ÂYET-İ KERÎME
Ve gecenin bir kısmında O'na secde et. Gecenin uzun bir bölümünde de O'nu tesbih et.
İnsan: 26
HADÎS-İ ŞERİF
Mîzâna ilk konulacak şey, güzel ahlâktır.
Taberânî, el-Mu'cemu'l-Kebîr
SÖZÜN ÖZÜ
Alçakgönüllü yüreklerde yaşayan düşünceler, yüksek düşüncelerdir.
Montaigne
Rota Haber Son Dakika!
Kategori : / KÜLTÜR ve MEDENİYET
Okunma sayısı : 222
İKİ ÜMİTSİZ VAK'A: ENTELEKTÜEL VE AKADEMİSYEN

Medeniyet fikrinin neresindeyiz (1)

Medeniyet meselesine girmek istemiyordum: Fütûhât-ı Medeniyye kitabına saklamıştım her şeyi. Ama mecburen giriyorum artık, iki yazıyla.

Önce şu: Bizim esaslı bir medeniyet fikrimiz yok hâlâ. İnsanlar, "medeniyet"ten sözediyorlar sık sık; ama "hepimiz"in zihnindeki "medeniyet" fikri, modernliğin çocuğu sivilizasyon algısı yalnızca. O hâlde, neyin kavgasını veriyoruz acaba?

***

"Medeniyet", modern entelektüelin icadı; yaygınlaştırılması ve meşrulaştırılması da, akademisyenin marifeti. İki figür de, hem hak'tan nasipsiz, hem de "halk"tan: O yüzden, bu iki figürün, bizi fırlattığı yer, "izm" çukuru: Entelektüalizm ve akademizm kıskacı.

Entelektüel/izm ve akademi/zm, dünyayı, eşyayı ve insanı anlama sürecinde bir işe yarıyor elbette; ama çok sınırlı bir yere kadar. Ne ki, varoluş ve hareket alanlarının sınırlılığı ve sınırlayıcılığı nedeniyle, her tür entelektüel çaba, entelektüalizmle; her tür akademik çaba da akademizmle sonuçlanmaya mahkûm: Bunu göremiyoruz işte!

***

Bu nedenle, -ister İslâmcı olsun, ister seküler- entelektüel, modern'in dışına çıkamaz: Sadece çağının çocuğudur. Entelektüel'den hem çağının çocuğu olmasını, hem de çağ aşacak bir yolculuğa çıkmasını beklemek, olmayacak duaya âmin demektir: Zira entelektüelin, uzun ve çağ aşacak yolculuklara çıkabilecek ne derin nefesi, ne derûnî bakışı, ne de selîm bir zevk idraki vardır.

Doğru: Entelektüel, soru sorar, sorgular: Ama kendi hakkında derinlikli sorular sormayı, kendini sorgulamayı unutur. Kendini unutan birinin bize bir şey hatırlatabilmesi ne mümkün!

Entelektüelin yegâne sermayesi, "ben"idir çünkü: Hırsları, ihtirasları, dolayısıyla ben'i / ego'su, entelektüeli teslim alır, yutar. Entelektüelin sorduğu sorular, esas itibariyle, yanlıştır; o yüzden, kısa devre yapar: Aslî değil, arızî olan'la ilişkilidir çünkü. Arızî olan'ı aslî katına yükseltme yanlışı ve yanılgısı, entelektüelin sürgit yanlış ve yanıltıcı sorular sormasına yol açar. Bu da, entelektüeli yorar ve duygusal yapar.

***

Akademisyen, durmuş-oturmuş biri gibidir. Ama sadece "gibi"dir. Akademisyen, "gibi"leri oynar yalnızca. Görünüşte, metni ve zihni, duygudan ve tarafgirlikten uzaktır: Oysa bu, gerçekte, entelektüel'in duygusundan, duygusallığından daha derin bir tuzaktır: Çünkü akademisyen'in metninde de, zihninde de yalnızca tuzu kuru, kupkuru bir akılcılık hükümfermâdır.

Yine, görünüşte, akademisyen'e göre, "ak" ve "kara" yoktur: Ama gerçekte, akademisyen, anlamadığı, aslâ anlayamayacağı, "derûnî yapılar"ı, "gri alanlar" olarak görür ve gösterir; böylelikle "gri alanlar"ın hükümranlığını ilan ederek, hakikati karartır; derûnî dünyalardan gelebilecek ışığı da söndürür. Sonuçta, hâkim zihniyeti ve zihin yapılarını, durumları ve durumalışları aklamakla sonuçlanır bütün uğraşı.

***

Akademik terbiye önemlidir elbette; ama akademizm, entelektüalizm'den daha tehlikelidir: Entelektüel'in zaafları açıktır, "ortada"dır; akademisyen'in zaafları ise örtüktür, şifrelenmiştir: Aklın dışında, daha derûnî düşünme melekelerini devreye girdirmeye kalkıştığınızda, "akademizme ihanet"le suçlanmanız ve "aforoz" edilmeniz "doğal"dır. Akademizmi ancak akademizmin silahıyla vurabilirsiniz: Akılcılık. Buysa, sizin, kendinizi kendi ellerinizle vurmanız, demektir: Zira "akıl, düşünmeyi mümkün kılan değil, öldüren bir şeydir" (Heidegger).

***

Entelektüel, -Kant'ın hayalinin aksine- modernliğin henüz ergenlik çağına ulaş/a/mamış çocuğuydu: Deli-kanlı çocuğu: O yüzden, duygusallıkla sonuçlanan yolculuğu, entelektüeli yedi-bitirdi. Kant'ın hayalini de hayalete çevirdi: Tek yönü vardı entelektüelin: Önü: O yüzden, arkasına bakmadan yürüdü ve düştü entelektüel önüne, yere, sereserpe.

Akademisyen de modernliğin çocuğu: Ama entelektüel gibi hırslı çocuğu değil, "uslu" çocuğu: Kavgacı değil b/uzlaşmacı. O yüzden, her zamanda ve zeminde suyun "yüzey"ine çıkmasını iyi biliyor: "Suyu bulandırmak", insanların ve düzenin rahatını kaçırmak gibi bir derdi yok: Derdi olmadığı için, keyfine bakıyor sadece; insanlığın derdine dermân olabilecek bir yerde duramıyor; hep kaçıyor; kaçak güreşiyor: Tarihselliğe sığınıyor: Ayrıntıların ayartıcı dehlizlerine... Ve kayboluyor neticede. (Bu açmazı aşabilen "cins" bir isim katıldı aramıza: Süleyman Seyfi Öğün).

Entelektüel, cehlini göremeyecek kadar canıtez, aceleci, bencil. Akademisyense, tahsilli câhil: "Tahsildâr" biri: Tek kaygısı, "arsayı ve parsayı kapmak". Duygusu da, yön duygusu da yok akademisyenin. Ruhu var mı peki?

İşi var sadece: Tek işi: "Düzen"e işlerlik kazandırmak, düzeneklerini cilâlamak ve çalıştırmak.

Yazının devamı için tıklayınız.

Yazar: Yusuf Kaplan
27-01-12
E mail: yenisafak.com.tr  
 
Yorumlar:1
uğurlu
vuzuh bir kalem
Tarih : 29-01-12

Mükemmel bir yazı.Düşünce vadisinde yürümek isteyenlere ya da cehlinin gecesine işık arayanlara muhasebe olabilecek vuzuhlu bir kalem.

 
İKİ ÜMİTSİZ VAK'A: ENTELEKTÜEL VE AKADEMİSYEN / KÜLTÜR ve MEDENİYET Kategorisi
Online Kişi: 17
Bu Gün: 214 || Bu Ay: 4881 || Toplam Ziyaretçi: 49217 || Toplam Tıklanma: 642829