HALEB'E DÖNÜŞ

Halep, 12 Aralık 2016'da Rus ve İran destekli Esed ordusu tarafından düÅŸürülmüÅŸtü. Üzüntümüz hadsizdi. 30 Kasım 2024'te geri alındı.

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
"Her kim selefin bilmediği bir amel icad ederse, Peygamber'in risalete ihanet ettiğini iddia etmiş olur. Çünkü din tamamlanmıştır (Maide, 3) O gün din olmayan şey bugün de din değildir."
İmam Mâlik
Kategori : / KÜLTÜR ve MEDENİYET
Okunma Sayısı: 3636
Yazar: Ümit Şimşek
BATI HUSÛMETİ VE MISIR

İslâm âleminde Garp husumetinin bâki kalmasını ister Bediüzzaman. Bu önemli tesbiti “Biz muhabbet fedaileriyiz, husumete vaktimiz yoktur” diyen birisinden iÅŸitmek, konuyu daha da vurgulu hale getiriyor.

Batı söz konusu olduÄŸunda niçin muhabbeti bir yana bırakıp husumete yönelmemiz öÄŸütleniyor diyecek olursanız, bunun cevabını, Bediüzzaman’ın kendi sözleri içinde bulursunuz:

“Garp husumeti, İslâm'ın ittihadına, uhuvvetin inkiÅŸafına en müessir sebeptir; bâki kalmalı.”

Açacak olursak: Batı’nın kendisi, muhabbetin önünde dikilmiÅŸ bir engeldir. Onu düÅŸman bellemek, husumete husumet etmek mânâsına gelir; bu da muhabbetin önünü açar.

Sıradan bir zamanda belki bu tesbitin mantığını kavramakta güçlük çekebilirdik; fakat ÅŸu son bir ayın hadiseleri üzerimizden bu güçlüÄŸü kaldırdı. Batı, Mısır olayları karşısında yüzündeki maskeyi sıyırıp da İslâma ve insanlığa olan husumetini bütün iÄŸrençliÄŸiyle teÅŸhir ettikten sonra İslâm âleminin ittihad ve uhuvvetine olan ihtiyacımızı her zamankinden daha fazla hissetmeye baÅŸlamadık mı? Her sinede bir kalp var; o da iki zıt muhabbeti bir arada barındırmıyor. Lâyık olmayanın sevgisini kalpten çıkarınca, lâyık olanın sevgisi kendisini hissettiriyor.

***

Unutmayalım ki, Bediüzzaman Hazretlerinin husumetimize hedef olarak gösterdiÄŸi Batı, “Kur’ân’ı Müslümanların elinden almalıyız” diyen Batıdır. Ve bu Batı, bu niyetinden hiçbir zaman uzaklaÅŸmış deÄŸildir. Åžu kadar var ki, o, bu gayesini, bizim elimizden mushafları almak suretiyle deÄŸil, çok daha sinsi etkili bir yoldan, Kur’ân’da olmayan bir dini bize Müslümanlık olarak pazarlamak suretiyle gerçekleÅŸtirmeye çalışıyor.

Bir kısmımız bu oyuna pek kolay geliyoruz; onları da Batı özel bir himaye ile baÄŸrına basıyor, besleyip büyütüyor ve kendisine benzetiyor. Böylece bir taÅŸla iki kuÅŸ vurmuÅŸ oluyor:

Bir tarafta cihaddan arınmış, kılçığı alınmış, toplum ve siyaset alanlarındaki taleplerini terk etmiÅŸ, çiçeklere basmadan ve yollara tükürmeden yaÅŸamayı öÄŸütleyen bir İslâm modelini hayata geçirirken, diÄŸer tarafta da bu modelin yükleniciliÄŸini üstlenmiÅŸ olanlarla ümmetin geri kalanı arasına ihtilâf ve husumet aşılıyor.

Bu söylediklerimizi mübalâÄŸalı bulduysanız, yeryüzünde Batının fiziksel olarak adım attığı yerlere bir bakın: Onun zulümden, kandan, nifaktan, ihtilâftan, hayâsızlık ve fuhÅŸiyattan birÅŸey getirdiÄŸi bir yeryüzü köÅŸesi gösterebilecek misiniz? Böyle bir Batı, içimizden bazılarının yüzüne gülmeye baÅŸladığında, “Acaba ne kusur ettik de onun tebessümüne hak kazandık?” diye tasalanmanın zamanı gelmiÅŸ demektir.

***

Batı’nın niyetini okuma konusunda Bediüzzaman’ın nasıl bir nüfuz-u nazara sahip olduÄŸunu en iyi gösteren belgelerden biri, Anglikan Kilisesinin sorularına onun verdiÄŸi cevaptır. Zahire bakacak olursanız, Anglikan Kilisesinin sorularında Bediüzzaman’ın hiddetini ve ağır hakaretlerini celb edecek hiçbir ÅŸey göremezsiniz. Bunlar, diplomatik bir nezaket içinde sorulmuÅŸ, dinlerin birbirini daha iyi anlamasını saÄŸlamak için düzenlenmiÅŸ görünen mâsum sorulardır. Fakat Bediüzzaman bu diplomatik nezaketin altında, “ayağını boÄŸazımıza basmış amansız bir İslâm düÅŸmanının maÄŸrur papazının dessaslık ve vesvaslığını” görmüÅŸ ve cevabını sadece bir tükürükle vermiÅŸtir.

Ne yazık ki, Batı, o diplomatik lisanını da kapsayan maddî ve manevî rüÅŸvetleriyle pek çoÄŸumuzu kandırmayı baÅŸardı. Bu arada, kendisi için tehlike olarak gördüÄŸü İslâmı yaÅŸayıp yaÅŸatması muhtemel toplulukları ya yozlaÅŸtırmaya veya bertaraf etmeye çalışmaktan geri kalmadı. ÇoÄŸu zaman da bu kirli iÅŸini bizzat deÄŸil, içimizden bazılarının eliyle gerçekleÅŸtirdi. İşte Mısır’da olup bitenler:

İslâm âleminin en köklü siyasî teÅŸkilâtı olan ve bir asra yakın tarihi boyunca maruz kaldığı nice imtihanları kimliÄŸinden taviz vermeksizin geçiren İhvân-ı Müslimîn tarih sahnesinden silinmek isteniyor. Ve bu iÅŸi Batı kendi eliyle yapmıyor, içimizdeki kölelerine yaptırıyor. Kendisi de bir kenardan olup bitenleri seyrediyor. Çok fazla sıkıştırılırsa yarım ağızla bir kınama mesajı gönderir gibi yapıyor, sonra yine seyre dalıyor. Fakat insanların yüzlercesi keskin niÅŸancıların kurÅŸunuyla keklik avlar gibi öldürülür ve binlercesi de yaralanırken, kendisini medenî olarak niteleyen bir dünya bunu karşıdan seyredebilir mi?

Bu soruyu tersinden de sorabilirsiniz: EÄŸer o medeniyet Batı medeniyetiyse, akan da Müslüman kanı ise, seyredilmez de ne yapılır?

***

Keşke seyreden sadece Batı olsaydı!

Kendi hükümranlıklarını İslâm âleminin huzur ve güvenliÄŸinden önemli sayanların yanı sıra, Batının ve Batı karakterlilerin hoÅŸnutluÄŸunu kazanmayı bir hizmet ilkesi olarak benimsemiÅŸ ve doÄŸru İslâmın ancak kendisi tarafından temsil edileceÄŸine inandırılmış olanlarımız da bütün bu olup bitenlerden ciddî bir rahatsızlık duymadıklarını belli etmekten geri kalmıyorlar. Hattâ bazılarımız, “Biz demedik mi?” havası içinde zil takıp oynamamak için kendilerini pek zor tutuyorlar.

Fakat çok ÅŸükür ki, ümmetin büyük çoÄŸunluÄŸu, bu aÅŸikâr tabloda görülmesi gereken ÅŸeyi görüyor. Bu açıdan bakınca, Mısır olayları, İslâm âleminin kendisine dönmesi için görülmedik bir fırsat ortaya çıkarmıştır diyebiliriz. İhvân’ın istikbalinden bir ÅŸüphemiz yok; çünkü onlar, ÅŸimdiye kadar geçirdikleri tecrübelerle dünyaya metelik verecek bir topluluk olmadıklarını ortaya koydular. Belki de bu yaÅŸananlar, kaderin onlara yakın bir gelecekte nasip edeceÄŸi daha güçlü bir iktidar döneminde dünyanın cazibesine karşı kendilerini daha da bağışıklı bir yapıya kavuÅŸturmak içindir, kimbilir?

Ümmetin çoÄŸunluÄŸu hakkında ise, bu olup bitenler, Batı muhabbetini kökünden söküp atmak için ender bir fırsatı önümüze sermiÅŸ bulunuyor. GeleceÄŸimizin bu fırsatı nasıl deÄŸerlendireceÄŸimize baÄŸlı olduÄŸunu söylersek herhalde mübalâÄŸa etmiÅŸ olmayız.

Çünkü İslâm âleminin hayatla barışması, cellât sevgisini kalbinden çıkarıp atmasına baÄŸlıdır.

Yazının kaynağına ulaÅŸmak için tıklayınız.

Yazar: Ümit Şimşek
02-08-13
E mail: sondevir.com
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
BATI HUSÛMETİ VE MISIR
Online KiÅŸi: 32
Bu Gün: 276 || Bu Ay: 7.081 || Toplam Ziyaretçi: 2.930.822 || Toplam Tıklanma: 58.649.781