HALEB'E DUÂ

HALEB'İ UNUTMA, UNUTTURMA!

Duâ da edemiyorsan, Müslümanlığını gözden geçir...

ÂYET-İ KERÎME
Mümin erkek ve kadınlara işlemedikleri şeyler yüzünden eziyet edenler, doğrusu bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir.
Ahzab, 33, 58.
HADÎS-İ ŞERİF
Hiç kimse başka bir kimseyi fasıklıkla suçlamasın ve onu küfürle itham etmesin. Eğer itham ettiği kimse dediği gibi değilse, bu sıfatlar muhakkak itham edene döner.
Buhari, Edeb, 44.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir yalana denk gelmeye kalmasın insan, sonra binlerce doğruyu sorgulamak zorunda kalıyor...
Nazan Bekiroğlu
Son Dakika!
Yeni sistem için 800'ü aşkın düzenleme    17 çocuk Adnan Oktar'dan şikayetçi oldu    Trump: Ticaret konusunda AB'nin düşman olduğunu düşünüyorum    500 yıllık ödeşme Amerika kıtasının intikamı       Kiralık araçta dev işbirliği    Irak alev alev    Oğlumu cübbesi ve sakalı var diye tankla ezmişler          Türkiye'yi buluşturdu    Güvenli ve sağlıklı gıda için HAK       Üretici 35, toplayan 70 lira kazanıyor    Kritik zirve bugün   
SOKRATES'İ ÖLDÜRMELİ

SOKRATES'İ ÖLDÜRMELİSocrates’i öldürmeliyiz; yoksa metafiziksiz bilim, yok oluşa sürükleyecek hepimizi...

En temel sorunumuzun eğitim, eğitimin de varoluşsal sorunumuz olduğunu söylemiştim.

Niceliğin hükümranlığını pekiştirecek, insanı araçların kölesi hâline getirecek fizik, matematik veya daha genelde pozitif bilimler üzerinden eğitim sisteminin kurulması ihtimali belirdi..

Bu felâkettir.

Pozitif bilimlere de ihtiyacımız var elbette; yüksek teknolojiye ulaşmamız için şiddetle ihtiyacımız var hem de.

Ama daha âciliyet kesbeden şey, metafiziktir: Dünyayı ve varlığı, hayatı ve insanı bir bütün olarak kavramamızı sağlayacak metafizik olmadan, atacağımız her büyük adım, bizi bir kez daha büyük çıkmaz sokakların eşiğine fırlatmakla sonuçlanacaktır.

Bu yazıda, bütün dünyanın eşiğine sürüklendiği bu cenderenin soykütüğünü çıkararak çıkış yoluna dâir bir iki cümle kuracağım. Sonraki yazılarda bu çıkış yolları üzerinde derinlemesine kafa patlatacağım.

ARTIK SEN ONA BENZEYECEKSİN!

Picasso, Stein’ın tam 90 kez resmini çizer.

Siler, çizer... Siler, çizer...

Sonra, son kez, modelsiz çizer.

Stein, resmi görünce, “benzememiş bana!” der.

Picasso’nun cevabı klastır:

Artık sen ona benzeyeceksin!

Şu an, yani yaklaşık iki asırdır, insan, kendine benzemiyor, kendi değil, kendinde değil çünkü.

Hepimiz, istisnasız bütün dünya, Batılıların bizim adımıza çizdikleri bir tablo’nun figüranları gibiyiz.

Gibisi fazla. Bizim için çizilen tablodaki yaratıklarız yalnızca. Biz değiliz.

HER ŞEY SOCRATES’LE BAŞLADI VE BİTTİ ASLINDA!

Önce Socrates vardı.

Her şey Socrates’le başladı ama her şey Socrates’le bitti.

Nietzsche, şakirdi Heidegger, felsefenin, bir düşünme biçimi olarak felsefenin Socrates’le bittiğini söylediler.

Ama insanlık hele de burada yaşayan, metamorfoz yemiş, celladına âşık bu toprakların insanları, sadece aydınları değil bütün insanları, bize, Nietzsche’yle Heidegger’in söylediklerinin masal olduğunu söyleyip duruyorlar nakarat hâlinde.

Çünkü Socrates’le başlayan şey, biterse, bütün hayallerinin suya düşeceğinden, her şeyin biteceğinden, boşluğa sürükleneceklerinden eminler.

Socrates’le başlayan şey, neydi?

Pornografi’nin / araçların / niceliğin hükümranlığı. Ayartının yani.

Ayartı, pagandır oysa. Böyle söylemişti Baudrillard.

SOCRATES’İ ÖLDÜRMELİYİZ!

Hepimiz paganlarız. Hepimiz Socrates’in çocuklarıyız.

Aristo, Socrates’i, Socrates’in felsefesini ve yaptığı devrimi şöyle özetlemişti bize: “Socrates, felsefeyi gökten yere indirdi.”

İşte bütün düğüm burada gizli.

Socrates’in felsefeyi bitirmesi gerçeği de, bizim, bütün insanlığın, Socrates’in ayartısına kapılmamızın, 2500 yıldır üretilen efsaneyi terkedemeyişimizin, kutsayışımızın sırrı da burada gizli yine.

Socrates’in felsefeyi, düşünmeyi bitirdiğini düşünenler acı çekiyor: Düşünmenin bedeli.

Socratesin inşa ettiği efsaneye inanmayı sürdürenler, bütün insanlık, ayartının dünyasını terketmek istemiyor: Ayartı, heyecan veriyor çünkü. Ayartı, hayattan kaçırıyor, hayatın zorluklarından uzaklaştırıyor insanları çünkü: Pornografinin, dromokratik rejimin nihâî zaferi.

Socrates’i öldürmeliyiz. Socrates’i öldüremezsek, hakikat fikrine bile ulaşamayacağımızı bilmeliyiz.

Socrates’i öldürmeliyiz. Yoksa hayata, hakikate ve “ev”e, kendimize yani, dönemeyeceğiz hiç bir zaman.

SOCRATES’İN SEVABI VE GÜNAHI!

Socrates’in bir sevabı, bir de günahı vardı.

Socrates’in sevabı, Grek tanrılarını reddetmesiydi.

Socrates’in günahı ise, Grek tanrılarının yerine yeni bir tanrı ihdas etmesiydi: İnsan.

Socrates, insanın düşünme ve varolma çabasını, insanı gökten yere indirerek bitirmişti.

Bütün Batı düşüncesinin kuruluş dinamiği, insanın ve hakikatin yokoluş dinamitine dönüştürecekti.

Tanrı hayattan sürgün edilecek, insan bu dünyada köleye dönüşecekti.

Birinci sınıf felsefe tarihçileri, Socrates’in girişimini, “disconnection” kavramıyla açıklarlar.

Socrates, insanın, Tanrı’yla tabiatla irtibatını kopardı, bu dünyaya sürgüne mahkûm etti.

İnsan, gökten yere düştü: Yersizleşti, evsizleşti, varlıklar âlimenindeki konumunu, yerini yitirdi, her şeyi yerinden etti. İnsanı mülk âlemine mahkûm etti.

Erdemi bile, bilgiye indirgedi.

İnsanın kendini bilmesi, yegâne ilkeydi.

Güzel.

Ama Tanrı’yla, kozmosla, tabiatla bağlarını yitiren insan, kendini nasıl bilebilecekti ki?

METAFİZİK OLMADAN ASLÂ!

Sonuç: Batı uygarlığının ontolojisi yoktur. Batı uygarlığı, epistemoloji üzerine kurulmuştur.

Ontoloji, insanın ve hayatın anlamını kavrama yolculuğunun yol haritasını sunar bize: Niteliğin yaşaması ve insanı da yaşatmasıdır.

Epistemoloji, insanın ve hayatın amaçlarını kavrama yolculuğunu ıskalar, insanın önce tabiata, sonra Tanrı’ya, dolayısıyla insanlara ve dünyaya hâkim olma kaygısıyla yaşar: Buysa niceliğin hükümranlığı, insanı ve hayatı kuşatmasıdır: İnsanın amacını yitirmesi, araçları amaçların önüne geçirmesi, araçların kölesine dönüşmesi.

Socrates’in temellerini attığı, insanın Tanrı’yla, Kâinât’la ve diğer varlıklarda bağlarını koparan, insanı tanrılaştıran antroposantrik dünya çöktü; insan, post-human insan, makinanın kölesine dönüştü.

Bilimin hükümranlığı, kutsanması, makinanın / araçların mutlak zaferiyle sonuçlandı.

Böylesine büyük bir ontolojik yok oluş mevsiminde, hayatın anlamını kavramımızı sağlayacak, daha âdil, yaşanabilir bir dünya kurmamıza imkân tanıyacak yol, fizik, matematik ya da doğal bilimler değil, metafiziktir.

Metafiziksiz bir dünya, hem orman kanunlarının hükümranlığını pekiştirecek hem de insanı bu dünyadan bir kez daha sürgün edecek, Michel Henry’nin yerinde ifadesiyle, “barbarlığın zaferiyle” sonuçlanacak bir dünyadır.

Picasso’nun dediği gibi hepimiz, Batılılara benzemiş durumdayız; onların zihin setleriyle düşünüyor, onların bakış açılarıyla bakıyoruz kendi dünyamıza ve sorunlarımıza bile!

Bir toplumun başına gelebilecek en büyük felâkettir bu.

Sonraki yazılarda, burada kısaca işaret ettiğim çıkış yolları üzerinde derinlemesine kafa patlatmak niyetindeyim.

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: Yusuf Kaplan
Okunma sayısı: 96
E mail: yenisafak.com
 
DOĞRULUŞ
Online Kişi: 26
Bu Gün: 43 || Bu Ay: 3561 || Toplam Ziyaretçi: 1059202 || Toplam Tıklanma: 28313936