HALEB'E DUÂ

HALEB'İ UNUTMA, UNUTTURMA!

Duâ da edemiyorsan, Müslümanlığını gözden geçir...

ÂYET-İ KERÎME
İman edenler, hicret edenler ve canları ve mallarıyla Allah yolunda cihat edenler Allah katında en yüksek mertebededirler. Asıl kurtuluşa erenler de bunlardır.
Tevbe, 9/ 20.
HADÎS-İ ŞERİF
Mü'min insanların canları ve malları konusunda kendisine itimat ettikleri kimsedir. Muhacir ise hatalardan ve günahlardan uzaklaşandır.
İbni Mace, Fitne, 2, 3924.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir yalana denk gelmeye kalmasın insan, sonra binlerce doğruyu sorgulamak zorunda kalıyor...
Nazan Bekiroğlu
Son Dakika!
NATO skandalını deşifre eden Binbaşı TSK tarihine adını yazdırmış          Diyanet'ten hadis portalı    AB'de laf çok para yok       Telefon sinyali ele verdi    Fırtına adım adım geliyor       Aynı şeyleri biz İbranice söylüyoruz onlar Arapça    Seferler iptal edildi    Neden önlem almadın?    Kırmızı altının kilosu 40 bin lira    İşte zalimler      
BİZİM MAHALLEDEKİ, KAMALİZM DİNİ’NİN COŞKUN TAPKANLARI

BİZİM MAHALLEDEKİ, KAMALİZM DİNİ’NİN COŞKUN TAPKANLARIBizim mahallenin çocuklarına bir hâller oldu! “M.Kemal'i anlamak için gece gündüz çalışalım” diyen mi ararsın? “Atatürk milli mücadelede yedi düvele meydan okudu” diyen mi ararsın? “M.Kemal İçki İçmezdi” diyen mi ararsın? “İzmir'in Dağlarında Çiçekler Açar” türküsünü okuyan mı ararsın? “Ben babamı tanımıyorum” diyen M.Kemal'in, babasını-anasını kayıran mı ararsın? Kamalistlerden daha alçakça, Üstad Kadir Mısıroğlu'na saldırarak prim yapmaya çalışan mı ararsın? Hâlbuki Aziz Nesin kadar “delikanlı” olmak lazım: “Atatürk, Müslümanlar açısından sevilecek bir şey yapmadı. Türkiye'de yaşayan ve Atatürk'ü sevdiğini söyleyen Müslümanlar, yalancıdır.”

Son dönemde esen “Kemalizm (aslen Kamalizm)” rüzgârının tesiri öyle bir hâl aldı ki, “bizim mahallenin çocukları bile “hasta” oldular. Bir şeyleri ispat etme çabası, birilerine şirin gözükme seansları, bir yerlere gelene kadar halkın kıymet verdiği tüm değerlerle iç içe olup, makam sahibi olduktan sonra aksi istikâmette hareket etmeler (tıpkı 1923'e kadar olan M.Kemal, 1923'ten sonra aslına dönen M.Kemal misâli), falan filan… Ağalar, beyler “Fe eyne tezhebûn?”

Şahsiyetli Olmaya İhtiyacımız Var

“Karşı cenah” diyerek aramıza mesafeler koyduğumuz şahıslar bile, “bizim mahallenin çocukları”ndan daha şahsiyetli! Hiç olmazsa “mikrop”, damarlarındaki kan'a kadar işlemiş ve hangi konumda, hangi makamda olurlarsa olsunlar; ne ideolojilerini, ne fikriyatlarını, ne de duruşlarını üç-beş kuruşa ve birkaç kadına satmıyorlar… “Bizimkiler”den biri, belediyede şoför olduysa; ne mutlu ona, daha yanına yanaşamazsın! Beton peşkeşinde bile parmağı oluyor, çok çalı(şı)yor beyefendi! Utanmasa sekreter tutacak… İleride sekreteri de, karısı olur zaten. Nasılsa nefsî tatminleri ve günahları; “ayetle, hadisle setretme” hasletimiz var artık. Mevzuu kitabına uydururuz yani…

Hele bir de “samimi” olsalar da, alınlarından öpsek. “Helal olsun, bizi bir yerlere kadar kullandın, lâkin rengin belli artık, yolun açık olsun” diyebilsek. Ne yazık ki, bunu da beceremeyecek kadar alçak uçuş yapan pilotlarla karşı karşıyayız. Erbakan döneminde yapılan, Türkiye ile İsrail ortak hava tatbikatı niteliğindeki Anadolu Kartalı'nda, alçaktan uçan İsraillilerin vaziyetinden beter bir durum bu! Mevlâ dostun da, düşmanın da delikanlısını nasip etsin…

BİZİM MAHALLEDEKİ, KAMALİZM DİNİ’NİN COŞKUN TAPKANLARIŞeref Aykut, Kamalizm Dini'ni ve Tapkanlarını Tarif Ediyor

Samimiyet dedik ya… Bu yanardöner cenah aslen “Kamalizm Dini”nin coşkun tapkanı olmalı ki, biz de adamımızı bilelim! “Kamalizm diye din mi olurmuş” demekten, kendinizi alamadınız değil mi? Ne yazık ki (haşâ) oluyormuş… (Siz yine de bu satırları okurken aman Kelime-i Şehâdet getirmeyi, iman tazelemeyi ihmal etmeyin.) Kemal Paşa hayattayken ve “partili cumhurbaşkanı” olarak vazifesini ifâ edip Meclis'te arz-ı endâm eylerken; partisinin mensubu, Edirne Milletvekili Şeref Aykut, yazdığı kitapta, Kamalizm Dini'nin muhtevasını ve Cumhuriyet Halk Partisi'nin gâyesini şöyle açıklıyor:

Gençlik ruhunun ihtiyacını yerine getirmek, onun inanını [inancını] doldurmak, vicdanını doldurmak ister. Bu sebepledir ki, onu Kamâlizm dininin, hiç şaşmıyan, şaşırmıyan orunçlu [heyecanlı] ve coşkun tapkanı [mümin'i] yapmak, ona bu kutsal, ulusal ve kurtarıcı dini olanca derinliği ve inceliği ile oydamlamak [telkin etmek] ister… Tâ ki, Kamalizm dinine inanı [inancı] artsın. İşte disiplin altında gençlik böyle olacaktır. Parti [CHP] bunu amaçlamış, hazırlamıştır. [T.B.M.M. Edirne Milletvekillerinden Şeref Aykut (1874-1939); “KAMALİZM - Cumhuriyet Halk Partisi'nin Programının İzahı, İstanbul-1936, Muallim Ahmet Halit Kitabevi, Sayfa: 79]

Bizim mahallenin çocuklarından, etkili ve yetkili, “vekâlet” sahibi biri de; “Bize düşen Atatürk'ü ve hedeflerini dosdoğru anlamak ve bu hedeflere ulaşmak için gece gündüz çalışmak ve üretmektir. Atatürk'ün 'en büyük eserim' dediği Cumhuriyet'e de, Atatürk'ün mirasına ve hedeflerine de; biz sahip çıktık, sahip çıkıyoruz, sahip çıkacağız.” dediğinde, “onu anlamak için, gece gündüz çalışmanıza gerek yok; meşhur ateist Aziz Nesin'e kulak verin, yeter” diyesim geldi. Ne diyordu, Nesin? “Atatürk, Müslümanlar açısından sevilecek bir şey yapmadı. Türkiye'de yaşayan ve Atatürk'ü sevdiğini söyleyen Müslümanlar, yalancıdır.” [Oğuz Uçar / Abant (Bolu), Hürriyet Haber Ajansı] Bizim mahalleliye bak, karşı mahalleliye bak! Şahsiyetli adam meyhanede de şahsiyetli, Camide de…

Bizim Mahallenin Kamalistleri, Ekranlarda Coşuyorlar

Bizim mahallenin “küçük” yazarlarından biri de, “Atatürk milli mücadelede yedi düvele meydan okudu” buyurarak, başka bir felakete imza attı. İnsan öyle bir kendinden geçiyor ki, “1 düveel, 2 düveel, 3 düveel, 4 düveel, 14 düvel” diyerek, çıtayı yükseltesi geliyor… Hangi 7 düvel? Bir sayın da biz de bilelim, bizim mahallenin kamalistleri!

“1 mumdur, 2 mumdur” misali “1 düvel, 2 düvel” derken, bizim mahallenin “güler” yüzlü çocuğu, yandaş kanal Ülke Tv'de “İzmir'in Dağlarında Çiçekler Açar” türküsünü okumaya başlamaz mı? Sanki Neşet Ertaş yeniden dünyaya geldi zannettim. Duygularıma engel olamadım; bir damla (kanlı) yaş, gözlerimden kalbime damladı. Aklıma direkt, şahsiyetli düşman Oda Tv geldi; “acaba bu mevzu hakkında ne yazdı” diye… Ne mi yazdı, acı hakikâti! “AKP'nin ‘Atatürkçü' olmasını hükümete yakın gazeteciler çok hızlı benimsediler. Hatta bazıları hızını alamadı, ‘Kim daha Atatürkçü' yarışına bile girdi. Bu yarışta dikkat çeken anlar da yaşandı. Hükümete yakın bir gazetenin Genel Yayın Yönetmeni, yine hükümete yakın bir kanalın canlı yayınında, İzmir Marşı'nı söyledi.” Anlayacağınız, ağzınızla kuş tutsanız, onların “coşkun tapkanı” olmadığınız müddetçe, bir paçavra gibi savrulursunuz…

Hele bu “güler” yüzlü bizim mahalle çocuğunun, “çelik” gibi arkadaşı yok mu? Zırvalamada zirvelere ulaştı! “Sıradışı Tarih”i anlatırken “M.Kemal İçki İçmezdi” demez mi? Meşhur meyhanelerde, m.kemal adına “sonsuza kadar rezerve” edilmiş masalar, “bu mekânda kalkan her kadeh, onun şerefine kalkar” tabelaları ağladı agam ya! Asfalt ağladı be! Haksöz Haber'in “İçki İçmeyi Teşvik Eden Atatürk Fotoğrafıysa Orada Duracaksın! TBMM'den Atatürk'ün rakı sofrasındaki halini resmeden tablonun kaldırılması Kemalistleri ayaklandırdı. Bu yobaz ayaklanma üzerine, tablo tekrar yerine asıldı.” muhtevalı haberi hıçkırıklara boğuldu be! Bu “sallama” harbi “sıradışı” oldu ya!

“Saklanan Tarih”teki, Bilimsel “Saçmalayan Tarihçi”

“Sıradışı” tarihten “Saklanan” tarihe ve Akit Tv'ye geçince, mevzu daha da başka bir hâl aldı… Konu M.Kemal olunca, ilk saldırılacak ve prim getirecek kimdir? Üstad Kadir Mısıroğlu… Hususiyetle bu saldırıyı, karşı mahallenin çocukları yapar; primlerine prim katarlardı. Bir de ne görelim? Bizim mahallenin çocuğu (zannedilen), Marmara Üniversitesi'nde doktorasını tamamlamış “Doktor” yaftalı şahıs; Üstad Kadir Mısıroğlu'na saldırmada da, Akit Tv'de “master” yaparak, “kraldan çok kralcı” oldu.

“İsim vermeyeyim, o tarihçinin kitaplarıyla büyüdük biz.” “Bizim yıllarca kitaplarını okuyarak büyüdüğümüz” (Üstad'ın bir kitabını bile başından sonuna okumamıştır. Bu ifade, bizim mahallenin çocuğu gözüküp üç-beş şak şak ve menfaat karşılığı savrulanların klasik telaffuzudur.), “Bizim mahallenin tarihi duayeni” var ya; o ve onun etrafındaki güruh diyor ki: “Aslında m.kemal Trablusgarp'da öldü. Yosi Kohen diye bir adamı onun yerine koydular. Uçukluğa, aptallığa bakar mısın? Resmi tarihin yalanlarını lanetlerken, biz kendimiz gayri resmi yalanlar uydurduk.”

Doktor bey o kadar haklı ki, mevzu hakikâten “uçukluk” ve “aptallık” kokuyor. Çünkü ne Üstad Kadir Mısıroğlu'nun, ne de “etrafındaki güruhun” böyle bir iddiayı tasdiklemeleri mevzu bahis olmadığı gibi, bilâkis lanetlemişlerdir. Hatta defalarca bizâtihi Üstad Kadir Mısıroğlu, bu iddianın bir safsata olduğunu ilân etmiştir. Biz, “Hakk”ı haykırmak için “Batıl”a ihtiyacı olan bir fikriyatın sahipleri değiliz! Kendi “uydurduğu yalanları” bize yaftalamaya çalışana da; “buyur, Üstad'ın veya etrafındaki güruhun, bahsettiğin konu hakkındaki seni haklı çıkaran vesikasını ortaya koy” deriz. Eğer ispat edemezsen, programın bütününde kullandığın hakaretlerin tamamını sana iade ederek, “müfteri” yaftasını boynuna asarız…

Devamında, “O isimlerini vermediğimiz kitlenin aşağılıkça iftiralarına göre ‘Zübeyde Hanım Selanik'te hayat kadınıymış. Abduş diye bir tane şerefsizden hamile kalmış. 5 aylık hamileyken karnı şişmeye başlamış. Bunun üzerine ailesi, bu hamileliği kapatmak için gümrükte çalışan Ali Rıza isminde saf bir adam bulmuşlar, ona yamayıvermişler.' Bütün kaynaklar Zübeyde Hanıma namuslu derken, diğer taraf saçma sapan Selanik Nüfus Müdürlüğü'nden aptalca bir evrak gösteriyor. Öyle bir evrak olmaz, öyle bir kaynak olmaz.

Psikolojik tedavi bile bunlara az gelir. Adam ol, adam! M.Kemal'e olan öfkenden sebep; ana, bacı, karı karıştırma! Senin sıkıntın M.Kemal'le, benim yok da! Anasını ne karıştırıyorsun? Be gerizekalılar! Sizin yüzünüzden biz de, töhmet altında kalıyoruz. Bize de diyorlar ki ‘siz de onlar gibisiniz.' Biz, “bilimsel” konuşuyoruz, “bilimsel.” Ama onlar bunları söylüyorlar ya, bizi de bunlara karıştırıyorlar. Bize acayip zarar veriyorlar.”

Doktor bey uçuşta! Ne Üstadla, ne etrafındaki muhibbanla alâkası olmayan o vesikayı uyduran Cemaleddin Kaplan ve taraftarlarıdır. Kadir Mısıroğlu bu mevzuun teferruatını defalarca sohbetlerinde nakletmiştir, öyle bir evrak olamayacağını ve kaynak olarak kullanılamayacağını sen meydanlarda yok iken haykırmıştır. Mevzuun ana-baba karıştırmayalım bakışında haklısın da; Kamalizm'in coşkun tapkınları karıştırınca, bize de o kaynakları senin gibilerin istifadesine takdim etmek düşer…
BİZİM MAHALLEDEKİ, KAMALİZM DİNİ’NİN COŞKUN TAPKANLARI

M.Kemal'in Doğum Tarihi de mi Uydurma?

Murat Bardakçı'nın meşhur ettiği, Mehmet Ali Öz isimli, emekli imam olan bir araştırmacı var. Kendisi ile Başbakanlık Osmanlı Arşivlerinde tanışmıştık. Ciddi manada Osmanlıca'ya hâkim olan bu şahıs, arşivlerde M.Kemal'in soyu ile alâkalı vesikaları bir araya getirerek bir kitap çıkardı. Kitabında kullandığı, B.O.A. ŞD, 927/73 sayılı klasördeki vesikaya göre; “Mustafa Kemal Atatürk'ün babası vefat ettiğinde (23 Mayıs 1886), Mustafa Kemal Atatürk 8 yaşındadır. Bu durumda Mustafa Kemal Atatürk 1880 veya 1881 değil, 1878 doğumludur.” [Mehmet Ali Öz, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün Soy Kütüğü, Kişisel Yayınları, 2014, Sayfa: 37] Buyur buradan yak! Mevzua “bilimsel” girince, insanın; “Deveye boynun eğri, demişler; nerem doğru ki, demiş” diyesi geliyor. Kamalizm'in coşkun tapkanlarından Mehmet Ali Öz Bey mevzuu “bilimsel” olarak naklediyor. Biz M.Kemal'in doğum tarihinden ziyade, “babası öldüğünde 8 yaşında olması ile alâkalı” kısımdan bir yere geleceğiz ve senin pek hoşuna gitmeyecek zannediyorum.

M.Kemal, Babasını Neden Tanımıyor?

1927 ile 1938 yılları arasında Kemal Paşa'nın sofracısı ve hizmetkârı olan Cemal Granda hatıralarında şu enteresan bilgiyi naklediyor:

“O akşam ilk kez konuştuğum Atatürk'le aramızda şunlar geçti: “Senin ismin nedir?” “Cemal…” “Sonu yok mu bunun?” “Var, Cemalettin...” Bunun üzerine Atatürk birden bana doğru ilerleyerek: “Haaa...” dedi. “İsimler Kemalettin olur, fakat Cemalettin olmaz. Sen yine Cemal kal! Dinin Cemali miydin ki, sana bu ismi koydular?”

Aradan yarım saat geçmişti. Yemek devam ediyordu. Sevinçten kabıma sığamıyordum. Evet, Atatürk en sonunda benimle konuşmuştu. Hem de uzun uzun... Ertesi gün benimle alay eden arkadaşlara anlatacağım şeyleri kafamda tasarlıyor, onlardan hınç çıkaracağımı düşünüyordum. Fakat Atatürk, bu Cemal adına tutulmuş olacak ki yeniden seslendi: “Bu Cemalettin ismini kim koydu sana?” Artık adamakıllı korkmaya başlamıştım “Babam, diye cevap verdim.” “Öyle ise baban ne adammış senin?” diye sertçe çıkıştı. Bunun üzerine “Ben babamı tanımıyorum.” deyince yüzü daha da sertleşti. “Babamı tanımıyorum ne demek? Sen babasız mı doğdun? Baban yok mu senin?” “Ben dokuz aylıkken babam ölmüş.” Atatürk üzüldüğümü yüzümden okumuş olacak ki, birden sesini yumuşattı. “Ananı tanıyorsun ya yeter!.. dedi ve biraz durduktan sonra ekledi “Ben de babamı tanımıyorum ya...”

O gece yemek sabahın beşine kadar devam etmişti. Çokluk geceler böyle olur, meclisin horozlar öterken dağıldığı görülürdü. Bu yüzden Atatürk'te sabah saat beşten önce yatağına giremezdi.” [Cemal Granda, Atatürk'ün Uşağının Gizli Defteri, Fer Yayınları, İstanbul/1971, 1.Baskı, Sayfa: 18-19]

BİZİM MAHALLEDEKİ, KAMALİZM DİNİ’NİN COŞKUN TAPKANLARI

Doğru Tarih İçin, 5816 Sayılı Kanun Kaldırılsın

Doktor bey, M.Kemal babası öldüğünde 8 yaşındaysa, 8 yaşında bir çocuk babasını nasıl tanımaz? Mevzuun teferruatında başka iş mi var? Ne acı ki, buradan ötesi “Açın Kapıları Osman Geliyor” olur. Çünkü üzerimizde Demokles'in Kılıcı 5816 sayılı kanun var. Sen ve senin gibi “bilimsel” tarihçiler, bir şeyleri ifade ederken istediğiniz gibi nakiller yapıp, istediğiniz gibi konuşabilirken, bizim önümüze kanun çıkıyor. Bunun tipik misalini çok kısa bir müddet evvel, tek suçu Latife Hanımın yazdığı mektubu neşretmek olan Mustafa Armağan Hocam yaşadı. Bu vesileyle diyoruz ki, adamınız büyükse; kaldırın kanunu, hakikatler ile vesikalar ile herkes eteğindekini döksün. Böylece bizim mahallede yetişip, bizim mahallede mideyi şişirip, bizim mahallede endam eyleyip, bizim mahallede artistlik yapıp, bizim mahallenin televizyonlarında kürsüleri yumruklayarak şov yaptıktan sonra; hayatının tamamını hakikatleri terennüm etmeye adamış bir Üstad üzerinden, prim yapmaya çalışanlara fırsat verilmemiş olur. Herkes yerini ve haddini bilmiş olur vesselam…

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: Hasret Yıldırım
Okunma sayısı: 63
E mail: yenisoz.com.tr
 
DOĞRULUŞ
Online Kişi: 34
Bu Gün: 54 || Bu Ay: 6475 || Toplam Ziyaretçi: 900462 || Toplam Tıklanma: 23032784