmak için yaptığı manevi yolculuğun yanında oğlu İsmail’i bulma arayışı da devam eder.

Menkıbelerde anlatılan Yunus Emre, efsanevî bir çerçevede ele alınmış rivayet ve kerametlerin gölgesinde çizilmiş tasavvufî bir hayat hikâyesinin kahramanı olarak hamlıktan pişmişliğe evrilen bir hayat hikâyesi çerçevesinde işlenmiştir. Romanın başındaki kısım, “Giriş” olarak değerlendirilecek olursa Rençber, Derviş, Işık olmak üzere dört bölümden oluşan romanda, hikâyesi anlatılan kişiler adlarının verildiği alt bölümlere ayrılarak kurgulanmış ve Yunus’un hayat kronolojisi ortaya konulmuştur.

Romanın birinci bölümünde dünya işleriyle meşgul bir çiftçi olan Yunus’un dervişlik fikrine yakın olmadığı görülürken, on üçüncü yüzyılda yaşamış olan Yunus Emre’nin dillendirilmesinde başarılı bir söylemle Yunus’a ve diğer karakterlere ait özellikler tedricen eserin bütününe yayılmış, Yunus Emre’yi en çok birey tarafıyla işleyen ve kurguya en fazla yaslanmış olan yönüyle ilgi çekici bir roman ortaya konulmuştur. Moğol istilalarının taramur ettiği, yönetimin zaaflar, halkın manevi boşluklar içinde olduğu bir ortamda Anadolu kendi küllerinden yeniden doğmuştur. Bu Anadolu, küllerinden Hacı Bektaş’ı ve Yunus’u çıkarırken Yunus’un manevî yolculuğundaki sosyo-psikolojik durum ile değişim ve dönüşüm süreçlerinin yansıtılmasında mekân ögesinden oldukça yararlanılmıştır.

Bir röportajda yapılan değerlendirme Od’un mahiyetini şu şekilde ortaya koymaktadır:

“Yunus’u ilk defa bir insan olarak yakaladım. Beşerî özellikleriyle bir âdemoğlu. Seven, derde ve hüzne isabet edebilen bir insan. Yok şöyle evliyadır, yok böyle kerameti varmış, yok şöyle yok böyle… Ha, bu romanda Yunus’un kerametleri yok mu? Var elbet. Fakat çoluk çocuğuyla ve karısıyla bizden biri imişçesine anlatılma yönü bu romanda öne çıkarılmış. Tapduk’un kapısında Yunus, böylece “Bizim Yunus” olmuştur… Ve roman, bundan sonra Yunus’un dervişliğinin peşinde okurunu koştururken, baba Yunus’a da adeta bizi yol arkadaşı eyler. İsmail’ini arayan Yunus. Yunus’unu arayan İsmail. Ya da Samuel. İsmail, niçin Samuel oldu?.. Her şeyi anlatmak olmaz tabii… Romana acıkmalı okur… Yunus’un şiir yazma serüvenine şahit oluyoruz. İlk defa ne zaman şiir söylemeye başladı? Mevlânâ ile Konya’da karşılaşmaları. Tasavvufi seyirde Yunus, nasıldı ne oldu? Benlik denilen engelden nasıl kurtuldu? Bilmek, aslında kişinin kendisine dönük olan seyridir ve Yunus, benlik haddesinden geçerken hangi sıkıntılara katlandı? Ve daha neler neler… Hepsi OD’da!..” [28]

Üst kurmaca tekniğiyle oluşturulan romanın başında ve sonunda Yunus aynı kişi olmayıp; üç ana bölüm dışındaki romanın başında ve sonunda Molla Kasım’ın yazıcılık dışında, anlatıcı rolüne büründüğü iki bölüm bulunur ki bunlar romanın ‘önsöz’ü ve ‘sonsöz’üdür. Molla Kasım’ın Yunus Emre’nin hayatını anlattığı bu romanı yazmaya 1320 yılında başladığını ve aynı gün bitirdiğini, vak’a zamanının 1320 yılı, anlatma zamanını ise bir gün olarak belirlemek, anlatı boyunca geçmişe yaptırılan zaman yolculukları ve önsöz-sonsöz bölümleriyle sergilenmiştir.

Od-Bizim Yunus, merak unsurunun yarattığı bir olay örgüsüne sahip olmasa da zaman kullanımında başarılıdır. Yazar, on üçüncü yüzyılda yaşamış roman kahramanını Yunus’ta dillendirmiş ve günümüze taşımıştır. Dil kahramanların sosyal yaşantılarına, kültürlerine uygun bir şekilde kullanılmış, eserin estetik ve sosyal dokusunun çizilmesinde dil ve üslûp ilgi çekici hale getirilmiştir.

Kahraman anlatıcının bakış açısıyla yansıtılan romanda birden fazla anlatıcı olup, kahramanlara ait farklı bakış açılarıyla olaylar esere yansıtılırken, anlatıcı genel olarak Yunus Emre’dir. Yunus kendi hikayesini Molla Kasım’a anlatır ve Molla Kasım da anlatılanları yazarken romanın üçüncü bölümünde karşımıza Samuel çıkar ve sözü Yunus’un dilinden alarak kendi bakış açısıyla romana yön verir. Romanda kahraman anlatıcı olan Yunus Emre rolü gereği, hem anlatıcı (gözleyen), hem de anlatılan (gözlenen) konumundadır.

Romandaki kahraman anlatıcılar Yunus, İsmail ve Molla Kasım’dır. Molla Kasım merkezdir ve diğer iki kişi hikâyeyi ona anlatır. Bu üç anlatıcı kendi konumlarınca konuştuklarında bir söylem farkının olduğu sezilir.

İskender Pala, eserinde okuyucuyu mistik bir atmosfer eşliğinde tarihin derinliklerinde bir yolculuğa çıkarır. Eser, tasavvuf ve buna bağlı menkıbelerin böylesi bir kurgu için yeterli olabileceğini göstermektedir. İlk bakışta Yunus Emre biyografisi niteliğindeyken devreye giren yeni karakterlerle roman özelliğine bürünmüştür. Yazar, roman kurgusu içinde yeterli olan menkıbelerin yanına mistik bir aşk, gizemli kahramanlar ve olağanüstülüğü barındıran hadiseler eklemiş ve roman günümüz okuyucunun ilgisini çekecek popüler roman niteliği kazanmıştır. Eserde ümmi ve mesleksiz olarak belirlenen Yunus Emre romanın kurgusal yapısı içinde bir roman kahramanına dönüştürülerek yazarın bakış açısına göre yorumlanıp Yunus Emre’nin hayat hikâyesi ve düşünceleri roman gerçekliği içinde işlenmiştir.

Od-Bizim Yunus’un, kendisinden önce yazılan Yunus romanlarından farkı biraz da bu çatışmaların başarılı şekilde kurgulanmasından gelmektedir. Merkezinde tasavvuf yolundaki Yunus değil, insan ‘Yunus’ olan Od-Bizim Yunus’ta -aynı malzemenin kullanılmış olmasına rağmen- Yunus Emre, içimizden biri yani ‘Bizim Yunus’ olmuştur. Yunus Emre’nin mutasavvıf kimliğinin dışında bir evlat, baba, eş olarak çizilmesi, yaşadığı iç çatışmaların gözler önüne serilmesi onu diğer romanlardan ayırmaktadır.[29]

Yunus

Ahmet Efe’nin kaleme aldığı, “Yunus” adlı eserin konusunu, varlıklı bir ailenin oğlu olan Yunus’un tasavvufî hayat hikayesi ve dervişlik yolundaki mücadelesi oluşturmuştur. Romanda çıkış noktası, diğer dokuz eserden farklı olarak ‘Hünkâr menkıbesi’nden hareket edilmeden kurgulanmış, olay örgüsü üç halkada cereyan eden üç ayrı çatışma çerçevesinde şekillenmiştir. İlk halkada, diğer romanlardan farklı olarak Yunus, köyün varlıklı ailelerinden birinin tek çocuğu olarak gösterilmiş, yakın arkadaşı Yusuf’la bir aşk çatışmasına giresi ilk halkayı, Melike’ye olan aşkı ve iç dünyasıyla yaşadığı aşk ikinci halkayı, dervişlik mücadelesindeki iç çatışması üçüncü halkada gerçekleşirken, bütün bu etkileşimler Yunus’u yakından tanımamızı sağlamıştır.

Romanda Yunus’a ve diğer karakterlere ait özellikler dönemin sosyal ve kültürel yapısına uygun şekilde verilmeye çalışılmış, mekân ögesinden genellikle atmosfer yaratmak ve kişilerin psikolojilerini etkilemek amacıyla yararlanılmıştır. Genel olarak açık mekânlar kahramanın psikolojik durumunu yansıtmak, kapalı mekânları ise kahramanlar arasındaki ilişkileri yoğunlaştırmak için kullanılmıştır. Anadolu’nun bunalımlı dönemine tesadüf ettiği vak’a zamanının başlangıcını 1269 yılı, anlatılanların 1269-1321 yıllarında geçtiği anlaşılan 52 yıllık zaman dilimi, arada yapılan bazı geri dönüşlerle 1267’ye kadar genişlemiştir. Bu geri dönüşlerde dönemin karakteristik özelliklerinden çok Yunus’un biyografik çizgisi esas alınmıştır. Üç daireden oluşmuş olan Yunus romanında, zaman unsuru hem muhtevanın belirli bir atmosferde şekillenmesi, hem de kahramanların psiko-sosyal kimliklerinin aydınlatılması yönünde başarılı bir şekilde kullanılmıştır.

Ahmet Efe’nin Yunus romanı, tanık (müşahit) bakış açısı ve 3. şahıs ağzından anlatılır ve geneline bu bakış açısı hâkimdir. Menkıbelerle beslenen Yunus Emre kişiliğini roman içinde yeniden kurgulayan yazar, Yunus’un portresini velayetnamelerle yüklü kaynaklardan yola çıkarak çizmiş ve ona başka bir boyut eklemiştir. Romanda çevresiyle ilgisi, şeyhlik makamı yani rehberlik görevi vurgulanmayan Yunus Emre’nin portre tasvirleri dikkat çekicidir. Yunus’un dertlerini dinleyen Sakarya nehri, coşkun bir aktarıcı olarak belirlenmiş, diğer Yunus Emre romanlarında olduğu gibi burada da Osmanlı’nın kuruluşu ve Anadolu’nun imarı konusunda kendisinin olduğu gibi yetiştiği tekke ve dergâhların da olağanüstü roller üstlendiği vurgusuna yer verilmiştir.

Yunus Emre Var Yar’ına

Özgen Keskin’in kaleme aldığı “Yunus Emre Var Yâr’ına”[30] adlı romanı, Yunus Emre’nin Sarıköy’de başlayıp Konya’da ilim tahsiliyle devam eden hayatı, Tabduk Emre Dergâhı’nda başlayan dervişlik yolundaki mücadelesi ve maceralarının anlatıldığı altı bölümden meydana gelmiştir. Yunus’a ve diğer kahramanlara ait özellikleri, dönemin sosyal ve kültürel yapısına uygun şekilde anlatmış, romanın mekân haritası bir hayli geniş tutulmuştur.

Birinci bölüm, genel olarak Sarıköy, Sakarya suyu çevresi ve Konya’daki taş medresede geçmektedir. Bu bölüm açık mekân olarak anlatılmış, Yunus Emre’nin içsel ve manevi yolculuğundaki ruhsal durumunun yansıtılmasında mekân ögesinden burada da yeterince yararlanılmıştır. Romanda vak’a zamanı 1241’dan başlayıp 1321 yılına kadar devam eden seksen yıllık bir zaman dilimini kapsar.

Ancak anlatıcı, bu zaman dilimini, kendi içinde farklı kesitlerle, anlatma zamanından geriye dönerek dünden bugüne doğru cereyan etmiş birtakım olayları verdiği birinci bölümünde 1241’den 1271’e kadar olan zamanı vak’a seyri bakımından iki safhaya ayırarak Sarıköy’de geçen on beş yıllık süreyi arayış içinde olan bir Yunus portresi sunarak başlatır. “Bir Gönüle Girmek” bölümü ise Konya’da geçen on beş yıllık arayışının yanında iyimserlik dönemi olarak, bir nevi Yunus’un parçalanmış hayat hikayesi olup dönemin karakteristik özelliklerinden çok Yunus’un biyografisine odaklanmıştır.

Üçüncü tekil şahıs tarafından aktarılan olay örgüsünde okur, olayların merkezindeki kahramanların ruh ve hayal dünyasına girme şansına sahiptir. Hâkim bakış açısının yanı sıra, esas kahraman konumunda bulunan Yunus bakış açısına da yer verilerek okuyucu içten ve dıştan yani iki cepheli anlatımdan yararlana imkânına kavuşturulur. Yunus merkez kişi durumundadır ve ilişki ağı ona göre kurulmuş, Yunus’un kendini gerçekleştirmek adına yaptığı seyahatler dışında, dergâhta geçen bir ömrün hikayesi anlatılmıştır.

Özgen Keskin’in Yunus Emre Var Yâr’ına adlı eserinde menkıbeden alınan bilgiler kurgusal bir çizgide, yer yer biyografik ana malzemeye ters düşen roman gerçeğinin sınırları etrafında kronolojik bir seyir etrafında anlatılmaya çalışılmıştır.

Hak Çalabım[31]

Aynı zamanda bir akademisyen olan Mehmet Önal tarafından kaleme alınmış eserin başında yazar, roman ve biyografik romanın niteliğine dair bilgiler vermiştir. Sulucakarahöyük’e Hacı Bektaşı Veli’den buğday istemek için giden Yunus’un dervişlik yolundaki hayat çizgisini, maceralarını ve Yunus Emre oluş sürecini konu alan romanın olay örgüsü Yunus Emre’nin çevresinde yaşanan çatışmalar etrafında şekillenmiştir. Hacı Bektaşı Veli’nin Anadolu’ya gelmesi ve Sulucakarahöyük’e yerleşmesi ve burasını dergâh yapmasıyla olay örgüsü başlayan romanda yazar, böyle bir başlangıçla Türkler’in Anadolu’da sadece askeri ve siyasî bir fetih gerçekleştirmediklerini, aynı zamanda islamın iman ve aksiyonuyla hem yeryüzünü hem de gönülleri fethetmek şeklinde ifade etme yoluna gitmiştir. Ahmet Yesevi ocağının ışığını yeni topraklara ulaştırmakla görevli erler kadar erenler de vardır ve bu erenler Anadolu insanının maddî ve manevî dünyasını ihya ve imar edici çalışmalar içindedir. Meskûn yerlerde kurdukları tekkelerle bu misyonun merkezleri oluşları ve bu doğrultuda hizmette bulundukları yönünde ilerleyen romanda, Yunus’un rüyasında Rahim Baba’dan “Dört Kapı, Kırk Makam” dersini dinlemesi, Rahim Baba’nın Hacı Bektaşi ile Tabduk Emre arasındaki ilgiyi açık açık anlatması rüya motifinin kullanıldığının bir göstergesidir. Dolayısıyla, Yunus Emre’ye ait menkıbevi bilgiler kullanılmış vebunlara çok az müdahale edilerek olay örgüsü bölümler halinde oluşturulmuş, Yunus’un dervişlik serüveninin anlatımı, onu daha yakından tanımamızı da sağlamıştır. Romanın başkahramanı olan Yunus, fakir ve yiğit bir Türkmen olarak anlatılmış, Anadolu coğrafyasının Moğol istilası ile perişan edildiği, kuraklık ve kargaşa ortamının hüküm sürdüğü yüzyıldaki hali gözler önüne serilmeğe çalışılmıştır.

Olay örgüsüne yön veren mekânlardan biri de Tabduk Emre dergahıdır. Yunus, bu mekânda Yunus Emre olmuş, dili, kilidi burada açılmış, şiirler söylemeye başlamıştır. Yunus Emre’nin dervişlik yolculuğundaki değişim anlatılmaya çalışılırken, Sulucakarahöyük’teki Yunus ile Tabduk Emre dergâhındaki Yunus Emre aynı kişi değildir.

Romanda vak’a zamanının Anadolu’nun bunalımlı dönemine denk düşürülmesi, Moğol zulmü olay örgüsünün kurulmasında önemli yer tutmuştur. Anlatılanların 1278-1321 yıllarını içeren zaman diliminde geçmesi hem muhtevanın belirli bir atmosferde şekillenmesi, hem de kahramanların psiko-sosyal kimliklerinin aydınlatılması yönünde örülmüştür. Yunus, yine romanın asıl kahramanı olup, anlatıcı olaylara onun bakış açısıyla yaklaşmıştır.

Hak Çalabım, kurgusal yönü ağır basan bir roman olmaktan çok, Yunus Emre’nin hayatını roman imkânları içerisinde ama roman gerçekliğine uzak bir çizgide kaleme alınmış bir çalışma olarak değerlendirmek mümkündür. Roman kahramanları Yunus Emre’nin çevresindeki tarihi kimliklerden oluşturulmuş ve olaylar genel olarak menakıbnamenin dışına çıkamamış olsa da Yunus Emre’nin bireysel macerasını anlatması yönüyle biyografik çizgileri ağır basan bir eser olarak değerlendirilebilir.

Yunus Emre[32]

Devrim Altay’ın kaleme aldığı eserde, Yunus Emre’nin Sarıköy’de başlayan, Karaman’da ilim tahsilinden sonra Tabduk Emre Dergâhı’nda devam eden dervişlik yolundaki maceraları anlatılmaktadır. Tarihsel bağlantılara önem verilen romanın olay örgüsünü; birden yediye ilk halka, yediden on dörde kadar ikinci halka, on dörtten on beşe kadar ise üçüncü halka oluşturur. Yaklaşık olarak romanın üçte ikisini kapsayan birinci halka kendi içindeki akışa göre farklı bölümlere de ayrılabilir. Romanın ilk bölümüne XIII. yüzyılda Anadolu’nun sosyo-psikolojik yapısı hakkında bilgi verilerek başlanmış; Moğol zulmünden kaçıp Sarıköy’e yerleşen, Horasanlı bir derviş İsmail Efendi’nin 1238 yılında dünyaya gelen oğlu Yunus’un on yaşına kadar Sarıköy’de geçen hayatı konu alınmıştır.

XIII. yüzyıl Anadolu’sunun sosyal ve siyasî durumu, Anadolu Selçuklu Devleti’nin güçsüzlüğü, otorite boşluğu, Moğol zulmü, kuraklık, Anadolu’nun ruh hali, mekân ögeleriyle Yunus Emre’nin dervişlik yolculuğundaki değişim süreçleri ayrıntılı bilgilerle anlatılmaya çalışılmıştır. Hacı Bektaşı Veli ve Tabduk Emre felsefesinin verilmeye çalışıldığı Yunus Emre romanının vak’a zaman ve yeri XIII. yüzyıl Anadolu’suna Anadolu Selçuklu Devleti’nin parçalanma dönemine tesadüf etmektedir. Söylem açısından üçüncü şahıs ağzından verilen Yunus’un dili, romanın başından sonuna kadar aynıdır.

Devrim Altay’ın Yunus Emre adlı eseri yine menkıbeden yola çıkarak yazılmış, menkıbelerle beslenen Yunus Emre portresiyle, roman gerçekleri altında yeniden kurgulanmaya çalışılmıştır. Eserdeki şahsiyetler ve hadiselerin derinlemesine tahlili yapılmamış, menkıbevi rivayetlerin günümüz diliyle ifade edilmiş olduğu eser, şiir önekleriyle değinilen konuların pek denk düşmediği hümanist bir hayat görüşü etrafında şekillenmiştir.

Yunus Emre[33]

Mustafa Akgün’ün kaleme aldığı “Gel Gör Beni Aşk Neyledi” alt başlıklı romanın konusunu, Yunus Emre’nin buğday istemek için gittiği Hacı Bektaşı Veli’nin Dergâhı’nda başlayan dervişlik hikâyesi, bu yoldaki mücadelesi ve maceraları oluşturmuştur.

Bu eserde de tarihi-kültürel bir şahsiyet olan Yunus Emre bir roman kahramanına dönüştürülmüş, yazar Yunus’u bakış açısına göre yorumlayıp, tarihi bir roman olarak nitelediği çalışmasını menkıbelerle vekurgusal unsurlarla zenginleştirmiştir.

Seçilen şiirlerin Yunus Emre’nin tasavvuf mertebelerine uygunluk taşımaması, olay örgüsünün kopukluğu ve yazarın sık sık araya girip okuyucuya çeşitli bilgiler aktarması romanın akıcılığını olumsuz yönde etkilese de yazarının bilgi birikimiyle XIII. yüzyılda yaşamış olan Yunus Emre’yi dillendiren, üçüncü tekil kişi anlatımlı bir roman ortaya konmuştur demek mümkündür.

Aşka Ağlayan Derviş

Mahmut Ulu’nun kaleme aldığı, Aşka Ağlayan Derviş[34] de, menkıbelerde örülen Yunus Emre’nin hayat hikayesini ve dervişlik yolundaki efsanevî macerasını konu almıştır. Menkıbeleri yorumlayışında farklılıkların bulunması ve olay örgüsü anlatılırken peygamber ve evliya kıssalarının kullanılması romanın olay örgüsünün akıcılığını arttırmış, mekân öğesinden, genellikle atmosfer yaratmak ve kahramanların psikolojisini etkilemek amacıyla yararlanmaya çalışılmıştır. Romanın olaylarının geçtiği mekânlar, Sulucakarahöyük, Konya, Tabduk Emre Dergâhı ve Yunus’un seyahati sırasında gezip, gördüğü mekânlar olup gerçek olan Tabduk Emre dergâhı, diğer mekânlar ise ‘Hâlâ dünya kokan…’ Yunus Emre’nin bireysel macerasını tamamlayan mekânlardır.

Olaylar, zaman olarak XIII. yüzyılın ikinci yarısında geçmekle beraber tam bir tarih verilmemiş, dönemin karakteristik olaylarına da pek değinilmemiştir. Romanın vak’a zamanı tam olarak belli değildir ve tarihsel dönem ayrıntıları ile verilmez. Moğolların Anadolu’yu yakıp yıkması bilgilerinden hareketle romanın vak’a zamanını tahmini olarak XIII. yüzyılın ikinci yarısı olarak belirleyebiliriz. Romanın anlatma zamanı ise bir gün olup, kahraman anlatıcı hikâyesini zamanda geriye yolculuk yaparak dile getirmiştir. Zaman tablosunun belirsizliğinden romanın anlatı yoğunluğuyla zaman grafiği arasında uyumsuzluk göze çarpmakla birlikte, Ulu’nun, “Aşka Ağlayan Derviş” adlı eserinde dil ve anlatımın kahramanların sosyal kimliklerine uygun olarak kullanıldığı, eserin estetik ve sosyal dokusunun verilmeğe çalışıldığı söz konusu olsa da yazarın Yunus’u biyografi ve kurgu gerçekliği çerçevesinde pek konuşturamadığı durumundan sözedilebilir.

Bunlardan başka, üzerinde durmayıp, isimlerini vermekle yetineceğimiz iki roman daha bu kategori çerçevesinde örneklenebilir ki, bunlardan biri, Erdem Sabih Anılan’ın Şehyini Arayan Derviş Yunus Emre [35] ile Kıvanç Nalça’nın pek de biyografik özellikler taşımayan Tuz [36] adlı çalışmasıdır.

(Devamı var)

NOT: Dipnotlar 3. (son) bölümdedir.

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: Prof. Dr. Nesrin Karaca
15-04-20
E mail: tyb.org.tr
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
‘Tarihi-Biyografik’ Niteleme Işığında Çağdaş Dönem Yunus Emre Romanları-2
Online Kişi: 19
Bu Gün: 50 || Bu Ay: 5.567 || Toplam Ziyaretçi: 1.752.530 || Toplam Tıklanma: 43.897.479