RAMAZAN GELDİ HOŞ GELDİ

 

Kardeşlerimizin Ramazân-ı Şerîf'lerini tebrik ederiz.

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir düşünce için ölümü göze almak, kendini feda ediş değil; hayatı anlamlandırmaktır.
İsmet Özel
Son Dakika!
Kategori : İKTİBAS / Muhtelif Mevzûlar, Yazarlar, Yazılar
Okunma Sayısı: 107
Yazar: Hüseyin Yağmur
POSTMODERN BİR BİAT CEMAATİ OLARAK KEMALİZM-6

POSTMODERN BİR BİAT CEMAATİ OLARAK KEMALİZM-63) Kemalist Cemaatin Nepotist Bir Yapılanma ile Devlette Yuvalanmaları

Yukarıda “Ehliyet ve liyakate dikkat edilmiyor” demişler, kendileri ülkeyi ‘nepotizm krallığı' haline getirmişlerdir.” demiştik. Şefin devleti ile toplum adeta bütünleşmişti. Bir yandan da devlette ‘nepotizm' fırtınası esiyordu. CHP Demirtepe Ocak Başkanı Übeyde Hanım'ın kocası Türkiye'nin İsviçre Büyükelçisi idi.

Sonraki yılların Devlet Bakanı İ. Hakkı Birler bu anlamda bir hatırasını şöyle anlatmaktadır: Staja başlayabilmem için, mezuniyet yazısının haricinde CHP'den de istifa etmem gerekiyordu. Demirtepe Ocağı'na gittim. Übeyde Elli beni görünce, “Neredesin, günlerdir yoksun!” dedi. İmtihanlarımın olduğunu, ama artık okulu bitirdiğimi söyledim, tebrik etti. Übeyde Hanım, ocağa, istifamı vermek üzere geldiğimi bilmiyordu tabii. CHP Demirtepe Ocak Başkanı Übeyde Hanım'ın kocası Türkiye'nin İsviçre Büyükelçisi idi (Birler,2010:30).

‘Nepotizm' fırtınasının bir başka tezahürünü sonraki dönemin bakanlarından Orhan Oğuz şöyle anlatıyor: CHP Hükûmetinin azametli bakanlarından Devlet Bakanı Cemil Sait Barlas Paris'e gelmişti. OECD (Avrupa Ekonomik İşbirliği Teşkilatı) yeni kurulmuştu. Cemil Sait Barlas Paris'teydi. Ben de sıkıntı içinde doktoramı hazırlıyorum. Arkadaşlar dediler ki: “Burada Türkiye'nin ‘OECD'yle ilgili misyon kuruluyor. Kâtiplik yapacak insanlara ihtiyaç var. Bu görev için Türkiye'den lise mezunu birisini getireceklermiş. Sen müracaat edersen, belki orada bir işe alırlar.”

Bunu öğrenir öğrenmez Cemil Sait Barlas'ın kaldığı oteli buldum. Lobiye indiği zaman kendimi tanıttım ve iş istedim. “Ben” dedim, “burada zor şartlarda doktora yapıyorum. Doktora çalışmamı Avrupa Ekonomik İşbirliği ve Türkiye konusu üzerinde toparlayabilirim. Sizin kuracağınız misyonda idarî memur olarak görev alabilirsem doktora çalışmalarımı daha rahat yürütebilirim. Hatta burada daha fazla kalma şansım da olabilir.” Beni dinledi: “Sen kimin nesisin?” dedi. Sualden maksadı hemen anlamıştım. O sıralarda Paris'te tahsil yapmakta olan Öztrak'lar var, Orhan Öztrak, Adnan Öztrak, bir kısım CHP'li bakan ve milletvekillerinin çocukları… Bizin Turan Güneş vs… Onların hepsi “kodamanzadeler”di.

Paris'te ayda 150 lirayla kıt kanaat geçinmeye çalışan ben, onların yanına bile sokulamazdım. Cemil Sait Barlas böyle sorunca, gençlik ateşinin tahrik ettiği cesaretle ve geçmiş dernekçilik ve particilik tecrübelerimin de tesiriyle şöyle bir doğrularak ve dik bir tavırla, “Ben” dedim, “Eskişehirli zahireci Hakkı Oğuz'un oğluyum.” Cevap bu… yerini buldu, bulmadı, bilemem.

Cemil Sait Barlas, “Peki” dedi, ama olur da demedi, olmaz da demedi. “Bakarız” dedi. Kalkıp gitti. Ama onun o tavrı ve suali bana çok dokundu. Bir müddet sonra da duyduk ki, bana verecekleri 200 liralık bir göreve mukabil Türkiye'den 800 lira aylıklı bir lise mezununu Paris'teki Türk misyonunda memur yapmışlar (Oğuz,2004:280).

Orhan Oğuz, bir başka nepotizm örneğini şöyle anlatıyor: İstanbul Üniversitesi'nin arkasında, şimdiki İşletme Fakültesi'nin yeni binalarının olduğu yerde Cumhuriyet Halk Partisi'nin yurdu vardı. Fakat oraya ancak iltimaslılar alınıyordu. Buna rağmen müracaat ettim. Tabiî sıram çok gerilerdeydi. Fakat sınıf arkadaşlarımdan biri bir gün oraya girdi. “Nasıl girdin?” diye sordum. “Yavuz Abadan vasıtasıyla… Bana bir mektup verdi. Onu götürdüm, aldılar” dedi. Yavuz Abadan o sıralarda parti müfettişiydi (Oğuz,2004:49).

Findley, durumu şöyle özetlemektedir:1930'larda siyaset üzerinde kurulan parti-devlet tekeli muhalefeti bütünüyle bastıramadığından onunla baş edecek yollar bulmak zorunda kaldı. Direniş, kimi zaman, vatandaşların seçimlerde oy kullanmamasında olduğu gibi, pasifti. Kimi zaman ise aktif (Findley, 2015:258).

Yukarıda “Demokrasi ve insan hakları şampiyonluğu yaptıkları halde kendileri iktidara gelince bu kavramları mumla aranır hale getirmişlerdir” demiştik.

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: Hüseyin Yağmur
08-12-20
E mail: milatgazetesi.com
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
POSTMODERN BİR BİAT CEMAATİ OLARAK KEMALİZM-6
Online Kişi: 30
Bu Gün: 214 || Bu Ay: 3.995 || Toplam Ziyaretçi: 1.739.455 || Toplam Tıklanma: 43.633.865