HALEB'E DÖNÜÞ

Halep, 12 Aralýk 2016'da Rus ve Ýran destekli Esed ordusu tarafýndan düþürülmüþtü. Üzüntümüz hadsizdi. 30 Kasým 2024'te geri alýndý.

YET- KERME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadýkça Yahudiler de Hrýstiyanlar da senden asla hoþnut olmayacaklardýr.
Bakara, 120.
HADS- ERF
Dünya tatlý ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kýlacak ve nasýl davranacaðýnýza bakacaktýr. Dünyadan ve kadýnlardan sakýnýn.
Müslim, Rikak, 99.
SZN Z
"Her kim selefin bilmediði bir amel icad ederse, Peygamber'in risalete ihanet ettiðini iddia etmiþ olur. Çünkü din tamamlanmýþtýr (Maide, 3) O gün din olmayan þey bugün de din deðildir."
Ýmam Mâlik
Kategori : ÝKTÝBAS / Muhtelif Mevzûlar, Yazarlar, Yazýlar
Okunma Says: 524
Yazar: Alaattin Karaca
KAYIP DÝLÝN PEÞÝNDE

KAYIP DLN PENDETürkiye’nin u son on be yirmi yl göz önüne alndnda, en dikkate deer radikal deiimleri hangi kesim yaad/yayor diye sorulsa, hiç tereddüt etmeden, çok geni anlamda “dindar kesim” derdim. Evet, Türkiye’de dindar kesim, alt tabakadan üst tabakaya, küçük esnaf ve memurdan, yönetici ve aydn tabakaya dein, sessiz, ama derin, köklü bir deiim yaamakta. Kukusuz bu deiimin ana faktörü, Ak Parti’nin tek bana iktidara gelmesidir… Bu partinin iktidara gelmesiyle birlikte, söz konusu dindar kesim de, Cumhuriyet’ten sonra ilk kez, -hem de güçlü bir biçimde- kamusal alana memur deil amir pozisyonunda girdi, kendisine kukuyla bakan devletle –aslnda bu kesim de devlete kukuyla bakard-, hatta devletin karanlk dehlizleriyle ilk kez bu kadar yakndan temas kurdu. Temas kurmak ne kelime, iç içe girdi, hatta kimi noktalarda devletin öznesi oldu. Mütevaz semtlerin sade evlerinde klâsik dinî retorikle tefsir ve hadis sohbetleri yaparak, modern yaamn çaprak durum ve sorunlarna kar çevrelerindeki din adamlarndan fkhî fetvalar isteyerek, kendilerini ve ailelerini bu bozuk “lâik düzen”den muhafaza etmeye çalan Müslümanlar, iktidarn salad imkânlarn da etkisiyle, kenar semtlerden merkeze, daha lüks mahallelere, daha zengin evlere tandlar. Düünlerini seküler salonlarda yapmaya baladlar, genç kuak “cafe”lerle, nargile salonlaryla, fitnesslerle, avm’lerle tant. 1970’lerden 90’lara dein evlerde, dinî sohbetlerde “slamî devlet”, faiz, baörtüsü, kar-koca ilikileri, helal-haram gda vb. konular tartlrken, bunlar da gündemden giderek dütü. Aydnlar ise, büyük kentlerde yayn evlerinde, dergi idarehanelerinde, kitabevlerinde buluup “slâmî hareket”in sorun ve amaçlarn tartr, bu mekânlarda “genç slâmc” okur-yazar kitlesiyle sk sk bir araya gelir, muhalif ve madur dilinin tüm imkânlarn kullanrd. Açkças, dindar kesimin aydnlar ve entelektüel mekânlar bugüne göre daha diri, daha canl ve daha nitelikli bir kültürel etkinlik içindeydi. Çkardklar dergi ve gazeteler, kitaplar, sayca az olmasna karn, nitelik olarak daha iyi düzeydeydi ve toplumsal etkisi kesinlikle bugüne göre daha fazlayd. Ama görünen o ki, aydn düünceyi kendi içinde dolayma sokan bu kentsel entelektüel mekânlar da bir bir kapand… Belki de muhaliflikten ve madurluktan gelen o diri entelektüel dil/çaba, yerini muhtemelen bir iktidar yorgunluuna, rehavete brakt. Ama en önemli sorun, kukusuz, bu kesimin yeni bir “medya kültürü” edinmesi ve bu kültürün entelektüel kültürü bir kenara iterek dindar kesimde egemen duruma geçmesiydi. Ak Parti iktidaryla beraber, düünce ve kültür arlkl entelektüel dergicilik ve özellikle gazetecilik, hzla evrilerek, siyasi/magazinel ve sansasyonel, hatta provokatif bir gazetecilik anlay ortaya çkt. Gazetelere tv kanallar eklendi, ekranlarda yeni bir gazeteci tipi boy gösterdi. Bu medya kültürü, yalnzca siyasal iktidar savunma ve muhalefeti yldrma –bu tespit siyasi iktidara muhalif medya için de geçerlidir- hareketine matuf, dolaysyla entelektüel dilden ve konulardan uzak, sklkla saldrgan, ifac, yer yer tehditkâr, kültürü ihyay deil, rakibi imhay hedefleyen, hikmetten deil, hiddetten beslenen, teklif deil tehdit içeren, s bir dildir. Bu medya dilini kullananlarn çounun, hayat “yaanan siyasal ân”lardan ibaret bir olaylar zinciri olarak alglayan, hatta gelecei yine bu tür olay ve olgularla “kurgulama” iddiasnda bulunan bir “taraftarlar zümre”si olmaktan öte bir nitelii yok. Üstelik bu, yalnzca iktidar yanllarn deil muhalefeti de içine alan bir zümredir. Söz konusu “taraftar zümreleri”nin en belirgin nitelikleri, yalnzca “hâl”de yaanan olay ve olgulardan hareket etmeleri; iktidar taraftar iseler, sadece iktidar savunma, koruma ve sürdürme gibi bir “güncel misyon” yüklenmi olmalardr. Aslnda yalnzca “hâl”deki konumu korumaya, sürdürmeye odaklanm bu “yazar-çizer taraftar kadrosu”nun, bir futbol maçndaki taraftarlardan pek de farkl olamayaca, maç boyunca heyecan yüklü sloganlarla, hatta “mahalle az”yla kendi takm lehinde, oldukça “yüksek ses”le ve “koro” hâlinde, zaman zaman da provokatif “tezahürat yapacaklar/yaptklar âikârdr. Dahas bu tezahüratn sadece takmlar lehine deil, kar takmn aleyhine “saldrgan”, “kkrtc” ve “ötekiletirici” olmas da kaçnlmazdr. Türkiye’de son dönemlerde siyaset dünyasndan balayarak, medyaya, kültür ve sanat dünyasna, hatta akademiye de maalesef böyle “s”, “ayrtrc”, “saldrgan” ve “kirli” bir dil egemen olmaya balamtr. Bir baka deyile, sakin, arbal, âlimâne, münzevi, mutedil ve mütefekkir dil, -söz konusu “taraftar zümresi”nin “s ve gürültülü” dili tarafndan bir kyya itilmitir. imdilerde egemen dil, ite bu s ve gürültülü “taraftar” dilidir. Bu âmiyâne, argo, komplocu, hatta tehditkâr, ayrtrc, gerilimli ve kuvvetle hâldeki konumunu sürdürmeye odaklanm, tarihsel derinlikten, ilim ve irfandan kopuk “jurnalist” dil, her gün tv kanallarnda, gazete sayfalarnda, hatta sanat-edebiyat dergilerinde arz- endam etmekte, oradan da sosyal medyaya girerek zehrini tüm topluma yaymaktadr. Oysa böyle bir dille bir medeniyet ne restore, ne ihya, ne de ina edilebilir; bu ideal bir yana toplumsal hayatn böyle bir dille salkl bir biçimde sürdürülmesi dahi mümkün deildir.

Özetle, bütün bunlar, Türkiye’de 1990’lardan sonra, dindar kesimin, günlük yaamn her aamasnda, semtlerine, evlerine, toplanma ve sohbet mekanlarna, elence, giyim kuam, yeme-içme alkanlklarna, evlilik geleneklerine, entelektüel dünyasna, medya ve siyaset kültürüne, siyasi duruuna, hatta kulland dile varncaya kadar büyük, -olumlu ya da olumsuz- köklü bir deiim yaadn gösteriyor. Söz konusu kesim, kamusal alanlara, devlet kurumlarna siyasal iktidarn imkânlaryla daha rahat, üstelik bir “özne” olarak yaylp, daha önce muhalefet ettii “modern, lâik ve Kemalist dünya” ile temasa geçtikçe, 1990’lara kadar etkin olarak sürdürdüü anti-modern, anti-lâik ve anti-Kemalist söylemin; daha geni anlamda o diri “muhalefet dili”nin zayflad ve etkisini yitirdii görülüyor. Hemen belirtmek gerekir ki, Türkiye’de, bundan sonraki aamada, dindar kesimde 1990’lara kadar egemen olan bu söylem, bu muhalefet tarz, bu tür bir maduriyet dili de fazla etkili olamayacak, eskisi kadar rabet görmeyecektir.

Benim burada tartmak istediim asl meselelerden biri ve önemlisi, dindar kesimde, bütün sosyal tabakalarda böylesi bir radikal deiim yaanrken, üstelik bu pek çok dindar aydnca da biliniyorken, neden hiç kimse çkp da, yaanan bu sessiz ve derin kopular, krlmalar sakin ve ilmî bir dille analiz etmiyor, dile getirmiyor. Bu bir tür “bilinçli suskunluk” mu? Susulmamas gereken yerde susuyor, konuulmamas gereken yerde konuuyoruz oysa… O hâlde asl konuulmas gerekenlerden biri, bu konudaki derin susuun nedenleri olmaldr. ktidarn salad imkânlardan dolay, bu büyük krlmay, deimeyi gördükleri hâlde, kendi içlerindeki rahat yataa gömülüp yorgan bana çeken bir “suskun düünür” kitlesi yok mu? Var elbet! Bu susuun bir nedeni iktidarla kurulan yanl münasebetse, dier bir nedeni de “öz güven” eksiklii olmal. Küçük veya orta snf esnaf ve memur ailelerin çocuklar olan bu Anadolulu dindar aydnlar, geçmite yaadklar ac tecrübelerden dolay -“tedbir”li davranmak adna- konumaktansa susmay seçiyor olabilirler mi? Bu radikal kopu ve krlmalar tartamamann ardnda belki de “dindarane bir mahcubiyet” var, ya da bu kesimin “içteki sorunlar” ifa etmeme hassasiyeti, hatta tartlmas gereken bir “itaat gelenei”?.. Bunlarn hepsi, evet hepsi parça parça az ya da çok vardr bu derin, ama anlaml susuun arkasnda… Ama uras açk; dindar kesimde sakin, ilim ve irfana dayal bir “muhasebe” gelenei henüz tam olarak olumamtr!...

Her ey bir yana… Ama hayat devam ediyor. imdi yaplmas gereken, Müslüman/Muhafazakâr ne derseniz deyin, bu kesime mensup aydnlarn, sanatçlarn, öncelikle ve kesinlikle, “mevkiiyi muhafaza etmek ve statükoyu sürdürmek” emelinden, kaygsndan uzak kalarak, berrak bir zihinle, bu köklü deiimi olumlu ve olumsuz yönleriyle, bilimsel/sanatsal ürünlerle ve mutedil, makul, derinlikli bir sükûnet diliyle analiz etmesi, bu entelektüel zihni, sanatsal ve kültürel etkinliklerle topluma yaymas; hatta siyaset diline de yanstmas, özümsetmesi gerekiyor. Dindar aydnlar, samimi, yumuak, makûl ve muhabbet dolu bir söylemle, son dönemde yaanan bu toplumsal deiimi, krlmalar, ikilemleri; özetle kendi dramlarn estetik formlarda ya da bilimsel analizlerle yazmak suretiyle bir “entelektüel/estetik muhasebe” literatürü/kültürü olumak zorundalar. Ancak bu kültür oluursa toplumsal deiimi salkl bir biçimde tartabilir, gelecee daha salam admlarla yürüyebiliriz. Çünkü bundan sonraki siyasal/sosyal süreçler, dindar kesimin yaad bu siyasal ve sosyal tecrübelerden sonra, kendi içinde bir “muhasebe” yapmasn gerekli klyor. Bu muhasebe sürecinde, seçilmesi ve ihya edilmesi gereken dil, yukarda belirttiim sâkin, derinlikli, hikmet, ilim ve irfan içeren “entelektüel” dildir. Kukusuz bu dile, içeriden “uzlamac” vb. nitelemelerle kar çkanlar olacaksa da, “uzlamac” ithamlarnn rabet görmeyecei kansndaym. Öte yandan, bundan sonraki süreçte dindar kesimin muhatap ve maruz kalaca bir baka dil de, klasik retorie, tedip ve hatta tahkire dayal, suçlayc ve incitici dil olmas muhtemeldir. Hatta imdiden içeriden, böyle “sözün ehvet”ine kaplarak, mütekebbirâne ve âlimâne bir eda ve tarz ile va’z u nasihat edenlerin örnekleri de görülmektedir. Bu dilin de incitici, hatta hoyrat olduunu, dindar insanlarn zihin dünyalarn açc bir dil olmadn belirtmeliyim. Böylesi krlma süreçlerinde dindar kitleyi bekleyen en ac ve “hafif” dil ise her hâlde “mevkiiyi kaybetme”nin dourabilecei “bozgun dili”dir. Son kertede, dindar insanlara husumetlerini hâlâ sürdüren bir grubun, devlet yönetmede ve uluslar aras ilikilerde “slâmc ideolojinin iflas” temasn bol bol ilemeye çalacaklar da âikârdr. Dolaysyla bu krlma dönemlerinde bütün bu “dil”lere kar hazrlkl olmak gerekiyor.

Sonuçta dindar kitlenin, Cumhuriyet’ten sonra kamusal alanlarla ve devletle ilk kez böylesine yakn iliki kurduu bu dönemde -olumlu veya olumsuz yönleriyle- önemli bir tecrübe yaad, söylenebilir. Bu ilk tecrübenin balangçta hiç de normal bir seyirde yaanmad, seçkin bürokrat/asker kesiminin, bu kesimi kabullenemedii, sert ve anti-demokratik refleksler gösterdii ve toplumun bu sebeple uzun süre gerildii hâlâ hatrlardadr. Bu itibarla gerilimli bir dilin seçilmesinde, kar tarafn hamlelerinin de etkisi akldan çkarlmamaldr. Ancak gelinen son noktada, Türkiye’de bundan sonra, gerilimli, çatmac, kutuplatrc, hiddet ve heyecan içeren “dil” etkili olamayacaktr. Çünkü halk psikolojisi bu gerilimli, kutuplatrc, s dile uzun süre tahammül edecek durumda deildir. Türkiye’yi istikbale tayacak ve ina edecek olan yukarda sözünü ettiim “entelektüel zihin ve dil”dir. Ve bata dindar aydnlar olmak üzere, tüm aydnlarmzn acilen bu aslî ve insanî dile dönmeleri gerekmektedir.

Yaznn kaynana ulamak için tklaynz.

Yazar: Alaattin Karaca
12-06-21
E mail: fikircografyasi.com
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı iin henz yorum yapılmamıştır.
KAYIP DÝLÝN PEÞÝNDE
Online Kii: 46
Bu Gn: 192 || Bu Ay: 6.174 || Toplam Ziyareti: 2.929.402 || Toplam Tklanma: 58.624.061