
| Kategori : / MAÂRİF (Eğitimle İlgili Yazılar) | Okunma Sayısı: 6871 |

Âsım deyince akla Mehmed Âkif gelir. O, hayâl ettiÄŸi bütün meziyetleri taşıyan bir kahraman tasavvur eder ve adını “Âsım” koyar.
Âkif’e göre hoca nasıl olmalı, nasıl olmamalıdır?
Vatan muhabbeti, millet yolunda bezl-i hayât;
Hülâsa, âile hissiyle cümle hissiyyât;
Mukaddesâtı için çırpınan yürekte olur.
İçinde leÅŸ taşıyan sîneden ne hayr umulur?
(Fatih Kürsüsünde)
Nesir diliyle: “Vatan sevgisi, hayâtını millet uÄŸruna harcama, hülâsa âile hissi ve bütün (güzel) hisler îmanlı ve mukaddes deÄŸerleri için çırpınan yürekte olur. İçinde leÅŸ taşıyan sîneden hayır gelmez.”
Hüküm umumidir; yüreÄŸinde îman olmayan hiçbir fertten hayır gelmez. Hoca/muallim, insan yetiÅŸtirdiÄŸi için onun îmanlı olması evleviyetle elzemdir. Çünkü yeni nesillerin îmanlı olması hocaların îmanlı olmasına baÄŸlıdır. Îmanlı hoca maârifimizin baÅŸ meselesidir. Dönüp dönüp aynı noktaya parmak basmamız boÅŸuna deÄŸildir. Hoca, içinde îman taşımalıdır; içinde leÅŸ taşıyandan hoca olmaz!
Safahat’tan bu büyük meselemizle alâkalı bir bölümü okuyalım:
…
Mahalle mektebidir işte en birinci adım;
Fakat; bu hatveyi ilkin tasarlamak lâzım.
Muallim ordusu derken, çekirge orduları
Çıkarsa ortaya, artık hesâb edin zararı!
"Muallimim " diyen olmak gerektir îmanlı;
Edebli, sonra liyâkatli, sonra vicdanlı.
Bu dördü olmadan olmaz: Vazîfe, çünkü, büyük;
Atıp da yazmayı bez baÄŸlamakla dünkü hödük;
Ya kalçın altına yüksek topuklu, eÄŸri burun,
Fotin çekip filiz olmakla her zamanki odun;
Hudâ rızâsı için, "ehliyim iÅŸin" demesin!
DemiÅŸ de olsa, denilsin: "Kuzum, nenin nesisin "
Diyorsanız: "Yine, hâlâ bu, olmasın mektûb!"
Ne zırzop isteyin artık ne büsbütün meczûb!
O: Yükletir kocaman bir sığır bulur da yeri;
Bu: ArÅŸ´Ä±, ferÅŸi yıkar salladıkça çifteleri!
Bizim çocuklara gelmez ne öyle çifte giden;
Ne böyle ArÅŸ´a kadar çifte sallayan yerden!
Evet, ulûmunu asrın ÅŸebâba öÄŸretelim;
Mukaddesâta, fakat, çokça ihtirâm edelim.
EÄŸer hayâtını kasdeyliyorsanız vatanın:
Bakın, anâsır-ı İslâm´Ä± hangi râbıtanın
Devâmı baÄŸlıyabilmiÅŸ bu müÅŸterek vatana
Kapılmayın onu ihmâl edip salâh umana!
O râbıtayla bu millet bulur bulursa felâh;
O, bir çözüldü mü, her ÅŸey biter ma´âzallâh.
EÄŸer hayâtına kasdeyliyorsanız... BaÅŸka!
Fakat bu mes´ele, bilmem ki, kaldırır mı ÅŸaka
Hayır, hayât-ı vatandır umûm için gâye;
...
(Fatih Kürsüsünde)
Nesir diliyle ve kısmî bir tasarrufla metne bakalım. (Koyu yazılar ÅŸiirin nesir hâlidir):
Âkif, mahalle mekteplerine büyük ehemmiyet vermektedir.
İlk atılması gereken adım mahalle mektebidir. Fakat bu adımın baÅŸtan iyi tasarlanması, plânlanması lâzım.
Biz muallim ordusu ararken ortalığı çekirge orduları sararsa, artık zararı varın hesap edin!
İşte bizim döne döne anlatmaya çalıştığımız felâket budur: Muallim ordusu diye yeni nesilleri çekirge sürülerine teslim etmek… Çekirge sürüsünün ekili tarlalara, körpecik fidanlara ne yaptığını bilenler bilir.
“Muallimim” diyen insan en baÅŸta îmanlı olmalıdır. Sonra da edepli, liyâkatli ve vicdanlı. Bu dördü olmadan olmaz; çünkü vazîfe büyük.
İşte Âsım’ın neslinin hocalarının vasıfları bunlardır. “EÄŸitim”i “maârif” yapacak olanlar bunlardır. Yeni nesillerimizin behemehâl böyle hocalara teslimi en hayâtî meselemizdir.
Başındaki yazmayı atıp (alelade) bir bez baÄŸlayan dünkü hödük (aptal, edepsiz) veya külotlu çorap altına eÄŸri burunlu fotin çekip taze filiz olduÄŸunu sanan odun, Allah rızâsı için “Ben iÅŸin ehliyim!” demesin.
İşte olan budur! Sanki bugünleri görmüÅŸ de söylemiÅŸ. Böylelerine her iÅŸ verilsin ama hocalık verilmesin.
DemiÅŸ olsa bile ona, “Kuzum, sen neyin nesisin?” denilsin.
İşte idâreciler bunu söyleyemiyor. Diploma elinde, imtihandan kâfi puanı da almış; al sana mükemmel hoca! Eli mahkûm alıyorlar adamı, yeni nesilleri eline atıyorlar. Yazık!
“Yine hâlâ bu mu? (İstemiyoruz) olmasın mektûb!” diyorsanız (hoca diye) ne zirzop isteyin artık ne de meczup. Biri yeryüzünü kocaman bir sığırın boynuzuna yükletir, diÄŸeri çifteleri salladıkça arşı ferÅŸi yıkar. Ne öyle (öküzle) çifte giden ne de yerden arÅŸa kadar çifte atan, bizim çocuklara gelmez.
Evet, asrın ilmini gençlerimize öÄŸretelim; fakat mukaddesâtımıza (mânevî deÄŸerlerimize) çokça hürmet edelim.
Maârifimizin zihniyeti bu olmalı…
EÄŸer vatanın hayâtını kastediyorsanız Müslüman milletleri müÅŸterek vatana hangi bağın devamının baÄŸlayabildiÄŸine bakın. O bağı (maârif bağını) ihmâl edip kurtuluÅŸ umana kapılmayın!
Bütün Müslüman milletleri birbirine baÄŸlayan bir maârif ha! Ah Âkif ah!
Bu millet o baÄŸla (maârifle) kurtuluÅŸ bulur bulursa… O baÄŸ bir çözüldü mü -Allah korusun- her ÅŸey biter. Ama eÄŸer (milletin) hayatına kastetmiÅŸseniz, o baÅŸka… Fakat bu mesele ÅŸaka kaldırır mı bilmem.
Hayır, milletin umûmu için gâye vatanın hayâtıdır.
Milletin istikbâli maârifte, maârifin sıhhati îmanlı hoca/muallimlerin omzunda. Vazîfe âcil!
Âkif’in mısralarıyla bitirelim. (Mısraları dikkatle okursanız hem menfaatinden baÅŸka ÅŸey düÅŸünmeyenleri, hem de içi mukaddesâtımız için yananları görürsünüz):
…
Bulunca kendine bir yer, doyunca kör boÄŸazı,
Kapandı, gitti, bakarsın ki, nekbetin ağzı.
Fakat, sen öyle deÄŸilsin: Senin yanar ciÄŸerin:
"Vatan!" deyip öleceksin semâda olsa yerin.
Nasıl tahammül eder hür olan esâretine
Kör olsun aÄŸlamayan, ey vatan, felâketine!
…
(Fatih Kürsüsünde)
Yazar: Ahmet Çelen |
|||
|
E mail: ahmet_ar@dogrulus.com Yazar Hakkında Bilgi ve Diğer Yazıları |
Tweet | ||
| Alaettin | |||
Himmete Muhtaç |
Tarih : 02-02-14 | ||
Malum atasözü: Himmete muhtaç dede ÄŸayriye nasıl himmet ede. İlim ve fazilet mahrumu kiÅŸi nasıl olsun da bunlara vesîle olabilsin. Bunu yetiÅŸtirebilecek nesiller olabilmek niyaziyle. |
|||
| Mustafa ÖZGEN | |||
Marifet, Fazilet ve Medeniyyet |
Tarih : 31-01-14 | ||
Mehmet Akif, “Safahat”ta sadece bilgi edinip onları kafada tutmanın maarife bir basamak olan öÄŸretim seviyesinde kalacağını ve sahibine faydalı olmayacağını bilen birisiydi. ÖÄŸretimle elde edilen bilgilerin kiÅŸinin karakter geliÅŸmesine yaradığı takdirde maarif olacağının farkındaydı. O, insanı sadece bilgi depolayan kayıt cihazları gibi görmüyordu. İnsanın edindiÄŸi bilgileri medeniyete dönüÅŸtürmesini bilen mükemmel canlı olduÄŸuna inanıyordu. Ona göre asıl hedef bilgiyi almak deÄŸil, onu insanlık faziletine yarayacak ÅŸekilde kullanmaktı. “İlim (hikmet) müminin yitiÄŸidir nerede bulursa alır” (Tirmizi, 1992: 19 İlim) hadisini düstur kabul eden Mehmet Akif’e göre Türk gençliÄŸi ilmin olduÄŸu her yerde bulunmalıdır. Gerekiyorsa yurt dışına çıkmayı göze almalıdır ama oralarda sadece ilim alıp onu kendi ve memleketi yararına kullanmalıdır. Milli ÅŸuura ters düÅŸecek sefilce davranışlara asla dalmamalıdır. Bu prensibini ortaya koymak üzere Asım ismini verdiÄŸi Türk gençliÄŸine ÅŸu tembihlerde bulunur: "Fransız’ın nesi var? FuhÅŸu bir de ilhâdı;/ Kapıştı bunları yirminci asrın evlâdı!/ Ya Almanın nesi var? Zevki okÅŸayan birası;/ Unuttu ayranı ma’tûhe döndü kahrolası!/ Heriflerin, hani dünya kadar bedâyi’i var:/ Ulûmu var, edebiyatı var, sanâyii var./ Giden birer avuç olsun getirse memlekete;/ Döner muhitimiz elbet muhit-i marifete. (Safahat, Fatih Kürsüsünde, s. 326) |
|||