
| Kategori : / DÝL KALESÝ | Okunma Says: 702 |
Neden felsefemiz olsun ki?
(Büyük Felsefe Lügati’nin yaynlanmas münasebetiyle)
*
Neden felsefemiz yok? Neden bir felsefemiz olmad? Olamyor, hatta olamaz?
Bu sorularak verilecek cevaba hazr myz?
Mehur hikâye; malup Napolyon komutanlarna sorar: "Sava neden kaybettik?" Generalleri birkaç mühim sebep olduunu söylerler. "Birincisi, barut bitti!" Napolyon, "Yeter! kincisini, üçüncüsüne lüzum yok!” der.
Çünkü bir felsefe dili kuramadk! Bir felsefe terminolojisi oluturamadk. Felsefî stlahlarn yerlemesi bir ekilde imkânszlatrld.
*
Türkiye’de felsefe yazcs kadar felsefe okuyucusu var mdr? Kanaatimizce yoktur da biz yine de varm gibi yapalm!
Daha önce bu konu ile ilgili yazmtk.
Birincisi Neden Klasiklerimiz Yok kitabnda yer ald. Yaz smail Kara’nn Bir Felsefe Dili Kurmak-Modern Felsefe ve Bilim Terimlerinin Türkiye’ye Girişi. (2001) kitab üzerine yazlmt.
kincisi Karabatak’ta yaynland.
Aylk edebiyat, fikir sanat dergilerini ulatkça kartryorum, baz yazlar seçerek okuyorum. Temmuz 2021 Dergâh’nda bir yaz dikkatimi çekti. “Filozoflarn/felsefenin terimlerinin çevirisine dair.” (Murat amil en).
Nihayet, konuyla ilgili yazan (dolaysyla düünen, dert eden) birisini buldum diye sevindim. Yazda birkaç defa tekrarlanyordu: “Türkçede felsefe terimlerine dair hiperenflasyon vardr”, “terimlerin hiperenflasyonu”…
Yani felsefe terimlerinde ikinlik, hatta ar ikinlik var!
Nereden kaynaklanyor bu “obezlik”?
Türkçe, dilimiz…20.yüzyla kadar devlet müdahalesi olmadan geldi.
Osmanl Devleti’nin dili balangçtan itibaren türkçe idi. Osmanl dünyay türkçe yönetti. 19.yüzyln sonunda devletin merutî (constitutional) yönetime geçmesi yolunda bir adm atld ve ilk anayasa (Kanun- esasî) hazrland. Bu çok dinli, milletli, dilli… büyük devlet, resmî dilini her eye ramen “türkî-türkçe” olarak kayda geçirdi.
Türkçe 19. Yüzyldan itibaren batyla kültürel-ilmî alveriin genilemesi dolaysyla bu dillerden tercüme maksadyla yaplan yeni stlahlarla (terme/terim) zenginleti. Batda terminoloji kök dil olarak latince üzerinden yaplyordu, Osmanl bir medeniyet tercihi olarak Kur’an’n dili arapça üzerinden stlahlar yapt. Yetmedii yerde farsça ve türkçeye bavuruldu. Bu yeni yaplan terimler, nasl latince terimler Avrupa’da bütün dillerde müterekse, slâm dünyasnda müterek bir terminoloji olarak yayld.
Sosyal ilimlerde de karlklar arand, felsefe dili bilhassa önemsendi. Bunun için 1914’te bir “encümen” tekil edildi. Felsefe terimleri üzerine resmî çalma böyle balad, araya Dünya Sava, Millî Mücadele girdi. Sonrasnda harf inklab, dil devrimi derken 20 yl geçti.
1914 Encümeninde yer alan Babanzade Ahmed Naim franszcadan“İlmü’n-nefs” (psikoloji) tercümesinin başnda şöyle yazyor: “Felsefe bizde nevzuhur bir ilim olsayd, stlahatn vaz’ etmek o kadar müşkil bir iş olmazd.” (Felsefe bizde yeni ortaya çkmş bir ilim olsayd, terimlerini yapmak o kadar güç bir iş olmazd).
Burada salam bir prensibe iaret ediliyor, bu ie sfrdan balamyoruz, bir düünce ve felsefe geleneimiz var, deniliyor. Birikimi yok saymamak, hâfzay/müktesebat koruyarak sürdürmek. 1914 encümeni bu prensip üzerinden yürümütür. Türkçü Ziya Gökalp de bu prensibe uymutur, materyalist Baha Tevfik de.
Cumhuriyet’ten sonra bu prensip üzerinden yürünerek, mevcudu koruyarak felsefe terimlerine türkçe veya türkçelemi köklerden makul ilaveler yaplabilse idi, düünce geleneimiz kesintiye uramayacakt.
Halbuki, hafzay sfrlama, birikimi yok sayma bahasna yeniden başlamak esas alnd. Bu sürekli yeni olmak iddias tekâmül edememek, olgunlaşamamak sonucunu dourdu.
1914 Encümeninin demokratik bir çalma tarz takip ettii anlalyor. Konunun erbab çalyor, tartyor. Resmî bir müdahale yok.
Yaklak çeyrek asr sonra,1941’de toplanan Felsefe ve Gramer Terimleri Komisyonu’nun çalşma tarz hakknda stanbul Üniversitesi’nde felsefe doçenti olan Macit Gökberk unlar söylüyor: “1941 ylnn şubatnda felsefe terimlerini hazrlamak üzere, felsefe bölümündeki bütün öğretim üyesi arkadaşlarla Ankara’da Millî Eğitim Bakanlğ’na çağrldk. Biz oraya oturulacak, konuşulacak, tartşlacak diye gittikti. Ama gittiğimizde önceden hiç düşünmediğimiz bir durumla karşlaştk. Bütün terimler daha önce hazrlanmş, listeler yaplmş ve Bakanlk’tan da dille ilgisi olan olmayan birçok kişi üye alarak kurula getirilmişti. Bir terimden söz ediliyor; başkanlk eden kimse de ‘kabul edenler, etmeyenler’ diyor ve o terim tabiî büyük çoğunlukla kabul ediliyordu. Bizim de oylarmz hiçbir defasnda bir rol oynamad.”[1]
Bu apaçk bir itiraf ve hakl bir itiraz. Fakat şu sralar, felsefe bölümlerinde büyük ölçüde bu komisyonda temeli atlan sakat anlayşn kelimeleri ile çalşlyor!
te asl mesele burada!
Hakl itiraz sahipleri daha sonra ne yapyor?
O zaman stanbul Üniversitesi’nde felsefe profesörü olan Hilmi Ziya Ülken komisyonun çalşmalar ile ilgili olarak daha sonralar “Tarihimiz slâm medeniyetine bağl olduğu için oradan gelen kelimeleri kökten atamayz. Azaltabiliriz. Batdan gelen kelimeleri de büsbütün önleyemeyiz. Yeni ilimler ve uzmanlklar yeni kelimelerini getiriyor. Mümkün olduğu kadar her kavram türkçe bir kelimeyle karşlayacağz. Fakat hedefimiz kelime değil, kavram zenginliği olmaldr. Öyle ise terimlerde yolumuz eklektik olacaktr.” diyor.[2]
Hilmi Ziya, 27 sene önce benimsenin görüşü muhafazakâr bir tavrla tâdil ederek savunuyor. Türkçe terimlere öncelik verilerek bir terminoloji oluşturmak, seçmeci olmak. Elbette bunun içinde gelenekten gelen kelimeler olduğu gibi, bat dillerinden geçen terimler de bulunacak.
27 sene ara ile toplanan “Encümen” ile “Komisyon”un adlarndan başlayan farkllaşma dikkati çekiyor. Encümen o zaman yaygn kullanm olan farsça bir kelime. Marif Nezareti’nin 1914’te topladğ Encümen bin yllk birikimi sürdürmeyi esas alyor. Bat dillerinden alnan bir kelime ile adlandrlan Komisyon ise, tasfiyeci bir tavrla çalşyor. Neyi tasfiye ediyor? Yunan felsefesi geleneğini tercüme ederek, işleyerek sürdüren, bizim de hatr saylr iştirakimiz olan bir medeniyet geleneğini… Yerine güya öztürkçe kelimeler konuluyor. Komisyon’un tasfiyesi nihaî olarak türkçeye değil, bat terminolojisine yaryor. Bu, bin yllk gelenekten koparlp, bat geleneğinin kuyruğuna eklenmeye yönelik bir tavrdan başka bir şey değil. Encümen ilmî bir çalşma için uygun bir vasatta hareket ediyor. Kararlar müzakere ile veriyor. “Komisyon” ise direktife uygun olarak “terimleri” kabul ediyor...
Netice olarak, Türkiye’de felsefe öğretimi 1941’de temelleri atlan, Felsefe ve Gramer Terimleri üzerinden yürütüldü. On yl sonra TDK, stanbul Üniversitesi Felsefe bölümüne başvuruyor ve 1950-53 arasnda Prof. Macit Gökberk yönetiminde bir ekip felsefe terimleri üzerinde çalşyor. Macit Bey, 1941 komisyonunda yok saylmasn telafi edebilir, kopukluğu giderebilir miydi? Zihniyet ayn olduğu için sonuç değişmiyor!
1950’de Macit Gökberk gibi 1941 komisyonundan bir isim daha var. Fikri olan ve fakat rolü olmayan biri: Hilmi Ziya Ülken! Daha önce konuyla ilgili görüşlerini aktardmz Hilmi Ziya’nn da bu toplantlara katldğ Bedia Akarsu’nun imzasyla yaynlanan Felsefe Terimleri Sözlüğü’nün önsözünde belirtiliyor.[3] Fakat bir tesirinin olmadğ anlaşlyor.
25 yl süreyle hocalar bu terimleri kullanyorlar/deniyorlar, Önsöz’de belirtildiğine göre, sonunda bir birliğe varyorlar ve 1975’te felsefe terimleri kitap olarak yaynlanyor. Elimizin altnda bu kitabn 1979’da yaplmş ikinci basks var. Tasfiyeci tek parti zihniyetinin, felsefe terimlerinin günümüzdeki uygulamaya dönük kayna bu kitap. Felsefe bölümlerinde hocalarn bu terminoloji üzerinden yürüdüğünü, skşnca latince terimleri öne çkardğn söyleyebiliriz.
Bunu piyasada yaygn olarak kullanlan Ahmet Cevizci hocann Felsefe Sözlüğü’nde büyük ölçüde görüyoruz. Sözlükte “duyumsal, dilsel, döngüsel” gibi “öztürkçe” kelimeler yannda “argümantif” gibi dilimizde pek kullanlmayan batl kelimelere de rastlyoruz.
Felsefe dilini devirmeye balangç: Gramer ve felsefe terimleri
Dili devirenler, 1940’larda ie gramer ve felsefe terimlerinden baladlar!
Zihin nasl kartrlr, düünme nasl dumura uratlr, biliyorlard, o yüzden oradan baladlar.
Düünmenin temelinde dil, dilin temelinde gramer var ve düünmek, felsefe yapmak kelimesiz mümkün deil. Felsefe ve Gramer Terimleri Komisyonu, ceberrut bir tek parti uygulamas eklinde kararlar ald. Davet edilenler, asl konu ile ilgili olanlarn fikirlerinin kaale alnmadn söylediler. Bir on yl sonra DP devrinde Dil Kurumu yeni bir komisyon toplad. “Bizi kaale almadlar” diyenler, önceki komisyon gibi hareket ettiler. Bugün piyasada felsefecilerin kulland kelimeler çounlukla ite bu komisyonlarn eseridir. Son yllarda bunlar yeterli bulunmam, her önüne gelenin kelime uydurmas, akademinin alkanl haline gelmitir.
Böyle bir lügat var myd?
Daha önce felsefe dili üzerinde yazdk. Bir yanks oldu mu? Bu soruya cevap verecek durumda deilim.
te tam da bu srada çkp geldi Büyük Felsefe Lügati.
smini, müellifini biliyorduk, fakat eserle müerref olamamtk. Öyle anlalyor ki, bilmesi gerekenlerin malûmu olmam, kullanmas gerekenler bavurmamt; ksacas yok hükmündeydi.
Mustafa Namk Çank’nn ömrünü verdii lügati ilave ve düzeltmelerle Recep Alpyal hazrlam. te Sunu’un bal: “Akademinin unuttuu ama felsefe dili olarak Türkçenin asla unutmayaca felsefecimiz: Mustafa Namk Çank.”
Muhalled eser budur!
Hazrlayana, basana, yayana teekkür. Asl teekkürü bu kitab merkeze alarak felsefî dili oluturmak azmine sahip ilim ve fikir adamlarmza yapacaz.
Türkçede felsefe köksüzdür, tefekkür köksüzdür. Dilsizdir, sözlüksüzdür. Çünkü yüzyllar boyunca meydana getirdiimiz felsefe dili, düünce dili yok saylm, sfrdan felsefe sözlükleri hazrlanmtr. Bunlar bir teklif olarak hazrlansa idi, dert etmezdik. Bu yetersiz sözlüklerle yanlu yunlu felsefe yapmaya, tefekkür etmeye zorlanmzdr. Ve sonuç ortadadr.
1941’de Devlet zoruyla hazrlanan Felsefe ve Gramer Terimleri Sözlüü, bir süre sonra Felsefe Terimleri Sözlüü haline getirilmi, tedrisatta uygulanm, akademi de köksüzlük numunesi olarak gerçek felsefe terimleri üzerinde srar etmeden bu uydurma lügatle idare etmitir.
Büyük Felsefe Lügati ulatndan beri, en esasl megalem o!
Önce Mustafa Namk Çank’y tanyor muyuz? Bu ismi bilen var m, sradan vatandaa sorulan bir soru deil bu. Felsefe örenimi görenlere yönelik bir soru…
Onu yakndan tand anlalan smail Hakk Baltacolu’nun birkaç cümlesi fikir veriyor. Ya Cemil Meriç? Üstad keskin ifadelerle sahasna girmek cür’etini gösteren bu gariban linç ediyor!
Fakat ortada bitmez tükenmez gayret ve muazzam bir emek var.
Recep Alpyal hoca, “türkçe felsefe çalmalarnda birçok ilk onunla balamaktadr” diyor. O’da da Çank’y 2010’da bir çalma vesilesiyle tanm. Büyük Felsefe Lügati’ne o güne kadar basit bir atf bile yaplmamm!
Sonra yapld m ki?
Mesela Ahmet Cevizci’nin Felsefe Sözlüü’nün bibliyografyasnda Çank’nn kitab yer almyor!
“Hoca, “gadre uram bir isim” diyor. Alpyal 10 yllk süreyi Çank’nn brakt miras anlama çabasyla geçirmi. “Büyük Felsefe Lügati Türkçe felsefe dilindeki geliimin zirve noktasnda yer alan metin” diyor. Yapt bu emsalsiz ie ramen Mustafa Namk Çank hakknda ansikpoledik bilgi dahi yok!
Ahmed Naim’in mirasn anlama, eletirme ve ileriye tama baarsn göstermi Çank.
Mustafa Namk, 1931-33’te felsefe lügati yazmaya karar veriyor. 1934-53 aras kitap çkarmyor. Oysa daha önce 11 kitap yaynlam.
1934’ten sonra yaynlanan eseri yok. Alpyal “Türkçenin bâbillemesi”ni sebep olarak gösteriyor. lave ediyor: “Bu dönem halen bitmemitir!”
Bu dönemi bitirmek iradesini gösterecek, dili kendi zeminine oturtacak babayiit felsefeciler aranyor!
Elde salam bir kaynak var. Üzerinde çalarak, tartarak salkl bir noktaya varlabilir. Felsefe terminolojimiz böylece hiperenflasyondan kurtarlabilir!
Karabatak, say: 57
[1] Kamus- Felsefe Istlahat Mecmuas, Sunuş’u sf. 13-14 (Macit Gökberk Armağan, 1983’e atfen)
[2] H.Ziya Ülken: Türkiye’de Çağdaş Düşünce Tarihi. Konya, 1966, sf. 768
[3] 12 Bedia Akarsu: Felsefe Terimleri Sözlüğü. TDK yay. 2. bs. Ankara 1979, sf. 9
Yazar: D. Mehmet Doðan |
30-08-21 |
||
| E mail: tyb.org.tr | Tweet | ||