
| Kategori : ÝKTÝBAS / Muhtelif Mevzûlar, Yazarlar, Yazýlar | Okunma Says: 641 |
Mukâtil b. Süleyman (v. 150 h), Kur’an kelimesi olmas esasnda "srr" u dört manada tefsir eder:
1. Souk / iddetli souk (Âl-i mran, 3:117; Fussilet 41:16),
2. Zenb / Günah üzerinde srar; yani onu sürdürüp devam ettirmek (Âl-i mran 3:135; Vâka 56:46; Nuh 71:7),
3. Sayha, bart / çlk (Zâriyât 51:29),
4. Koparma, parçalama, kesme (Bakara 2:260).
Kelimenin bu anlamlarn da gözeten el-sfahanî ise, srrn “Bir suça, günaha (kar) kendini düümleme, kendini sk skya balama ve ondan kopmaktan imtina etme, saknma, uzak durma veya kopmay reddetme” manasn önceleyerek, onu “Kiinin –kalben- üzerine baland her türden azim, kararllk veya azim, kararllk gösterme” eklinde açklar.
Kur’ân- Kerîm’de sr kavram, insann içinde sakl tuttuu özel durumunu, duygu ve düüncelerini, bakalarndan saklayarak söyledii ve duyulmasn istemedii sözleri ve yapt ileri ifade etmek üzere on bir âyette tekil (meselâ bk. el-Bakara 2/235, 274; el-En‘âm 6/3; Tâhâ 20/7), bir âyette çoul olarak (serâir) geçmektedir. Ayrca yirmi âyette ayn kökten fiil ve masdar ekli yer alr (meselâ bk. er-Ra‘d 13/10; et-Tahrîm 66/3; Nûh 71/9). Bu âyetlerin bir ksmnda, Allah’n ilminin snrszln ifade etmek ve insanlar uyarmak maksadyla sr olarak saklanan ve aça vurulanyla hiçbir sözün Allah’a gizli kalmayaca, O’nun srr da srdan daha gizli olan da bildii, ilmi karsnda sakl tutulanla aça vurulann eit durumda bulunduu ifade edilmektedir. Müfessirlerin çou, ‘srdan daha gizli olan’ ifadesiyle (Tâhâ 20/7) insanlarn içlerinden geçirip d dünyaya yanstmadklar duygu ve düüncelerin kastedildiini ileri sürmütür.” (Mustafa Çarc, Sr maddesi, TDV DA)
Bunlardan hareketle sr kelimesinin, tasavvufun / slam metafiziinin douuna kadar, özel bir yoruma, ayrtrmaya tabi tutulmakszn, yaratma ve yönetme (A’raf, 7:54) esasndaki Kur’anî anlaya göre yorumlandna hükmetmek, mümkündür.
Tasavvufla birlikte ise sr, “Bilinmeyen gizli bir hazine idim, bilinmek istedim, bilineyim diye halk (kâinat) yarattm” ifadesinden hareketle âlem ve ayna metaforuyla zenginletirilerek ilenmitir.
Zira, Hadis olduu da iddia edilen mezkur ifade esasnda sr, her eyden önce bir söyleyen / kelâm sahibi ile bir söyleneni / duyan gerektirdii için, bu iliki kün / ol emrine dayandrlarak, yaratlm olan her eyin Allah’n ilminde birer harften ibaret oluuna balanm ve buradan ilm-i hurûfun / harfler ilminin, Hakim et- Tirmizî (v. 320 h) ile balayp, bnü’l-Arabî (v. 638 h) ile müesseselemesine yol açlmtr.
Bunun daha evvelinde ya da temelinde ise bizzat Kur’an’ daha iyi anlama ve tefsir etme çabas vardr ki, nitekim “Müfessir ve mutasavvflar arasnda Arapça harflere anlam yüklemenin tarihi, Kur’an tarihiyle balar. Mesela mukatta’a harfleri esmâü’l-hüsnâ ile var olduu düünülen balantsndan ve bunun da Kur’an’n baz ayetleriyle ve baz evrâtla ilgisinden dolay müfessirler arasnda çok ilgi görmütür. Bu, slam alimleri arasnda Huruf lmi’nin yaylmasn kolaylatran bir etken olmutur. Bu ilimle alakal ve sufilerin zaman zaman bavurduu dier bir ilim dal ise Ebced’dir. Bu ilim, harflerin de dier bütün varlklar gibi ümmetler olduu ve birtakm iari manalar içerdii esasna dayanr. Nitekim Kur’an- Kerim, her eyin insanlar gibi birer ümmet olduunu hatrlatr.” (Hülya Küçük, lm-i Huruf’la lgili Üç Risale)
Ayrca, harfler ve sr ilikisinde mezkur yönelilere meruiyet salayan anlayn kadim olduu da gözden rak tutulmamaldr. Bu esasta mevcut bulunan bilgiler, ei, benzeri bulunmayan Kur’an’la birleince, Arapça da sradan bir dil olmaktan çkm; müfessirler, sufiler onu gereince tefsir etmek ve bu balamda ondaki srlar çözmek üzere adeta yarmaya balamlardr. Öyle ki, günümüzde bile tefsire giri bal altnda yaplan çalmalarn tamam Arapça’nn Kur’an’la kymetleniine mahsus sunularla balar.
Peki, Arapça nasl bir dildi ve neden kymetlendi?
Bu sorularn cevabn, el-Fihrist’in sahibi Muhammed b. shak en-Nedîm’den (v. 380 h) verelim:
“en-Nedim der ki: Doruya yakn ve akln kabul edebilecei (söz) salam kiilerin söyledikleridir: Arapça; Himyer, Tasm, Cedîs, rem ve Havyel dilidir. Bunlar has Araplardr.
Hz. smâil Mekke’ye varp orada yetiip büyüyünce, Cürhüm kabilesinden Muâviye b. Mudâd el-Cürhümî kolundan bir kadnla evlendi. Onlar, smâil’in çocuklarnn daylardr, onlarn dilini örenmitir.”
Buradan devam edelim inallah.
Yazar: Ömer Lekesiz |
24-06-21 |
||
| E mail: yenisafak.com | Tweet | ||