
| Kategori : EDEBİYAT / YAZI VE YAZMAK ÜZERİNE | Okunma Sayısı: 3149 |
Kötü yazarı "kötü" yapan ÅŸey nedir?
Dünyâ edebiyatlarının ve kendi ülkesinin edebiyatının seçkin örneklerini yeterince okumamış olmak, bu örnekleri ibdâ eden yazarlarla (onların üslûplarıyla/temalarıyla) hesaplaÅŸmamış olmak, kendinden önceki edebiyatçıların kendi zamanlarında aÅŸtıkları kimi engellerden haberdar olmamak, çaÄŸdaÅŸlarının verdikleri eserlerden, çaÄŸdaÅŸlarının geldikleri noktalardan haberdar olmamak kötü yazarı kötü yapan baÅŸat etmendir.
Zîrâ bu tür bir bilgisizlik, kötü yazarın çoktan tartışılmış, iÅŸlenmiÅŸ ve "bitirilmiÅŸ" temalara veya çoktan denenmiÅŸ ve eskitilmiÅŸ anlatım biçimlerine "çullanmasına" (mal bulmuÅŸ maÄŸribî...) sebep olur ki, bu kabil tavırlar, "kötü yazar" olmak için yeterli bir sebeptir.
Kötü yazarı okurken yüzümüzde buruk bir gülümseme olmasının sebebi, olsa olsa bu geri kalmışlıktır.
Kötü yazar geri kalmış yazardır.
Esâsen edebiyatta "bitirilmiÅŸ" temalar yoktur.
BitirilmiÅŸ formlardan bahsedilebilir.
"Ahmet AÄŸa o gün çok erken uyanmıştı." diye baÅŸlayan bir öykü midemizi bulandırır.
Sorun, kötü yazarın böylesine kolay bir cümleye tenezzül etmiÅŸ olmasıdır.
Yoksa dünyâ durdukça insanlar erken uyanmaya devam edecekler ve yazarlar da bu erken uyanmalardan bizi haberdar edeceklerdir.
Kötü yazar kendisini rahatsız hissetmez.
Kullandığı enstrümanlarla bir hesaplaÅŸmaya giriÅŸmez.
Kullandığı enstrümanlar üzerine düÅŸünmez.
Ya olmayacak ÅŸeyleri iddiâ edecek kadar küstah ya da büsbütün iddiâsızdır.
Kötü yazarlar arasında yetenekliler olduÄŸu gibi, kötü olmayan yazarlar arasında da yeteneksizlere rastlanabilir.
Yetenek bize çok bir ÅŸey söylemez.
Mesele, dünyâ edebiyatındaki ve Türk dilindeki örneklerin sıkı bir ÅŸekilde okunup okunmadığı ve bunun sonrasında bir dil hassâsiyeti/endiÅŸesi kazanılıp kazanılmadığıdır.
Zaman zaman telâffuz edilen "Åžâir doÄŸulmaz, olunur." ifâdesi, böyle bir eÄŸitimin, duyarlığın kazanılma süreci ile iliÅŸkili olmak ÅŸartıyla yanlış deÄŸildir.
Åžâir olmak, öykücü olmak, böylesi bir okuma ve yazma sürecini yaÅŸamış olmayı gerektirir.
Elli yaşında ilk ÅŸiir kitabını yayımlayan ve o güne kadar akademisyen/politikacı/tüccar olarak tanınmış bir "ÅŸâir"in ÅŸiirlerini okurken, ÅŸiirlerde belli bir cevherin bulunduÄŸuna hükmedebiliriz.
Ancak uzun seneler önce yoÄŸun okuma ve yazma emekleriyle piÅŸirilmesi gereken bir cevherdir bu ve böyle bir çile devresi yaÅŸanmamış olduÄŸu için, ÅŸâir doÄŸulmuÅŸ olmasına raÄŸmen "olunamamıştır".
İşte kötü edebiyat, tam da budur.
Romanlarını on binler okumuÅŸ ve belki ömrünü daktilosu başında geçirmiÅŸ bir ünlü romancıdır ki o, kendine âit bir dil, kendine âit bir kurgu, kendine âit bir ses aramaktan daha "önemli" emeller için harcadığı için zamanını, gene karşımızda yoÄŸrulmamış bir cevher durmaktadır ve ne yazık ki on binlerce göz bu yoÄŸrulmamış kalemin satırlarını okuyarak büyümüÅŸlerdir ve ne yazık ki bu gözlerin sâhipleri bir gün size 'Ama neden siz onu romancı saymıyorsunuz, ama neden, ama neden?..' diye sorarlar.
Cevabı çok basittir: Kötü bir yazardır çünkü o.
Kötü ürünler vermek, kötü yazarlara mahsus bir ÅŸeydir.
Dünyâdaki bütün yazarlar, zaman zaman berbat ÅŸeyler yazarlar.
Kötü yazarın ürettiÄŸi en baÅŸarılı metin bile, kötü olmayan yazarlar tarafından üretilmiÅŸ ortalama metinlerden daha aÅŸağıda yer alır.
Çünkü o ortalama metinlerde bile belli bir dil incelmiÅŸliÄŸi, belli bir sınanmışlık söz konusudur.
Kötü yazar, belki kiÅŸisel hırslarla, belki hiç de küçümsenemeyecek yüksek duygularla, hummâlı bir üretim içindedir ve elindeki teçhizatla pek fazla ilgilenme kaygısına sâhip deÄŸildir.
EstetiÄŸin sınırları içinde gezinirken/gezindiÄŸi halde, estetik onun zihninde bir "tasa" olma özelliÄŸini yitirmiÅŸtir.
Kötü yazarın temel özelliÄŸi, kendi ürünleriyle ya da dünyâdaki diÄŸer bütün sanatçıların ürünleriyle hesaplaÅŸma cesâretine ya da bilincine sâhip olmamasıdır.
Filozofun dediÄŸi gibi, nasıl ki hesaplaşılmamış/didiklenmemiÅŸ/sorgulanmamış bir hayat, gerçek bir hayat olamazsa eÄŸer, yazarının üzerinde düÅŸünmediÄŸi, sorgulamadığı, hesaplaÅŸmadığı bir metin de, ister üretilirken olsun, ister üretilmeden önce olsun, isterse de üretildikten onlarca yıl sonra olsun bu hesaplaÅŸma; gerçek bir eser, gerçek bir öykü, gerçek bir ÅŸiir olamaz.
Aslında burada tek başına bir metin üzerinde düÅŸünmekten bahsetmiyoruz. Yazarın kendi yazdıkları üzerinde, taşıması elzem olan bir endiÅŸeden bahsediyoruz.
Bu endiÅŸe, memnun olmakla olmamak arasında ince bir dengeyi gözeterek yaÅŸatılan, korkuyla ümit arasında gidip gelen bir sarkaç gibi çalışmalıdır.
Aksi olursa, memnûniyetsizlik tarafına fazlaca kaykılmış bir sarkaç, yazarın yazıyla iletiÅŸiminin kopmasına, memnûniyet tarafına fazlaca kaykılmış bir sarkaç ise yazarın bir baÅŸarı sarhoÅŸluÄŸu içerisinde kendini yineleyen ortalama metinler üretmesine sebep olabilir.
"Falancayı neden romancı saymıyorsunuz? Filancayı ÅŸâirler listesine neden almıyorsunuz? FeÅŸmekâncayı neden antolojinize almadınız? Benim yazdıklarım neden önemsenmiyor? Benim ÅŸiirlerimi dergiler neden yayınlamıyor?" yollu soruların cevapları da "kötü yazar" kavramının anlaşılmasıyla ortadan kalkacaktır sanırım.
ÅžERH: Yazıları her zaman ve her yerde kolayca yayınlanan herkesi de iyi yazarlar arasında mı sayacağız? Bunun böyle olmadığını en bilenlerden birisinin de A. Harmancı olduÄŸuna inanıyoruz. (DoÄŸruluÅŸ)
Vurgular bize âittir. (DoÄŸruluÅŸ)
Yazar: Abdullah Harmancı- Kırkikindi |
19-07-09 |
||
| E mail: Mail Adresi Yok | Tweet | ||