RAMAZAN İLHÂMI


Kur'an üzerine eğilir başlar
Gönülde bir mânâ seyrânı başlar

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
Her çıkmaz sokağın çıkmaz olduğunu anlamak için sonuna kadar yürümek zorunda bırakıldık.
İsmet Özel
Son Dakika!
Yazar: Ahmet Doğan İlbey
M. KEMAL DİN ÂLİMLERİNE MEKTUPLA BAŞLADI BATICILIKLA FİNAL YAPTI

M. KEMAL DİN ÂLİMLERİNE MEKTUPLA BAŞLADI BATICILIKLA FİNAL YAPTIM. Kemal’in Millî Mücadele’ye yâni İstiklâl Harbi’ne öncülük ederken son derece itinalı bir İslâmî üslûp kullandığı sansürsüz yakın tarih kitaplarında yazılıdır.

Öyle ki çok kullandığı kendi ifadesinden biri olan “din-i mübin-i İslâm” şiarıyla Millî Mücadele’yi başarıya ulaştırmak için devrin dinî kanaat önderlerinden bir kısmıyla birebir görüşür, bir kısmına da mektup yazar.

M. Kemal’in İslâmî dil ve siyaseti niçin önemli bulduğunu anlamak için Prof. Dr. Mustafa Kara’nın, “Metinlerle Günümüz Tasavvuf Hareketleri” adlı eserinin 85. sayfasından şu satırları okumak lâzım: “Cihad ve harp terimleri tasavvufta çok kullanılan iki terim olmakla birlikte derviş harp adamı değildir. (...) Bu tesbit, dervişlerle maddi savaşlar arasında bir irtibat yoktur anlamına gelmez. Dervişler, içinde bulundukları toplumun ihtiyacına göre savaşın bu çeşidine de katılmış, ‘hudutlarda gaza bayraklarından alnına ışık’ vuranlar kafilesine de gerektiğinde katılmışlardır.”

Cemal Kutay'ın "Cumhuriyet'in Mânevî Mimarları”( Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları) kitabında ilk Meclis'teki milletvekillerinin yarısının din adamı ve kanaat önderlerinin olduğu yazılıdır. Nakşibendi şeyhlerinin Millî Mücadele başladığında hareketinde yer aldığına, Nakşibendi şeyhi olan Mustafa Fehmi Efendi'nin oğlu ve tarikatta halifesi olan Şeyh Ahmed Fevzi Efendi de Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Kuvay-ı Milliye’de yer aldığına, Erzurum Kongresi'ne Erzincan delegesi ve TBMM'de Erzincan Milletvekili olduğuna ve M. Kemal’le Doğu Anadolu'daki gezisine de katıldığına, Özbekler Tekkesi'nin MillÎ Mücadele’ye verdiği teşkilâtlı destek ve İstanbul'dan Millî Mücadele’ye katılmak isteyen subay ve meüvevveranı Özbekler Tekkesinin Şeyhi Ata Efendi'nin gayretiyle Anadolu’ya dâhil olduklarına laik Cumhuriyetin inkılâp tarihinde yer verilmez.

Millî Mücadele’ye başkanlık ederken İslâmî üslûp kullanıyor

Birinci Dünya Savaşında Mevlevî ve Bektaşî dergâhları gibi çeşitli tarikat mensuplarından oluşan Alaylar’ın Çanakkale’de ve Doğu’daki Ermeni-Rus saldırısında son derece faal vazifeler yaptığını bilen M. Kemal, millî mücadeleye bu insanların fevkâlade yardımı olacağını biliyordu. Erzurum ve Sivas Kongrelerine çok yakın günlerde Heyet-i Temsiliye’nin kurulup nizamnamesinin yazıldığı ve memleketin topyekûn bir İstiklâl Savaşı’na gebe olduğu günlerdi.

Kâzım Karabekir Paşa’nın Doğu’daki askerî gücünün yanında manevî itibarının da desteğiyle nüfuzlu din adamlarının delege kaydedilerek Erzurum Kongresi’ne başkan seçilen Heyet-i Temsiliye Başkanı M. Kemal, kongre sonrası alınan kararları ve yapılacak diğer faaliyetleri haberdar etmek ve desteğin devam etmesini sağlamak maksadıyla birçok nüfuzlu şeyh ve tarikat önderlerine İslâmî terminolojiye titizlikle uyarak mektuplar yazar.

İlk mektup Norşinli Şeyhe

1923’den itibaren yavaş yavaş, 1925’den hızla değişerek laik-Batılılaşmaya kayan, bin yıllık İslâmî değerleri “redd-i miras” ve ılga eden, sonra asıl niyetini uygulamaya koyan M. Kemal’in 13 Ağustos 1919’da yazdığı mektuplardan birkaçının sadeleştirilmiş özetini yaparak, makyavelist siyasetinin ve akıl almaz değişikliğinin sadece bir cephesini göstermek istiyorum. İlk mektup Norşinli şeyhlerden Şeyh Ziyaeddin Efendi’ye hitaben yazılmış:

“Ziyaeddin Efendi Hazretlerine; Faziletli Efendim. Zât-ı fâzılânelerinizin (ilim irfan sahibi ve alicenap) Umumi Harpte Osmanlı ordusuna ifa eylemiş olduğunuz değerli hizmetlerinize ve makam-ı muallâ-yi hilafet ve saltanata göstermiş olduğunuz kalbi rabıtaya yakından muttali bulunuyorum. Bu sebeple zat-ı âlinize kalpten pek büyük hürmetim vardır. Bugün makam-ı hilafetin, saltanat-ı Osmaniye’nin ve vatan-ı mukaddesimizin düşmanlarımız tarafından nasıl rencide edilmekte ve Şark vilayetlerimiz Ermenilere hediye edilmesinde ısrar olunmakta olduğundan haberdarsınız. İstanbul’daki hükümet bu düşmanlara karşı aciz kalarak millet ve memleketi müdafaa edememekte olduğu ortadadır. (...) Her tarafta teşekkül eden millî ve vatanî cemiyetlerin delegelerinden mürekkep Erzurum’da toplanan bir kongreyle Şarkî Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti teşekkül etti ve millî birliğimizi dâhil ve harice karşı temsil etmek üzere Heyet-i Temsiliye kabul edildi. Buna dair beyannâme ve nizamnâmeden çok yüce zatınıza takdim ediyorum. Zat-ı âlinizin cemiyetimizin en muhterem azasından bulunduğunuz cihetle cümlece müsellem olan himmet ve gayretlerinizin teşkilâtımızın o havalide muzır düşman telkinlerinin izalesine yardım ve katkısı olacağından mutmainim. Birkaç güne kadar Garbî Anadolu ve Rumeli’den gelecek olan delegelerle umumî bir kongre Sivas’ta yapılacaktır. Cenab-ı Hakk’ın avn ü inayeti ve peygamber-i zişanımızın feyz ü şefaati ile umum milletimizin bir noktada müttehit (birlik olma) olduğunu ve hukukunu müdafaaya kadir bulunduğunu cihana göstereceğiz. Yakında Meclisi açtırmak ve millete bağlı kuvvetli bir hükümeti iktidara geçirerek vatanı selâmete çıkarmak gerçekleşecektir. Muhabbet ve hürmetlerimin kabulünü rica ve o havalideki bilcümle vatandaşlarıma selâmlar ithaf eylerim Efendim Hazretleri. İmza: Sabık Üçüncü Ordu Müfettişi Mustafa Kemal.” (Kara, a.g. e., s. 83-84)

İkinci mektup Şeyh Abdülbâki’ye

M. Kemal’in aynı tarihte Bitlisli Nakşibendi şeyhi Küfrevîzâde Şeyh Abdülbâki Efendi’ye yazdığı mektubun sadeleştirilmiş özeti de şöyle: “Bitlis Küfrevîzâde Şeyh Abdülbaki Efendi Hazretleri. Faziletlû Efendim, Zat-ı fâzılânelerinin Bitlis’te olduğunuzu tahmin ediyorum. Makam-ı muallâ-yı hilafet ve saltanatın, vatan ve milletimizin içinde bulunduğu müşkül vaziyet malûmunuzdur. Senaverleri (sena eden, öven) milletimizin bugünkü felaketin içinden çıkacağı güne kadar milletle beraber ve milletin içinde çalışmağa hasr-ı vücut etmekten başka şiar-ı hamiyet olamayacağı kanaatiyle derhal askerlikten istifa ettim. Erzurum Kongresi’nce takarrür ettirilen esasları takdim ediyorum. O havalide düşmanlarımızın her türlü muzır telkinatına set çekmeleri müsellem olan hamiyet ve vatanperverliklerinden intizar olunur. Arz-ı hürmet ve muhabbet eylerim Efendim Hazretleri. İmza: Sabık Üçüncü Ordu Müfettişi Mustafa Kemal.” (Kara, a.g.e., s. 84)

Üçüncü mektup Şeyh Mahmud Hazretlerine

M. Kemal’in yine aynı tarihte devrin en nüfuzlu şeyhlerinden Şeyh Mahmut Efendi Hazretlerine yazdığı mektubun özetini de okuyunca, milletin “vatan-ı İslâmiyye” şiarıyla topyekûn Millî Mücadele’ye katılmasını sağlamak için her çâreye başvurduğu anlaşılacaktır. Şüphesiz ki dinî kanaat önderlerini heyetlere katmak, meclislere dâhil ederek Millî Mücadele’de birlik ve beraberlik ruhunu oluşturmak son derece doğru bir siyasettir. Ancak İstiklâl Savaşı’ndan iki yıl sonra bu ruh ve mâna birdenbire çekilip atılacak, milletin mayasını oluşturan değerler ve kanaat önderleri bir bir saf dışı edilecektir. Kemalist kadro 1920’li yıllarda dindar görünüp bir süre sonra koyu makyavelist taktiklerle Batıcı- seküler ilke ve inkılâplarını ortaya koyacaktır. Bu ikiyüzlülüğü, mektupları okuyunca daha iyi anlıyoruz.

“Şeyh Mahmud Efendi Hazretlerine. Faziletlû Efendim, ....Hilâfet ve saltanatın izmihlâline ve vatanımızın Ermeni ayakları altında çiğnenmesine ve milletimizin Ermenilere esir olmasına rıza gösterecek hiçbir Müslüman tasavvur edilemez. (...) Milletten kuvvet alamayan ve esir vaziyetinde bulunan hükümet-i merkeziye aczden başka bir şey gösterememektedir. Milletin yekvücut olarak kuvvet ve kudretini cihana göstermesinden başka kurtuluş çâresi kalmamıştır. Bu sebeple resmî sıfatlarımdan istifa ederek tam istiklâl sağlanana kadar milletle beraber ve milletimin içinde çalışmağa karar verdim. Zat-ı âlileri gibi fedakâr, vatanperver dindaşlarımın benimle beraber çalışacağınıza mutmainim. Erzurum Kongresi’nce karar altına alınan beyannâme ve nizamnâme takdim ediyorum. Yakında Sivas’ta toplanacak olan umumî bir kongre ile de daha nâfi ve kat’î netice elde edileceği şüphesizdir. O havalide İngilizlerin iğfal edici telkinatının önüne geçilmesi pek ziyade lâzımdır. Cenab-ı Hak cümlemize başarılar ihsan buyursun. Gözlerinizden öperim Efendim. İmza: Üçüncü Ordu Müfettişi Mustafa Kemal.” (Kara, a. g. e., s. 85)

Dördüncü mektup Mutki reisi Şeyh Hacı Mûsa Efendi’ye

M. Kemal’in, aynı zamanda şeyh olan Mutki Aşiret Reisi Hacı Mûsa Efendi’ye yazdığı mektubundaki şu cümle dahi “İslâmcı” görünme taktiklerine başvurduğunu gösteriyor: “Cenâbı Vahibul’âmal Hazretlerinden vatan ve milletimiz için hayırlı akıbetler niyaz eder ve sizlerin gözlerinden öperim.” (Abdurrahman Kasapoğlu, Atatürk’ün Kur’an Kültürü, s.24)

Beşinci mektup Şeyh Uceymi Paşaya

Irak’ta birçok aşiretin üstünde nüfuz sahibi olan şeyhülmeşayih (şeyhler şeyhi) Şeyh Uceymi Paşa, Birinci Dünya Savaşında İngilizlerin büyük maddî teklif ve tehditlerine rağmen sadakatle Osmanlı safında ciddî mücadele vermiş birisidir. M. Kemal, onun vasıflarını ve tesirini iyi bilmektedir. 15 Haziran 1919’da Şeyh Uceymi’ye mektup yazar. Mektubunda Türk ve Arap milletlerinin dağınıklığı ve zaaflarının Muhammed ümmetine zarar verdiğini, ümmetin istiklâli için mücadele vermenin farz-ı ayn olduğunu ifade eder:

“...Mukaddes Hilâfet makamı etrafında toplanarak kâfirlerin esaretinden yakamızı kurtarmaya yönelik mücadelemizde asil şahsiyetinizle birlikte olduğumu arz ederim. Bu mevzudaki âli fikirlerinizin 13. Kolordu vasıtasıyla bildirilmesi suretiyle fikir teatisinde bulunmayı asil fikirlerinize bırakarak samimiyetimi takdim ederim. İmza: Üçüncü Kolordu Müfettişi Mustafa Kemal.” (Atatürk’ün Bütün Eserleri / 1915-1919, Yayına hazırlayan: Fikret Ulusoydan, Kaynak Yayınları, cilt:2, s. 75) Millî Mücadelenin hızlandığı 29 Kasım 1920’de M. Kemal, Irak’taki Necef Arap Hükümeti Heyeti’ne yazdığı mektupta “Din ve Millet Mücahidi Alelazm Efendiler Hazretleri” diye başlar söze: “Uzak memleketlerdeki mümin kardeşlerim” diyerek devam eder. Heyetin kendisine gönderdiği mektuba memnun olduğunu, bu mektubun muhabbet ve bağlılıkta tam bir iman ve sevgi bağı anlamına geldiğini ifade eder. Şeyh Senusi Hazretlerine’ye vazife verdiğini anlatır: “...Afrika kıtasında milyonlarca mânevî evlâdı olan kadri büyük Şeyh Ahmed Şerîf Senusi Hazretleri de Musul’a doğru hareket etmişlerdir. Muhterem mücahit Uceymi Paşa’nın (şeyhülmeşayih) mücahede harekatını başlatmak üzere Kerkük’e gidiyor. Iraklı din kardeşlerimizin ulvî maksatlarına nail olmaları için elden geleni hiçbir vakit sakınmayacağımızdan katiyen emin olunuz. İmza: M. Kemal.” (Salahi R. Sonyel, Türk Kurtuluş Savaşı ve Dış Politika, cilt:1, s. 189, Türk Tarih Kurumu Y.)

M. Kemal makyavelist siyaset yapıyor

Kemalizm’in taktiklerinden sadece biri olan mektupların dili de gösteriyor ki, bu asil milletin sadâkatine, “önder”leri sâdık ve samimi kalmamışlar. Bâzı sağcı ve Atatürkçü tarihçiler, M. Kemal Millî Mücadele sırasında İslâmcı ve muhafazakâr görünmesinde samimiydi, diyorlar. Belgelerle sabittir ki Batılılaşma yanlısı askerî ve sivil kadronun da tesiriyle ilk TBMM açılışında alınan kararlardan birkaç yıl sonra caymıştır.

M. Kemal, 1920 ve 1922 yılları arasındaki görüşlerinde samimi olsaydı, dış baskı ve içerideki Batıcı kadronun tesiriyle değişmesi mümkün değildi. Çünkü “Din-i İslâm’ı kurtarmak” şiarıyla yola çıktığı kadro kemmiyet ve keyfiyet bakımından daha güçlüydü. M. Kemal’in büyük yetkilerle donatıldığı Millî Mücadele sırasında, Lozan’da dayatılan bâzı şartlar hariç, İslâmî değer ve müesseselerin korunması yolunda ilk Meclis’te başlattığı ilkelerle devam etme imkânı son derece yüksekti.

Batının, hilâfet hariç, dâhili düzenlemelere sanıldığı kadar müdahale etmediği belgelerle sabittir. Şu halde 1925’den sonra başlayan bir kısmı mizansen olan sözde “irtica” ve “isyan” ların Batıcı inkılâpları yapmaya bir vasıta olarak kullanıldığı açıktır. Dolayısıyla M. Kemal Millî Mücadelede İslâmcı görünmesinde samimiydi, sonrasında değişmiştir tezi yanlıştır ve tutarlılığı yoktur.

M. Kemal’de, kadrosu da İstiklâl Savaşı’nın neticesinde kurulacak devletin kendi istikametlerine dönüştürüleceğini hesap ettiklerinden Müslüman milletin mânevî damarlarından girmişlerdir. İslâmî üslûplarında samimi değildiler. Bu bakımdan Kemalizm baştan beri siyasette makyavelist, zihniyet olarak laik din anlayışına sahipti. Yakın tarih doğru yazılabilirse şayet şu hakikati tescil edecektir: Aldatan Kemalizm ve aldatılan da millet olmuştur.

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: Ahmet Doğan İlbey
Okunma sayısı: 38
E mail: tyb.org.tr
 
DOĞRULUŞ
Online Kişi: 21
Bu Gün: 265 || Bu Ay: 8814 || Toplam Ziyaretçi: 1268777 || Toplam Tıklanma: 34045524