HALEB'E DÖNÜŞ

Halep, 12 Aralık 2016'da Rus ve İran destekli Esed ordusu tarafından düÅŸürülmüÅŸtü. Üzüntümüz hadsizdi. 30 Kasım 2024'te geri alındı.

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
"Her kim selefin bilmediği bir amel icad ederse, Peygamber'in risalete ihanet ettiğini iddia etmiş olur. Çünkü din tamamlanmıştır (Maide, 3) O gün din olmayan şey bugün de din değildir."
İmam Mâlik
Kategori : İKTİBAS / Muhtelif Mevzûlar, Yazarlar, Yazılar
Okunma Sayısı: 6753
Yazar: Ali Bulaç
CEMAAT, HİYERARŞİ, İTAAT

Etyen Mahçupyan'ın eleÅŸtirilerine cevap vermeye devam ediyoruz.

Mahçupyan'ın ÅŸu öncüllere dayandığını söylemiÅŸtik: Modernlik öncesi geleneksel toplumsal yapılar cemaatçidir, cemaatçi yapılar kapalı toplumlardır; her cemaatçi yapı hiyerarÅŸiktir, her hiyerarÅŸik yapı eÅŸitsizdir ve itaat istemektedir; eÅŸitsizliÄŸin ve itaatin olduÄŸu yerlerde zorunlu olarak ataerkillik vardır (Bkz. 14, 16 Nisan yazılarımız). Bugün bu kurgunun tarihte ne kadar doÄŸrulandığına bakmaya çalışacağız.

Sayısız örnek vermek mümkün. İlk örneÄŸimiz, kadim Arap toplumundan olsun. İslamiyet'in zuhur ettiÄŸi 7. yüzyılda kabile yapısına dayalı Arap toplumlarında hiyerarÅŸiye rastlanmaz. Kan ve akrabalık bağının rol aldığı kabilenin reisi 'seçilir', ancak kabilenin geri kalan hiçbir ferdine göre herhangi bir ayrıcalığı yoktur, tabir caizse 'eÅŸitler içinde birincidir'. Hz. Peygamber'in (sas) irtihalinden sonra -Mekke, Medine, Taif hariç- neredeyse Arap yarımadasının tamamında 'dinden dönen' kabilelerin itirazı Hz. Ebu Bekir'e biat etmemekti. Onlar namaz kılmaya, oruç tutmaya, hacca gitmeye ve diÄŸer ibadet ve yükümlülüklere devam edeceklerini, ancak merkezî yönetime 'zekât' vermek istemediklerini söylüyorlardı. Onların algısına göre, zekâtı içine alan biat, kabileleri Bizans ve Sasaniler gibi hiyerarÅŸik, eÅŸitsiz ve despot bir yönetime sevk edecekti. Bedeviler, açıkça çevre imparatorluklardaki monarÅŸiden ve derebeylik sisteminden korkuyorlardı. Hz. Ebu Bekir büyük bir basiret ve kararlılıkla onlara karşı direndi, Hz. Ömer de -Hz. Ali'nin desteÄŸi ve yardımıyla- İran'ı fethettikten sonra monarÅŸiyle beraber toprak üzerindeki derebeylik sistemini yıkarak onları teskin etti.

Osmanlı millet sistemi de hiç de tasvir edildiÄŸi gibi hiyerarÅŸik deÄŸildir. Kapalı cemaat ve baskıcı hiyerarÅŸiyi bir parça çaÄŸrıştıran -o da Batı'daki kadar deÄŸil- gayrimüslim cemaatlerin kendi içyapılarıdır ki, bu büyük ölçüde kendi dinî ve tarihsel tecrübelerinden kaynaklanmaktadır. Modern zamanlarda Ermeni Kilisesi veya Fener PatrikliÄŸi'yle, kısaca 'dinleri'yle baÅŸları dertte olan ateist, agnostik gayrimüslim aydınlar, Osmanlı millet sistemini kapalı, eÅŸitsiz, hiyerarÅŸik ve ataerkil olarak resmetmektedirler. Bu tarafsız bir tasvir deÄŸildir, tartışmaya açık bir resim, yani geçmiÅŸe dönük bir yorumdur.

Osmanlılarda ve Selçuklularda, bir arada yaÅŸayan farklı dinî ve etnik gruplar sivil-medeni mekânları ve hayat alanlarının neredeyse tümünü ortaklaÅŸa kullanmaktadırlar. Halen canlı örneÄŸi kısmen yaÅŸanan Mardin'de Müslümanlarla gayrimüslimlerin ibadethaneleri ve mezarlıkları hariç diÄŸer bütün alanlar müÅŸterektir. Hatta birden fazla ailenin yaÅŸadığı geniÅŸ ev öbeklerinde avlu (hayat alanı) ve tuvaletler bile.

Modernlerin perspektiften bakıldığında geleneksel bütün toplumsal, siyasi yapılar; cemaatler, tarikatlar, loncalar ve elbette aile de kapalı cemaat yapılarıdır, hiyerarÅŸiktir, eÅŸitsizdir ve ataerkil karakterdedir. Bu sadece bir yönüyle Batı toplumları için geçerli sayılabilir.

Batı'da adaletsiz hiyerarÅŸiyi, baskıcı itaati ve ezici ataerkil kültürü besleyen tarihsel faktörler Kilise ve kralların 'mutlakiyetçilik'i, sanayi devrimiyle ekonomik ve sosyal iliÅŸkileri domine etmeye baÅŸlayan 'teknoloji' ve elbette her ÅŸeyi doÄŸrudan veya dolaylı yollarla kontrolüne geçiren 'ulus-devlet'tir.

DoÄŸu-İslam kültüründe 'dairevi-sohbet geleneÄŸi' var ki, bunun esası Hz. Peygamber'in Sünnet'i olan 'sohbet ve sahabe modeli'ne dayanır. Åžah-ı NakÅŸibendî ÅŸöyle der: "Tarikatuna es sohbe, ke's sahabe (Bizim tarikatımız sahabelerinki gibi sohbet esasına dayanır)." ZannedildiÄŸi gibi tarikat ÅŸeyhi piramidin tepesinde oturan bir monark, guru, Brahman veya papa deÄŸildir; yol gösteren bir mürÅŸittir.

Devlet baÅŸkanı imama, emire veya halifeye; ÅŸehirdeki valiye ve evin reisi kocaya/babaya 'itaat' edilir. Ama hepsinin üstünde Allah ve Rasulü vardır. İtaat mutlak deÄŸildir; çünkü "ma'siyette itaat yoktur." Bunun anlamı itaat Münzel Åžeriat'ın belirlediÄŸi "meÅŸru ve ma'ruf çerçeve"yle sınırlıdır. Hukukun dışına çıkılmışsa bu, hukuk ihlalidir.

Yazının kaynağına ulaÅŸmak için tıklayınız.

Yazar: Ali Bulaç
22-04-11
E mail: zaman. com.tr
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
CEMAAT, HİYERARŞİ, İTAAT
Online KiÅŸi: 22
Bu Gün: 131 || Bu Ay: 6.936 || Toplam Ziyaretçi: 2.930.586 || Toplam Tıklanma: 58.646.236