RAMAZAN İLHÂMI


Kur'an üzerine eğilir başlar
Gönülde bir mânâ seyrânı başlar

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
Her çıkmaz sokağın çıkmaz olduğunu anlamak için sonuna kadar yürümek zorunda bırakıldık.
İsmet Özel
Son Dakika!
Kategori : / MEKTEP (Talebe Yazıları)
Okunma Sayısı: 4833
Yazar: A.Tunahan Şimşek
AŞKIN BASAMAKLARI

Aşk...

İnanılmaz bir hissiyâta gömülmesidir insanın. “Gömmesi” değil, “gömülmesi”dir. Çünkü irâde dışıdır.

Kalpte alev topuna dönen yakıcı sıcaklıktır, yanmasıdır kişinin.

Akseden her güzel göz karşısında, her tatlı tebessüm  - ve bunlardan da mühim olanı - tanıma safhasında zamanın kazandırdığı hislerin karşısında kalbe bir anda dökülen benzinin, bir anda ateşe verilmesidir; cayır cayır yanmasıdır.

Yaşatılan ve yaşanan bir tutsaklıktır, âcizliktir, sükûnettir.

En güzel hislerin en yücesidir bunları yaşatan, en güzel hislerin en yücesidir aşk.
***
Kişinin "âşık olmamak" gibi bir lüksü yoktur. Çünkü âşık olmak insanın isteyip de yaptığı bir şey değildir, aynı şekilde âşık olmamak da irâde işi değildir. Fakat aşktan uzaklaşmak zor da olsa irâdeye bağlıdır. İnsan âşık olana kadar irâdenin bir rolü yoktur, ancak bundan sonrasında vardır.
***
İnsan önce hoşlanır, beğenir. Ama bu beğenme yalnızca dış görünüşle alâkalıdır.

Kişi beğenmediği bir insanı sevmez. Çünkü sevgi, hoşlanmanın bir devamıdır. Yâni birinci kademe hoşlanma, ikinci kademe ise sevgidir.
***
Gelelim - yazımın en başında açıkladığım - üçüncü kademe olan aşka...

Âşık olmak için insanın bu üç hâli yaşaması şarttır. Çünkü âşık olmak en üst seviyedir. Bundan dolayıdır ki, aşk "yüce"dir.

Ve yine bu yüzdendir ki, ilk görüşte âşık olmak diye bir şey yoktur. İlk görüşte aşka inanmak, aşkın yüceliğini bilmemek veyâ reddetmektir. İlk görüşte hissedilen şey sadece bir hoşlanmadır. Bunun derecesi biraz yüksek olduğunda bu his aşk ile karıştırılıyor. Bunu en iyi bilenlerden biri olan William Shakespeare şöyle demiştir: "Beğendiğiniz bedenlere, hayalinizdeki ruhları koyup aşk zannediyorsunuz."

Gerçekten de ilk görüş birinci basamaktır. İnsan bir anda üçüncü basamağa çıkamaz. Eğer böyle bir şey olsaydı aşk yüce olmazdı. Aşka “yüce” denmesinin sebebi de budur.
***
Velhâsıl âşık olan bir insan hem hoşlanıyordur, hem de seviyordur. Seven bir insan âşıktır ya da değildir; bundan emin olamayız ama muhakkak hoşlanıyordur. Hoşlanan bir insan ise seviyor mudur, sevmiyor mudur; âşık mıdır, değil midir? Bunu da tam olarak bilemeyiz. Fakat bu üçünün ortak bir noktası vardır. İnsanların taşıdıkları bu üç hissiyat, kişinin bu hislere olan seviyesine göre değişir. Yâni kimi geçici olur, kimi kalıcı...
***
Gerçek aşk da bir gün unutulabilir. Unutulup unutulmaması, aşkın ya da diğer ikisinin gerçek olup olmadığına bağlı değildir. Sadece bu hislerin kuvvetine bağlıdır. His kuvvetsiz olur ama aynı zamanda gerçek bir aşk da olabilir. Lâkin bunun unutulması sadece hissin kuvvetsiz olmasına yâni seviyesine bağlıdır.
***
Âşık olup da sevmeyen insan yoktur, ama sevip de âşık olmayan çoktur. Aynı şekilde sevip de hoşlanmayan yoktur, ama hoşlanıp da sevmeyen çoktur.
***
Son olarak nâçizâne şunu söylemek istiyorum:

"Sevgi, mâneviyat kapılarını açıp güzelliği hissiyâta nakşetmek; aşk ise, mâneviyâtı sevgiyle ulvîleştirip hissiyâta mıhlamaktır."

 

 

Küçük bir değerlendirme ve hatırlatma:

Değerli kardeşimiz,

Yazma hususundaki istek ve ısrarınız ne güzel...

Bir iki hatırlatma yapmamıza izin veriniz.

İslâm ile yoğrulmuş kendi gök kubbemizde iki türlü aşktan söz edilir: Hakîkî aşk (İlâhî aşk, gerçek aşk) ve mecâzî aşk (Allah'tan başkasına duyulan aşk; kadın-erkeğin karşılıklı aşkları). Yazınızda anlatılanın ikincisi olduğu hissediliyor. Son cümlenizle yazınızın ondan önceki kısmı çok farklı dünyaları aksettiriyor. "Aşkın basamakları" başlığı, sıranın "ilâhî aşk"a da geleceği intibaını uyandırıyor. Son cümle ile sıra ona da gelmiş gibi görünüyor; ama cılız kalıyor. Yazınıza o yönde de ilaveler yapabilseniz ne iyi olurdu...

Yazı yolculuğunuzda muvaffakiyetler dileriz.

Selam ve muhabbetler. (Doğruluş)

Yazar: A.Tunahan Şimşek
12-12-11
E mail: ahmettunahan_1453@hotmail.com
 
 
Yorumlar: 2
Mina
Güzel ve tadında bir yazı...
Tarih : 19-01-12

Aşkı çok güzel yorumlamışsınız. Yazılarınızın devamını bekliyorum. Teşekkürler.

 
A. Tunahan Şimşek
Îzâh ve Teşekkür.
Tarih : 12-12-11

Selâmün aleyküm, Öncelikle yazımı okuyup, değerlendirme yaptığınız için çok teşekkür ederim. Tabiki de bu yazımda sizin de belirttiğiniz gibi ikincisinden (mecâzî aşk) bahsediyorum. Yazımın sadece son cümlesini okuyan bir insan bu aşkın gerçek yani ilâhî aşk olduğunu anlayabilir, katılıyorum; fakat yazının bütününe baktığımız zaman, bu cümlenin ilâhî aşk ile karıştırılma ihtimalinin ya da okuyucunun mecâzî aşkın ilâhî aşka dönüşebileceğini zannetmesi ihtimâlinin çok düşük olduğu fikrindeyim. Ayrıca yanlış anlaşılması ihtimâlinin çok daha yüksek olduğunu düşündüğüm bir başka denemem var. "Aşk Dediğin Bu Mu?" başlıklı yazımda aşkı târif ederken kullandığım tasvirler, sanki insana olan aşk değil de, Allah'a olan aşk gibi... Demem şu ki, daha önce yazdığım yazılarda anlatmak istediğim düşüncelerin çok daha farklı anlaşılması ihtimali bu yazıma göre çok daha yüksek. Ve ben şahsen, ilâhî aşk ile mecâzî aşkı aynı yazıda anlatmak istemem. Daha doğrusu İlâhi aşkı anlatan bir yazı yazmak, bir aceminin haddine düşmez. Bunun için daha kırk fırın ekmek yemem lâzım... Alâkanız beni memnûn etti, selam ve hürmetler...

 
AŞKIN BASAMAKLARI
Online Kişi: 32
Bu Gün: 150 || Bu Ay: 9029 || Toplam Ziyaretçi: 1269325 || Toplam Tıklanma: 34059431