HALEB'E DUÂ

HALEB'İ UNUTMA, UNUTTURMA!

Duâ da edemiyorsan, Müslümanlığını gözden geçir...

ÂYET-İ KERÎME
İman edenler, hicret edenler ve canları ve mallarıyla Allah yolunda cihat edenler Allah katında en yüksek mertebededirler. Asıl kurtuluşa erenler de bunlardır.
Tevbe, 9/ 20.
HADÎS-İ ŞERİF
Mü'min insanların canları ve malları konusunda kendisine itimat ettikleri kimsedir. Muhacir ise hatalardan ve günahlardan uzaklaşandır.
İbni Mace, Fitne, 2, 3924.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir yalana denk gelmeye kalmasın insan, sonra binlerce doğruyu sorgulamak zorunda kalıyor...
Nazan Bekiroğlu
Son Dakika!
9 ayda 2 milyona yakın kişi istihdam edildi    Cumhurbaşkanı Erdoğan Ankara'ya geldi    Fed yetkilileri faiz arttırma konusunda uzlaştı    Mısır'dan Katar'a vize uygulaması    Muğla'da 5,3 şiddetinde deprem    Kemal Gümüş Mavi Marmara yolcusu diye Kudüs'e alınmadı    Zimbabve eski Devlet Başkan Yardımcısı Mnangagwa ülkesine döndü    'Öğretmen açığıyla ilgili çalışmalar yapacağız'    Sadr: Suudi Arabistan ziyaretim İran'ı kızdırdı    ABD'de petrol sondaj kulesi sayısı arttı       Yolcusu rahatsızlanan uçak Atatürk Havalimanı'na iniş yaptı    BM: Mladic kararı adaletin yerini bulduğunu gösteriyor    Almanya'daki Türk marketine silahlı saldırı düzenlendi: 2 kişi yaralandı    Elazığ'da telefon dolandırıcısı tutuklandı   
"BİZ BUNLAR KADAR AMERİKAN MANDACISI DEĞİLDİK!"

Halide Edib Adıvar’ı bilirsiniz.

En azından hocaları kötüleme furyasında yazdığı Vurun Kahpeye adlı malum metnini ortaöğretim sırlarında mecburen okumuş olmakla, babasının dönmeliğinden başlayarak, yazarlık hayatını, siyasi faaliyetlerini, despotizme itirazını, sürgünlüğünü, laikliğe ve Latin alfabesinin kabulüne muhalefetini, kısaca özgeçmişini de bir şekilde öğrenmişsinizdir.

Ben şimdi Halide Edib’in daha az bilinen bir yönü üzerinde durmak istiyorum.

Geçtiğimiz günlerde, adı lazım değil bir gazeteci, Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi’yi, “sarıklı, hoca, şeyhülislam, İngiliz Muhipleri Cemiyeti’nin kurucusu, Milli Mücadele karşıtı ve mandacının teki” olması nedeniyle,onu severseniz falancayı sevemezsiniz” kükreyişine malzeme yapmıştı.

Bunu yaparken, Refik Halid başta olmak üzere yüzlerce münevver Anadolu evladının sürgün edilme sebeplerini ve hassaten, Halide Edib’in Wilson Prensipleri Cemiyeti’nin kurucuları  arasında yer alışını hatırladığını hiç sanmıyorum. Eğer hatırlasaydı, her şeyden önce kılık-kıyafet ve sosyal rol vurgusuyla bir nefret suçunu işlemez ve Halide Edib’in 1964 yılında söylediği aşağıdaki sözleri bulup okur, onların adeta bugün kendisine söylenmiş olduğunu anlardı.

Demokrat Parti’den milletvekili olan Halide Edib, Parti’nin kimi politikalarını eleştirmeye başlayınca geçmişte Amerikan mandacılığı yapmasının yeniden gündeme getirilmesi üzerine 1954 yılında milletvekilliğinden istifa etmiş; ilgili tepkisini Samim Kocagöz’e şöyle aktarmıştı:

“Yine bir gün Halide Hanım’ı Vedat arkadaşımla ziyarete gittik. Çok sinirli, öfkeliydi. Milletvekilliğinden yeni ayrılmıştı. (...) Demokrat Parti kodamanlarından biri, Halide Hanım için ‘bırakın şu Amerikan mandacısını’ demiş. Bu söz de kendisinin kulağına gelmiş. Aynen şöyle konuştu Halide Hanım: ‘Köpoğlu köpekler, 1919 yılının o meş’um günlerini biliyorlar mı? Hepimiz bir çıkar yol arıyorduk, herkes mandacıydı, Amerika uzaktır belki bir gün kurtuluruz diye düşünüyorduk. (...) Biz bunlar kadar Amerikan mandacısı değildik” (Yeni Ufuklar, sayı: 141).

Halide Edib’in söylediği son iki cümle, aynı zamanda hakkaniyete, siyasi nezakete, yazarlık edebine ve tarihi olayların doğru değerlendirmesine mahsus önemli bir ders niteliğindedir.

Şöyle ki, ölmüş ve Hak evine gitmiş birine karşı, kibir diliyle nefret kusmak dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir inançta ve hiçbir kültürde mazur görülmez; “Mustafa Sabri Efendi’yi seviyorsanız, şunu sevmezsiniz” şeklindeki bir beyan, siyasi tercihlere, fikirlere ipotek koymak, despotlaşmak ve siyaseti kendi nezaketsizliğinin nesnesi haline getirmek olarak değerlendirilir.

Ömür kalemi kırıldığı için kendisini savunamayacak olan birine karşı, elindeki kalemi arkasına alarak külhanbeylik taslamak yazarlık edebine sığabilecek bir hal olarak görülmez.

Tarihi olayların ise, kendi şartları ve bağlamları içinde değerlendirilmeleri esas kabul edilir.

Örneğin, Mustafa Kemal’in Milli Mücadele'yi başlatmak üzere Saray tarafından görevlendirilmiş olmasından, onun saraya kulluk ettiği sonucunu çıkarmak ve buna dayanarak “savunmayın bana şu Mustafa Kemal’i, adam Osmanlı ordusunun paşası” demek tarih aklıyla, mantığıyla, gerçeklerle bağdaşmaz.

Halide Edib, “Biz bunlar kadar Amerikan mandacısı değildik” derken hangi “biz”i kastediyor, bakalım: Celal Muhtar (Özden), Sabah Gazetesi Başyazarı Ali Kemal Bey,  Hüseyin Avni (Ulaş), Refik Halid (Karay), Hüseyin Bey, Ragıp Nurettin (Ege), Ati ve İkdam Gazetelerinin Başyazarı Celal Nuri (İleri), Akşam Gazetesi Başyazarı Necmettin (Sadak), Zaman Gazetesi başyazarı Cemal Bey, Yeni Gazete yazarı Mahmut  Sadık, Vakit Gazetesi başyazarı Ahmet Emin (Yalman) ve Yeni Gün Gazetesi başyazarı Yunus Nadi (Abalıoğlu).

Halide Edib’le birlikte, Amerikan mandasını önermek ve benimsetmek üzere  Wilson Prensipleri Cemiyeti’ni kuran bu isimleri, salt bu yönden değerlendirdiğimizde, şu an itibariyle bu isimlerin bizdeki mevcut karşılıklarının ve yeni akıbetlerinin ne olacağını bir düşünün.

Yukarıda Refik Halid’in adını zikretmiştim, ona yine döneyim:

Refik Halid, sarıklı, hoca ve şeyhülislam değildir fakat Amerikan mandacısı, Milli Mücadele karşıtı 150’liklerden biridir. Mustafa Sabri Efendi’nin ehibbasındandır; sürgünlükten kurtulmasını sağlayan İnönü’ye zerre kadar muhabbet duymamış ama bir laik-demokrat olarak vefat etmiştir. Son tahlilde ise o, büyük bir edebiyatçı, bir dil ve din sevdalısıdır.

O halde konu, (siyasi görüşlerini, düşüncelerini, yaşayışlarını beğenelim veya beğenmeyelim) kendi münevverlerimiz ise, onlar hakkında şımarıklık, zibidilik yapmak, kanun zırhıyla korunmuş kimi isimlerin arkasına saklanarak onlara karşı kabadayılık, külhanbeylik taslamak ve dahası onlara karşı nefreti körüklemek ortalama bir akla ve edebe sahip bulunan hiçbir kimseye yakışmaz.

Aksi halde, bu yanlışı kendisine yakıştıran ve onda ısrar eden biri için bidayetinden beri söylenile gelen dalaksız, hergele, dönek, puşt,müfteri... gibi sıfatlar, onun gerçekten hak ettiği şeyler haline gelir ki, uğrayacağı haksızlıklarda da hiçbir vicdan sahibi onun yanında yer almaz.

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: Ömer Lekesiz
Okunma sayısı: 33
E mail: yenisafak.com
 
DOĞRULUŞ
Online Kişi: 21
Bu Gün: 3 || Bu Ay: 7047 || Toplam Ziyaretçi: 901735 || Toplam Tıklanma: 23079054