
| Kategori : / SANAT | Okunma Says: 1089 |
slam sanat aklnn oluumunda, tasavvufun etkisini öne almzdan doabilecek u üç soruyu cevaplamak durumundayz:
1-Din esasnda kamil insan olma yöntemi olarak tasavvufun, slami vasat içinde itidali esas almasyla, sanatçnn eser ortaya koyma çabasnda infiale tabi bulunmas bir çeliki deil midir?
2-Tasavvufta haller, makamlar ya da mertebeler bütününü içkin olarak merkezi bir bir öneme sahip olan seyir kavram: “Hakk’a ermek üzere manevi yolculuk yapmak” demek olduuna ve dolaysyla metafizik bir düzey olmas bakmndan, ayn zamanda meta-linguistik -gündelik lisan ile dile getirilemez- olacana göre, varl eserle ve eserin yegâne zemini olan yeryüzüyle mukayyet bulunan sanat / sanatç tasavvufun zt kutbunda yer almaz m?
3-Bu iki çelikiye ramen, en azndan terbiye plannda sanatçy çabasyla tasavvufa dahil etmek, sanat verimlerine / eserlerine kutsiyet atfetmeyi gerektirmez ve bu da önümüze her eyden önce bir irk sorunu olarak çkmaz m?
Bu sorular cevaplamaya geçmeden önce eriatn sanatla mesafesini tayin etmek bakmndan u hususu eip bükmeden ifade etmemiz gerekir:
Yaratma ve emir olarak eriat hükümleri, öz niteliindeki ilahi ve nihai bilgiler olmalar bakmndan ayrca bir hükme konu olmadklar gibi, kendi hakikatlerinin, dnda hiçbir eye indirgenemezler. Daha açk bir söyleyile eriat kozmolojiden bahseder ama bir kozmoloji; tarihten bahseder ama bir tarih; sanattan bahseder ama bir sanat kitab deildir.
eriatla sanat arasndaki bu kat edilemez ve katlanlarak ksaltlamaz mesafe nedeniyledir ki tasavvuf yaratma, emir ve yapma fillerinin insan ftratyla / olumlu ve olumsuz melekeleriyle uyumunu mesele edinmitir.
Skça tekrarladmz “nefis terbiyesi”nin tasavvufun ilk menzili olmas bu nedenledir. lgili yazlarmzda inanma, kokma, sevgi ve ibadet terimlerini slam sanat aklnn temel talar olarak yerletirmemizin nedeni de esasnda budur. Mecazi bir dille söyleyecek olursak eriat bir yldrm, tasavvuf ise bir paratonerdir. Paratoner yldrm yok etmez, ondaki elektrii topraa aktararak, iddetini de insan ve eya üzerinden gidermi olur.
Bu bilgiyle, sanat esasnda bir infiali asln deitirmeden itidale dönütürmenin mümkün olduunu ve bu imkann tasavvufta mevcut bulunduunu söyleyerek, ilk çeliki iddiasn da ortadan kaldrm oluruz.
Böylece ferdi bir taknlk hali olarak infial, Allah’a iman ve itaat, sevgi ile kulluun klavuzluunda rehabilite edilmi olur. Bu süreci sistemletiren tasavvuf, sanatçya sanat yapma kabiliyetini göstermesi yönünde cesaret kazandrrken, ayn zamanda bu cesaretin eriatla mukayyet olan haddini de -dayatarak deil- benimseterek ona hatrlatmas bakmndan, sanatçy kendi sistemi içine çeker. Bu manada, sanatç hem slam sanat aklna tabi olmu, hem de dalgal ruh denizini yine onun hak ettii ekilde sanat sahilinde sakinletirmi olur.
Örnein usûl mertebelerinden olan azim terimi, bu balamda sanatçya öyle bir istikamet sunar:
“Allah -‘azze ve celle- öyle buyurmaktadr: “Kararn verdiin zaman Allah’a dayanp güven.” (Âl-i mrân, 3/159)
Azim, isteyerek veya istemeyerek de olsa kasd gerçekletirmektir. Azmin üç derecesi vardr:
Birincisi, kef imeinin çakmas, üns nurunun devam etmesi ve hevânn öldürülmesine icabet etmek için hâlin ilmi kabul etmemesidir.
kincisi, müâhedenin parltlar içinde istirak olmak, yolun aydnlanmasnn artmas ve istikâmet güçlerinin bir araya toplanmasdr.
Üçüncüsü, azmin eksikliini bilmek, sonra azimden kurtulmaya azmetmek, sonra da azmi terk etme skntsndan kurtulmaktr. Kararllk, bu haslete sahip olan kiiye azmin kusurlarna vakf olmaktan daha deerli bir miras brakmamtr.” (El-Herevî, Menâzilü’s-Sâirîn, çev.: Abdürrezzak Tek, Emin Yaynlar, Bursa 2008)
Buna göre sanatçnn –tarikat ba temelinde- bir seyre dahil olmas gerekmeksizin, kendi mesleinde bu verili bilgi esasnda infialden vaz geçmeksizin itidale bir yol aralamas mümkündür.
Azimde kararllk, azmin özü hakkndaki bilgiyle tahkim edildiinde ancak sahih bir yola evrilebildiine göre, sanatçnn infialindeki ve itidalindeki nedenin özünü kavramas da, azmindeki kararlln daha tutarl hale getirecektir.
Her eyden önce azim konusunda yetkinlikten deil, eksiklikten hareket etmesi, sanatçy kendi hadlerini hatrlamaya sevk edecek, bu da onu kendi kulluunda tutacaktr; kulluunda durmay bilen bir sanatç asl azmine deil azmini verene tutunmu olacaktr.
Yazar: Ömer Lekesiz |
18-08-20 |
||
| E mail: yenisafak.com | Tweet | ||