HALEB'E DÖNÜŞ

Halep, 12 Aralık 2016'da Rus ve İran destekli Esed ordusu tarafından düşürülmüştü. Üzüntümüz hadsizdi. 30 Kasım 2024'te geri alındı.

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
"Her kim selefin bilmediği bir amel icad ederse, Peygamber'in risalete ihanet ettiğini iddia etmiş olur. Çünkü din tamamlanmıştır (Maide, 3) O gün din olmayan şey bugün de din değildir."
İmam Mâlik
Kategori : İKTİBAS / Muhtelif Mevzûlar, Yazarlar, Yazılar
Okunma Sayısı: 1533
Yazar: Mustafa Çelik
İÇİMİZDEKİ HAİN ECNEBÎLER

İÇİMİZDEKİ HAİN ECNEBÎLERİçimizdeki hain ecnebilerin yüreklendirme merkezi batıdır. Batının ikiyüzlülüğüne, çifte standardına şahidlik etmek, zamanımız insanına Allahû Teâla tarafından verilmiş Rabbanî bir imtihan imkânıdır.

Genelde İslâm coğrafyasında, özelde ise Türkiye’de Müslümanlar olarak içimizdeki ecnebilerle imtihan olunuyoruz. İnsan olmak ve insan kalmak, birbirimizi doğru anlamakta ve değerlendirmekte geçiyor. Ecnebinin lügat karşılığı şudur: “Yabancı, başka milletten olan”, “İslâm milletine yabancılaşmış olan, Müslümanların dışında kalan yabancılara benzeyenler”dir. Bu benzeyiş de iki türlü olur. Birincisi, dış görünüş, yani kılık ve kıyafet itibariyle, ikincisi, akıl, fikir ve kalb cihetiyle... Adamın dış görünüşü bizden olur ama aklı, kalbi “onlardan”dır. Bu bakımdan dış görünüşe aldanmamak lazımdır. Yahut sözü bizdendir ama özü ve icraatları onlardandır. Bu bakımdan kişinin ne söylediğine değil, nasıl davrandığına, ne yaptığına, maksadının ne olduğuna bakmak lazımdır. Dinimizle, din kardeşlerimizle ve bizimle savaşmayan ecnebilere iyilik etmek, onlara karşı adaletli davranmak, dinimizin bir gereğidir. Rabbimiz buyuruyor:

“Allah, sizi, din konusunda sizinle savaşmamış, sizi yurtlarınızdan da çıkarmamış kimselere iyilik etmekten, onlara âdil davranmaktan men etmez. Şüphesiz Allah, âdil davrananları sever.” (Mümtahine Sûresi/ 8)

İslâm devleti, insanlık âlemi için bir kurtuluş adasıdır. Bu kurtuluş adasına sığınmış ecnebilere iyi davranmak, İslâm devletini diğer devletlerden ayran bir alâmet-i farikadır. Şunu bilelim ki; İslâm Devleti ilahi bir devlet değil beşeridir. Onun işlerini üstlenen ve yürüten imam veya halifedir. Bunlar beşerdir. Kutsallığa sahip olmadıkları gibi masum da değildirler. Onları halifelik makamına getirme ve tayin işi Allah tarafından değil ümmet tarafından gerçekleştirilir. Allah otoriteyi ümmete verdi. Böylece ümmet halifeyi tayin eder ve ona bey’at verir. Yanlış uygulamalar, İslâm’a mal edilemez. Rasûlüllah (sav) şöyle buyuruyor:

“Dikkat ediniz! Kim bir zımmîye haksızlık eder veya onun haklarını eksiltir yahut ona gücünün üstünde yük yükler veyahut da ondan rızası dışında bir şey alırsa, kıyamet gününde onun karşısında hasmı ben olurum.” (Sünen-i  Ebu Davud, İmare: 33)

İslâm toplumu, İslâm devleti, harbi olmayan; İslâm’a ve Müslümanlara karşı savaşmayan ecnebiler için bir güven adasıdır. Harbi ecnebiler, hain ecnebilerdir. Hain ecnebiler, asrımızda çok yüzlü hale geldiler. İslâm ve Müslümanlara ilişkin yaygın korkuya Batılılar, İslâmofobi veya İslâmofobya diyorlar. Yeri gelmişken şunu beyan etmekte fayda vardır: İslâm-karşıtlığını resmi ideoloji haline getiren yerli İslâmofobyalar hain ecnebilerden sayılırlar. İçimizdeki bu hainler, düşmanımızın yedek cephaneleridir!

Tarihin şehadetiyle sabittir ki; emperyalist Batılılar, bizi laik yapmak için İslâm’a düşman, milliyetçi/kavmiyetçi yapmak için de aynı dinden olsak bile ırkımızdan olmayan herkese düşman olmaya ve onlarla savaşmaya teşvik ettiler. Bugün dahi bu görevlerini devam ettiriyorlar. Hain ecnebiler hususunda duyarsızlığımız ve vurdumduymazlığımız neticesinde İslâm’a, Müslümanlara ve bu topraklarda yaşayanlara hizmet edenler, bu millete hain ecnebiler eliyle hain unvanıyla ikram ediliyorlar. İçimizdeki hain ecnebiler sayesinde galip olanların putlaştırıldığı, mağlup olanların ise ihanetle suçlandığı bir coğrafyanın sakinleri olduk.

İçimizdeki hain ecnebiler hakkındaki her gevşekliğimiz, kendi elimizle kendi hayatımıza indirdiğimiz bir darbedir. İçimizdeki hain ecnebiler hususunda teyakkuz halinde bulunmak, Rasûlüllah (sav)’in sünnetindendir. Bakınız Peygamberimiz (sav) Hayber’i fethettikten sonra istirahate çekilmişti. Hayber Yahudilerinden Hâris’in kızı Zeyneb, “Muhammed, davar etinin neresini yemeyi daha çok sever?” diye sordu. Kol ve kürek etini yemeyi daha çok sevdiğini söylediler. Zeyneb hemen bir keçi kesti, kızarttı. Daha sonra da her yerine öldürücü zehir sürdü. Kol ve kürekleri ise daha fazla zehirledi. Peygamberimiz (sav)’in konak yerine götürdü.

“Ya Ebâ Kasım, bunu sana hediye ediyorum” dedi. Peygamberimiz (sav), kızartmanın kolundan bir parça koparıp ağzına aldı. Fakat onu yutmayarak hemen dışarı attı. Ashabına,“Ellerinizi yemekten çekiniz! Şu kürek eti, zehirlenmiş olduğunu bana haber verdi” buyurdu. (İbni Hişam, Sîre, 3/352) Dikkat edilirse, Rasûlüllah (sav), ashabını hain ecnebinin zehrinden haberdar ediyor. İçimizdeki ecnebilerin gizli veya açık din aleyhtarlığı yapmalarını, gayr-i İslâmî bir hayat tarzını bize dayatmalarını kabul etmemiz, bizi dinimizle, Peygamberimizle kavgalı hale getirir. Dini ile Peygamberi ile kavgalı olanın ne dini ve ne de Peygamberi olur.

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: Mustafa Çelik
03-05-17
E mail: yeniakit.com
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
İÇİMİZDEKİ HAİN ECNEBÎLER
Online Kişi: 25
Bu Gün: 586 || Bu Ay: 7.391 || Toplam Ziyaretçi: 2.931.329 || Toplam Tıklanma: 58.655.772