
| Kategori : / MÜLÂKÂT | Okunma Says: 821 |

htisas sahas çada Türk düüncesi ve çada slâm düüncesi olan Prof. Dr. smail Kara Hoca’nn bu alanda verdii eserlerin yeri doldurulamaz. Bu sebeple smail Kara kitaplar sözkonusu literatürde örnek alnacak, izinden gidilecek çalmalardr. Ayrca Hocann örnek alnacak hususiyetlerinden biri de çalma disiplini ve gayreti. Kendisi velut bir kalem. Temmuz 2018’de çkan syan Ahlâk Peinde: Nurettin Topçu Albümü’nü henüz hazmetmiken, Kasm aynn ilk haftasnda yeni bir kitab daha selamlad bizleri: Zafer Deil Sefer.
Zafer Deil Sefer, farkl zamanlarda kaleme alnm yazlardan meydana geliyor. çindeki birkaç bala öncesinden aina olunca, kitab ksa sürede okuyup bitirebileceimi düündüm. Ancak tasnif, tadil ve eklemelerle Hoca, omurgalar ayn kalsa da, yazlarn hepsini adeta yeniden kaleme alm.
Kitapta yer alan yazlarn yüzü bir taraftan düünce ve felsefeye bir taraftan da edebiyata dönük. Bu yüzdendir ki yakn tarihimize damgasn vuran düünce hareketleri; günümüzün çeitli siyasi, sosyal ve dini meseleleri; ahslar; kitaplar ve yine önemli simalarn kaleme ald mektuplar üzerine yaplan deerlendirmeleri içeren yazlar, hem tefekkür dünyamz yeni bilgilerle sarsyor hem de damamzda edebi anlamda leziz bir tat brakyor. Ayn anda biçim, dil ve konu üzerine dikkat kesilmeniz gerekebiliyor. Yol açc metinler çünkü.
Okurken bende zaman zaman derinlikli bir hatrat etkisi de yapan Zafer Deil Sefer kitab üzerine smail Kara Hocamzla oldukça ufuk açc bir sohbet gerçekletirdik.
***
Hocam kitap hayrl olsun. Sohbetimize kitabnzn adyla balamak isterim müsaadenizle. Neden “Zafer Deil Sefer”?
Hiç üphesiz öncelikle bir tercih var burada. Sonra neyin peinde olmaya, neyin izini sürmeye dair bir ima, bir vurgu belki. Yaadmz dünya hemen ve bugün, burada netice vermeyen varlklara, düüncelere ve eylemlere açk saylmaz, onlara prim veren bir dünya deil. Onun için zafere, hemen ele geçirmeye odakldr, sefere ise kapal veya mesafelidir. Sefer varsa o da zafere odakldr diyebiliriz. Biliyoruz ki tek bana zafer galibiyetle, üstün gelmekle, tahakkümle hatta hakszken hakl çkmakla çabuk buluur. Büyük müstebitlerin ve tiranlarn seferi unutan zafer sarholar arasndan çkt rahatlkla söylenebilir.
Elbette bu kadar deil. lmî ve fikrî bir çaba aralarda zaferlerle taçlansa bile sefer ahlâkldr, öyle olmaldr. Etkilerini zaman içinde gösterecek veya her zaman için bir anlam, belki farkl bir yorumu olacaktr. “lmin pratik bir amac yoktur” cümlesini de bu istikamette anlamak mümkün. Sanat da öyledir herhalde. Seferden vazgeçen her ey tekrara ve gerilemeye, tükenmeye mahkumdur. Belki de bu yüzden ülkemizde akademisyenler yükseldikçe müstebitleiyor, tembelleiyor, fikir ve sanat adamlar çabuk ahkâm kesmeye balyor yahut davay satyor. Hâlbuki ilim ve fikir yolu talebe olmaktan vaz geçmemeyi, yeni bilgiye, yeni yoruma ve bir yukarya açk olmay ister. Ayrca zafer var zafer var. Yolda olan biri için ulalan her merhale, her zafer o andan itibaren almas gereken, artk geride kalan bir eydir. Sûfilerin bir sözü var; hasenâtu’l-ebrâr seyyiâtu’l-mukarrebîn diye. Yani ebrar mertebesinde olanlar için en iyi duruma, en büyük sevaba iaret eden bir hal mukarreb mertebesinde olan için aada, günah mesabesindedir. Bunu anlamaya çalmak lazm. Dilimizde “oldum delisi” diye bir deyim var. Olanla yetinen, oldum diyen, konformizme yatan hiçbir ey olmad için deliye çkacaktr.
Ahlâk ve tasavvufta sonsuzlua, kemâle doru daimi yolculuk esastr. Mutlak zaferi olmayan bir sefer yani.
Deneme türüne girebilecek metinler yazmay önemsediiniz anlalyor yazlarnzdan. Bir aratrmac için bu normal ve tasvip edilecek yahut tavsiye edilecek bir ey midir?
Deneme yazarl üst bir yazarlk seviyesidir, Türkçede Ahmet Haim, Yahya Kemal, Abdülhak inasi, Tanpnar gibi büyük üstadlar var. Bunlarn yannda benimki olsa olsa deneme yazarl denemesi olabilir. Onu yapmaya çaltm söyleyebilirim; severek, emek vererek.
öyle düünüyorum, yazma ile uraan bir insan ayn meseleyi farkl yazm tarzlaryla yazabilmelidir. Baka bir ekilde söylersem farkl yazma tarzlarna aina olan bir insan diyelim ki akademik metinlerini kuru ve souk metinler olmaktan çkararak daha vasfl bir ekilde yazabilir. Ülkemizdeki eitim kademeleri maalesef bu farkl yazma alkanlklarn öreten, tevik eden, besleyen bir karakterde deil. Doru dürüst Türkçe eitimi bile veremiyoruz, nerede kald farkl yazma alkanlklar... Tez yazma aamasna gelene kadar dorudürüst hiçbir metin yazmam oluyor talebelerimizin çou.
Onun için yeni yetien akademisyenlerimizin önemli bir ksm hocas veya arkadalar için yahut annesi babas için dili ve üslubu itibariyle iyi, vasfl bir portre veya vefeyat yazs yazamyor, hatrat yahut seyahat metni kaleme alamyor. Bana sorarsanz ders kitaplarmzn kaliteli olmaynn sebeplerinden biri de budur.
Bu problemi yaynclkla uramam sayesinde erken farkettim. Koca kitaplar yazan hocalarn iyi arka kapak yazs yazamadklarn gördüm. Edebiyat Fakültesi hocalarndan birinin iki paragraflk arka kapak yazs için yarm paket sigara, birkaç bardak çay, birden çok müsvedde kâd tükettiini gördüümde çok armtm.
lmî ve fikrî bir çaba aralarda zaferlerle taçlansa bile sefer ahlâkldr
Zafer Deil Sefer’e dönersek, kitap daha önce farkl mecralarda yaynlanan yazlardan meydana geliyor. Kitaba girecek yazlar seçerken tercihlerinizi belirleyen saikler nelerdi? Ve bunlar nasl tasnif ettiniz?
Sk tekrarladm bir ey; kitaplarn da bir kaderi var. Deneme, portre, günlük ve hatrat türü metinler yazmay çok önemseyip sevmeme ramen aratrma türü çalmalarm bunlara istediim kadar vakit ayrmama el vermiyor. Fakat yazdm bu tür yazlarn giderek kitap olacak ekilde akmasn bir ekilde gözetiyorum. Böyle düünmek kitaplamadan çok önce kitap fikrinin domasyla ve büyümeye balamasyla neticeleniyor. Dolaysyla yazlarn kitaplamas aamasnda kurgu açsndan pek zorluk çekmediimi söyleyebilirim, kitap için emek verdiim ey yazlarn yeniden gözden geçirilmesi, zaman içinde kenarlarna köelerine yazdm, eklediim yeni bilgi ve notlarn girilmesi, dil ve üslubunun iyiletirilmesi, olabildiince bölümlerin ve kitabn bütünlüünün salanmas gibi içiliklerdir.
Uzun portre denemelerinden oluan Sözü Dilde Hayali Gözde’yi de sayarsak bu beinci deneme kitabm. Hemen hepsi böyle vücut buldu.
“Kahraman Kitap” baln tayan yaznzdan Fuad Köprülü’nün örencilik yllarnzda sizde derin izler brakt anlalyor. “Kahraman” olarak nitelendirilen kitap da Köprülü’nün Türk Edebiyatnda lk Mutasavvflar’. Kitaba böyle bir paye biçilmesinin sebeb-i hikmeti nedir?
Köprülü’nün ahsndan çok eserlerinden etkilendim. O büyük kitabn benim payeme ihtiyac yok. Fakat yaznn telif hikâyesinde biri bana, biri darya ait iki sebep var. NTV Yaynlar’ndan çkan Sizin Kahramannz Kim? balkl bir kitap var. 40 yazardan kahraman kiisini yazmasn istemilerdi. Benden de istediler. Benim kahraman kiim bir tane deil ama size bir kahraman kitap yazs yazabilirim dedim. Bir müddet tereddütten sonra kabul ettiler, ben de yazdm. D hikâyesi bu. ç hikâyesi ise daha içli ve içten. Yazda onu anlatyorum. Ümitsiz bir gün, park gibi bir yer, buruuk bir gazete... Yani namüsait artlar. Fakat kahraman kitap tesadüfü oradan çkp yükseliyor.
Deneme yazlarnzda ahsi hatralarnzla Türkiye’nin meselelerini güzel ilikilendiriyorsunuz. “Harf, Nokta ve Keideye Dair Hususi Birkaç Söz” yaznzda örencilik yllarnzda geleneksel sanatlara ve özel olarak da hat ve musikiye ilgi duyduunuzu ifade ediyorsunuz. Fakat...
Aramakla Bulunmaz’la bu kitabn ilk bölümleri ahsi tecrübelerle, hayatn tesadüfleri ile hissiyatn, araylarn içiçe olduu denemelerdir. Meselâ yamur duasn veya Kadir gecesi gök kapsnn açln anlatyorum. Sefer metinleri yani. Onun için de bu bölümler “Bir zin Peinde” ve “Birkaç Adm” balklarn tayorlar. Benim hâlâ takip ettiim veya beni takip eden izleri okuyucuya açyorum.
Bahsettiiniz yaz da öyle. Orada yaadklarm kadar, belki onlardan daha fazla eitim sistemimizle, mam Hatip Okullarndaki eitimle ilgili iç tenkitler de var. Birçok eyimi borçlu olduum stanbul mam Hatip Okulu’ndan 1973’te mezun oldum. mam Hatip Okullarnn en iyisi o okuldu o zaman. Ama Yavuz Selim Camisi ve külliyesi, Fatih Camisi ve külliyesi, Mihrimah Sultan Camisi ve külliyesi okulumuza yürüme mesafesinde olmasna ramen hiçbir hocamz bizi buralara götürüp ne olduunu anlatmad. Sonradan farkettim ki ilgi alanlar dahilinde deildi ve derin bilgileri de yoktu. Burnumuzun dibindeki devasa dinî âbidelerden, sanat eserlerinden, felsefî ve estetik çözümlerden haberdarlmz hissi seviyeden düzenli bilgi ve anlama seviyesine çkmamt fakat Türkiye’yi, dini ve dünyay kurtaracaktk. Hangi bilgi ve farkndalk düzeyiyle?
Bu okullarn programna sanat tarihi ve müzik dersleri doru ve yerinde bir kararla konmutu. Fakat resim dersiyle birlikte en bo geçen dersler bunlard. Korkarm hâlâ bunlardr. O yazda bunlar sorguluyor ve eksik gedik de olsa bu sahalarla ilgilerimi dardan nasl gelitirdiimi bir hattat vesile ederek anlatyorum. Yine de hat ve dinî musiki sahalarnn canlanmasnda mam Hatip Okullarnn katksnn önemli olduunu ilave etmemiz lazm.
mam Hatip Okulu ve lahiyat talebeleri, Diyanet mensuplar yanbalarnda olan bu büyük yap manzumeleriyle, farkl cami ve külliye tarzlaryla, iç ve d hususiyetleriyle, sanat ve estetik yönleriyle bir miktar ciddiyetle ilgilenseydiler herhalde Türkiye’deki camilerin manzaras bugünkü gibi olmazd.
Ahlâk ve tasavvufta sonsuzlua, kemâle doru daimi yolculuk esastr
Haddime deil elbette ama kitapta en çok beendiim yaz balklarndan biri “Bilmem, Nasl Vasfeylesem Seni” oldu. Sizin sorunuzu yöneltmek isterim size: Kendisine âk olmakla malûl insanolu niçin bakasnn hal tercümelerini yazmak konusunda bu kadar göz nuru döküp dirsek çürütsün?
Evet, üzerinde düündüüm ve izini sürdüüm bir sorudur bu. Bunun kadar ilgilendiim bir dier soru büyük ve çeitli bir biyografi geleneine hatta geleneklerine sahip olmamza ramen bugün Türkiye’de niçin biyografi ve monografi yazarl canl ve iyi bir seviyede deil?
Sorunuza dönersek, cevaplarmdan biri u: nsan bakalarn anlatarak, bakalar üzerinden kendisini anlatmak istemektedir. Bunun da binbir türlü yolu var. Tanpnar büyük biyograflarmzdan bnülemin için böyle bir tesbit yapyor biliyorsunuz. Bir husus daha var; bir kiinin peygamberini, sahabileri, hocasn, eyhini, kahramann anlatmas sadece kendisini anlatma dürtüsü üzerinden açklanamaz herhalde, burada kendisinin üstünde olan ve kendisinin de dahil olduu veya olmak istedii bir üst dünyann öncülerini anlatma vazifesi ve ak da devrededir.
Geçen haftalarda Yargtay’n “Andmz” konusundaki giriimi sebebiyle Türkiye’de yine millet, milliyet, rk ve ümmet konular üzerine yaplan tartmalar alevlendi. Kitaptaki “Kimin milletindesin?” yaznz stiklal Mar merkezli olarak aslnda bu meselelerin arkaplann ele alyor. Bugün nerede duruyoruz?
Dorusunu söylemem gerekirse ne andmz kaldrld zaman sevindim ne de imdi iade edilme teebbüslerine üzüldüm. Bana göre esas mesele bu kötü yazlm metin üzerinden Türk eitim sisteminin gerçek ve büyük meselelerini örtmek. Böyle medyatik ve vakit kaybettirici ilerle oyalandmz için doru dürüst Türkçe bile öretemeyen bir eitim sisteminin köklü problemlerini konumaya gelemiyoruz.
Millet, milliyet meselelerine gelirsek, burada daha ciddi ve hayati ilerimiz var. “Kimin milletindensin?” yazsnda yllardr çaltm bir konu olmas dolaysyla bunlarn bir ksmna temas ediyorum. Her eyden önce bu konuda da büyük bir kavram kargaasnn içinde olduumuzu söylemeliyiz. En basitinden milletle ulus arasnda ne fark var, bunu bilmiyoruz. Milliyetçiler kim, ulusçular kim? Bunlardan baka bir de Türkçüler, rkçlar m var? Bir müzakere yürütmek için belli deil.
Aktüel siyasi ve ideolojik tartmalar bir taraftan devam ededursun, ilim ve fikir adamlarnn kademe ve kronoloji gözeterek bu kavramlarn hiç deilse yakn tarihimizdeki hikâyesini, tarif ve anlamlarndaki genileme ve daralmalar, hiyerari bozulmalarn, bunlarn yakn ve uzak sebeplerini ortaya koymalar lazm. Bu onlarn vazifesidir. stiklal Mar’ndaki temel kavramlar bugünkü sarahattan yoksun kelimelerle konuup tartrsak acaba stiklal Mar’n konumu olur muyuz?
Eitim ve kültür dünyamzdan hazin bir manzara: Kütüphaneler
“Kütüphane Fikri Olmayan Bir lim ve Düünce, Bir Eitim Dünyas Olur mu?” yazs eitim ve kültür dünyamzn ackl ve ürpertici ahvalinin özeti gibi. Bu meselelerde niçin mesafe kat edemiyor ve hep bolua düüyoruz?
Evet, bir eitim sistemi veya bir kültür programlamas düünün ki kütüphane meselesi olmasn. Kütüphanelerimizin durumu içler acs. Yeteri kadar korunakl ve güvenilir deil, hizmetleri snrl ve yetersiz, yeni kitap takibi ve alm düzenli deil, eitim-öretim mekanizmalarmz insanlarmz okumaya, kütüphanelere sevketmiyor. Çou üniversitenin kütüphane denmeye layk bir birimi bile yok. Talebeler de okumaktan ziyade ders çalmak için kütüphanelere geliyorlar. Bütün bunlarla irtibatl olarak kütüphanelerimizdeki mevcut kitaplar ve ariv malzemesi de iyi korunmuyor. Alnyor, çalnyor, atlyor, satlyor. Maalesef böyle.
lahiyat Fakülteleri üzerine kaleme aldnz yazlardan birinde “lahiyat Fakülteleri dinî kurumlar mdr, laik kurumlar m” sorusunu yöneltiyorsunuz ve yaznn devamnda Cumhuriyet ideolojisinin din politikalarn lahiyatlar ve mam-Hatip Okullar araclyla tashih ve tadil ettiini söylüyorsunuz. Bu konuyu biraz açabilir misiniz?
Bu yazlarda din eitimi ve lahiyat Fakülteleri üzerinden ele almaya çaltm meseleler teferruatla, uygulama ile alakal problemler deil. Din eitiminin ve yüksek din eitimimin ilkeler, kurucu fikirler ve ana çat etrafnda müzakere edilmesi gereken o kadar problemi varken ikide bir “lahiyatlarda Felsefe dersi okutulsun mu?” sorusuyla karlamak ve bu tür dersleri budayarak bir eyler yapacan sanmak gerçekten ümit krc ve kaba bir ey.
lkeler ve kurucu fikirler tekrar konuulabilirse lahiyatlarda da arlklar farkl olan fakülteler ve birimler teekkül edebilir. Saysna bereket lahiyatlar 100 rakamna yaklayor. Bazlar slâmî ilimlere daha fazla arlk veren, bir ksm din bilimlerine, bu arada felsefeye daha ziyade yönelen, bir ksm gelenekçi, bazlar modernist, bir ikisi de her ikisini meczetmeye çalan karakterde olabilir. Bugünkü dünyada tektipçi ve dayatmac olmamak artyla bu temayüllerin önünü kapatmak deil açmak lazm. Onun için “Türkiye’de din eitimi var m?”, “lahiyatlar laik kurumlar m dini kurumlar m?” sorularn sorarak ciddi bir müzakere ile yeniden balayalm diyorum. Hem de çuvaldz kendimize batrarak, meseleleri bizim dmzdan kaynaklanan meseleler olarak görmeden...
Kitabnzn bir bölümünde, sizin deerlendirmelerinizle mektuplara yer veriliyor. Her mektup siyasetten felsefeye, dine mühim bir meseleyi gündeme tayor. emseddin Sami, Mustafa Sabri Efendi, Hüseyin Kâzm Kadri, Hilmi Ziya Ülken, Nurettin Topçu’nun yazd mektuplar… Ancak eyhülislam Mustafa Sabri Efendi’nin 1924 ylnda Rza Tevfik’e yazd uzun iki mektup üzerinde özellikle durmak isterim. Sabri Efendi’nin erif Hüseyin’e snmasn nasl yorumlamak gerekir?
Mustafa Sabri Efendi’nin uzun mektubu Osmanl’dan Cumhuriyet’e geçerken olup bitenlere dair gerçekten kymetli bir metin. Sabri Efendi’nin sizin bahsettiiniz ilikilere kadar uzanan çizgisi ihtirasl ve baarsz bir siyasi hayattan sonra Sultan Vahdettin’le birlikte ngiliz gemisine binerek stanbul’u terketmesiyle, payitahttan kaçmasyla balyor. Ben buna ikisi için de ngilizlerden ngilizlere kaçmak ve snmak diyorum. Ondan sonras epeyice bir müddet kendi ellerinde deil gibi. Osmanllara yani kendilerine isyan etmi bir kii olarak erif Hüseyin’in yanna bile isteye bir ekilde gittiklerini zannetmiyorum ama neticede gidiyorlar. Hiç ho bir tablo deil bu. Sabri Efendi’nin de mektubunda anlatt üzere ksa zamanda bu hapsedildikleri daireden kurtulmak istiyorlar. Ama nasl? Denize düen ylana sarlr diye bir atasözümüz var.
“Kabahat slâm’da deil, Müslümanlarda”
Hüseyin Kâzm Kadri’nin mektubundaki görüleri deerlendirirken, onun da skça kullanld “Kabahat slâm’da deil, Müslümanlarda” slogannn slam ile Müslümanlk, slâm ile Müslümanlarn tarihi tecrübeleri arasnda kategorik bir ayrma yol verdiine dikkat çekiyorsunuz. Bunu biraz açar msnz? Zira bu slogan bugün pek çok kii için “Müslümanlarn yapt hatalarn slâm’a yüklenmemesi gerektii” gibi bir mesaja karlk gelmekte...
Dtan baknca bu söz doru gibi gözüküyor. Halbuki çok problemli bir ifade. öyle: Batllar, Oryantalistler kabahat slamda, aslnda dinde diyorlar. Bir baka ifadesi slam terakkiye manidir. Bu modern Bat düüncesi, aydnlanma felsefesi ve modern bilimle de uyumlu bir cümle.
Müslüman aydnlar, bu büyük saldry göüslemek için slamla Müslümanl birdierinden ayrp Müslümanl feda ederek slam kurtarma istikametinde bir yol tutturuyor, bir siyaset takip ediyorlar. Kaynaklara dönü hareketi, Gerçek slam-Tarihi slam ayrmlar da bununla alakal. Meselenin, slogann çk kayna burasdr. Bu tarihi süreci ve balam hesaba katmadmz zaman “kabahat Müslümanlarda” diyebilirsiniz ama esas balam da atlam olursunuz.
slamla Müslümanl, slamla slam tarihini kategorik olarak birbirinden ayrdnz zaman, asr- saadeti, ilk yarm asr istisna ederek slam yaanmam yahut eksik ve yanl anlalp öyle yaanm tarihd, "ideal" bir din haline getirmi olursunuz. buraya intikal ettiinde mesele zorlayor. Bu yaygn düüncenin en büyük problemi asr- saadet hariç slam tarihini tasfiye etmesi, o uzun tecrübenin büyük deerini görünmez ve önemsiz hale getirmesidir. Bu yeni ve hayli skntl bir tarih ve slam tarihi yorumudur ve Yeni Selefi hareket bunu kolaylkla yapmaktadr. Bize kolaylkla kabul ettirmesi de cabas.
Hayli zamandr bu meseleye, bu naif kabule dikkat çekiyorum ama yeteri kadar anlatabilmi saylmam. ki yazma kitabn nerettiim ama dinî görülerinde tam bir Yeni Selefi olan Hüseyin Kâzm’a, daha dorusu onun da paylat daha genel bir kabule itirazlarm bu noktadadr.
Eserlerinizden öyle anlalyor ki görsel malzemeye de büyük bir meraknz var ve yazlarnzda bunlar dikkatle kullanyorsunuz. Görsel malzeme neden bu kadar önemli sizin için?
Görsel malzemeye olan ilgilerimin sebebi tek deil. Ayrca her metin ve kitap için görsel kullanmak diye bir araym ve tercihim de yok. Fakat vasfl bir görsel malzemenin, diyelim ki bir fotorafn, bir karikatürün, imzal bir kitabn bazan bir metinden daha iyi bir ifade ve anlatm vastas olduunu söyleyebiliriz. Ayrca bir fikri kuvvetlendirmek, bir gerçei farkettirmek için de görsele ba vurabiliriz. Göz hafzas diye bir ey var ve hissiyat da içinde barndrr. Bunlar metin arlkl görsel kullanmyla alakal. Bir de görsel arlkl metinler, eserler var. Bunlarda metin ve altyazlar ikinci derecede bir önemi haizdir, aslolan görseldir. Ben iki türde de çalmalar yapyorum. Bu sene yaynlanan Nurettin Topçu Albümü belki görselle metnin dengede gittii bir çalma saylr.
Türkiye’nin ilk “star din adam”
Yaar Nuri Öztürk Hocann ardndan kaleme aldnz yazda ülkemizin hem siyaseten hem de kültürel olarak bölünmülük içinde olduuna dikkat çekerek bunu “toplumsal izofreni” olarak tanmlyorsunuz. Ve dini tartma biçimlerinin bu yar daha da derinletirdiini vurguluyorsunuz. Nasl, diye sormak istiyorum?
Dinin, dini meselelerin görsel medyada yer al biçimi, anlatm ve bunun problemleri üzerinde durmak sözkonusu olduunda merhum Yaar Nuri Hoca bir tipin, bir tarzn en iyi temsilcisi kabul edilebilir. Özelliklerine bakalm; Trabzon Sürmeneli, kendi ifadesiyle “canavarlar diyar”ndan, iddial bir corafyadan geliyor. Bir aamaya geldikten sonra bu yer kendisini tayamayacak ve Badat üzerinden yeni bir ecere edinmeye çalacak. Çocuk yata hafz oluyor, ardndan medrese eitimi alyor. Sonra mam Hatip Okulu, sonra Yüksek slâm Enstitüsü ve Hukuk Fakültesi. Doktora tezinde tasavvuf sahasnda, bir eyhi, Kuadal brahim Efendi’yi çalyor. Bu sralarda bir tarikata intisap ediyor ve Ramazanlarda o çevrenin hatimlerini okuyor. Belli bir aamaya geldikten sonra kendisini tasavvuf mütehasss deil slâm Felsefesi uzman olarak tavsif etmeyi tercih edecek. Bandan itibaren iddial, gayretli, çalp örenen, basnda, piyasada görünmek, bilinmek isteyen bir yaps var. lgi gören yazlar ve kitaplar yazyor. Tercüman gazetesiyle yazl medyada yer almaya balyor sonra Hürriyet gazetesine yükseliyor.
Bunlar oluyor fakat Yaar Nuri Öztürk tipolojisini ortaya çkaran 28 ubat artlar ve televizyondur. buralara intikal ettiinde bugünkülerin de mübeiri olan bir “star din adam” görmeye balyoruz. Modern bir din anlay savunan, Yeni Selefilie, Kur’an slâmna yaklam, Cumhuriyet ideolojisinin din anlayn hatta laiklii benimseyen, Türkçe ibadeti savunan, Ebu Hanife ile Atatürk’ü yanyana getiren, baörtüsünü dini bir emir olarak görmeyen, içinden geldii cemaatn, baörtülülerin, Kur’an Kursu ve mam Hatip Okulu çevrelerinin maduriyetlerine, din eitiminin tarumar edilmesine aldrmayan bir hoca.
Dinin anlatm biçimi ve “Çplak Uyarc” da var…
Esas mesele o. Televizyon için konunun din veya moda yahut ozon tabakasnn delinmesi olmas önemli deil. Önemli olan reyting alp almamas, izleyicilerini elendirip elendirmemesi. Hocalar ise bunu din meselesi gibi anlyor ve kendi din anlaylarn, kendince gerçek slâm anlatabilecekleri uygun bir ortam, cemaat bol bir vaaz kürsüsü olarak düünüyorlar. Bir de izleyiciler var, müteriler. Burada bir alg bölünmesi, nerede konutuunu tam bilmeme meselesi var. Daha da önemlisi en ciddi din meselelerinin hiçbir kural tanmayan, sradan bir üslupla tanmsz, meçhul büyük bir kalabaln karsnda konuulup tartlmas. Meydan okumalar, ahkâm kesmeler, birbirine tamamen zt açklamalar. Bu medyatik hoca tipinin ortaya çkmasnda, peisra benzer veya kar aktörlerin teekkülünde de Yaar Nuri’nin pay büyük. Dünyada da benzer örnekleri var, ayn zamanda dine olan ilgiyi artryor diyeceksiniz. Deyin, doru taraflar da var söylediklerinizin, ben ahlâk bata olmak üzere dini alan zaafa uratan yönlerine temas ediyorum.
Kitaptaki yazlarda -daha önce yaynlanm olsa da- yaptnz ciddi ekleme ve düzenlemelerde ayn zamanda bir hatrat tad var. Tabiri caizse yazlarn içinde yazlarn tarihi de yer alyor. Baz ksmlara yaptnz eklemelerden bir günlüünüz veya hatratnz olduunu da öreniyoruz. lerde onu da okuma ihtimalimiz ve imkânmz olacak m? Ya da üzerinde çaltnz yeni bir proje var m?
Günlük tutmak benim için zaman önemsemek ve kendimi muhasebe etmek demek esas itibariyle. Bu yüzden önemsediim bir i olmakla beraber istediim evsafta günlük tutmak için vaktim hiç müsait olmad. Onun için olabildiince ve düzensiz olarak tutuyorum diyebilirim. Hatrat metinleri de öyle. Uzun portre yazlarna biraz daha vakit ayrdm söyleyebilirim. Sözü Dilde Hayali Gözde bunun örneklerinden biri. Bir kitap hacminde daha portre yazs birikti ama iki kapak arasna girebilmek için bir-iki aylk bo bir zamana ihtiyaçlar var. Ne zaman bulacaklar bilmiyorum.
Her sene bir aratrma kitab, bir tane de deneme veya hatrat türüne girebilecek bir kitap yaynlamay düünüyor ve planlyorum. Her birinin yllardr devam eden dosyalar var, kiminin yars veya daha fazlas, kiminin üçte biri yazlm. Bu sene aratrma kitab olarak slâmclarn Siyasi Görüleri’nin ikinci cildini bitirmeyi planlyordum ama olmad, araya Nurettin Topçu Albümü kitab ve birkaç makale girdi. Zafer Deil Sefer de aratrma kitabn bitirememenin mazeretlerinden saylr.
Günlüklerin toplu yaynn salmda yapabilir miyim bilmiyorum. O gündemimde deil. Fakat Dergâh dergisinin talepleri istikametinde yaynladm tadmlk günlük parçalar oluyor.
Hocam lütfedip bize zaman ayrdnz için müteekkiriz.
Röportaj: Munise imek
Yazar: Munise Þimþekin mülâkâtý |
28-02-21 |
||
| E mail: dunyabizim.com | Tweet | ||