HALEB'E DUÂ

HALEB'İ UNUTMA, UNUTTURMA!

Duâ da edemiyorsan, Müslümanlığını gözden geçir...

ÂYET-İ KERÎME
Mümin erkek ve kadınlara işlemedikleri şeyler yüzünden eziyet edenler, doğrusu bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir.
Ahzab, 33, 58.
HADÎS-İ ŞERİF
Hiç kimse başka bir kimseyi fasıklıkla suçlamasın ve onu küfürle itham etmesin. Eğer itham ettiği kimse dediği gibi değilse, bu sıfatlar muhakkak itham edene döner.
Buhari, Edeb, 44.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir yalana denk gelmeye kalmasın insan, sonra binlerce doğruyu sorgulamak zorunda kalıyor...
Nazan Bekiroğlu
Son Dakika!
HAYSİYETİ OLMAYANIN HAMİYETİ OLMAZ

Hamiyet ile haysiyet ilgili bir durumun anlatımında birbirlerinin yüklemi olurlar.

Hamiyet vatanının, dininin, milletinin, akrabaların şerefini koruma gayreti olarak, ancak haysiyet sahiplerine izafe edilebileceği gibi, haysiyet de ancak aynı zamanda bir değer sıfatı olarak hamiyet sahiplerine izafe edilebilir.

Bu nedenle hamiyet sahibi bir kişinin, vatanını koruma konusunda haysiyet gösterdiğini söylediğimizde, o haysiyet sahibinde hamiyetin ortaya çıkmış (belirmiş) olduğunu da söylemiş oluruz.

Haysiyet ile hamiyetin nikahlanmasından doğan bir kelime daha var ki, o da kullanılış durumuna göre birbirine yüklem olan söz konusu iki hususun tek bir fiilde taçlanmasıdır. O kelime: Şecaattır.

İbn Hazm’ın kelimeleriyle, “Şecaat, bir kimsenin, dinini, namusunu, baskı altındaki komşusunu, haksızlığa maruz kalıp kendisine sığınan mazlumu; malı, onuru ve benzeri hakları saldırıya uğrayan bir mağduru –saldırgan tarafın azlığına ve çokluğuna bakmaksızın- ölümü göze alarak savunmaktır. Bu hususta gerekeni yapmamak korkaklık ve acizliktir.”

Vatansever bir şair olan Attila İlhan’ın, bizden daha farklı zamanlarda yaşamış ve daha farklı tecrübeler edinmiş biri olarak “Türkiye’nin bir hain kontenjanı var, bu nüfusun yüzde onudur” tespitiyle, hamiyetsizlerin haysiyetsiz, haysiyetsizlerin hamiyetsiz ve dolayısıyla hamiyet ve haysiyet yoksunluğu nedeniyle şecaatsız olanların varlığını nazari olarak öğrenmiş olsak da, bunlarla ilgili fiili gerçeği Gezi eşkıya kalkışmasında, 17/25 Aralık seçim ayarlı darbe ile 15 Temmuz Amerikan destekli FETÖ darbe girişiminde ancak tanık olmuştuk.

Şimdi, Amerika’nın pervasızca, terbiyesizce, usulsuz, hukusuz ve ahlaksızca Türkiye’ye açtığı ekonomik savaş nedeniyle bunların varlığına bir kez daha şahit olduk.

Anasını, bacısını, karısını, çocuklarını, bizlerin içinde yer aldığı Türkiye gemisinde bırakıp, topukları sırtlarına değercesine kaçarak, soluğu Amerika’da alan FETÖ elemanlarının, içerideki haysiyetsiz, hamiyetsiz ve şecaatsızlara sosyal medyada açtırdıkları “Aynı gemide değiliz” tagı üzerinden gaz vermeleri ise söz konusu şahitliğimizin yeni bir boyutudur.

Zikrettiğimiz bağlamın içine çekilemese de, CHP’nin koltuk düşkünü Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Amerika’nın Türkiye’ye karşı başlattığı ekonomik savaşa karşı güya tedbir sadedinde “Bir ülke düşünün, o ülkede yaşayan vatandaş kendi geleceğinden endişeli; ‘Bir şey söylersem beni hapse atarlar mı?’ diye. Yazamıyor, çizemiyor, konuşamıyor. Böyle bir ülkeye yabancı niye gelsin? Kendi vatandaşının güvenliğini sağlayamayan bir devlette yabancı gelmez o ülkeye. Yapılması gereken işlerden ikincisi, hukuk güvenliğini ve hukukun üstünlüğünü yeniden tesis etmektir. Milletvekillerinin hapiste olduğu, gazetecilerin hapiste olduğu, demokrasinin sıfıra indirgendiği bir siz ‘yabancı sermaye gelsin, buraya yatırım yapsın’ diye bir beklenti içersine girerseniz sadece hayal aleminde yaşarsınız” sözlerini söyleyebilmiş olması da şahitliğimizin başka bir yönüdür.

Her biri bir kazurat hükmündeki haysiyetsiz, hamiyetsiz ve şecaatsızlar, içinde doğdukları, büyüdükleri, gerekli tüm imkanları elde ederek yaşadıkları şu vatana, millete karşı açılmış fiili bir savaşı nasıl göremiyorlar diye hayıflanmanın bir gereği de yoktur, çünkü onlar kendi hallerinin farkında değiller.

İnsan (bir vatana, bir milete aidiyyet zorunluluğu da bir yana) salt insan olmak bakımından böylesine bir üçlünün olumsuzlanmış yüklenicisi ve temsilcisi olduğunu bilerek ve görerek yapamaz; her şeyden önce aklı ve mantığı buna engeldir; ancak idraken, basireten, ahlaken körleşmiş olmaları gerekir ki böyle olabilsinler.

Gerçi zikrettiğimiz şahitliğin, şerden hayır üretmek şeklinde tanımlayabileceğimiz bir yönü de yok değil: Asıl 15 Temmuz’da daha yoğun olarak yaşadığımız üzere, bu ekonomik savaş vesilesiyle, yakın ve uzak çevremizdeki cibilliyetsizleri, aynı zamanda belirttiğimiz yönleriyle tanımamız da mümkün olabilmiştir.

Amerika’nın Türkiye’ye karşı başlattığı ekonomik savaşın, casus papazın bırakılıp bırakılmaması meselesinden çok farklı nedenlere bağlı olduğunu, Türkiye’nin ulus devlet kabuğunu çatlatan bir devlet olmasının da bu nedenlerin başında yer aldığını defatle belirtmiştik.

Dolayısıyla dahili bir yönetim zaafiyetinden değil, tam tersine belirttiğimiz bağlamda bir yönetim başarısının Amerika tarafından hazmedilemesinden kaynaklanan söz konusu savaş, bizim açımızdan tam bir istiklal savaşıdır.

Geçmişte Türkiye’ye açılan yüzlerce savaş gibi bu savaşı da kazanmamızın ilk şartı (devletin alacağı tedbirler saklı kalmak kaydıyla) haysitemize sahip çıkmakla, hamiyetimizi kuşanmamızla ve gerektiğinde şecaat göstermek için yarışmamızla mümkün olabilecektir.

Bunların değeri, ancak ondan yoksun olanların zilletiyle daha anlaşılır olabileceği için, onların yaratmaya çalıştıkları olumsuz hiçbir durumdan etkilenmemeyi de öğrenmeliyiz.

Yazının kaynağına ulaşmak için tıkayınız.

Yazar: Ömer Lekesiz
Okunma sayısı: 35
E mail: yenisafak.com
 
DOĞRULUŞ
Online Kişi: 26
Bu Gün: 190 || Bu Ay: 3826 || Toplam Ziyaretçi: 1079659 || Toplam Tıklanma: 29005240