
| Kategori : İKTİBAS / Muhtelif Mevzûlar, Yazarlar, Yazılar | Okunma Sayısı: 25 |
Dünyada ruhu olan tek ülke biziz. Dünyanın insanca yaşanacak bir yere dönüştürülmesini sağlayacak ruh bizde var.
Ama biz yokuz.
Biz, “biz” değiliz.
Biz, “biz” değiliz çünkü biz “bizde / kendimizde” değiliz.
Bizi biz yapan tarihi de, kültürü de, değerleri de yitirdik.
En vahimi de şu: Var olmadığımızı da, kendimiz olmadığımızı da, kendi dünyamızda yaşamadığımızı da bilmiyoruz bile.
Yok edilmeye çalışıldığımızı bile bilemeyecek kadar yokuz.
İKİ ASIRLIK MANKURTLAŞTIRMA OPERASYONU
İki asırdır büyük bir mankurtlaştırılma operasyonu yiyoruz. Bunun farkında bile değiliz henüz. Duyma, kavrama ve düşünme melekelerimiz yok edildi, zihnimiz felçleştirildi. Hiçbir şeyi anlayacak, kavrayacak ve hakkıyla yorumlayacak ve önümüzü açacak zihin açıcı bir kavram haritası, derinlikli anlam haritası ve emin bir yol haritası çıkaracak durumda değiliz.
İki asırlık tarihimiz yok oluş ve bu yokoluşa direniş tarihi.
Şu an yokuz ama yok edilmiş değiliz.
Mankurtlaştırma projesi bütün hızıyla ve bütün cephelerden uygulanıyor üzerimizde iki asırdır.
Mankurtlaştırma projesini, önce tarih yapma irademizi yok ederek başlattılar. Akîdemizi yani.
Akîdemiz, bizim tarih yapma irademizin kaynağı: Varlık sebebimiz.
Ehl-i Sünnet akîdesi bizim maddî-manevî dayanağımız, tutamağımız, tek kelimeyle söylersek, omurgamız: Hem ruhumuzun kaynağı; hem de tarihte yaptığımız herkesi kendine getirici, diriltici, nefes kesici hakikat medeniyeti yolculuğumuzun gürül gürül akan ve bizi her daim yıkayan, temizleyen, arındıran, yalpaladığımız zaman silkeleyip kendimize getiren arı duru tertemiz pınarı.
BATILILARIN KORKULU RÜYASI ŞİA DEĞİL, EHL-İ SÜNNET’TİR!
Batılıların korkulu rüyası Ehl-i Sünnet’tir, Şia değil.
Ehl-i Sünnet, İslâm’ın ana caddesidir, omurgasıdır, ruhudur, otantik dayanağı ve tutamağıdır (=en sahih kaynağı, en sahici ırmağıdır).
Ehl-i Sünnet, İslâm’ın özü, özsuyudur. Şiilik dahil, Ehl-i Sünnet’in dışındaki bütün oluşumlar, icattır, bidattır, sonradan zuhûr etmiş oluşumlardır.
İslâm’ın en güçlü yanı şudur: İslâm’ın kaynakları muhkemdir, sağlamdır, tarihen de tartışmasızdır. Ehl-i Sünnet’in, ana caddesini, omurgasını ve ruhunu oluşturduğu İslâm’ın kurucu kaynakları yerli yerindedir.
İslâm’ı ve Müslümanları Ehl-i Sünnet temsil etmiş, küffara karşı Ehl-i Sünnet savaşmıştır. Haçlılar o yüzden İslâm’la savaşırken, Ehl-i Sünnet’le savaşmıştır, Şia’yla savaşması sözkonusu bile olmamıştır. Tam tersine, münhasıran 11. yüzyıldan itibaren Haçlı ve Moğol saldırıları Ehl-i Sünnet’in temsil ettiği İslâm’a karşı sözkonusu olmuştur. Bu süreçte Şia da Haşhaşî şebbihalarıyla Ehl-i Sünnet’i içerden çökertecek, fitne fesat tohumları ekecek, Selçuklu sultanlarını, yöneticilerini suikastlarla öldürecek bir düşmanlık beslemiştir Ehl-i Sünnet’e karşı.
Sözün özü, Ehl-i Sünnet hem küffarla hem de içerideki fitnebazlarla savaşarak İslâm’ın kurucu, konumlandırıcı (istikametini yitirmemesini sağlayıcı) ve koruyucu kaynağı olduğunu ispatlamıştır.
Ama öte yandan da İslâm, başkalarına zarar vermediği sürece, insanın seçimleri sonucu benimsediği hiçbir inancı ve inanç sahibini kınamaz.
Bu iki paradoksal durum, hangi coğrafyada veya tarihte olursa İslâm’ın insanlığın haysiyetine yapılan saldırılara karşı nasıl muhkem bir direnç noktası ve diriltici bir diriliş kaynağı olduğunu gözler önüne seren dikkat çekici, sui generis / nev-i şahsına münhasır bir durumdur.
FİÎLÎ İŞGAL DEĞİL ZİHNÎ İŞGAL
Emperyalistler, özellikle de İngilizler, iki asırdır kaleyi içeriden ele geçirerek, devleti ve entelijansiyasını kontrol altına alarak veya kendine “bağlayarak” hilâfetin kaynağı ve İslâm dünyasının birliğinin, dirliğinin ve kardeşliğinin membaı Osmanlı’nın Ehl-i Sünnet gücünü önce etkisiz hâle getirmeye, sonra da ona ölümcül darbeyi indirmeye çalışarak Müslümanların tarih yapma iradelerini ve güçlerini yok ettiler neredeyse.
Ehl-i Sünnet’in, hilâfet ve Osmanlı’nın yok edilmesiyle birlikte, tarih yapan bir irade ve aktör olma özelliği yok edilmeliydi. Son iki asırda Osmanlı üzerinde uygulanan ve Cumhuriyet’te de devam eden mankurtlaştırma (laiklik üzerinden İslâmî değerlerimizi ve anlam haritalarımızı hayatımızın her alanından tasfiye ederek bizi fiilen ele geçirmek yerine zihnen ele geçirme) yoluna başvurarak bunu başardılar.
Ehl-i Sünnet’in tarih yapma iradesinin adı ve adresi Osmanlı durdurulunca, küresel pagan kapitalist sistemin önündeki yegâne engel de kaldırılmış oldu.
Dün olduğu gibi bugün de, İslâm’ın düşmanları Şia ile ittifak yaparak veya Şia’nın önünü açarak İslâm’ın önünü tıkamaya çalışıyorlar.
TARİH YAPMA İRADEMİZ VE DÜNYAYA SÖYLEYECEK SÖZÜMÜZ
Emperyalistlerin, ABD-İsrail haydudunun İran’a yaptığı savaşı ve İran halkına verdiği zararı şiddetle kınıyorum. Ama küresel sistemin iki asırdır Ehl-i Sünnet’i tarihten silmeye ve Şia’nın önünü açmaya çalıştığını görüyoruz. Hedef büyük Şiî-Sünnî savaşı çıkarmak, Şiiliğin önünü alabildiğine açmak ve Sünniliğe ölümcül darbeyi vurmak. Ama bunu başaramayacaklar.
Şia'nın devleti var ama Ehl-i Sünnet’in devleti yok. Şiilerin devlet kurmasına izin verdiler, ama Sünniliğin iki kalesinde de -Türkiye ile Mısır’a- darbe üstüne darbe yapıyorlar!
Humeyni’nin Şii devleti yarım asırdır dimdik ayakta. Sünnî Mursi’ye 1 sene bile tahammül edemediler, adamcağızı mahkemede canlı canlı öldürdüler!
Körfez ülkelerini, Suudi Amerika’yı filan Sünnî devletler olarak gören ya salaktır ya da asalak! Körfez ülkeleri vehabbîleştirilmiş İngiliz icadı ABD-İsrail uşaklarıdır.
Gerçek Sünniliğin iki önemli kalesi Mısır ve Türkiye’dir.
Mısır, darbelerle esir alınmıştır, Türkiye de laiklikle mankurtlaştırılarak Batı hegemonyası önünde tehlike olmaktan uzaklaştırılmıştır.
Ama Türkiye laiklikle teslim alınsa da, Türkiye’nin ruhu, Ehl-i Sünnet iradesi ve kudreti yok edilememiştir.
Türkiye, Osmanlı ruhuna (adalet, hakkaniyet ve merhamet ilkelerinden oluşan Osmanlı dinamiğine, tarih yapma iradesine) sahip olduğunu ve sahip çıktığını mevcut siyasî konjonktürde çok iyi ispat etmiştir. Ehl-i Sünnet’te köklenen ve bu toprakları vatan yapmamızı sağlayan, hiç kimseyi dışlamayan kuşatıcı Osmanlı ruhunu yeşerten İslâm medeniyet mefkûresi, hem bizim hem İslâm dünyasının hem de insanlığın insanca bir dünyaya kavuşabilmesinin şifrelerini barındıran yegâne iddiamız, gücümüz ve dünyaya söyleyecek sözümüzdür.
Vesselâm.
Yazar: Yusuf Kaplan |
23-03-26 |
||
| E mail: yenisafak.com | Tweet | ||