HALEB'E DUÂ

HALEB'İ UNUTMA, UNUTTURMA!

Duâ da edemiyorsan, Müslümanlığını gözden geçir...

ÂYET-İ KERÎME
Mümin erkek ve kadınlara işlemedikleri şeyler yüzünden eziyet edenler, doğrusu bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir.
Ahzab, 33, 58.
HADÎS-İ ŞERİF
Hiç kimse başka bir kimseyi fasıklıkla suçlamasın ve onu küfürle itham etmesin. Eğer itham ettiği kimse dediği gibi değilse, bu sıfatlar muhakkak itham edene döner.
Buhari, Edeb, 44.
SÖZÜN ÖZÜ
Bize hep yalan söylediler ve inandıkça daha fazlasını söylediler.
Malcolm X
Son Dakika!
Yazar: Erol Göka
ÇOCUKLARIMIZA NEZÂKET KÂİDELERİNİ ÖĞRETMELİYİZ

ÇOCUKLARIMIZA NEZÂKET KÂİDELERİNİ ÖĞRETMELİYİZGündelik hayat sırasında, toplumsal ilişkilerimizde gördüğümüz kaba sabalıklar hepimizi canımızdan bezdiriyor, inancımız ve medeniyet mirasımız adına utanıyoruz. “Bizim inancımız, başkalarına böyle davranmayı men ediyor.” “Atalarımız, medeniyetimizin sadece güçlü koruyucusu, zırhı değil aynı zamanda nezaket timsaliydiler” diye haykırmak istiyoruz ama nafile… Birbirimize karşı sergilediğimiz kaba sabalıklar ve nedenleri üzerine birçok söz söylenebilir lakin bunların her birini uzun uzadıya ele almak yerine genel olarak bahsetmek sanıyorum daha nazik bir tutum olacak…

“Nezaket” kelimesi de tıpkı “medeniyet” gibi Osmanlıca. Farsça “nazik” kelimesinden Arapça sarf kuralına göre türetilmiş; oysa “zarif” de “zarafet” de Arapça ve aynı şekilde dilimize geçmiş. Demek ki “zarafet” ile yetinmeyip bir de “nezaket”i dilimize ilave etmiş atalarımız. Ne de güzel etmişler… Ahlaka da ve edebe de çok önem veren, bunları inancımızın ve toplumsal hayatın bir gereği olarak gören bir medeniyetin mirasçısı olduğumuzu bize hatırlatmak istemişler.

Gelenek ve görenek, insan ilişkilerinde nerede, nasıl davranmamız gerektiğinin çerçevesini çizer ve hayatımızda kendini göstermesi değerlerden önce gelir. Zira bir gelenek ve görenek manzumesinin içine doğarız. Çocuk yetiştirme pratikleri sırasında gelenek ve görenek, yeni nesillere öğretilmeye çalışılır. Çocuk, aynı zamanda kişilik olgunlaşmasına yardım eden bir çevrede büyüyorsa bu kuralları, değer olarak iç-dünyasına katar yani içselleştirir. Eğer bu süreç başarılamazsa yani kurallar değer olarak içselleştirilemeden kalırsa, bir süre alışkanlıktan öyle davranılır ama her fırsatta “olmamışlık”, çiğlik kendini dışa vurur; samimi olmayan, “-mış gibi yapılan” her davranış sırıtır, gösterişten yapıldığı belli olur.

Çocukları yetiştirmek için bir besleyici sevgi fideliği şarttır ama tek başına yetmez, yalnızca sevgi, çocukları seven ve sevilen birisi bile yapamaz. Çocuk yetiştirirken sevginin yanı sıra ustaca bir terbiye lazımdır. Terbiye, gelenek ve göreneğin öğretilmesi, içselleştirilerek değer haline dönüştürülmeye çalışılması demektir. Bu nedenle terbiyeye, “değerler eğitimi” de diyebilirsiniz. Terbiye, tıpkı dil eğitimi gibi, örnek olarak, söyleyerek, yaparak ve düzelterek verilir. Terbiyenin, değerler eğitiminin vazgeçilmez unsurlarından birisi de nezakettir.

Nezaketin de mutlaka öğretilmesi, bunun için de en başta çocuğa güzel örnek olunması gerekir. Zira nezaket, hemen hemen tüm erdemlerin dolayısıyla ahlakın kökeninde var ama bir yandan da diğer erdemler olmadan tek başına pek bir anlam ifade etmiyor. “Hakaretimiz nezaket”ten de “dalkavukça ve kölece nezaket”ten de söz edilebiliyor. Son derece nazik bir insan ille de iyiliksever, saygılı, mütevazı, yiğit ve adil olacak diye bir kural yok. Nezaket, Nazilerin Beethoven çalarken çocuk katletmeleri gibi zaten kötü olan bir şeyi iyice berbatlaştırabiliyor. Bu nedenle diğer erdemlerle donanmış ancak eğitimsizliği nedeniyle nispeten kaba kalmış bir insan her zaman eğitimli kibar ahlaksızlardan evladır. Cahil birisi, birazcık çabayla nezaket ehli haline gelebilir ama ahlaksız bir kimse kolay kolay iflah olmaz.

Bunlar elbette nezaket meselesinin teferruatı. Aslolan, nezaketin insan ilişkilerine müspet yönde katkıda bulunan erdemli bir tutum oluşu. Ama bunun yanı sıra ve belki de daha önemlisi, bir kültürün medeniyet düzeyine yükselebilmesi için davranışların incelmesi, zarifleşmesi gerekiyor. Daha sonra hakkında uzunca yazmayı düşündüğümüz “Barbar, Modern, Medeni” kitabında kardeşim İbrahim Kalın, medeniyeti “adab-ı muaşeretten şehir hayatına, mimariden hukuka, davranış biçimlerinden müziğe, sanat ve zanaatten mutfak kültürüne kadar her alana dokunan” diye tanımlarken öylesine haklı ki... Dikkatle bakıldığında, medeniyeti oluşturan her öğenin nezaketle dokunan bir kumaş olduğu görülecektir.

Yine başa, nezaket açısından sergilediğimiz manzaralara dönelim. Biz, bir medeniyet mirasına sahip olmakla övünüyoruz ama bir yandan da çevremizin birçok kaba sabalık ve bunları, dobralık, içi dışı bir olmak gibi ifadelerle meşrulaştırmaya çalışanlarla dolu olduğunu görüyoruz. Doğrudur, altyapısını kapitalizmin oluşturduğu modernlik nezaket açısından hayli sorunlu. Günümüzde sözüm ona özgürlük adı altında başıboş bırakmayı ve rekabeti öne çıkaran bir eğitim anlayışı baskın olduğu da gerçek. Bu halimizden sadece bize zorla dayatılan modernliği mesul tutup sorumluluktan firar etmeye çalışabilirsiniz. “Kendi medeni mirasımızı unuttuk, onlarınkini de bir türlü tam olarak benimseyemiyoruz, hoyrat görüntümüz ondan” diyebilirsiniz. “Bu ortamda nezaketi değer olarak çocuklarımızın hayatlarına katabilmemiz çok zor. Üstelik hangi zaman aralığında yapacağız terbiyeyi, nezaketin bir değer olarak çocuğumuzun iç dünyasında yer etmesini” diye sorabilirsiniz. Size hak veririm ama asla katılmam. “İslam medeniyet dairesinde olduğunu söylüyorsan, onu layıkıyla temsil etmeye mecbursun kardeşim” demekle yetinirim.

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: Erol Göka
Okunma sayısı: 33
E mail: yenisafak.com
 
DOĞRULUŞ
Online Kişi: 53
Bu Gün: 33 || Bu Ay: 3060 || Toplam Ziyaretçi: 1149959 || Toplam Tıklanma: 31291987