
| Kategori : / DÝL KALESÝ | Okunma Says: 3506 |
Özellikle son yllarda, konuan, ama anlatmayan, ventrilog marifetiyle telaffuz edilen bir dil, toplumun farkl katmanlarnda dallanp budakland. Siyaset, basn ve devlete nüfuz eden, teolojik referanslarla harmanlanan, mecaz ve telmih yoluyla meram anlatmak isteyen, açkça söylemeyen, satr aras okumalara, kelime gölgesi okumalara açk, ama George Orwell’in “çift-düün” “çift-konu” esasnca alt metinlerle söylem gelitiren, antran, çartran bir dil bu.
Siyasal süreçlerin farkl makaslarna göre ekil alan Türkçe, söylem niteliklerinden uzaklaarak çarmlarn monolojisine evrilir oldu. Bu evirilme sürecinde dil, gitgide teolojik kavramlarn siyasal kültüre ilendii döneme girdi.
Bir taraftan siyasal iktidar teolojik dile skça bavurdu; öte yandan, muhalefet kesimleri, iktidarn anlayaca “dilden” karlk vermek, onun hedef kitlesine hitap edebilmek, ya da iktidar kendi diliyle yaralamak için bilinçli ya da bilinçsiz olarak bu dili içselletirdi. Sonuç olarak, bu gün TBMM içinde ve dnda yaplan siyaset, farkl teolojik unsurlar kendi belagat ambarnda öütür, bu ekilde iç ya da d kamuoyundan onay ve destek beklemeyi ilkeletirir hale geldi.
Dil konusu esasen Osmanl Devleti’nin son dönemlerinden itibaren toplumsal-kültürel çatmalarn en belirgin oda ve arac olmutur. Ksa tarihçesi itibariyle, Türkçedeki deiim Osmanl mparatorluu’ndan Türkiye Cumhuriyeti’ne geçiin kurumsal bir devam olarak 1932’de gündeme gelmi, 1936’da baz taraflar törpülenmi, 1950’lerde yeniden gözden geçirilmi, 1982’de Türk Dil Kurumu’nun kaldrlmasyla “ar dil” çalmalar resmen sona ermitir.
1980’lerde “ideolojik devlet aygt” olmaktan çkan “öz Türkçe” dil, basn ve yayn organlarnda etkisini sürdürmütür. Bu süreç içinde dil, toplumdaki ideolojik çatmalarn aynas olmutur. Gazete, dergi ve genel okuyucu kitaplarndan, ders kitaplarna, radyo ve televizyondan sokan diline, resmi yazmalardan, sanal yazmalara kadar, her toplumsal deiim dile yansmtr.
Bu yansmalar sadece siyasi eilimleri deil, ayn zamanda “sa-sol” kamplamasnda belirgin snr talarn oluturmutur. Misal” ya da “örnek,” “cevap” ya da “yant” vermenize göre, bir ideolojik tarafa mensubiyeti ifade eder olmutur dil. 2000’li yllarda ise, dil giderek bir ifreli kimlik tanmlama aracna dönütü. Öte yandan, yakn tarih üzerinden yaplan günlük siyasi hesaplamalar, hem Türkçedeki dilbilimsel nüanslarn kullanm hem de siyasette ayet ve hadislerin alntlanmasyla, Hristiyan ve slam tarihine yaplan atflarla teolojik bir hüviyete büründü.
Nitekim dinleyen herkese hitap eden söylemleri içermek bir yana, ayn cümleler içine giydirilmi, ama farkl muhataplar gözeterek kullanlan remizlerin dili oldu Türkçe. “Taraftar” kesime dinlemesi ve içselletirmesi için tartlmaz “hakikatler” içeren mesaj oluyor. “Muhalif” kesime ise, kendini ele vermek istemeyen, ama aba altndan sopa gösteren, anlamak istediiniz zaman hemen baka bir anlamla köe kapmaca oynayveren, ama nadiren bir anlama park edilebilen, kinayeli, tevriyeli bir dil.
ifreleri, kelime kadrosu itibariyle ayn olan, ama farkl zihinsel deifre haritalar çizen bir dil bu. O nedenledir ki, anlalmas en kolay kavramlar, ifre-deifre sürecinde çok farkl etkiler yapmakta, anlatma-anlamadaki diyalou bozarak, monolojik bir kapalla mahkûm etmektedir. Sonuç olarak, iletiim kopmakta, farkl kesimler--dil ile gelen anlam tartmak, ortak anlam bulmak yerine-- kendi anlamn tekelletirip, yorumundan bal bana yeniden bir dil yaratmak hevesine kaplmaktadr.
Ayrmalar önceleri, Osmanl tarihsel mirasna sitayi ya da Türkiye Cumhuriyeti ilkelerine sahiplenme türünden oluyordu. Milliyetçi-muhafazakâr kesim klasik Türkçeyi sahiplendi; Osmanl’dan miras kalan Türkçenin yapsna, Osmanlcada Türkçe olmayan unsurlar da dâhil olmak üzere sahip çkmay, siyasi bir duru ve tarih bilinci olarak gördü. Kemalist-ulusalc kesim ise, modern “ar” Türkçeyi tercih etti çünkü klasik Türkçe Osmanl’ya ait unsurlar içeriyordu, hâlbuki genç Cumhuriyet—nasl kendi parasn kullanyorsa—kendi dilini de oluturmal, kendi kimliini Osmanl kimliinden ayrmalyd.
Türkçenin devlet dili olarak salam milli temellere oturmas amaçlanmt; bunun için Cumhuriyet’in pek çok gerekçesi vard. Devrimlerin bir devam olarak klasik Türkçenin “tasfiyesi,” Arapça ve Farsça etkisinden kurtulmas, imparatorluun “ümmet” dilinden syrlmas ve “milletin” öz diline dönmesi gerekiyordu.
Dil ve alfabe devrimlerinin temel amac, içindeki çelikilerine ramen bu amaca hizmet ediyordu. Cumhuriyet tarihsel ve siyasal açdan yalnzlam, Osmanl tebaas--Müslüman toplumlar dâhil—birbiri ardna bamszlklarn ilan etmi, Osmanl kart güçlerle ittifaktan da çekinmemilerdi. Osmanl Devleti’nin halife nezdinde elinde tuttuu ümmet birlii tamamen dalm, üstelik baz Müslüman ülkeler, Osmanl haritasnda cirit atan müstemlekeci ngiltere ve Fransa gibi devletlerle Osmanl aleyhine ibirlii yapmt.
20. yüzyln banda bamsz kalabilen tek Müslüman ülke olan Türkiye, Batl ülkelerin igal güçlerini geri püskürtmü, büyük kayplar ve yaralarla Osmanl Devleti’nin küllerinden yeniden dirilmiti. Ancak sava kazanlmasna ve yeni devlet kurulmasna ramen, daha önceki askeri saldrlarn stratejik devam olarak Bat’da “bilimsel” ve siyasal baz tezler, Türklerin Anadolu’nu “yerli halk” olmadn, “Anadolu’dan atlmas” gerektii konusunu gündemde tutmutu.
Yalnzln derinden hisseden Cumhuriyet, artk anlamszlatn hissettii “ümmet” birliinden vazgeçerek, dili, tarihi ve dolaysyla kültürü “milli”letirmek suretiyle, kendi kimliini ortaya çkarmak istedi. Zaten savalarn nesiller boyu devam edecek travmas yaanrken bu “Anadolu’dan çkarlma” endiesi, eski travmalar hafzalarda yeniler durumdayd.
O halde, askeri olduu gibi kadar “bilimsel” propaganda savann da kazanlmas, Batl tezlere karlk olarak Türk dil ve tarihinin “kar-bilimsel” verilerle mücadele etmesi gerekiyordu. Ahmet Cevat Emre’nin itirazlarna ramen, olumlu “psikolojik” etkilerine binaen kabul edilen Viyanal Dr Hermann F. Kvergic’in “güne dil teorisi” bu amaca hizmet etmek içindi.
Bir yandan tarihsel-kültürel balar olan Osmanl tebaas ülkelerden kopuun getirdii psikoloji, dier yandan yönünü çevirmek istedii “muasr” medeniyetin siyasal gerekleri vard. Batl ülkeler devlet ve kültürü “millet esasna göre yaplandrmt. Böylece Cumhuriyet, dilinin millilemesini de, kültürel millilemenin bir tamamlayc parças olarak uygulamaya koydu.
Dil devriminde klasik Türkçe (Osmanlca) bir yana braklrken bu kopuun izleri belirginleti. Osmanl’y “hasta adam”dan ölüme götüren kültürün kulland Latince alfabesinin kabul edilmesi ise, bu uygulama içindeki çeliki ve gerekçeleri ezamanl olarak içinde barndryordu.
Hâsl, bugün de ülkemiz siyasetindeki en büyük açmaz, hem kendi dilimizde var olan hem de baka dillerden dilimize giren anahtar kelimelerde toplumsal mutabakata dayal bir anlam bütünlüü olmamasdr: “demokrasi, devlet, laiklik, hürriyet, eitlik, serbestlik, hukuk, adalet, itaat, esaret” kelimeleri bunlarn banda gelmektedir. Kelimeler, arkasna yaanm tarihçeyi almaynca, hangi dilden geliyorsa o milletin ya da dili konuann tecrübesi ve anlam gölgeleriyle gelmektedir. Tercüme yoluyla giren kelimeler ve onlarn kapsad kavramlar, o kelime kimlerin vastasyla ve kimin iradesi dorultusunda olmasn istediyse, o ekilde anlam gelitirmektedir.
Dolaysyla, dilin içinde ayr diller olumakta ve her bir ayr yorum kendi bana otokratik bir dile dönüerek, dier dillere tahakküm etmek istemektedir. Bu diller bazen siyasetin kucanda, bazen siyasetin tacnda, bazen belli kesimlerin sultas altnda yer alm; mutabakata, müsamahaya, etkileime ve hatta kendi içindeki deiik unsurlarn varlna bile tahammülü olmayan duruma gelmilerdir.
Siyasetin ve hitabetin dili açk, net ve dünyevi olmaldr. Hâlbuki Türkiye’de hüküm süren dil, anti-demokratik siyasetin olduu yer ve zamanlarda kullanlan türden. Dil ve dudak arasnda, dudak ya da niyet okumalarla kendini gösteren dil demokrasiyi gelitiremez. Siyasetin dili teolojik mecazlar ve telmihlerle bezeli, yar kapal, dine ramen dinsel suiistimale açk olabilen yapdadr. Olaylar “seküler” bir mantkla konumak, tartmak yerine, belagat mahzenlerinde yllanan, Efesli “Yedi Uyuyanlarn tarihçelerini kendi mantna göre güncelleyen, günümüze uyarlayan, günümüzdeki kavgalar tarih üzerinden hesaplamaya götüren, stratejinin “kuvvet dengelerini” gözeterek polemie soktuu dil vardr.
Kyasya bir “ezber bozma” edebiyat yaparken, kendince “put krma” hevesine kaplp, ezberden robot resmi çizdii putlar krarken, yerine kendi putlarn ikame etmeye çalan bir dil bu. Bu tarz dini söylemlerle dünyevi olaylarn açklanmas toplumun farkl katmanlarnda, domino etkisiyle yeni tartlmazlar ortaya çkarmaktadr. Siyasi meseleleri, skntlar çarmlar ve göndermeler yoluyla, bazen tarihsel olaylara telmihler yaparak, haldeki olaylara tesettürlü yorumlar getirmenin dili çözüme katkda bulunmak öyle dursun, problemin parças ve yenilerinin katalizörü olmaktadr.
Siyaset erbabndan, köe yazarlarna, akademisyenlerden basn patronlarna kadar kullanlan bu dil ya korkunun, art niyetin ya da iz brakmadan suda yürümenin, karanlktan yumruk atmann veya kaostan çkan çekincenin dilidir.
Muhalif sesler oldukça, “Allah akl fikir versin!” türü yaklamlardan tutun, “Rabbim bana Cleveland dedi”ye kadar uzanan bir renkli gelenek olutu AKP cephesinde. Yllar önce, Genç Parti sabk Bakan Cem Uzan öfkelenince bu frekanstan girerek, Ail’i topuundan vurma taktiiyle iktidara yaklam ve meydanlarda “Allahsz!” diye densizce Babakan’a yüklenmiti.
Bununla da bitmiyor tabi ki. Diyarbakr Belediye Bakan Osman Baydemir ve eski DTP milletvekilleri, gözaltna alnan belediye bakanlar ilgili bir basn toplants yapm ve küfürlü konumulard. Daha sonra Baydemir, hem iktidarn hem de ona oy verenlerin anlayacan düündüü dilden, konumasna Nisa Suresinden ayetler okuyarak devam etti: “'Allah, ar ve inciten sözlerin açktan söylenmesini hiç sevmez, ancak söyleyen zulme uramsa o baka. Allah her eyi hakkyla iitir ve görür.”
Bir baka örnekte, yine ayetlerden iktibas yaparak muhalefete iktidar partisi “onlar kördür, sardr, dilsizdir ve iman etmezler” mealinde ayetleri okuyarak etti, muhalefet baka bir vesile ile ayn ayetlere atfla iktidar eletirdi. Sffin Savandaki gibi, siyasi mzraklarn uçlarnda ayetler uçuurken, “Allah’n ayetlerini az pahaya satmaynz!” ayetini suiistimalleri anlatmak için kullanld.
Putlar kran Hz. brahim, yerine hangi “put”lar koymutur?
Dier örnek, Rum cemaati liderinden. Fener Rum Ortodoks Kilisesi Patrii Barthelemeos’un iki yl önce yapt açklamalar bu dilin yeni bir örneini ortaya koymutur. Gündemi ve siyasi söylemlerin büründüü dini klflar iyi takip eden Barthelemeos, dini bir telmihle siyasi gündeme yeniden girmiti. Uzun zamandan beri “ekümeniklik” meselesini gündemde tutan ve bunu basit bir kazanlm hakkn iadesi olarak gören Patrik Barthelemeos Amerikan CBS televizyonu muhabiriyle yapt konumada Türkiye’de “çarmha gerilmi” gibi hissettiklerini ifade etti. Bu konumann Türkiye’de yank bulmas üzerine ise, “bütün dillerde bu tür deyimler vardr ve dar söylemleriyle deil, o dilde yüklenen anlamyla deerlendirilir,” diye açklama yapt.
Bu konumada niyet okumann çok ötesinde güçlü atflar var. Amerikan CBC televizyonu Yeni-Muhafazakâr ideolojiye destek vermesiyle bilinir. Muhtemelen “evde” hissetmenin rahatlyd Patrik Hazretlerine “çarmh” olayn hatrlatan. Türkiye’den bahisle, “bazen çarmha gerilsek de burada kalmay tercih ediyoruz,” diyor önce. Bu sözler üzerine sunucu, “Kendinizi çarmha gerilmi gibi mi hissediyorsunuz?” diye sorunca Patrik “Evet!” yantn veriyor.
Peki bu telmihin arkasnda yatan tarihi olay neydi? Çarmh’n “Tanr ve Tanrnn olu” sa ile balants ve Roma mparatorluu’nun despotik tarzda hem sa’y hem de lk Hristiyanlar zulme maruz brakmas. Roma mparatorluu, daha ilk çalarnda Hristiyanl bask, ikence ve zulümlere tabi tutmas, Hristiyanlkla mücadelesi sa’yla balamt Roma’nn. Hristiyanlk inancna göre “Tanr” ve “Tanr’nn olu” olan Nasra’l sa’nn çarmha gerilmi olmas (M. 33), sonraki zamanlarda Roma’ya kar oluan pasif direniin bayra yapt sa’y. Önceleri barç sözleriyle, sonra bu uurda ölümüyle sa, trajik bir hatrann mazlum sembolü olmakla kalmad, havarileri ve takipçileriyle yüzyllarca süren tedrici bir direni psikolojisinin iaret fiei oldu.
Roma’nn siyasi ve askeri gücüne, Musevilerin yerleik ve etkin dini kültürüne, allagelmi hiyerarileri hiçe sayan bir anarist tavryla yaklaan sa’nn, haksz bir ekilde, dalavereyle mahkûm edilmesi, iki bin yllk bir inancn kilit tan olutururken, mazlum hisseden insanlarn, zulme tabi olan kitlelerin hem merhametini hem hncn çelikletirdi.
Çarmh, eski mitolojilerden gelen bir sembolken, Hristiyanlkta sa’yla özdeleen, zulme kar direni ve dierkamln zihinlere çivilenen direi oldu. Peki aleni olan meçhul anlamn Türkiye Cumhuriyetine nasl uygulamak lazmdr? Gerçekleri ne kadar yanstmaktadr. Yoksa gerçek de çarmha m gerilmektedir?
Son olarak Muharrem üzerinden yaplan teolojik siyaset var. Sabk CHP lideri Deniz Baykal, Muharrem vesilesiyle konuma yaparken, "Mezhebi, cemaati ne olursa olsun dünyann her yerindeki Müslümanlar bu duygular saygyla paylayorlardr,"diye balad. Tarihsel trajediye ksaca deinen Baykal, ardndan "Bu facia, ne yazk ki noktalanm, bitmi, insanln hafzasndan kopup gitmesine frsat verilmi bir facia olmann ötesinde bir anlam yayor. Ne yazk ki, ehlibeytin maruz kald faciann o kadar dramatik olmasa da baka türlerini hala bu süreç içinde zaman zaman yer yer yaamak durumunda kalyoruz. Facialar ve zulüm devam ediyor. nsanlk buna tepki gösterme ihtiyacn hissediyor. Ne yazk ki, Muaviyeler, Yezitler bitmedi,” derken, günlük siyasete imal göndermeler yapmtr.
Alevi kartln, “Muaviyeler ve Yezitler” diye ifade eden Baykal’n o günlerde “Cemevi-mescid” balamnda konuya yaklat açktr. Arkasndan gelen cümle ise, dorudan Türkiye gündemini yorumlamaktadr: “Tiranlk, zorbalk ve ihanete kar soyluluun, adaletin ve fedakârln yükselen sanca olan Kerbelâ’da yaananlardan bugüne uzanan mesaj, emanete riayet, vefa, izan ve adalet duygusundan asla ayrlmamamz gerektiidir.”
Demem o ki, sembolleen, sloganlaan dil tartlmaz, ancak tampon çkartmalarna malzeme olur. Demokratik tartma ortam ve zemini ancak net bir dille ve ortaya konan fikirlerle olacaktr. Bir yanda AB’ye girme çabalar sadece iç siyaset tahterevallisine dönmekte, öte yandan “Avrupal olmak istiyoruz!” belagati ile Asya’ya özgü, kapal tarzda beyanatlar devam etmektedir.
Siyaset aktörlerinin geneli için geçerli olan bu tavr, tarihi ve siyasi bir yn meseleyi uluorta zarf atma tarznda ortaya salvermekte, sonra da izlemeye alp etkilerini ölçmeye çalmaktadr. Bir fkra ya da mesel içinden, keyfe keder anlam çkarmak tarznda demokratik tavr ve mücadele çkmayaca açktr. Bilimsellikten ve diyalojik müzakereden uzak tarzda tartmaya açlan konular, bilgi çarptma ve propaganda malzemesine dönümekte, taraflar birbirinden “koz” kapmaya, kar tarafa künde attrmaya çalmaktadrlar.
Uzun zamandan beri, laiklik tartmas yaplrken tekrarlanan bir alg, laikliin, din ile devletin ayrmas” olduudur. Asl unutulan ise, siyasetin dinilemesi, dinin siyasilemesi, dilinin dinilemesi, mantnn ülke çkarlar ve kucaklayc üslupla deil, siyasileen bir teolojik söylemle olumasdr. Yanl olan, toplumca tasvip edilmeyen eye “günah” demek dini, “ayp” demek töresel, “kabahat” kiisel,” “kusur” teknik, “suç” demek yasal bir tanmlama olur. Devletin dilinde, ayp ve günahn yeri yoktur, bir ey yasal ya da suçtur—ki bu seküler mantn basit bir sonucudur.
Unutmayalm ki, dil dilinince, gönül de dilinmi demektir. Gönüllerin birlii de tarihten gelir, halde devam eder, gelecei beraber müzakere eder dil ile.
Yazar: Metin Boþnak |
05-01-12 |
||
| E mail: haber7.com. | Tweet | ||