HALEB'E DUÂ

HALEB'İ UNUTMA, UNUTTURMA!

Duâ da edemiyorsan, Müslümanlığını gözden geçir...

ÂYET-İ KERÎME
Mümin erkek ve kadınlara işlemedikleri şeyler yüzünden eziyet edenler, doğrusu bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir.
Ahzab, 33, 58.
HADÎS-İ ŞERİF
Hiç kimse başka bir kimseyi fasıklıkla suçlamasın ve onu küfürle itham etmesin. Eğer itham ettiği kimse dediği gibi değilse, bu sıfatlar muhakkak itham edene döner.
Buhari, Edeb, 44.
SÖZÜN ÖZÜ
Bize hep yalan söylediler ve inandıkça daha fazlasını söylediler.
Malcolm X
Son Dakika!
Yazar: Fuat Uğur
Kemalist vesayetçiler uyuyan FETÖ hücreleriyle mi iş tutuyorlar?

Kemalist vesayetçiler uyuyan FETÖ hücreleriyle mi iş tutuyorlar?Hiç hayra alamet değil bu olup bitenler.

Dursun Çiçek gibiler boşuna dillerinin altından baklayı çıkarmıyor “Konuştuğum hâkim ve savcılar siz bir iktidara gelin biz bunlara ne yapacağımızı biliriz” diye konuşarak.

Ahmet Hakan’gillerin bik bik 10 Kasım, Atatürk güzellemeleri yapıp habire laikçi Kemalist kesimlerin nefret objesi haline getirilen isimlere çakmasının kuşkusuz bir sebeb-i hikmeti var.

Engin Ardıç’ın Sabah gazetesindeki her zamanki yarı alaycı ironik 10 Kasım yazısından yola çıkarak savcıları göreve çağıran Demirören medyası mensubu ByLock’çu İsmail Saymazlar durup dururken boynunu çıkarmıyor “Kel oğlum, keleş oğlum” kılığında.

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, hastalığı nedeniyle 9 Kasım’da ziyaretine gittiği Kadir Mısıroğlu için linç edilirken kullanılan sözde argümanlardan bu kesimin nasıl FETÖ’den tedrisatlı ve algı çarpıtmasında usta olduğunu anlıyoruz. Mısıroğlu’nun “Yunan gelseydi Kemalistlerin Müslümanlara ettiği zulmü etmezdi” lafını “Keşke Yunan gelseydi” diye çarpıtanlar, 9 Kasım’daki ziyareti “10 Kasım’da yapıldı” diye kuyruklu yalanla yaymaktan da çekinmediler.

Ardından final 10 Kasım günü yapıldı ve Atatürk’ü anma törenine katılan insanlara “Bu bir kıyamdır” diyerek seslendiği için 21 yaşındaki Emine Şahin adlı Fizyoterapi öğrencisinin kellesi “bileti kesilerek” kurban isteyen barbarlara takdim edildi.

Tutuklandı.

O genç kız Atatürk’e hakaret mi etti? Hayır. O törenlere katılanları Atatürk’ü putlaştırıyorsunuz diye eleştirdi.

Peki, yalan mı söylüyor?

Put gibi tapınmıyorlar mı Atatürk’e?

Pagan ayinlerine dönmedi mi Atatürk’ü anma törenleri?

Ama bunun bir sebebi var ve geçmişi hayli eskilere dayalı.

Alın 5 Ağustos 1935 tarihli Cumhuriyet gazetesinin manşetini görün.

Atatürk yarım bir ilahtır; Türklerin babasıdır.
 
 
Başlığın altında “Hiçbir devlet şefi için hayatında bu kadar heykel dikilmemiştir. Ne Mussolini’nin, ne Hitler’in, ne de Lenin’in anıtları onunkilerle ölçülemez” yazılı.

Bir liderin hayatında değil hayatını kaybettikten sonra heykelinin dikilmesi daha makbuldür ama geçelim.

Ya Atatürk’ün kıyaslandığı “lider”lere ne demeli? Mussolini, Hitler, Lenin. Hepsi birbirinden âlâ.
Atatürk’ü tanrılaştırma temayülü ta o zamanlardan başlamıştı.

Dönemin şairleri ve yazarları müthiş “eserler” verdiler Atatürk üzerine.

Ünlü yazar Yusuf Ziya Ortaç’ın kaleme aldığı “Atatürk’e Ekber!” adlı şiirine bakalım:

Atatürk’e Ekber!
Atatürk’e Ekber!
Ancak O var: Atatürk!
Evliya O’dur, peygamber O’dur, sanatkâr Atatürk,
Bunları geçti insan büyüğü: Kendi kadar Atatürk!

Birkaç adet daha sıralayalım da patolojik ruh hâlinin nerelere vardığını görelim.

Misal aşağıdaki şiirinden sonra ödüllendirilerek milletvekili yapılan Aka Gündüz:

Atatürk’ün tapkınıyız! Her şeyde Atatürk, yerde O, gökte O, denizde O, varda O, yokta O! Her şeyde O! Atatürk, yerdedir, göktedir, sudadır, alandadır, diktedir, pusudadır. Görünmezi görür! Bilinmezi bilir! Duyulmazı duyar! Sezilmezi sezer, ezilmezi ezer! Her şeyde Atatürk! Elimizi yüzümüze, gönlümüzü özümüze kapıyoruz. Biz sana tapıyoruz! Biz sana tapıyoruz! Varsın, Teksin, yaratansın! Sana bağlanmayanlar utansın!

Edip Ayel adlı şaire gözatalım:

Bir gün olacaktır anıtın Türklüğe Kâbe (Doğru tahmin)
Zindan kesilen ruhlara bir nur gibi doldun
Türk ırkının en son, ulu peygamberi oldun.
Tutsak seni lâyık, yüce Tanrı’yla müsâvi,
Toprak olamaz kalp doğabilmişse semâvi…
Ölmez bize cennetin ufkundan inen ses,
İnsanlar ölür, Türklüğe Allah olan ölmez!

Ünlü Şair Behçet Kemal Çağlar:

Kaç yıldır Türkçeydi Tanrı’nın dili
İnsana ne ilah, ne de sevgili,
Ne de ana-baba aratıyordu
Her an yaratıyor, yaratıyordu…

Şiirleri ders kitaplarında da yer alan Kemalettin Kamu da yazmış bir şeyler:

Burada erdi Musa, burada uçtu İsa,
Bülbül varsa hürriyet için öter,
Ne örümcek ne yosun/ne mucize ne füsun
Kâbe Arab’ın olsun, Çankaya bize yeter.

“Taşlıtarla’daki Ev” adlı romanını okuyup beğendiğim İlhami Bekir Tez ise tam bir hayal kırıklığı:

İlk adam, mavi gözlerle baktı toprağa,
Toprağın haritasını çizdi bayrağa
Allah değil, o yazdı alın yazımızı

Bu böyle uzayıp gidiyor. Mustafa Kemal Atatürk, çevresini sarıp sarmalayan bu dalkavukluk ve yalakalık halesine zaman zaman onları aşağılayarak tepki gösterdi ama sonuçta ilke olarak karşı çıkmadı. Tersine, en onur kırıcı kulluk ifadelerini yazan sanat katili bu tiplere en üst ikbal ve mevki kapılarını açtı.

Konuyla ilgili detaylı bilgilerin tamamını BELGELERLE GERÇEK TARİH adlı blog’da okuyabilirsiniz(*)

Bunları hatırlatıyorum çünkü aradan geçmiş 80 yıl hâlâ değişen bir şey yok.

Daha 10 yıl önce İzmir’deki Cumhuriyet mitinginde Necla Arat olduğunu sandığım bir konuşmacının “Atatürk bize gönderilen son elçi, son peygamberdir” dediğini işitebildik.

Geçen hafta “Hocaları asıp imam hatipleri kapatacağız” diye notayla bağıran sözde Fenerli faşist güruhun babalarından dedelerinden bu hastalıklı mirası almadığını kim söyleyebilir?

Tedavi edilmeleri gerçekten çok zor.

10 Kasım’da tanık olduğum bir Atatürk’ü anma töreninde artık kanıksayarak izleyip gördüklerim TEMELDE YATAN ACI GERÇEĞİ haykırıyordu.

Bu insanlar, 90 yıl boyunca hayatlarından dini, Allah’ı, Kur’an’ı ve Peygamberi çıkardılar. Ama modernleşme ve Batılılaşma diye bunu yaparlarken boşluğun içine düşüp dımdızlak ortada kaldılar. Dinî ritüelleri bakımından kendilerine sempatik geldiği hâlde Hıristiyan da olamıyorlardı. Çünkü Allah inancı silinmişti yüreklerinden. Boşluğu dolduracak tek özne vardı; ATATÜRK.

Bu yüzden Atatürk’ü anma törenlerini tapınmaya ve pagan ayinlerine çevirmeye başladılar.

Açıkça söyleyeyim, bu sağlıksız durumu düzeltmek en azından son 15 yıllık bu iktidar döneminde mümkün olabilirdi.

Millî eğitim bakanları ne yazık ki ellerine yüzlerine bulaştırdılar ve müfredattaki Atatürk bahsini putlaştırmadan uzak gerçekçi zeminde ele alan kitaplar üretilemedi ya da bulunup okutulamadı. Böylece Atatürk adını işitince Kuzey Koreliler gibi salya sümük ağlamaya başlayan çocuklar ve yetişkin insanlar görmeye başladık.

Şimdi Kemalist vesayet artıklarının bu hastalıklı yapının üzerinden yürüyerek ve uyuyan FETÖ hücreleri ile güçlerini birleştirmeyi düşündüklerini sezinliyorum.

Dediğim gibi, boşa değil bu hareketler.

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: Fuat Uğur
Okunma sayısı: 64
E mail: turkiyegazetesi.com.tr
 
DOĞRULUŞ
Online Kişi: 31
Bu Gün: 34 || Bu Ay: 3734 || Toplam Ziyaretçi: 1130751 || Toplam Tıklanma: 30777038