
| Kategori : TÂRÝH / ÝSLÂM TÂRÝHÝNDEN | Okunma Says: 1035 |
(Talebelerin hocalar karsndaki hürriyetlerine dikkat)
es-Saymerî "Menâkb"nda öyle bir olay anlatr:
mam Ebû Hanîfe(rh.a.) ilmî bir seyahat için Badat'a gitmitir. Kûfe'deki talebeleri, aralarnda çetin bir mesele takrir edip üzerinde uzun aratrmalar yapar ve döndüünde mam'a bu meseleyi sormay kararlatrr. Kûfe dnda karladklar mam'a, ho-beten sonra meseleyi arz ederler. mam, "Bu meselenin cevab udur" der. Talebeleri itiraz eder ve aralarndaki konuma u minval üzere devam eder:
- Ya mam! Badat size yaramam. Biz bu meseleyi günlerdir aramzda konuup tartyoruz. Vardmz sonuç sizinki gibi deil.
- Öyleyse getirin delillerinizi.
Deliller zikredilir ve konuma devam eder:
- u u sebeplerden dolay bu meselede sizin vardnz sonuç yanl, benim söylediim dorudur.
Bunun üzerine özür dileyerek "tamam" derler. Amam mam meselenin peini brakmaz:
- Birisi size benim söylediim cevabn yanl, sizin söylediinizin doru olduunu söylese ne dersiniz?
- Bu mümkün deil. Zira siz az önce meseleyi vuzuha kavuturdunuz.
mam, "Öyleyse dinleyin" der ve kendi cevabnn delillerini çürütüp, onlarn delillerini takviye eder.
Bunun üzerine,
- Bize hakszlk etiniz demek ki. Biz bu cevabn doru olduunu zaten söylemitik.
- Acele etmeyin. imdi size, benim cevabmn da, sizin cevabnzn da yanl olduunu, bu meselenin doru cevabnn bir üçüncü seçenek olduunu söylersem ne dersiniz?
Bunun mümkün olmadn söylediklerinde, önceki iki cevabn delillerini çürütüp, üçüncü cevabn delillerini takviye eder. Talebeler akndr. "Ey mam" derler, "dorusu neyse bize söyleyin." Bunun üzerine mam Ebû Hanîfe, ilk cevabnn doru olduunu ve dier iki cevabn yanl olduunu delilleriyle ortaya koyar.
Benzeri bir hadise Takiyyüddîn es-Sübkî(rh.a.) hakknda, olu tarafndan nakledilmitir.
Olu Tâcuddîn es-Sübkî'nin Tabakâku'-âfi'iyye'de zikrettiine göre babas Takiyyuddîn es-Sübkî, ömrünün sonlarna doru Kur'an tilaveti ve murakebeye yönelmi, münazaray terk etmiti. Geceleri uyuma adeti yoktu. Gündüz –resmî ilerinden ve dier ilmî megaleleri ile ibadetlerden arta kalan zamanlarda– uyurdu. Oluna da özellikle gecenin ikinci yarsn uykuyla geçirmemesini, fuzuli bir ile uraarak da olsa seher vaktine uyank girmesini öütlemiti.
Bir gece ders arkadalar oul es-Sübkî'ye, babasnn o ünlü münazaralarndan birisine tank olmak istediklerini söylediler. Babasna bu talebi iletince kabul etti ve kendi aralarnda, kaç kii iseler o kadar vechi bulunan bir mesele tayin edip, her birinin, seçtii vechin delilleri üzerinde çalmasn, hazr olduklarnda kendisine haber vermelerini istedi.
Hazr olduklarnda takrir ettikleri meseleyi kendisine arz ettiler. Her biri ile konunun bir vechi üzerinde münazara etti ve hepsini susturdu. Sonunda "Hepimizin delillerini çürütünüz; peki bu meselede hak olan görü hangisidir?" dediler. Bununu üzerine "Bana göre hak olan u arkadanzn savunduu görütür" diye balayarak oradakilerin savunduu görülerin her birini ayr ayr takviye etti. Bu defa da örenciler, "imdi de bütün görülerin hak olduunu söylediniz; batl olan nedir?" diye sordular. "Hak olan u görütür; dierlerine gelince, u görü u sebeple, bu görü bu sebeple reddedilir" diyerek az önce hakl çkard görüleri bu defa da mahkûm etti. Oul es-Sübkî diyor ki: "Oysa orada bulunanlarn hepsi iyi biliyordu ki, eyh bu mesele üzerinde durmayal yllar olmutu."
Oul es-Sübkî'nin zikrettiine göre bir kere duyduu/dinledii bireyi bir daha unutmayan ve Hadis, Fkh, Tefsir, Kraat, Usul... ilimlerinde döneminin ilim adamlarnca "imam" olarak nitelendirilen baba es-Sübkî hakknda büyük Hadis hafz allame Salâhuddîn Halîl b. Keykeldî el-Alâî öyle der: "nsanlar, "el-Gazzâlî'den sonra Takiyyuddîn es-Sübkî gibi birisi gelmi deildir" diyor. Oysa bana göre onun hakknda böyle söyleyenler ona hakszlk ediyor. Zira benim nazarmda o, Süfyân es-Sevrî gibidir."
Pek çok slam aliminin ezber ve hafza gücü konusunda nakledilen dehetengiz anekdotlar onun hakknda da varittir. Bata Kütüb-i Sitte olmak üzere mehur Hadis musannefatn, yine bata mam e-âfi'î'nin el-Ümm'ü ve el-Müzenî'nin el-Muhtasar' olmak üzere pek çok Fkh kitabn, fukaha akvalini, Arap dili alimlerinin görülerini, iirleri... ezberinde bulunduran birisi olarak birçok eserini sadece hafzasndan yardm alarak yazm olmas artc deildir...
Döneminin ez-Zehebî, el-Mizzî, el-Birzâlî gibi büyük Hadis hafzlar ona talebelik etmi, kendisinden hadis dinlemitir. Kendisine reddiye yazd bn Teymiyye bile onun ilmini ve dirayetini itiraf edenlerdendir.
Aralarnda muhasama meydana gelmi olan kiilerin bile vefat ettiini haber aldnda üzülür, Kur'an okuyarak ruhlarna hediye ederdi.
Haya timsali idi; yannda kimsenin mahcup duruma dümesinden holanmazd. Talebelerinden en küçük bir mesele konusunda bir tesbitte bulunanlara, sanki o meseleyi hiç duymam gibi tepki verir, onlar cesaretlendirir, tevik ederdi. Oul es-Sübkî'nin anattna göre birgün talebelerinden birisi, muahhar bir alimden bir mesele nakleder. Oul es-Sübkî bu meselenin daha önceki bir alimin eserinde de geçtiini, muahhar kaynan zikredilmesinin uygun olmadn söyler. Bunun üzerine baba es-Sübkî oluna, "Bunu nereden biliyorsun, kaynan getir" der. Oul es-Sübkî, bahsettii kaynak eseri getirmek için oradan ayrlr. Döndüünde o talebe gitmitir. Konumaya balamadan baba es-Sübkî öyle der: "Senin zikrettiin mesele, o kitabn u bölümünde geçiyor. Bunu biliyorum. Ancak bir ilim talebesi hocasna enteresan bir mesele kefettiini göstermek isterken sen onu mahcup duruma düürecek bir tavr takndn. Bu uygun bir davran deildir."
Takiyyuddîn es-Sübkî(rh.a.), zikretmeye çaltm meziyetlerde elbette "tek" deil. Tabakat ve Menakp kitaplarnda pek çok alim hakknda buna benzer anekdotlar bulunduu ehlinin malumudur. Bu yazyla sadece bizi günlük hayatn hay-huyundan biraz olsun çekip alacak bir pencere aralamak istedim...
Ebubekir Sifil Hoca
Yazar: Ebubekir Sifil |
22-01-21 |
||
| E mail: facebook | Tweet | ||