HALEB'E DÖNÜŞ

Halep, 12 Aralık 2016'da Rus ve İran destekli Esed ordusu tarafından düÅŸürülmüÅŸtü. Üzüntümüz hadsizdi. 30 Kasım 2024'te geri alındı.

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
"Her kim selefin bilmediği bir amel icad ederse, Peygamber'in risalete ihanet ettiğini iddia etmiş olur. Çünkü din tamamlanmıştır (Maide, 3) O gün din olmayan şey bugün de din değildir."
İmam Mâlik
Kategori : İKTİBAS / Muhtelif Mevzûlar, Yazarlar, Yazılar
Okunma Sayısı: 9371
Yazar: Halil Arslan
BİR GÜZEL GEZİ: TİLLO!

Medreseler diyarı Tillo'daydık!

'Tillo'da icazet merasimi var' diyor biri. “Gidelim mi?” ‘icazet merasimi’ terkibi bile heyecanlanmamıza yetiyor.

Pazar günü yapılacak merasim için çarÅŸambadan yola çıkıyoruz. Yollarda iki araçta on iki kiÅŸiyiz. Daha yakından tanıyoruz birbirimizi. Bir hocamız “Seferin bir anlamı da derinin altındaki gerçek derinin ortaya çıkmasıdır.” demiÅŸti, daha iyi anlıyoruz bunu. Akdeniz’den ilerliyoruz, doÄŸuya doÄŸru.

Önce Malatya’dayız. YaÅŸlı bir amcayı ziyaret ediyoruz eÅŸiyle beraber koyu bir yalnızlığın koynunda, koca koca binaların birinde yaşıyor. “Allah’a ÅŸükür” sözlerin ardından çokça zikrediliyor. Ama “insanlar ilgisiz ve soÄŸuk, nedendir bilmem” diyor. “Allahtan” Kore Gazisi’ymiÅŸ de askerlerin belirli günlerde, bayramlarda ziyaret ettiÄŸinden bahsedip teselli buluyor “Allah’a ÅŸükür.” AkÅŸam namazlarımızı kılıp dualarını alıp çıkıyoruz; elini öptürmek istemiyor ama ben ısrar edip eÄŸilip öpüyorum.

Elaziz diyarında manevi bekçiler

Arabalara binip Elazığ’a doÄŸru hareket ediyoruz. Elazığ’dayız yatsıdan sonra. O gece ve Cuma gecesi de orda kalıyoruz perÅŸembe ikindiden sonra Harput’u, kadim Elaziz’i geziyoruz. Arap Baba baÅŸta olmak üzere Harput babalar diyarı ve sanki ÅŸehrin üstünde manevi bekçiliklerine devam ediyor, alabilenlere hala himmet ediyorlar.

Buzluk MaÄŸaraları’nı gezerken yüksek kayalardan sanki yakınımızda çok yakındaymış gibi bir ses duyuyoruz. Bilenler biliyor. Biz de öÄŸrenmiÅŸ oluyoruz; keklik bunlar. “İki keklik bir kayada ötüyor”… bu mısralar aklıma geliyor hemen ve hafifliÄŸime yorup utanıyorum çünkü çok kıymetli hocalarımın eÅŸliÄŸindeyiz. Epey vakarlı bir havası var topluluÄŸumuzun. Her taraf kabirlerle dolu. Mezar taÅŸları insanda bir dinginlik, saygı uyandırıyor sanki. Cuma gecesi akÅŸam namazını Ulu Cami’de kılıyoruz. Ecdadımıza dualar ederek ayrılıyoruz oradan da. Cuma kahvaltıdan sonra yollardayız tekrar. Hz. Elyesa (a.s.) Kabri

EÄŸil’de kimler var bilir misin?

Hedefte EÄŸil var. Adını duysak da nesi var nesi yok bilmiyorum. Sonradan ne kadar da utanılacak cehalet içinde olduÄŸumu bir kez daha ikrar ediyorum kendi kendime. Diyarbakır’a 30 kilometre kala kadar sol tarafa dönüp 23 kilometre gidince ulaşıyoruz EÄŸil’e. Zülkifl ve Elyesa aleyhisselamlar orada bir tepede medfunlar. Peygamber mezarı ziyaret etmek nasip olduÄŸu için defalarca hamdediyoruz Âlemlerin Rabbine.

Oraya sonradan aÅŸağıdan nakledildikleri yazılı tabelalarda, zira aÅŸağısı baraj gölüne dönmüÅŸ. Etrafta sincaplar oynayıp duruyor çok yaklaÅŸmasalar da öyle kaçmıyorlar da insandan. Bu harika yerden öÄŸle namazlarımızı kılıp çıkıyoruz; yaÄŸmaya baÅŸlayan yaÄŸmurun günahlarımızı da yıkamasını dileyerek sahabeler ÅŸehri Diyarbakır’a hareket ediyoruz.

Eğil. Peygamber efendilerimizin mezarları şimdi su olan yerden yukarıya taşınmış 1995 yılında.

Ve sahabeleri ziyaret...

Hazreti Süleyman Camii’nde 28 sahabe efendimiz yatıyor; ziyaret edemiyoruz zira cami restore edilmekte. Bize rehberlik eden öÄŸrencinin eÄŸilip bükülmeden sabırla ısrar etmesi sonuç veriyor sadece “Fatiha okuyup çıkmak üzere” izin veriyor görevli. Fatihalarımızı okuyup oradan da ayrılırken çocukların “abi, bir Yasin okuyalım mı?” yalvarışları ve verilen küçük harçlıklarla ne kadar da sevindikleri içimizi burksa; hemen orda farklı düÅŸüncelerle çözüm yolları düÅŸünsek dillendirsek de kendi aramızda, hemen yolculuÄŸumuzun disiplinine dönmeye çabalıyoruz.  

Tillo'dan. Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri ve hocası İsmail Fakirullah hazretlerinin türbeleri. İbrahim Hakkı Hazretleri tarafından inÅŸaa edilmiÅŸ.

Medreseler diyarı: Tillo

Åžimdi hedefte Batman var. Silvan üzerinden Batman’a ulaşıyoruz. O gece ordayız. Sabah “gelmiÅŸken ziyaret etmemek yanlış olur” diye Veysel Karani Hazretleri’ni ziyaret edip Siirt’e doÄŸru yola devam ediyoruz. Siirt’te bir güzel adamın odasındayız herkes diz çökmüÅŸ. Yüzünden nur, aÄŸzından hikmet damlayan bir müfessirin, Ebde’ul Beyan yazarı Muhammed Bedreddin El-Tillovi’nin ziyaretindeyiz. Yemek teklifini geri çevirmedik. Çaylarımızı içip muhteremin yanından izin alarak Tillo’ya “Evliyalar Diyarına” meylediyoruz. Medrese nedir görmemiÅŸlerimiz var -ben gibi- aramızda. Edepsizlik olmazsa “melekler ÅŸehri” demek geliyor içimden. Öylesine maneviyat dolu ki hemen herkes ÅŸehre girerken bunu hissettiÄŸini söylüyor.

İbrahim Hakkı Hazretlerinin harçsız ördüÄŸü hocasının türbesine 23 mart'ta ilk ışığın düÅŸmesini saÄŸlayan duvar. (Sonradan türbe restore edilirken türbe restorasyonundan dolayı bu özellik ne yazık ki kaybedilmiÅŸ. Duvar hala ayakta.)

Bir baÅŸka hava var gerçekten. Medrese talebelerinin ciddiyetle, ellerinde kitaplar hızla yürüyüp ezber yapmaları, müzakere salonu, müderrislerin dersleri aldıkları odalar gerçekten maneviyatın müÅŸahhaslaÅŸtığı yerler. Benim de içinde olduÄŸu bir ikimiz ilk defa görüyor böyle güzel bir manzarayı ve tabiri caizse aÄŸzı açık bir ÅŸekilde seyrediyoruz etrafı. Kütüphanesinde ne ararsanız var. Öyle ta uzaklardan pozitivizmin, kapitalizmin hegemonyası haline gelmiÅŸ zihinlerimizle anlamakta zorluk çektiÄŸimiz ÅŸeyler var burada. Nur yüzlü, kara sakallı, safi edep kesilmiÅŸ fevkalade güzel gençler ve onlara mürÅŸitlik, yol ışıtıcılığı yapan fevkaladenin üstünde, yaptığı iÅŸin ehemmiyetini bilen, donanımlı ve bir o kadar mütevazı hayatlar var. Hele belirli bir zaman görüÅŸmeyenlerin karşıdakinin eline sarılıp öperken eli öpülenin aynıyla mukabele edip onun da elini öpenin elini öpmesi ve bunun hızlıca ve samimi bir ÅŸekilde içten bir refleksle yapılması yok mu ki, iyi ki tanımışım bu “mübarekleri”, iyi ki gelmiÅŸim buralara dedirtiyor insana.

Ne güzel insanlar, ne güzel tören!

Ve beklenen gün Pazar geliyor. Bir akın var, her yerden güler yüzlü namaz nurları yüzlerinden taÅŸan insanlar akıyor özellikle doÄŸu ve güneydoÄŸudan. Büyük, en az iki bin kiÅŸi alacak kadar geniÅŸ ve sade bir salondayız bir medresede. Medrese dediysem aklımıza hemen olumsuz çaÄŸrışımlar gelmesin; bina olarak bir çok fakülteyi geçebilecek donanımda bir bina. İcazet töreni konferans salonu denilen yerde yapılıyor ki bu konferans salonu yine bildiklerimize benzemiyor. Sadece iki tarafında tek sıra kanepe var. Herkes ya diz çökmüÅŸ ya da baÄŸdaÅŸ kurmuÅŸ oturuyor.

BaÅŸka medreselerden üstatlar ÅŸeyhler gelip oturdukça ziyaretçiler tabii bir refleks ve merakla ayaÄŸa kalkıyor. Bilenler -ben gibi bilmeyenlere- gelenlerin kim olduÄŸunu haber veriyor. Daha bıyıkları terlememiÅŸ nur yüzlü bir genç “Can-ı dilden aşık oldum” ilahisine baÅŸlıyor kadife gibi, insanın içine iÅŸleyen bir sesle. Nakarat kısmında kimse yanındakiyle göz göze gelmek istemiyor, herkes kaçamak kaçamak gözyaÅŸlarını siliyor. Günahlarım(ız) geliyor aklım(ız)a, tekrar utanıyoruz beceremediÄŸimiz kulluÄŸumuzdan ve iki damla gözyaşına umut baÄŸlıyoruz: “Rabbim beni de affeder misin?”

KonuÅŸmalar yapılıyor dilek ve temenniler sunuluyor “mucaz”lara baÅŸarılar, hizmette devam dilekleri dile getiriliyor. Bir güzel adam eksiklerinin farkında olduÄŸunu ve bunlar için neler yaptıklarını anlatıyor. Temennileri için “rabbim muvaffak kılsın” duamız oluyor. Güzel insanlardan biri, Muhammed Bedreddin El- Tilovi icazetnameyi okuyor. Rabbimizden orda ismi geçenlerin ÅŸefaatini, yardımını onlara verdiÄŸi ilmi bize de vermesini, bizleri ilmimizle amil kılmasını; buradaki bereketten her daim bizleri de nasipdar kılmasını diliyoruz. Ülkenin bizden uzak yerlerinde hayatın farklı bir akışı olduÄŸunun farkına varıyoruz. Güzel hizmetlerden haberdar olmanın mutluluÄŸu var yüzlerimizde. Allah’tan İslam’a hizmet eden herkes için muvaffakiyetler diliyoruz.

Ve dönüÅŸ yolu

Pazartesi Urfa’ya doÄŸru yola koyuluyoruz. Bu defa hedefte memleket var. Urfa’da kısa bir ziyaretten sonra biraz yorgunluk ama epey memnuniyetle tekrar Akdeniz’e yöneliyoruz. Allah hepimize gücümüzün farkına varabilmeyi nasip etsin. Seyahat edebilmeyi nasip etsin ve seyahatin bereketini versin bizlere. Âmin.

Yazının kaynağına ulaÅŸmak için tıklayınız.

Yazar: Halil Arslan
04-11-10
E mail: dünyabizim.com
 
 
Yorumlar: 1
fatma
tillo
Tarih : 13-04-12

Ben de gitmeyi cok arzuluyorum vede duÅŸunun ben diyarbakırda oturuyorum allah inÅŸallah nasip eder banada görmeyi gecen sene veysel karaniyi ve şıh osmanı görmeyi nasip etti rabbim cok merak ediyorum inÅŸallah olur

 
BİR GÜZEL GEZİ: TİLLO!
Online KiÅŸi: 21
Bu Gün: 131 || Bu Ay: 6.936 || Toplam Ziyaretçi: 2.930.586 || Toplam Tıklanma: 58.646.267