HALEB'E DÖNÜŞ

Halep, 12 Aralık 2016'da Rus ve İran destekli Esed ordusu tarafından düÅŸürülmüÅŸtü. Üzüntümüz hadsizdi. 30 Kasım 2024'te geri alındı.

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
"Her kim selefin bilmediği bir amel icad ederse, Peygamber'in risalete ihanet ettiğini iddia etmiş olur. Çünkü din tamamlanmıştır (Maide, 3) O gün din olmayan şey bugün de din değildir."
İmam Mâlik
Kategori : İKTİBAS / Muhtelif Mevzûlar, Yazarlar, Yazılar
Okunma Sayısı: 787
Yazar: Erol Göka
BATI, MERHAMETİ BİLİR Mİ?

BATI, MERHAMETİ BİLİR Mİ?Batı düÅŸünce tarihi gerçekten de ilginç ve açmazlarla dolu. Merhamete daha Eski Yunan’dan beri yüz vermiyorlar, onu çoÄŸu zaman bir erdem olarak dahi görmüyorlar.

Mesela Aristo, “Acıma, bencillikten baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir. BaÅŸkalarının maruz kaldıkları duruma acıma duymamıza yol açan ÅŸey, kendimiz için duyduÄŸumuz endiÅŸedir” diye söylerken Stoacılar, “bilge kiÅŸi acıma duymaz çünkü onun üzüntüsü yoktur. Elbette hemcinslerini kurtarmak ister ama bunun için acıma duymaya ihtiyacı olmaz. İnsanlara iyilik yapmak için onların acılarını kendi üzerimize almak zorunda deÄŸiliz” diyordu. Mesela Spinoza’ya göre “acıma, akıl düsturuna göre yaÅŸayan bir insanda kendi başına kötü ve faydasız”dı. Bu yüzden Spinozacı Alain, 19. Yüzyıl’da “YaÅŸamı karartan bir tür iyilik vardır, üzüntü veren bir tür iyilik vardır, buna genel olarak acıma denir ve bu insanın başına gelen felaketlerden biridir” dedi. Nietzsche, merhametten tiksinmemizi isteyecek kadar ileri giderken Jankelevitch gibi parlak çaÄŸdaÅŸ filozofları “merhamet özellikle tepkili, izdüÅŸümsel, özdeÅŸleÅŸtirici olduÄŸundan, sevginin de en alt düzeyidir, belki ama aynı zamanda en kolayıdır da” diyebildi. Batı düÅŸüncesinde merhametin eksikliÄŸi, içini herkesin canının istediÄŸi gibi doldurabildiÄŸi, evrensel (ama bir o kadar da müphem) bir “insan sevgisi” giderilmeye çalışıldı. Hıristiyanlık öncesinde de bu böyleydi.

Åžüphesiz merhameti önemseyen, onun acıma hissinden farkını idrak edebilen, önemli bir erdem olarak gören batılı düÅŸünürler de var ama en insancıl ve özgürlükçü Aydınlanma filozofları dahi, batı-dışında yaÅŸayan insanları sözlerine dahil etmiyorlar. Mesela “Aydınlanma düÅŸüncesinin gerçek kurucusu”, “modern düÅŸüncenin ortak atası” diye anılan Locke, aynı zamanda köleciliÄŸi ve sömürgeciliÄŸi savunabiliyor. Aynı ÅŸekilde Aydınlanma’nın ve liberalizmin büyük ismi David Hume, adaletsizliÄŸi mazur görebileceÄŸi hallerden biri olarak “uygar Avrupalıların barbar yerliler üzerinde büyük üstünlüÄŸü”nü sayabiliyor, yerlilere “yumuÅŸaklık ve merhamet yeter adalet gerekmez” diyebiliyor. Amerikan demokrasisinin kahramanı Tocqueville, Hindistan’ın yerlilerine karşı hiç sevmediÄŸi halde İngilizlerin zafer kazanmasını isteyebiliyor.

Musevi düÅŸünce insanlarında da bu açıdan pek fark bulunmuyor. Mesela “ahlakın insanın varoluÅŸundan bile önce geldiÄŸini ve ‘öteki’nin bizim kendimizi inÅŸa etmemizin vazgeçilmez unsuru olduÄŸunu söyleyen büyük Yahudi düÅŸünür Emanuel Levinas, söz konusu olan Filistin sorunu olduÄŸunda zalimane bir tavır almaktan çekinmiyor. Levinas, 28 Eylül 1982’de Falanjistleri bir provokasyonla kamplara sokan, yüzlerce kiÅŸinin katledildiÄŸi Sabra ve Åžatilla katliamlarının ardından hakkında soruÅŸturma açtırmayı reddeden Begin’in ve İsrail’in tutumunun etik boyutunu ele alan bir radyo programı sırasında, katliamlar aleyhine tek kelime etmiyor. İsrailliler için Filistinlilerin “öteki” olmadıklarını öne sürebiliyor. “Öteki tanımım tamamıyla farklıdır: Öteki, akraba olması zorunlu olmayan ancak akraba olabilecek komÅŸudur” diyebiliyor.

Velhasıl, Batı düÅŸüncesinde merhamet fikri genel olarak olumsuzdur; adalet ve merhamet arasındaki iliÅŸkiden pek bahsedilmez, kendi farklılıklarını, üstünlüklerini meÅŸrulaÅŸtırma arzularını hep hissettirirler. Bu durum onların siyaset ve ahlakla ilgili düÅŸüncelerine de yansır; “siyasi iyi” ve “ahlaki iyi”, demokrasi ve liberalizm, devlet ve sivil toplum farkı konusunda bitmeyen tartışmalara tutuÅŸurlar.

Adalet mi merhamet mi daha önemlidir sorusuna cevap arayışlarım, uzun süre Batı’nın bu tutarsızlıklarını sergileyerek oysa biz Müslümanların merhameti önemsemekle birlikte adalet eksenli bir bakışımız olduÄŸunu, siyaset ve ahlak arasında kopmaz baÄŸlar bulunduÄŸuna inandığımızı vurgulayarak seyretti. BaÅŸlangıçta adaleti devlette merhameti bireylerde kendini daha çok gösteren nitelikler olarak görüyordum. Daha sonraları adaletin de merhamet gibi bireyin ahlak duygusunda kökleÅŸtiÄŸini öÄŸrendim ve savundum ama bunlar arasında adaleti daha önemli görmekten yakın zamanlara kadar hiç vazgeçmedim, merhameti ancak arada bir dile getirdim. Siyasetin ahlaktan kopmasını önleyecek olanın içimizdeki adalet duygusu olduÄŸuna, adalet sayesinde toplumsal dayanışmanın da gerçekleÅŸeceÄŸine inanıyordum: “Ahlaki olan, adil olandır ve içimizdeki adalet duygusundan köken alır... En net olarak hissettiÄŸimiz ÅŸey, içimizdeki adalet duygusunun sarsılmasıdır. Yaptığımız ahlaksızlık kadar farkına vardığımız bir eylemimiz daha yoktur... İçimizdeki adalet terazisi sallandığında, iç dünyamız onu gerçek bir deprem gibi algılar. İçimizdeki adalet terazisinin sapmayan ölçüsünü, esas almazsak, siyasetin ahlaki boyutunu gözden kaçırırız.” (“AÅŸk Her Åžeyi Affederse: Teknomedyatik Dünyada AÅŸk ve Ahlak” (TimaÅŸ Yayınları/2010)

Hatalı deÄŸil, merhametten söz etmedikleri için eksikti bu sözler ve tabii adaleti sıkça söylemek adil olunduÄŸu anlamına gelmezdi. Batılılar da kendileri dışındaki insanlara ne yaptılarsa evrensel insan sevgisi adına yapmamışlar mıydı?

Yazının kaynağına ulaÅŸmak için tıklayınız.

Yazar: Erol Göka
25-08-19
E mail: yenisafak.com
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
BATI, MERHAMETİ BİLİR Mİ?
Online KiÅŸi: 25
Bu Gün: 646 || Bu Ay: 6.625 || Toplam Ziyaretçi: 2.930.130 || Toplam Tıklanma: 58.639.057