
| Kategori : İKTİBAS / Muhtelif Mevzûlar, Yazarlar, Yazılar | Okunma Sayısı: 853 |
İbn-i Bacce Endülüs'e felsefeyi soktu.
İbn-i Tufeyl ve İbn-i Rüşd ise saraya ve devlet erkanına.
Ve İslam’a dair tartışılmayan, saldırılmadık bir şey bırakmadılar.
Aragonlu Ferdinand ile Kastilyalı İsabel yıkmadan önce, Endülüs'ün kendi içinde zaten milli ve dini birlik kalmamış, Ukbe Bin Nafi'nin gemileri yakarak İberik yarımadasına saldığı korkusuz yiğitlerin yerini, Katolik görünce korkudan altına eden Müslüman prototipleri almıştı.
Bir İmam- Gazali, bir Yusuf-u Hemedani ve Ahmed Yesevi olmadığı için bu bahsi geçen felsefeciler toplumu rahatça ifsad ettiler.
Doğuyu kurtaran; Selçuklu ve Osmanlı medeniyetlerinin intişarını sağlayan, işte yukarıda bahsi geçen medreselerin kurucuların ve tarikat ehlinin samimi gayretleridir.
Endülüs’te bir İmam-ı Gazali olsaydı (Allahu alem) ama yıkılmazdı.
Yine Doğu'nun bir İmam-ı Gazali'si olmasaydı Selçuklu ve Osmanlı medeniyetleri yükselmezdi.
Yusuf Hemedan hazretlerinin Maveraünnehir'de yaktığı o kutlu ışık, Nizamiye ve Azamiye medreselerinde şeriat kılıcıyla kuvvetlenip, Tuğrul Bey oldu, Alparslan oldu, Alaeddin Keykubat, Osman Bey oldu.
Maveraünnehir'den kalkan o kutlu kervan, Viyana önlerinde, Arnavutluk, Peşte'de zor durduruldu.
Durdurulması hayli zaman aldı.
Bilinen nedenlerden geriye kalan bu coğrafyanın aydınlarının önüne konan Batı tipi aydınlanma örneğiyle, biz de her şeyi tartışır hale getirip, bütün değerleri basitleştirmeye çalıştık.
200 senedir dini ve milli olan ne varsa hunharca yok etmenin, yıkmanın azami gayreti içine girdik.
Manada, maddede, örfte, adette ne varsa saldırdık elde balyozlarla.
Yaktık yıktık.
Kendi kültürümüze sırtımızı dönmekle yetinmedik, 1400 yıllık müktesebatımızın hülasaları kitaplarımızı okuyamasınlar diye dil devrimi yapıp, kütüphaneleri okunmayan eserlerle dolu ülke olduk.
Yetmedi, dinimizi berhava etmek için saldırmaya başladık.
Oryantalistlerin Doğu'yu ve bilhassa İslam ülkelerini sömürmek adına yaptıkları çalışmaları, İslam’ın 4 ana ayağına dair yaptıkları tahrifatlar yetmemiş gibi, kendi açtığımız okullarda bunların eserleriyle beyinleri yıkanmış, Batı normlarıyla iğdiş edilmiş profesörlerimiz, onların açtığı yolda onlardan aşağı kalmayan çalışmalar ürettiler. Yetmedi nass'ın iki ayağından önce hadisleri tahfife, ravileri alaya çalışarak toplumu gelecekte yapacakları 2. evreye hazırladılar.
Kur’an-ı Kerim hakkında saldırılara başladılar sonra da.
Dinin sabitelerine yapılan bu hayasız saldırıların tek amacı, 1200 senedir İslam’ın bayraktarı olan aziz Türk Milleti'nin sahip olduğu Ehl-i Sünnet inancını zedelemek, benliklerinden onu yok etmektir.
Orta Doğu'da yaktıkları selefi ateşle neredeyse İslam ülkelerinin kalbi olan toprakları berhava ettiler.
Hindistan ve Mısır'da oryantalistlerin açtığı yolda yürüyen müteahhirin yerli müsteşrikler gereken tahrifatı zaten yaptılar.
Efgani, Abduh, Reşit Rıza, Seyyid Ahmed, Fazlurrahman, Mevdudi, ve Ebu Zeyd gibi bahsi geçen isimler, Goldziher, Sprenger, M.Watt gibileri aratmayacak ifsadları yaptılar.
Elde kala kala bir Türkiye kaldı.
Ateizmin, Deizmin ve Selefi akımların kıskacındaki İslam Dünyası ve bilhassa onun son kal'ası Türkiye'nin bu taarruzlardan bir an önce kurtarılıp 1200 yıldır kendisine payeler ve ruh kazandıran Ehl-i Sünnet akidesine sımsıkı sarılması gerekmektedir.
Yoksa 1200 senedir İslam’a en güzel hizmeti etmiş ve şu an bütün dünya Müslümanlarının umudu bu aziz milletin sonu Endülüs gibi olacak.
Dinin sabitelerine saldıran bilhassa İlahiyat kökenli bu akımların öncülerinin durdurulması ve bertaraf edilmeleri ahiret hayatımızın olduğu kadar, ülkemizin beka sorunudur.
Umuyorum devlet ricali de en kısa zamanda bu gerçeği idrak eder ve gereken tedbirleri alır.
Yoksa kaçarken ağlayan Abdurrahman gibi hayıflanırız hep beraber...
Yazar: Orhan Baylan |
28-12-18 |
||
| E mail: medyamit.com | Tweet | ||