HALEB'E DUÂ

HALEB'İ UNUTMA, UNUTTURMA!

Duâ da edemiyorsan, Müslümanlığını gözden geçir...

ÂYET-İ KERÎME
İman edenler, hicret edenler ve canları ve mallarıyla Allah yolunda cihat edenler Allah katında en yüksek mertebededirler. Asıl kurtuluşa erenler de bunlardır.
Tevbe, 9/ 20.
HADÎS-İ ŞERİF
Mü'min insanların canları ve malları konusunda kendisine itimat ettikleri kimsedir. Muhacir ise hatalardan ve günahlardan uzaklaşandır.
İbni Mace, Fitne, 2, 3924.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir yalana denk gelmeye kalmasın insan, sonra binlerce doğruyu sorgulamak zorunda kalıyor...
Nazan Bekiroğlu
Son Dakika!
'9 ayda 1 milyon 700 bin kişi istihdam edildi'    Cumhurbaşkanı Erdoğan Ankara'ya geldi    Fed yetkilileri faiz arttırma konusunda uzlaştı    Mısır'dan Katar'a vize uygulaması    Muğla'da 5,3 şiddetinde deprem    Kemal Gümüş Mavi Marmara yolcusu diye Kudüs'e alınmadı    Zimbabve eski Devlet Başkan Yardımcısı Mnangagwa ülkesine döndü    'Öğretmen açığıyla ilgili çalışmalar yapacağız'    Sadr: Suudi Arabistan ziyaretim İran'ı kızdırdı    ABD'de petrol sondaj kulesi sayısı arttı       Yolcusu rahatsızlanan uçak Atatürk Havalimanı'na iniş yaptı    BM: Mladic kararı adaletin yerini bulduğunu gösteriyor    Almanya'daki Türk marketine silahlı saldırı düzenlendi: 2 kişi yaralandı    Elazığ'da telefon dolandırıcısı tutuklandı   
HAKKIMIZDA

 

NİÇİN "DOĞRULUŞ"?

Biz eğrildik…

Ölmedik; ama eğrildik…

Apaydınlık ana caddeden karanlık dehlizlere sürüklendik.

Arkadan iteni, önden çekeni bilemeden; gülerek, eğlenerek doğru yoldan saptık. Farkına bile varamadık nereden nereye geldiğimizin; düzeneği kuranlar fark ettirmedi… Suçluyuz; biz de fark etmeliydik, edemedik.

Şimdi târihin ve istikbâlin önünde en büyük vazîfe: Doğrulmak!.. Bizi doğru tutan bütün değerlere yeni bir aşk ve kavrayışla sarılmak ve doğrulmak... O değerler ki, arzdan arşa doğrunun kendisi, kaynağı… Kendine yaklaşıp yapışanı da kendine benzeten; yâni doğrultan değerler…

“Hûd sûresi belimi büktü; kocattı.” buyuruyor Allah Resûlü. “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!..” (Hûd, 112) Doğru değil, dosdoğru… Allah emri… Doğruluk o kadar kolay değil. Eğrilikten, yalan ve yanlıştan arındırılmış bir ulunun bile belini büküyorsa dosdoğru olmak, gerisini iz’an ehli düşünsün... Dosdoğruluk bu derece zorsa, eğrilenin doğruluşu da o kadar, belki daha zor olacaktır. Ama başka çâre de yok; “doğruluş” kaçınılmaz. Çünkü doğruluş yoksa yok oluş kaçınılmaz... Dağların taşların  taşımaktan korktuğu ve sâdece insanın yüklenebildiği emânet ve onu taşıma mükellefiyeti ancak “dosdoğru” olmakla kaaim. O hâlde doğruluş hayat memat meselesi... Emânete hıyânetten ürperenler doğrulmak mecbûriyetinde. Eğrilerin omzunda doğrular taşınmaz. Ya doğruluşu gerçekleştireceğiz, ya da…

Ölüm değildi bizimkisi; dizüstü düşmek, tökezlemekti. Düşmüştük… İki ayağımızın üzerinde doğrulacak, eski heybetimizle ayağa kalkacak, yürekleri ağza getiren, târihin hâtıraları sinmiş bakışlarımızla ufukları tarayacaktık… Muhteşem bir yeniden geliştir “doğruluş”…

Bütün eğriliklerin karşısında dimdik durmak da “doğruluş”tur. Eliyle, diliyle, kalbiyle… Takvâsı, ibâdeti-tâatiyle… Aklıyla, zekâsıyla, irfânıyla, yüreğiyle… Kalemiyle, kitabıyla… Bilgisi ve kültürüyle… Allah’ın bahşettiği bütün meleke, meziyet ve kaabiliyetleriyle… Verilen her kaabiliyetin bir mes’ûliyet yüklediği şuûruyla… ve bu mes’ûliyetin gereğini yapma aşk ve şevkiyle “şöyle bir doğruluvermek”… Doğruluş…

Doğru… Yalanın, yanlışın ve eğrinin zıddı… Üç menfî mefhûmun zıddını tek başına deruhte etmek her kelimeye nasip olmaz.

“Ağacın yaşken eğildiğini” bildiğimiz kadar “yaşken doğrulduğunu da” bilmeli ve çocuklarımızı daha ana rahmindeyken doğruluşa hazırlamalıyız.

“Doğruluş”un ilk hecesi “doğ”un, doğmak fiiliyle aynîliği kelimenin ve kaderin bize bir armağanı. Evet, “doğruluş” aynı zamanda bir yeni “doğuş”… “Doğruluş”, inşaallah kader tarafından “doğuruluş” olacak…

İmâm-ı Rabbâni Hazretlerinin bir vecîzesiyle bu ilk sözümüzü perçinleyelim:

“Kerâmet, istikaamettir.”

   
 
Hakkımızda
Online Kişi: 22
Bu Gün: 3 || Bu Ay: 7047 || Toplam Ziyaretçi: 901737 || Toplam Tıklanma: 23079121