RAMAZAN GELDİ HOŞ GELDİ

 

Kardeşlerimizin Ramazân-ı Şerîf'lerini tebrik ederiz.

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir düşünce için ölümü göze almak, kendini feda ediş değil; hayatı anlamlandırmaktır.
İsmet Özel
Son Dakika!
Kategori : İKTİBAS / Muhtelif Mevzûlar, Yazarlar, Yazılar
Okunma Sayısı: 180
Yazar: Hüseyin Yağmur
POSTMODERN BİR BİAT CEMAATİ OLARAK KEMALİZM-5

POSTMODERN BİR BİAT CEMAATİ OLARAK KEMALİZM-5Seçkinlerin çare olarak gördükleri “Otoriter yapı, hızlı modernleşmenin zaruri bir şartı” (Uyar,1999:313). olarak görülüyordu.

Yapılan düzenlemeler zaman içerisinde devlet ile şefin partisini o kadar içiçe geçirmişti ki, devlet adeta parti içinde kaybolmuş, “siyãsî literatürde ‘Parti Devleti'” (Ekinci,1997:126). şeklinde tanımlanan otokratik bir yapı ortaya çıkmıştı. İçişleri Vekaleti bütün memurların parti azası olmasını taleb edebiliyor, Mustafa Kemal de bu teklife muvafakat edebiliyordu.

Gerçekten de durum, tıpkı yukarıda tanımlandığı gibi idi. Parti ile Devlet arasında kesin bir ayrım yoktu. Devleti temsil edenler, çoğunlukla partili kimselerdi. Parti Müfettişleri, devletin de temsilcileri idiler. Devletin politikasını bildirme ve uygulanmasını sağlama, Partinin görevleri arasındaydı. Devlet Başkanı ile Parti Başkanı aynı kimse idi. Uzun süreler Başbakanlık ile Parti Genel Sekreterliği görevleri de aynı kişiye verilmişti (Goloğlu,1974:10).

Bu safha; valilerin CHP İl Başkanı, İçişleri Bakanı'nın CHP Genel Sekreteri olduğu bir rejim olarak kayıtlara geçiyordu.

10 Kasım 1938 günü Ebedi Şef Devri bitmiş, Milli Şef Devri başlamıştır. İsmet İnönü, önce TBMM tarafından ülkenin yeni Cumhurbaşkanı, daha sonra 26 Aralık 1938'de olağanüstü toplanan Cumhuriyet Halk Fırkası (CHF) kurultayı tarafından da partinin ‘değişmez genel başkanı' olarak seçildi. Bu unvanlara ek olarak, dönemin bazı Avrupalı liderlerinin modasına uyarak, kendisine ‘milli şef' unvanı verilmesini sağladı.

Değişmez Genel Başkanlığın Partide Tesisi şu maddelerle olmuştu:

Madde 2 - Partinin banisi ve ebedi başkanı, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu olan Kemal Atatürk'tür. Madde 3 - Partinin değişmez genel başkanı İsmet İnönü'dür.

Yukarıdan aşağıya doğru bütün devlet idaresi de tabiî olarak bu istek istikametinde şekil almış, “Başta Başbakan Celâl Bayar” (Ekinci,1997:126). olmak üzere “Parti Genel Sekreteri Recep Peker” gibi kurmaylar İnönü'ye ‘Milli Şef' şeklinde hitap ederek bu müessesenin temelini atmışlardı (Karatepe,1993:46).

Böylece ülke idaresi tek elde toplanıyor, (bir nevi tekelleşiyor) hem hükümetin hem partinin idaresi İsmet İnönü'ye devrediliyordu. Ekinciye göre; “Bir hukuki ve resmî safha olarak ortaya çıkan bu vaziyet İsmet İnönü başkanlığındaki kişi saltanatını olağanüstü yetkilerle donatarak bir mânâda monarşik bir idare ortaya çıkarmıştı” (Ekinci,1997:130).

Hasan Rıza Soyak, bundan dolayı "İnönü diktatördür. Hemen kendisini Milli Şef ilan etti ve diktatör olduğu için değişmez genel başkanlık sistemini icat etti, kendisini değişmez genel başkan ilan etti" demiştir (Öymen,2011:160).

Dönemi anlatan kaynaklarda “Ülkedeki bu idare anlayışının devrin İtalya, Almanya, İspanya gibi faşist ülkelerini bir taklid olduğu Adolf Hitler'in Alman ulusuna sunduğu ‘Eine Volk, Eine Parter, Eine Fuhrer' sloganının ‘Tek Millet, Tek Parti, Tek Şef' olarak uyarlandığı” (Karatepe,1993:46). kayıtlıdır.

Falih Rıfkı, Rusya ve Türkiye ‘şef'lerinin dostluğunu şöyle anlatıyordu: “Stalin, yabancılarla görüşmez. Onun için isminin etrafı masallarla donatılmıştır. O bir saniye avara edilmesi mümkün olmayan, baştan başa ve toptan bir inşa mekanizmasının düğmeleri başındadır. İsmet Paşa, bu ihtilâl memleketinin, büyük reisi'nin (Stalin'in) en yakın arkadaşıdır” (Kabaklı,1989:306).

Dönemin yazarları Mussoloni üzerinden Türkiye'de yeni bir faşist lider çıkarma çabasındaydılar.“Mussolini haykırdı: Ne böyle kanun, ne böyle mahkeme, ne böyle demokrasi, ne de böyle parlamento istiyoruz… Nizam ve otorite kuracak bir devlet istiyoruz… Milletler ara sıra diktatöre muhtaçtırlar (Aktaran:Kabaklı,1989:309).

Her ne kadar Milli Şeflik “O gün yürürlükte olan Anayasal düzen içinde yeri olmayan bir müessese olsa da” (Yetkin,1997:173). “İsmet İnönü'nün bu mefhum etrafında müteşekkil müesseseyi bizatihi istediği ve bir müessese haline getirdiği” (Akandere,1998:458). bilinen bir gerçektir.

Celâl Bayar'dan sonra Başbakan olan Dr. Refik Saydam bu konuda bir kaç adım daha atarak kavramı pekiştirmiştir. Refik Saydam, Başbakan atanmasının hemen ardından radyoda yaptığı konuşmada “‘Devir, İsmet İnönü devridir'” (Akandere,1998:243). demişti.

Refik Saydam'ın idareyi eline alır almaz siyaset literatürüne geçecek bir reddi mirasa kalkışarak “Devlet A'dan Z'ye bozuktur” (Bozdağ,1972:27). açıklamasını yapması, sadece İnönü Devri'ni yüceltmek için yapmış olduğu bir atraksiyondan ibaret değil aynı zamanda Atatürk Dönemine ait önemli bir ithamdı. Devrin bakanlarından Refik Şevket İnce ise bir kabine güven oylaması öncesi “Milli Şef bu hükümet azalarını uygun bulduğuna göre Meclis'in de uygun bulması gerektiğini” (Ekinci,1997:133). söyleyerek Milli Şeflik nizamının işleyiş biçimine ışık tutuyordu.

Devri inceleyen kaynakların ittifakla zikrettiği üzere; “Milli Şeflik; Faşist İtalya'nın Duçesini, Nasyonal Sosyalist Almanya'nın Führer'inin İsmet İnönü'ye yamanmış biçimiydi” (Yetkin,1997:72).

Bu idare biçimi “Faşizm ve Nasyonal Sosyalizmi hatırlatan bir totaliter idare”(Ekinci,1997:128) biçiminden başkası değildi. Bir Halk Partisi vardı ama teşkilatı valilerin ve kaymakamların eline teslim edilmiş, halk ile alakası kesilmiş, tamamiyle bürokratik bir şekil almıştı. İnönü'ye artık sadece Cumhur reisi denilmiyor, ‘Milli Şef' adı takılmış bulunuyordu. “Şeflik rejimlerine mahsus ‘her meseleyi Şef bilir' anlayışı” (Karaosmanoğlu: 1993:165). bütün rejimi tepeden tırnağa kuşatmıştı.

“Milli Şef, ak saçında bulutlar/Çizmenle çizilmiştir; aşılmaz bu hudutlar; mısralarıyla yüceltiliyor, devlet daireleri ve paralarda M. Kemal'in resmî çıkarılıp O'nun resmi konuyordu” (Karaveli,1999:171). “Milli Şef, milli hayatı sadece temsil etmeyip aynı zamanda da peşi sıra sürüklüyordu” (Karatepe,1993:99). Milli Şeflik rejiminde “Milli Şef'in mahzurlu saydığı her şey Türkiye'de yasaktı” (Karatepe,1993:48).

Bakanlar kurulu isimsiz bir karaltıdan ibaretti. “Bakanların Ankara'dan İstanbul'a gidişleri dahi Şef'in müsaadesine bağlıydı”' (Arzık,1966:49). Zaman içerisinde bakanların fizyonomik görünüşleri dahi Şef'in müsaadesine bağlı hale geldi. “Devrin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel, Şef istemediği için güzelim bıyıklarına kıymıştı. Daha sonra bütün kabine Şef'in direktifiyle bıyıksız hale gelmişti” (Ekinci,1997:132).

Cemiyetteki bütün kimlikleri tek tek yok eden ve ülkeyi sadece Şef'in kimliğinden ibaret hale getiren bu despotik safha tabiî olarak cemiyetin çeşitli mahfillerinde bir öfke sağanağını biriktiriyordu. “Her meslekten, her sınıftan insan hükümete ve dolayısıyla İsmet Paşa aleyhine ateş püskürüyordu” (Karaosmanoğlu,1993:184). Ancak kimsenin bir şey yapabilecek gücü yoktu. Komünist ve faşist şeflere taparcasına hayran görünen Falih Rıfkı'nın esas maksadı, dünyada benzerler göstererek güçlendirmekti. Bir devlet adamı İnönü'yü kastederek bir gün meclis koridorunda bana, “Artık hakan oldu” demişti (Uran,2007:284).

Nitekim “Yıllar sonra Demokrat Parti'nin Büyük Kongresi'nde Osman Bölükbaşı, İnönü için, ‘Kızıl Sultan' diye bağırınca kongre salonu göğüslerde yıllarca birikmiş işte bu öfkeden dolayı alkış ve haykırış tufanından yıkılacak gibi olmuştu” (Ağaoğlu Samet,1993:47).

Bozbeyli ise bu anlamda şu ayrıntıyı nakleder: O sırada Taksim'e İnönü'nün heykelini koymak için, kocaman bir kaide yapımı vardı. İnönü'nün heykeli konulacaktı. Sonra İnönü'nün Maçka'daki evinin önüne götürdüler heykeli (Bozbeyli,2009:37).

Devam edecek

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: Hüseyin Yağmur
04-12-20
E mail: yenisoz.com.tr
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
POSTMODERN BİR BİAT CEMAATİ OLARAK KEMALİZM-5
Online Kişi: 22
Bu Gün: 201 || Bu Ay: 3.982 || Toplam Ziyaretçi: 1.739.436 || Toplam Tıklanma: 43.633.141