HALEB'E DUÂ

HALEB'İ UNUTMA, UNUTTURMA!

Duâ da edemiyorsan, Müslümanlığını gözden geçir...

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir düşünce için ölümü göze almak, kendini feda ediş değil; hayatı anlamlandırmaktır.
İsmet Özel
Son Dakika!
Kategori : / KADIN VE ÂİLE
Yazar: Ergün Yıldırım
Ailenin düşüşünden ailenin yükselişine: Eve Çekilirken

Ailenin düşüşünden ailenin yükselişine: Eve Çekilirkenİspanyada, bir yaşlılar bakım yurdunda koronavirüs nedeniyle hemşireler ve sağlık hizmetlileri kurumlarını terk ettiler. Yaşlıları kendi kaderleriyle baş başa bıraktılar. Sosyal medyada yaşlılarla ilgili küçümseyici ve ötekileştirici tutumlarla karşılaşıyoruz. Bunlar ailenin modernleşme ile beraber dağıtılan fonksiyonlarının ölümcül durumunu gösteriyor. Modern zamanlara kadar yaşlılar ve çocuklar ailenin bakımı altındaydı. Ancak modernleşme ile aile endüstriyel bir kuruma dönüştü. İhtiyarlar huzur evlerine, çocuklar da kreş ve anaokuluna gönderildi. Anne olmak aşağılandı, doğurmak küçümsendi. Kapitalizmin kazanç ve kariyer yüceltmelerine boğulan insanın, aile içindeki konumlanma önceliği dağıtıldı. Feminizmin post-modern nihilizmi ile beraber aile, hapishane olarak tasvir edildi.

Ailenin sonu (2004 yılında Kütahya’da kız ve erkek yurtlarında yaptığım bir araştırmayı bu başlıkla yayınladım) ve Ailenin Düşüşü (iki ay önce çıkan kitabımın adı) araştırmalarımla bu süreci tanımlamaya çalıştım. Babanın gözden düştüğü, gençliğin popülist bir biçimde yüceltildiği, anneliğin ret edildiği, yaşlıların kendi başlarına bırakıldığı bu yeni kapitalist süreçte ev, tarihin en savunmasız ve en düşen kurumu haline geldi. Oysa ev toplumsal varlığın ve insan gerçeğinin üzerine kurulduğu ana omurga. Şimdi epidemik toplumsal dönemde bunu daha iyi anlıyoruz. “Bir musibet bin nasihatten daha iyidir” der büyüklerimiz. Koronavirüs musibeti, aile nasihatlerimizden çok daha keskin ibretler veriyor!

Gençlik, nesnel bilgiye erişmenin onu daha bilgili yaptığı yanılsaması içine sokuldu. Babasından daha iyi bilgisayar kullanıyor. Dedesinin ise bilgisayardan bile haberi yok. Bunlar ayrıcalık ve bilmekle eş tutuldu. Bunlar gençliği şımarttı. Hak etmediği payeye sahip oldu. Büyükler üzerine söz söyleme payesidir bu. Büyük olmadan büyükler üzerine söz söylenmez oysa. Büyük olmak çok bilgi sahibi olmak, çok dil bilmek ya da çok makineler kullanmak değil. Büyük olmak ilerleyen yaşla beraber kazanılan tecrübeler ve gerçekleşen ruhsal tekamül ile edinilen yüksek bilinçtir. İşte okuma-yazması olmayan nine ve dedelerimize “büyük” denmesinin nedeni buydu. Oysa kapitalist bilinçte üretim değeri ve nesnel bilgi önemli. İhtiyarlar ile bunlar arasındaki orantısal ilişki negatif. Ondan dolayı modernite (kapitalizm ve sosyalizmiyle) ihtiyarları ailelerden ve hayattan çıkararak huzur evlerine kapatıyor. Sosyal olarak öldürüyor. Sosyal ölümdür bu. Huzur evleri mezarlarına gömüyor. Kapitalist popüler kültürün yeni yetme gençliği de buna eşlik ediyor. Büyüğü büyük görmüyor. Çünkü üretim değeri yok, nesnel bilgi değeri yok.

Salgınla birlikte eve dönüyor yeniden insanlar. Ev, yeniden kurtuluşun yeri oluyor. Merhametin, dayanışmanın, paylaşmanın ve beraberliğin yeri. Acının ve ölümün kasvetli kara günlerinde birbirine sokularak ayakta kalmanın anlam dünyası. Kapitalist kamusalın her şeyi içinde yutan varlığı durunca kurtuluşun ve yaşatmanın adresi. Eve dönüş, ev bilincine dönüşmeli. Kadim evin anlamı içine taşınmayı getirmeli beraberinde. Rabbimizin “ölçü ve tartıda/mizandan sapanları” uyarmak üzere gönderdiği gazaptan geçerken bu ibreti çıkarmalıyız. Yeniden kültürel mirasımızın ve inancımızın aileye ilişkin anlamı üzerine düşünmeliyiz. Çocuklarımız, kocalarımız ve hatunlarımızla hayatta kariyerin ve başarının değil sağlık-saadetin önemini hissetmeliyiz. Dedelerimiz ve ninelerimizin yaşlı değil, ihtiyar olduğunu hatırlamalıyız. Çünkü ihtiyar seçendir, karar verendir, tecrübeli olandır, saygındır. Tek kelime ile büyüktür.

Kapitalizmin ve modernitenin hepimizi paraya, titre, kariyere ve taksitlere koşturduğu düzeninde bir an durup soluklanalım. Evimize dönmek yeniden soluklanmaktır. Bir an bu koşturmadan çekilmektir. Durup kendimize bakmaktır. “Ey insanlar nereye gidiyorsunuz?” diyen Allah’ın hitabına kulak vermektir. Hakikaten bu düzenin akışına kapılarak peşine düştüğümüz dünyalıklar için kendimizi yiyip bitirirken nereye gidiyoruz? Bu düzenin metaları peşinde koşturdukça daha fazla ilaçlarla, daha fazla prozaklarla ve daha fazla psikiyatristlerle kuşatılıyoruz. Kamusal düzende varlık göstermek için kendimizi yiyip bitirirken mutsuz hale geliyoruz. Parasal mutluluk oranı arttıkça, ruhsal mutluluk oranında düşüşler yaşıyoruz. Daha çok makam ve paranız varsa daha çok ilacınız ve sıkıntınız var demektir.

Aileye dönüş, kapitalist ve modern kamusal alandan çekilmektir. Önemli olan bu çekilmeyi tefekkür fırsatına çevirmek… Çekildiğimiz varlığın içinde duran kafamızı ve gönlümüzü de çekmek. İşte o zaman bizi kuşatan dünyevi düzenin baskılarından kafamızla ve gönlümüzle serbest hale geleceğiz. Kendimize döneceğiz. Kendini bilen Rabbini bilir düsturunu yeniden hissedeceğiz. Kapitalist kamuda kaybolan “kendiliğimiz”, evde yeniden kendine gelecek.

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: Ergün Yıldırım
Okunma sayısı: 43
E mail: yenisafak.com
 
DOĞRULUŞ
Online Kişi: 34
Bu Gün: 51 || Bu Ay: 1250 || Toplam Ziyaretçi: 1542363 || Toplam Tıklanma: 39123162