
| Kategori : / PORTRELER | Okunma Says: 885 |
stanbul’da, Sahaflarda, muhtemelen 1980 öncesi günlerde, küçük bir kitap dikkatimi çekmiti: “Divan Edebiyat Antolojisi 13 ve 14. Asr”. Köprülüzade Mehmed Fuad’n hazrlad bu güldeste 1931 ylnda yaynlanmt. Harf inklâbndan birkaç yl sonra, dil devriminden birkaç yl önce…
Kütüphanem için aldm 64 sayfalk kitapçk, 11 cüzden oluan antolojinin ilk bölümü idi. Köprülüzade “Balarken”de kitabn lise örencileri için hazrlandn belirtiyordu. (imdi üniversite örencilerine bile ar gelebilir!)
Sunutaki ifade ile “13 ve 14. asrlarda Anadolu’da Türk airleri” kimlerdi? Tahminlerimi alt üst eden bir balangçla karlamtm. Kitapta iirlerine yer verilen ilk air Mevlâna idi!
Farsçann dört büyük airinden biri saylan Mevlâna Celâleddin Anadolu’da türkçe iirin de balangcnda yer alyordu. 24 msra, bir ksm mülemma denilen kark dilli, bir ksm tamamen türkçe, “Bu ayrlk oduna nice cierim yâne” gibi…
Kitabn tek artc yönü bu deildi. Bu “divan iiri antolojisi”nde Yûnus Emre’ye de yer verilmiti. Halbuki Yûnus Emre sonraki yllarda srarla divan iirinden ayrlm ve “halk airi”, hatta bazlarnca “ozan” saylmt. Divan airleri türkçeye ihanet ederken, “halk airleri” Osmanl asrlarnda türkçeyi yüceltmiti!

Neden böyle olmutu? Medrese, saray bir tarafta, halk bir tarafta idi. Divan airleri medreseli idi, halktan kopuktu, saray bunlar besliyordu. Türkçeye ihanet edenler cephesinde Bâkî, Fuzulî, Nabî, Nef’i, Neatî, Nedim, Galib… gibi türkçenin en büyük airlerinin bulunmas bir türlü izah edilemiyordu.
deolojik körlük uzun süre devam etti. Bu arada Cemal Kurnaz ve Mustafa Tatç “Ümmi Divan airleri” adl bir kitap yaynlad (2001). Yani, okur yazarl olmayanlar dahi divan iiri kapsamnda iirler yazmlar, divanlar tertiplemilerdi. Köprülü’nün bu antolojisi ancak 75 yl sonra yeniden yaynlanabildi…
Zihinlerimiz 1920’lerin, 1930’larn ayarlarn hâlâ tam yakalam deil. Çünkü resmî tedrisatta divan iiri ile ilgili karalamalar günümüze kadar sürdü. Bu karalama kampanyasna daha sonra Köprülü’nün de katldna hatrlatalm.
Bu topraklarda yedi buçuk asrlk yazl edebiyat
Anadolu’daki varlmz, eer Malazgirt zaferini esas alrsak, dokuz buçuk asrlk. Mevlâna’y balangç tutarsak, bu topraklarda yedi buçuk asrlk yazl bir edebiyatmz var. Aradaki 200 yl nasl izah edeceiz? Elbette bu ara dönemde Battalname ve Danimendname gibi sözlü kültürün mahsülü destanî eserler var, fakat onlar da 13. Yüzylda yazya geçirilmi.
Türkistan’dan, Horasan’dan on yllardr gelen göç dalgalar Malazgirt zaferinden sonra yatan bulmutur. Ksa sürede Diyar- Rum’un bat ucunda görünen Selçuklular stanbul’un burnunun dibindeki znik’i bakent yapmtr.
Akabinde haçl seferleri balam Kudüs Anadolu’dan savunulmu, cedlerimiz bu topraklar ehid kan dökerek sahiplenmitir. Bizans’n Anadolu’ya son hamlesi Miryokefelon’da 1176’da söndürüldükten sonra Anadolu Selçuklu Devleti Alaeddin Keykubad’a kadar büyük bir gelime göstermitir. te bu dönem büyük umran eserlerinin yükseldii dönemdir. ktisadî gelime, ehir hayatnn canlanmas, ilim ve kültür merkezlerinin teekkülü bu topraklar üzerinde güçlü bir edebî hayatn da zemini olmutur.
Hiç üphe yok ki Anadolu’daki edebiyatmzn kaynak metni Mesnevî’dir, kurucu ahsiyeti Mevlâna Celaleddin’dir.
Mevlâna farsça yazmtr ama türkçeden de uzak duramamtr. Olu Sultan Veled ise, eserlerini esas olarak türkçe yazmtr. Bir nesilde ortaya çkan bu gelimeyi nasl anlamalyz? Mool istilas Anadolu Selçuklu merkezini zayflatt, bu ykla kadar gitti. Bu ykl döneminde bir taraftan beylikler ortaya çkt, dier taraftan türkçe edebiyat geliti.
Konya merkezinde farsçann saltanat sönerken çevrede türkçenin yükseliini nasl izah etmeliyiz? Eer tasavvuf ve onun muhtevasnda gelien iirimiz, edebiyatmz olmasa idi, 13. Yüzyldaki Mool istilas sonras belimizi dorultamazdk.
Ouz türkçesi veya “bat türkçesi” yazl edebiyatnn balangc Anadolu’dadr, hem de Anadolu’nun merkezinde, Sakarya-Kzlrmak arasndadr! Ve bu büyük balangçta Yunus Emre müstesna bir yere sahiptir.
Bazlarn rahatsz etse de unu söylemeliyiz: Yazl edebiyatmzn balangcnda tasavvuf etkilidir, iirimiz tekke-dergâh kaynakldr. Kitlelere türkçe iirle ulalmak istenmitir, bu yüzden bat türkçesi balangçta güçlü bir dinî muhtevaya sahiptir. Daha sonra dinî iirler yazmayan divan airleri dahi tasavvufî muhtevay, mazmunlar, remizleri kullanarak iirlerini ortaya koymulardr.
Anadolu’nun edebî fethinde bir yüzyl içinde Yunus Emre ile birlikte Sultan Veled, Ahmet Fakih ve Gülehri’nin isimlerini zikredebiliriz. Bu isimlere ilave edilmesi gereken bir ahsiyet de Âk Paa’dr. Onun Garipname’si Anadolu’da ilk hacimli metindir. Bu itibarla Yûnus Emre’yi tanmak, 7 asrlk edebiyatmz örenmenin balangç noktasdr.
Bir yeniden dou: Yûnus Emre
13. asrn sonu ile 14. Asrn banda yaam, halkn günlük hayatndan, tekkelere, büyük bestekârlarn eserlerine kadar nüfuz etmi Yunus Emre, 20. yüzyln banda Fuat Köprülü’nün 1913’te Türk Yurdu’nda yaynlanan iki yazs ile edebiyatçlarmzn ilgi alanna girmeye balar. Onun tasavvufî lirizmi, yaln dili, dönemin edebiyatçlarn sarsar. air, feylesof Rza Tevfik, o zamann artlarnda heyecanlanr, kalkar Bursa’ya gider, “Âk Yunus” kabri olarak bilinen mezar ziyaret eder (1914). Heyecann Yunus tarz iir yazarak (Yunus Emre’ye armaan) kalclatrmak ister. Yakub Kadri’nin mistik temayüller tayan yazs, sonraki yllarda ayn vadide Necip Fazl’n iiri Yunus ilgisini güçlendirir. Sorbon’da fesefe tahsil eden Burhan Toprak, 1930’larn banda Alp dalarnda bir sanatoryumda tedavi görürken Fransz filozofu Paskal’ okur ve Yûnus Emre ile benzerlikleri dikkatini çeker. Yûnus Emre’yi yazlaryla ve seçilmi iirlerinden oluturduu kitabyla tantr. Nûreddin Topçu, Fransa’da doktora tezinde Hallaç’la birlikte Yunus Emre’den hareketle fikirlerini ortaya koyar. Mehmet Kaplan’n Yûnus Emre ilgisinin hocas olan Fuat Köprülü’den ziyade bilhassa Nureddin Topçu’nun Yunus Emre yorumundan kaynaklandn söylemek mümkündür.

Mehmet Kaplan Nureddin Topçu’nun vefatndan sonra yaynlanan “Çada bir mistik: Nureddin Topçu” yazsnda bu hususu tereddüte mahal vermeyecek ekilde ortaya koyar:
“Nureddin Topçu bin bir ahlâk buhranyla kvranan Cumhuriyet devri Türkiye’sinin kalbi ve ruhu idi. Ben onda Yunus Emre’nin çan felsefesi ile yorulmu büyük bir temsilcisini buldum. Hiç üphe etmiyorum ki, öbür dünyada yöneldii yer Mevlâna ve Yunus Emre’nin yandr.” (Fikir ve San’atta Hareket, Ocak-ubat-Mart 1976, say: 112)
Mehmed Âkif ve Yûnus Emre
Yakn dostu Eref Edib, Yunus Emre ilahilerinin Mehmed Âkif’i vecd içinde braktn yazyor. Edebiyatçlarmzn Yunus Emre’yi kefi, 20. yüzyldadr. iirleri külliyat olarak 1930’larda yaynlanmtr. Halk ise, yüzyllar boyunca Yûnus Emre ile iç içe yaamtr. Dillerden dümeyen ilahileri elbette, tekkelerin vazgeçilmezi idi. Mehmed Âkif’in de Yunus Emre’yi tekkelerde dinlediini düünebiliriz. Çünkü bugünkü gibi, radyolar, televizyonlar, plaklar, kasetler, CD’ler... yoktu. Öyle istediiniz zaman müzik dinleyemezdiniz. Müzik için vesile, düünler bayramlar dnda, hususi meclislerde olabilirdi.
Tekkeler mûskînin yaad ve yaatld kurumlard. Hatta Mevlevî tekkeleri bir nevi konservatuvar gibi çalrd.
Eref Edib, Âkif’in sevdii üç Yunus ilahisinden söz ediyor. lki,
Severim ben seni candan içeri
Yolum vardr bu erkândan içeri
kincisi,
Bu akl ü fikr ile Mevlâ bulunmaz
Bu ne yaradr ki zahmi onulmaz
Ve üçüncüsü,
Ben yürürüm yane yane
Ak boyad beni kane.
Ne akilem ne divane
Gel gör beni ak neyledi
Bu lirik ilahiler tekkelerin vazgeçilmezidir. Bir ihtimal de Mehmed Âkif’in tabasma Yunus Emre divanlarn görmesidir. Fakat esas olarak tekkelerin bu tesiri meydana getirdii düünülebilir.
Yunus Emre’nin sesi ve nefesi Anadolu’da büyük bir edebiyatn balangcn müjdeliyor. Türkiye yurt dnda dilimizi ve kültürümüzü tantan kurum olutururken Yunus Emre adnn öne çkmas bouna deil. Yunus Emre’nin yedi asr öncesinden Mehmed Âkif’i müjdelediini söyleyebiliriz. Bütün çada edebiyatmz ona borçludur.
Yunus, Yûnus mudur, Yûnüs mü?
20. yüzylda Yunusu kefettik de, ne oldu? Yunus aa, Yunus yukar, tekrarlayp duruyoruz. Türkçenin bu topraklardaki ilk büyük/kurucu airinden söz ediyoruz; ilk ve elbette hâlâ en ulu airinden.
O kadar ulu ki, Anadolu’nun çok sayda yerinde kabri/makam var; halk zihni o büyük zât öylesine benimsemi ki, mahallen tana toprana da kartrm. O kadar büyük ki, birden fazla Yûnus tek Yûnus olmu!
Nâmk Açkgöz Hoca, hassasiyet göstermi, kitabnn ismini “Yûnus Deyi Göründüm” olarak koymu. Bu durumda, ilk hecenin uzun olduunu iaret etmi, ki dorusu budur.
Çocukluumun mekândan ve zamandan ötelere iaret eden ilahilerinin airi anamdan duyduum ekliyle “Yünis” diye hatrmda kalm. Yoksa Yonis mi idi? Tabiî her iki halde de ilk hece biraz uzatlacak. Kaplan Hoca’nn kendi hayatnn bir safhasna temas eden yazsnda, yani Mukaddes Uçurum’da Yûnüs’ü tercih ettiini görmütüm. (Hareket, Nisan 1949). Milletin Yûnus’unu gafil aydnlara tantan Burhan Toprak’n 1934’te yaynlad “Yunüs Emre Dîvan”na ne demeli?
Yûnüs/Yûnis, bu iki hece bir âhenge, incelie iaret ediyor. Yunus ise, kat ses uyumu iddias ve uzun sesten kaçma, türkçeyi ksa sesliletirme siyasetinin kaba bir tezahürü. Çünkü kelimelerin âhengi, Osmanlcay çartryor, ki stanbul türkçesi de budur. Öyleyse, kahrolsun âhenk!
Semih Tezcan, Yunus’da karar klnmasn “harf devriminin gerçekletirildii 1928 sralarnda, bu adn stanbul ve Ankara’daki pürist Osmanlcac çevrelerin kabul ve tercihi”ne balyor. “Bu yüzden yaz devriminden sonra öteki telaffuzlar terk edilmi, ksa zaman içerisinde Yunus yazm, buna bal olarak da Yunus telaffuzu genellemi olabillir” diyor.
Semih Tezcan ünlü bir dilcimiz(di, 2017’de vefat etmi). Konuya bu kadar bigâne olmasna armak yetmez. Harf inklabn dil devrimi takip ediyor ve ses uyumu, kelime sonunda harflerin sertletirilmesi b’lerin p, c’lerin ç, d’lerin t ve g’lerin k yaplmas gerçekten “purist” bir hareket fakat Osmanlca kart bir pürizm, öztürkçe pürizmidir! “Hoca mevzudan bihaberdi” diyecek halimiz yok, ya tutuyor; bilmemesi mümkün deil. Bu durumda, her eye ramen ideolojik cenahna toz kondurmak istemiyor diyebiliriz.
Bu hengâmede Mustafa Kemal Paa’nn Mustafa’s tamamen braklm, Kemâl’i, Kamal yaplmtr! Soyad kanunu da bu ekilde çkmtr. Kelime ses uyumuna uydurulunca, bunun arapça Kemâl’le alâkas olmad, tamamen türkçe bir kelime olduu iddia edilmitir. Sonunda bu saçmalk bir kenara braklp Kamal Kemal’e döndürülmüse de Yunus hiçbir zaman Yûnus veya Yunüs yaplmamtr!
Yunus’un Yûnus olduunu ilan eden “Yûnus Diye Göründüm” kitabna muhabbetim artt. Araziye uyan, basmakalp lâflar tekrarlayan bir kitapla kar karya olmadm daha batan fark ettim. Önsözde ifade edilen “medeniyetin temelinde metin/ler vardr” fikri üzerinde bilhassa düünmemiz gerekiyor. Bir toplumu millet olarak var eden ortak metinler ve bu metinlerin ulalabilirlii, anlalabilirlii bugün iin özü olan bir mesele.
Bu medeniyetin temelinde Kur’an var. “Efendim bu arapça!” Hey ahmak, senin öykündüün medeniyetin temelinde de latince ncil var.
Kur’an tercümelerinden de okunabilir, fakat asl olan onun hayat içinde okunmasdr. Bu okuma çeitli yollarla olur. Biri de edebî eserler yoluyla olandr. Bu anlamda Mesnevî, Anadolu’da teekkül eden türkçe edebiyatn temelindeki metindir. Yunus Mesnevî’yi okumu, hazm etmi ve iirlerini bu hamuleye vâkf olarak söylemitir. Mesnevî farsçadr, Anadolu’da meydana getirilmitir, kültürel muhiti ona göredir ve Mevlâna türkçe msralar, beyitler de söylemitir. Çok sonralar “divan iiri” denilecek iirin balangc onun msralardr. Yarm asr sonra gelse idi, Mevlâna Yûnus olurdu, Yûnus yarm asr evvel gelse idi Mevlâna olurdu, diyebiliriz.
Yûnus’da Mevlâna’ya atflar var. Bu bir hakkn teslimi mahiyetindedir. Anadolu’daki edebiyatmz dinî ve tasavvufî temellidir. Pür dinî bir edebiyat olabilir mi? Olur elbette. Bu talimi-tedrisî/didaktik bir edebiyat olabilir. Tasavvuf zâhirden bâtna giden aray ile daha zengin bir edebiyat zemini oluturmaktadr. Kiinin yaratcsna doru yolculuu (seyr-i sülûk) ile fizikten ahlâka yükselme eklinde kâmil insan tasavvurunu hayata geçirdiini söyleyebiliriz.
Kur’an’ bir yana braktk, Mesnevî’yi farsça diye bir kenara ittik. Yûnus Emre Divan’n nereye koyacaz? te Anadolu’daki edebiyatmzn temelinde bu Divan var. Yûnus Emre de sonraki adlandrma ile “divan airi”. “Efendim o halk airi, ozan.” Bu halt etmektir! Ahmet Hamdi Tanpnar’n Yûnus Emre’yi divan airi olarak andn da kaydedelim. Bu topraklarda ortaya çkan ve sonradan divan iiri, halk iiri, tekke iiri... gibi ekillerde tasnif edilen edebiyatn temelinde Yûnus Emre Divan vardr.
Yunus divan airi deildir, halk airidir iddiasn bir de “o öztürkçe yazmtr” iddias takip eder. Yunus düpedüz türkçe yazmtr! Ne öz ne de övey türkçe yazmamtr! te bir aratrmada varlan sonuç: Yunus Emre’nin iirlerindeki kelimelerin yüzde 49’u türkçe aslldr. Geri kalan? Yüzde 31’i arapça, yüzde 13’ü farsça! Latince, yunanca kelimeler de kullanm hazret. Bu o zamanki halkn dil hazinesine iaret eden bir sonuçtur.[1]
Yûnus’u kendimize uydurmak, fikrimizin âleti haline getirmek adn kendimize uydurmaktan balyor. “Yunus hümanistti! Emekçi idi, hatta kol içisi idi! Saz çalar arab içerdi!” vs.vs. imdi öyle bir zamana geldik ki, Yûnus’tan bize hayr yok, bütün referanslar Allah’a, Kitab’na, Peygamber’ine, çocuklara onun ilahisinin dinletilmesinden rahatsz olduk! Edebiyat da neymi, türkçenin can cehenneme; biz Yunusu anlamayaca uydurma sözcüklerimizle ve ngilizceden aparma kelimelerimizle mutluyuz!
Yunus Emre’nin izinde
Yunus Emre’yi zâhiren bilmeyen yoktur, merak eden çoktur, gerçek mânasyla bilen ve hele anlayan pek yoktur! Bilenlere, anlayanlara selâm olsun!
Biz her eye ramen merak edenlerdeniz. Ne zaman karadan Bursa yoluna düsek, zmir’e gitsek, Isparta’ya, Burdur’a, Antalya’ya yönelsek… Sivrihisar’a yaklarken “Yunus Emre” okunu görürüz. Bu ok bizi Yunus Emre’nin kabrine, köyüne davet eder.
Bunca yl geçtik o yollardan, kusur bizim, bir türlü davete icabet edemedik! Daha fenas, eski tarz demiryolu seyahatlerimizde kim bilir ne kadar gelip geçmiiz buradan, çünkü TCDD kaytlarnda Yunus Emre Ankara’dan 170. Kilometre mesafede bir istasyon!
Esasen istasyonun ad Sarköy’dü.
20. yüzylmzda Köprülü Fuad’n Türk Edebiyatnda lk Mutasavvflar kitab ile yeni bir hayata balayan Yûnus Emre, tekkelerin kapatld, mezar-türbe ziyaretinin men edildii bir devirde sistemle istihza edercesine büyüdü. O bir tekke airi idi, esasnda derviti hatta eyhti! Anadolu’da Türkçenin büyük balangcna yapan airdi! Hiç üphesiz piramidin tepesinde o vard.
Onun eskiden halk nezdinde, tekkelerde, dergâhlarda yaygn olan öhreti, türkçecilik sayesinde aydnlara da sirayet etti. Tabiî onu balamndan kopararak benimsemeye çaltlar. Yûnus Emre ile ilgili bilgiler yaygnlatkça, Divan’nn basklar yapldkça, iirleri ezber okundukça bu ahsiyeti mahallen benimseme çabalar da artt. Zaten ülkemizin birçok yerinde ona izafe edilen kabir veya makamlar vard.
Bunlar içinde Sarköy’deki harab mezar-türbe ve zaviyenin Yunus Emre’ye ait olabilecei kanaati ar bast.
Böylece ne oldu? Yunus Eskiehirli oldu!
Mehmet dedem yaarken, yani 1920’lere kadar Sarköy Eskiehir’in köyü deildi. “Ankara’ya 170 kilometre” dedik ya, Ankara’nn bir köyü idi Sarköy! Ankara’nn Mihalçck kazasna bal bir köy, istasyonu olan bir köy. Sarköy istasyonu Mihalçck kazasnn istasyonu idi!
Ankaral Yûnus Emre’ye selâm olsun! Tevekkeli deil, annem Yûnus ilahilerini dilinden düürmezdi!
Neden bahsi Ankara’ya getirdik? Bu idarî taksimatlara filan kaplarak Yunus Emre’ye sahip çkmak veya çkmamak akl kâr deil. Onu bir yere raptetmek yerine, hepimizin gönlüne dokunan bir ahsiyet olarak benimsemek en dorusu.
Yine de Yunus Emre’nin kabrini görmeye gittik…
Yunus Emre için arz üzerinde iaret edilmi bir yeri görmek arzusunu gerçee tahvil etmek için Mustafa Özçelik’in srarl davetleri gerekliymi demek ki. Ankara’dan, stanbul’dan, Bursa’dan, Eskiehir’den airler, yazarlar, ilim ve fikir adamlar yola çktlar ve Yunus Emre’nin kabrinin bulunduu, imdi adyla anlan yere geldiler…
te hikâyenin balad yer. “Modernleme” hikâyemizin farkl bir anlatm bu...
Tekkelerle birlikte türbeler, kabirler de kapatld. Ziyaret yasakland.
Mezar “ziyaret yeri” demektir. Bütün türbeler, kümbetler, kabirler mezardr. Mezar neden ziyaret edilir? bret almak için. Dünyadaki gidiatmz doru kavramak için ziyaret edilir bu kabil yerler. Bir de tarihten hisse çkarmak için.
Yûnus Emre’nin Sarköy’deki maruf mezar harab halde idi. Demiryolu ile nerede ise bitiik bu mezar biraz öteye tamak fikri kabul gördü. Bunun için çalanlar oldu. Öyle bir zaman ki, türbe ile kabirle uramak belâl i. Bir çeme yaplacakt ve onun vesilesi ile Yunus’un kabri de çemenin arkasna nakledilecekti…
Yetmi sene önce, 1949’da çemenin açl yaplrken kabir de biraz yüksek bir yere nakledildi. O zamann artlarnda duyuru yaplmadan, davet olmadan yirmi bine yakn vatanda kabrin bulunduu yeri doldurdu. Birkaç gün önceden gelip bu hadiseye ahid olmak isteyen vatandalar vard. Ve tabut o ksa mesafeye izdiham yüzünden saatler içinde tanabildi.
Çeme mi? O da açld elbette…Fakat suyu yoktu! Müteebbislerin su getirmeye gücü yetmemiti. 6 kilometre mesafeden suyu getirebilmek için 86 bin 119 liraya ihtiyaç vard. Bu ayn zamanda içme suyu olmayan Sarköy’ün içme suyu olacakt!
Yunus Emre Ankaral m?
“Bu da nereden çkt!” diyenleri iitir gibi, öfke ile köpürenleri görür gibi oluyorum! u sralar iki ilimiz açkça “Yunus Emre bizdedir/bizimdir” diye çekiiyor. Her sene Eskiehir’de Yûnus Emre etkinlikleri yaplr, Karaman’da ise Dil Bayram… Elbette ve tabiî olarak Karaman Dil Bayram’nn da vazgeçilmez ismi Yûnus Emre’dir.
Birkaç sene önce bir Erzurum seyahatimizde, ehrin çok yaknnda bulunan Yunus Emre’nin kabrini de ziyaret ettik. Tabiî, Tapduk Emre de oradayd… Mahallî belediye mezarla öyle bir tabela koymutu: “Buras Yunus Emre’nin makam deil, kesinlikle mezardr!”
Yunus Emre’yi türkçe konuan, türkçeye âina olan, dili türkçe olan herkes sever ve benimser. Bu tabiî bir hâldir. Çünkü Yunus iirlerini adeta süt dilerimiz için yazmtr! Onda benimizi aan, ötelere çaran diriltici derunî bir ses, ledünnî bir nefes vardr. iirleri sadedir, yalndr ve fakat o nisbette de derindir.
Aladm isteyene, gözüm pnar olsun ona!
Öyleyse, Yunus Emre’ye Türkiye’nin bütün illerinin sahip çkmaya hakk vardr! Onun snrlar aan bir türkçesi olduunu da unutmamalyz. Batmz, Balkanlar bir tarafa brakyorum; Azerbaycan, Türkmenistan, Özbekistan ve hatta bütün Türk dünyas Yunus Emre’yi kendinden sayabilir.
Karaman’da sonradan m yaktrld, bilemiyorum, Yunus Emre ile ilgili türbe, cami gibi mekânlar da var. Daha önemlisi, Divan’nn ilk kayda geçirildii iki yerden biri Karaman. (Dieri stanbul). Bu yüzden Karaman’n “Yunus bendedir” demeye daha fazla hakk var.
Ya Eskiehir? “Sarköy”lü Yûnus? Bu da bize tuhaf gelmez. Eski kaynaklarn, Sarköy, Sivrihisar gibi yer belirtenleri olduunu biliyoruz.
Bize tuhaf gelen udur: Siyasî/idarî snrlar deitikçe aidiyetin deimesi!
Bir türlü bala gelemedik: “Karaman’a hak verdin, Eskiehir’e hak verdin, peki Ankara neyin nesi!”
Yûnus Emre’yi Ankaral saymamz, Yunus Emre üzerine ciddi çalmalar yapan ve divann en geni ekilde yaynlayan Mustafa Tatç’nn son günlerde Nallhan’da Tapduk Emre mezarna dikkat çekmesi deil.
Yunus Emre eer Eskiehir’e mal ediliyorsa, bu yakn zamanlara ait bir hâldir. Çünkü, Yunus Emre’nin kabrinin bulunduu yer olarak ilân edilen Sarköy, sonradan olma “Eskiehirli”dir!
Sarköy, Osmanl döneminde, Ankara merkeze bal Mihalçck kasabasnn bir köyü idi. 1325 (1907) Ankara Vilayeti Salnamesi’nden okuyalm:
“Mihalçck kasabas 39 derece, 32 saniye arz- imali ve 29 derece 15 dakika 52 saniye tul-i arkide vâki ve Mihalçck silsile-i cibâlinin cenub sath maili üzerinde ve fakat hemen srtnda az meyilli etraf çamlarla mestur bir yaylada kain ve Sarköy istasyonuna bir ose ile merbuttur… Kasabann arazisi imalen Nalluhan, arken Zîr nahiyesi, cenuben Sivrihisar ve garben Hüdavenedigâr vilayeti arazisi ile mahdutdur.”
Ksaca izah edelim: Bats Hüdavendigâr (Bursa) vilayeti arazisi, güneyi Sivrihisar kazas arazisi -ki Ankara’ya bal bir yerdir- kuzeyi halen de Ankara’ya bal olan Nallhan kazasdr. Fakat daha da önemlisi, Mihalçck’n dousunda “Zîr” nahiyesinin bulunmasdr. Zîr, imdi “Yenikent” denilen yerdir ve Sincan’n çok yaknndadr. Arada baka kaza merkezi yoktur, o zaman Polatl bir köydü. Bu demektir ki, Sarköy Ankara merkez topraklarna bitiik bir Ankara köyüdür!
imdi Yunus Emre “Eskiehirli” ise, mesela Sivrihisar il olursa, ki bir aralar sözkonusu idi, bu sefer “Sivrihisarl” oluverecektir!
Efendim, böyle mühim, herkese mal olmu ahsiyetleri mahallilikle tarif etmek, kstlayc bir tutumdur. Yûnus’u nüfusuna geçirmek isteyen her mahal onu bütün Türkiye ile, hatta Türk dünyas ile paylamaya hazr olmaldr.
Bu görülerim, Karaman seyahatinde daha bir tavazzuh etti. Karaman’da Dil Bayram’nn Yûnus Emre zemininde sürdürülmesi, doru bir yaklamdr. Nitekim Türk Dil Bayram vesilesiyle Yunus Emre’nin Divan’ ve Risâletü’n-nushiye’si güzelce baslm ve kutu içinde hediye edilmi. Türk Dil Bayram’nda en güzel hediye!
Divan’dan seçmeleri Prof. Dr. Turan Karata yapm, 14. Yüzyln îve özelliklerini yumuatarak metinleri bugünün okuyucusu için daha kolay kavranr hale getirmi. Risâletü’n-nushiye’yi yayna hazrlayan ise, deerli dostumuz Mustafa Özçelik.
Evet, bütün illerimiz gibi, Ankara da Yûnus Emre’yi kendinden sayabilir! Hatta biraz önce belirttiim üzere, Ankara Yûnus Emre’ye sahip çkabilir!
Karabatak, say 54
[1] Ali Cin-Vasfi Babacan, “Yunus Emre’nin Risaletü’n-Nushiyesi ve Divan’ üzerine yeni bir inceleme” Akdeniz nsani Bilimler Dergisi, C.3/2, 2013, sf. 57-69
Yazar: D. Mehmet Doðan |
16-04-21 |
||
| E mail: tyb.org.tr | Tweet | ||
| Yolcu | |||
Mustefid |
Tarih : 17-04-21 | ||
Mustefid olduk, efendim... Rahmetle hatýrlýyoruz, hayýrla yâd ediyoruz... |
|||