
| Kategori : / ÎMAN VE İSLÂM | Okunma sayısı : 127 |
Birazdan ölüm meleklerinin geleceğini, canınızın alınacağını hayal edin. O an anlamını yitirecek olanların neler olduğunu düşünün. Tümü, hayatınız boyunca en çok değer verdiğiniz dünyevi şeyler değil mi?... Nasıl da bir anda anlamsızlaştı hepsi?
Acaba o an, Allah’ın huzuruna çıkmaya hazır mısınız? Gereği gibi kulluk ettiniz mi Rabb’inize?
Dünya, ahiretle kıyas bile edilmeyecek kadar basit ve değersiz. Bunu vurgulamak içindir ki, 'dünya’ kelimesi, Arapça ‘dar, sıkışık, alçak’ anlamından türemiş. İnsanlar bu dar, düşük dünyadaki 60-70 yıllık ömürlerini çok uzun, tatmin edici, değerli zannederler, ama göz açıp kapama süresidir; ömür geçer. Ölüm yaklaşınca, insanlar hayatın ne kadar kısa sürdüğünü kavrarlar.
Denir ki onlara; "Yıl sayısı olarak yeryüzünde ne kadar kaldınız?" Derler ki: "Bir gün ya da bir günün birazı kadar kaldık, sayanlara sor. Yalnızca az (bir zaman) kaldınız, gerçekten bir bilseydiniz. Bizim, sizi boş bir amaç uğruna yarattığımızı ve gerçekten bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sanmıştınız?" (Müminun Suresi, 112-115)
Cahiliye, bilgisiz, bilinçsiz bir toplumdur. Fertleri, hayatlarını kesin gerçeklere ve akla dayandırmazlar. Boş/batıl inançlar, gerçek dışı zanlar, kısacası aldanış ve yanılgıyla yaşarlar. Yanılgıların biri de, ölüme ilişkindir. Ölüm, elden geldiğince düşünülmemeli, konuşulmamalı, hatta akla getirilmemelidir.
Ölümü göz ardı ederek yapmak istedikleri; akıllarınca ölümden kurtulmaktır. Düşünmeyerek uzaklaştıklarını zannederler. Bu devekuşu mantığı, ölüm tehlikesini ortadan kaldırır mı? Tam tersine insan hazırlıksız yakalanır ve dolayısıyla daha büyük zarar görür.
Cahiliyenin bu mantığı samimi inanan için asla geçerli değildir. Ölüm, hayattaki tek kesin ve açık gerçektir; o bunu yok sayarak sanal bir dünyada yaşamaz. Ölümü ciddiye alır, ciddi düşünür, ciddi konuşur, ciddi hatırlatır. "…Elbette sizin kendisinden kaçtığınız ölüm, şüphesiz sizinle karşılaşıp-buluşacaktır. Sonra gaybı da, müşahede edilebileni de bilen (Allah)a döndürüleceksiniz; O da size yaptıklarınızı haber verecektir." (Cuma Suresi, 8) ayetiyle uyarır…
Ölüm göz ardı edilmesi gereken bir ‘bela/musibet’ değildir; ölüm hayatın gerçek anlamını hatırlatan ve yoğun düşünülmesi gereken çok mühim bir olaydır. Samimi insan, neden tüm canlıların ölümlü olduklarını, Allah'ın neden belli bir sürenin sonunda insanın dünya hayatını sona erdirdiğini derin düşünür. Her varlığın ölümlü olması, Yaratan karşısındaki aczi ve zayıflığı gösterir. Her şeyin olduğu gibi, hayatın sahibi de Allah'tır. Tüm yaratılmışlar Allah'ın dilemesi ile var olurlar ve yine O’nun dilemesi ile hayatlarını yitirirler.
(Yer) Üzerindeki her şey yok olucudur; Celal ve ikram sahibi olan Rabbinin yüzü (Kendisi) baki kalacaktır. (Rahman Suresi, 26-27)
İnsanın ölümü kendisinden uzak görmesi, kendisini cennet için yeterli zannetmesi, “nasılsa Allah affeder” deyip tevil yapması, “Allah büyük” dediği halde, gerçekte Allah’ın büyüklüğünün farkında olmaması demektir.
Birçok insan ölümü görünce isyan eder. Yakını ölür, “zamansız öldü”, “içimde yaşıyor” der. Kaderi mi biliyor ki zamansız olsun ölüm? Ruh ve beden daha önce de ayrıydı, şimdi ayrılınca neden garip olsun? Ölümün geleceğini biliyorken kabullenemez ölümü, “hak etmedi, yakışmadı” der. Oysa felaketler, deprem, sel, ölüm hepsi haktır; çünkü Hak’tan gelir.
Ölüm her an, her yerde, her şekilde gelebilir. Alınan nefesin geri verilebileceğinin garantisi yoktur. Bu yüzden her an ölecekmiş gibi davranmalıdır. Ölümü sık düşünmek insanın şuurunu açar; insan o zaman hayatına Kur’an penceresinden bakar, Rabb’inin sınırlarını ihlal etmeden yaşar. Dünya imtihan mekânıdır ve “…Her nefis ölümü tadıcıdır.” (Enbiya Suresi, 35)
Ölüm boyut değiştirmedir. Ölüm, seveni sevgiliye kavuşturan köprüdür. Hayatı boyunca, nefsini hastalıklardan kurtarmaya çalışmış samimi insan için korkulacak bir olay değildir. Ölümle birlikte bir anda görüntüsü değişen mü'min, -Rabb’inin dilemesiyle- cennet görüntüsünü izlemeye başlar.
Bunca delil ve kesin bir gerçek olan ölüm varken, şeytanın etkisiyle tüm bunları unutarak, gaflet içinde sürdürülen bir hayat, insanın sonsuz hayatına mal olabilir…
“Sana nasihat edici olarak ölüm yeter” Hz.Muhammed(sav)