
| Kategori : / EDEBİYAT | Okunma Sayısı: 5545 |
Edebi ve bilimsel dil
Åžair, romancı ve öykücülerimizin edebiyata saplanıp kalmasını anlamakta zorlanıyorum ve kesinlikle büyük bir yanılgı olarak görüyorum. Elbette, edebiyat içerisinde kalarak insanlık için çok önemli iÅŸler yapabiliriz, fakat bu önemli iÅŸlerin alanını geniÅŸletmek sanatçıyı daha büyütecek, edebiyat tarihi ve toplum nezdinde önemli kılacaktır.
Edebi dil olmadan olmuyor
İlk gençlik yıllarında sanatkârlar, yaÅŸlı ve bunak iktidar tarafından kendisine sunulmuÅŸ ortak dille yazmaya baÅŸlar, zaman içerisinde kendilerine ait genç ve diri bir dile kavuÅŸurlar. Bundan böyle, dili, öylesine kıvrak ve öylesine çok yönlü kullanabilirler ki, isteseler ölü bir konuyu diriltebilir, bir mühendislik-bir tıp metnini bile okunur kılabilirler. Atalarımız bunu baÅŸarmış, ÅŸiir diliyle tıp kitapları, mühendislik kitapları, coÄŸrafya kitapları yazmışlar. Buradan, “ÅŸiir dilini bilim dili yapalım”, çıkarımına sakın varmayın. Ama ortada ÅŸöyle bir problem var: Ülkemizde gerek ilköÄŸretim, gerek ortaöÄŸretim ve gerekse üniversite Türkçe ve edebiyat ders kitapları bile edebi bir dille yazılmıyor.
Metin incelemesi mi yapılacak, sorular gayet soÄŸuk hazırlanıyor, edebiyatın sıcaklığını taşımıyor. Konular makale üslupsuzluÄŸuyla anlatılıyor; üslupsuzluk dedim, bilerek dedim, çünkü makale, bilimin ortak teknik dilidir, üslup denilen ÅŸeyde yazarın ruh sıcaklığı santigrat cinsinde bulunur. Evet, edebiyat fakültesi ders kitapları, akademisyenler tarafından hazırlandığı için pek okunur deÄŸil. O kitapları da keÅŸke edebiyatçılar, yani yazarlar hazırlayabilse. Size, seçkisi taraflı da olsa kendi tarafının nitelikli metinlerini alıntılayan Cevdet Kudret’in o leziz ders kitaplarını hatırlatmakla yetineyim.
Dilsiz göstergeler yumağı
Edebiyat diliyle tarih, sosyoloji, psikoloji, felsefe kitapları da yazılmalı. Bunlar, Asım Köksalderslerde okutulmalı; bilginin bilince dönüÅŸmesinde dilin, hele de edebî dilin büyük bir etkisi olduÄŸu tartışılmaz bir gerçektir. Bilimsel dille sadece aklı devreye sokuyoruz; edebi dilden de yararlanmayı baÅŸarabilsek emin olun kalp de devreye girecektir, anlama kapasitemiz kat be kat artacaktır. Bir ÅŸiirin, mısraa özenen bir aforizmanın insanları sokaklara nasıl dökebildiÄŸini, savaÅŸta nasıl coÅŸturabildiÄŸini bilmeyenimiz yoktur sanırım. Niçin, bilim bu dilden kaçar ki. EÄŸer, sorun mecazlarsa, zor deÄŸil, bilimsel kitaplar edebiyatın mecazsız dilini kullanabilirler. Edebiyat ile bilim o kadar birbirinden uzaklaÅŸtırıldı ki, artık, bilim dili diye bir ÅŸey kalmadı; bilim dili, dilsiz bir göstergeler yumağına dönüÅŸtü. Öte yandan, bugünün dilbilimcilerine ve felsefecilerine, yani post-modernlerine ve yapı-sökümcülerine göre nesnel bir dil yoktur. Hiçbir metin, tek anlama ulaÅŸamaz. O halde, neyin bilim dilinden bahsediyoruz.Ali Haydar Haksal, Sevgilinin Yol Arkadaşı Hz Ebubekir
Haksal’dan yeni kitap
Son yıllara kadar, (isimlendirmesi problemli olsa da) İslam tarihleri de akademik bir anlatımdan ileri gitmiyordu. Kaynakçalı, -dır, -dir bildirme kipli sıradan bir dille yazılıyordu. ÇocukluÄŸumda soluk soluÄŸa okuduÄŸum ve metnin içine girip bir kahraman gibi yaÅŸadığım, savaÅŸtığım Asım Köksal’ın 18 ciltlik –sonradan hatırladığım kadarıyla bir cilt daha artmıştı-“İslam Tarihi”, kimi fazlalıklarına raÄŸmen gayet akıcıydı. Prof. İhsan Süreyya Sırma gibi bazı entelektüel yazarların da İslam tarihi anlatısına önemli katkıları olmuÅŸtu. Onun bir seri halinde yayımlanan İslam tarihi kitapları, bir dönem her nesilden geniÅŸ kitlelerce okunmuÅŸtu. İhsan Süreyya Sırma, bu baÅŸarısını edebi diline borçluydu.
Bu baÄŸlamda, öykücü, romancı ve eleÅŸtirmen Ali Haydar Haksal’ın “Semerkand Yayınları”ndan çıkan “Sevgili’nin Yol Arkadaşı-Hz. Ebubekir” kitabını okura müjdelemek isterim. Bu kitapta, yılların öykücüsü Ali Haydar Haksal’ın üslubunun Hz. Ebubekir’in hayatıyla nasıl birleÅŸtiÄŸini göreceksiniz. Haksal, o bildiÄŸimiz yalın anlatımıyla ve daha da önemlisi inancıyla bizlerin önüne yepyeni bir Ebu Bekir koymayı baÅŸarıyor, sadece Hz. Ebubekir’le deÄŸil, bütün bir sahabeyle ve Peygamberimizle sıkı bir empati kuruyor. MüÅŸriklerle kurduÄŸu empatide bile zorlanmıyor. Bir müÅŸrikin dünyasına girip psikolojisini yansıtmak bir Müslüman için kolay olmasa gerek. Haksal, hayal kurmuyor, sadece unutulmuÅŸ gerçekleri hatırlamak için o dönemi yaşıyor ve yazıyor.
Sanatkârlarımız, o Allah vergisi dillerini eriÅŸebildikleri her alanda deÄŸerlendirmeliler. Çünkü büyük olaylar ve insanlar, büyük üslupları ve yeniden yaratılmayı hak ediyor. BaÅŸka ne denilebilir ki.
Zafer Acar yazdı
Yazar: Zafer Acar |
09-11-11 |
||
| E mail: dünyabizim.com | Tweet | ||