Ey Peygamber! Sana da, mü'minlerden senin izince gidenlere de Allah yeter.
Enfal: 64
Ticarette yalan yere yemin, tüccarın zannınca malın kârını artırır. Halbuki hakikatte bereketi giderir.
Buhari, Büyu', 26
İnsanlar konusunda daha az, fikirler konusunda daha çok meraklı olun.
Marie Curie
Rota Haber Son Dakika!




Kategori : / MEDYADAN
Okunma sayısı: 112
 
 
SİYASET VE MEDYA: MUHTAÇ VE DÜŞMAN
 
 
07 Mart 2010 Pazar

Siyaset ve medya ikilisi

Siyasi partiler iktidara gelmek için medyanın desteğine muhtaçtırlar. Ancak iktidara geldikleri zaman, aynı medya onların baş ağrıları olurlar. Basını iyi tanımayan iktidarlar, onun her zaman arkalarında olduğunu zannederler. Dün kendisini iktidara taşımak için gayret sarf eden medyanın, karşısına geçtiğini gördükleri zaman onları yanlarına çekmek için kullandıkları bazı yollar vardır. Birisi medya patronlarına bazı menfaatler sağlamaktır. Bu olaya bir manada mama vermek de denir. Diğeri medya mensuplarına akreditasyon uygulamak. Akreditasyon yani, sadece bazı basın mensuplarını toplantılarına çağırmak, yurt dışına giderken beraber götürmek, "özel telefonlarını vermek" vs. gibi. Bütün buna rağmen, iktidarlar basını her zaman yanlarında tutmayı başaramazlar. Çünkü basın yoluyla beslenmeye alışan medya, mama bittiği an yeniden ağlamaya başlar. Akreditasyonla memnun ettiği kimseler dışında kalanlar, bunun kıskançlığı içinde iktidarın karşısına geçerler.

İktidar çevrelerinin konuşmalarında, "bir kısım medya" veya "malum çevreler" deyimini kullanmaya başlamaları, yıpranmanın eşiğinde olduklarının en belirgin delilidir. AK Parti iktidarı da bugün bu deyimleri pek sık kullandığından, imaj kaybettiğinin farkına varmış demektir.

Siyasetçilerin belirgin hastalığı

Her mesleğin kendi mensuplarını sürüklediği bazı hastalıklar vardır. Mesela bir terzi ellerinden, bir posta taşıyıcısı ayaklarından yıpranır. Politikacıyı da yıpratan iki şey vardır: Birisi kürsü, diğeri televizyon ekranları. İyi kullanıldığı zaman bu iki şey politikacıya güç verir. İyi kullanılmadığı zaman da, bir değirmen gibi onu öğütür. Bunun için denilmiştir ki, politikacılar "evvela sözlerinden" sonra "yüzlerinden" eskirler. Çoğu politikacı bunun farkında değildir. Veya farkında olduğu zaman, yıpranan dilini, eskiyen yüzünü artık geri getiremez.

Sabah kalkınca gazete manşetlerinde kendi ismini okumak, akşam sofrasında aile efradı ve dostlarıyla birlikte televizyon ekranında kendi yüzünü seyretmek, politikacılar için dayanılmaz zevklerdir. Zamanla bu zevk bir tutku haline gelir ve uyuşturucu kullanımı gibi politikacıyı esir alır. Bunları göremediği zaman, politikacı, kendisinden bahsederken, metheden veya etmeyen arasında bir ayırım yapar ve bu suretle de, basında "akreditasyon" uygulamaya başlar. Bu andan sonra da, politikacının etrafında bir meddahlar çemberi teşekkül eder ki, bu çember gerçeklerle kendi arasında bir duvar oluşturur.

İktidar tarafından akredite gazeteciler, patronları nazarında çok muteberdirler. Onların, iktidar nezdindeki işlerini kolaylaştırıcı birer vasıta haline gelirler. Bu tip gazetecinin kendisine mahsus bir üslubu da vardır: Makalelerinin ilk cümlesi, "dün başbakan bana telefon ederek dedi ki..." veya "filan bakana telefon da dedim ki.." şeklindedir.

Akredite olmayan gazetecilerin de bunlara karşı bir kıskançlığı veya önemsenmemenin verdiği bir burukluğu vardır. Onlar da akredite olmak için bazı metotlar uygularlar. Bu metotlardan başlıcaları, yazılarında "lisanımünasip" kullanmak" veya meşhur Romalı hatip "Çiçero'nun" metodunu uygulamaktır.

Lisanı münasiple konuşmak ve Çiçero metodu

"Lisan-ı Münasip" hikayesi çok bilinen bir şeydir. Çiçero metodu ise şöyledir: Romalı meşhur hatip Çiçero kürsüde konuşmasını yaparken, dinleyicilerin yavaş yavaş dağıldığını görmüş. Bunun üzerine kürsüde koyun gibi melemeye, it gibi havlamaya, eşek gibi anırmaya başlamış. Dağılan kalabalık yeniden kürsü etrafında toplanmış.

Çiçero, kürsünün etrafında kendisine şaşkın şaşkın bakan kalabalığa dönmüş: "Bana şaşkın şaşkın ne bakıyorsunuz? Biraz evvel ben insanlara hitap ediyordum. Onlar çekip gittiler. Şimdi ise sizin dilinizle konuşuyorum. Hoş geldiniz" demiş.

İnsan bu yolla akreditasyon sağlayanları görünce, adeta kendi beceriksizliğinden utanıyor.

 

 



 
 
Yazar: Cevdet Akçalı
08-03-10
 
  E mail: cakcali@yenisafak.com.tr  
 
 
 
 
Yorumlar:0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
SİYASET VE MEDYA: MUHTAÇ VE DÜŞMAN / MEDYADAN Kategorisi


YÜZYILIN SOYKIRIMI




VAR OLMAK- Nurettin Topçu




SRATEJİK DERİNLİK- Prof. Dr. Ahmet Davudoğlu




İSLÂM'IN SİYASALLAŞMASI- Kemâl H. Karpat




BOŞLUK




SON YORUMLAR

hümeyra
güzel
çok güzel olmuş arkadaşım......
07-02-12



N. Arısu
Ne anladığınıza bağlı
Yeniden Milli Mücadele Hareketi, bu harekete mensubiyet duysun duymasın, hüsnüniyet s...
06-02-12



İbrahim Hoca
Görüntü
Ulen içinde yaşadığınız, hatta sömürdüğünüz bu toplumu ve değerlerin...
06-02-12



i tuncer
kaybolan yıllar
Hem yazanlara hem de okuyarak bize hazır lokma haline getiren ahmet hocama teşekkürler. Anlatıl...
06-02-12



uğurlu
Kendini bulma hâli: Sûkut
'Öyle bir sûkutun var ki; Sûkutsuzların da, sûkutu var sûkutunda....
04-02-12



uğurlu
Eskimeyen hatıralar ve dostluklar
Bazen olur:Rüyalarda yaşamak,Hayallerde dlaşmak,Muhabbet ie hem-hâl olmak bir hoş dem olu...
04-02-12



uğurlu
Hayaımızın Düsturları
Varlık sebebimiz, efendimiz Rasûlullah (s.a.v) ifadeleri, halleri ve bizzat yaşadığı hâd...
04-02-12



uğurlu
Çok Güzel
Olanın hafif tarafları, kifayetsiz yanları ve bozuklukları; olması gerekenin güzelliklerine dik...
04-02-12



İhsan Efendioğlu
Olacak Şey Değil
Olacak şey değil Yakup hocam siz nelerle uğraşıyorsunuz(!). Bu yazarlar çok daha ehemmiyetli(...
04-02-12



TAC 1
KANDİL COŞKUSU
İşte içten ve samimi duygular. Çağlayan duygularınızı, duygularımızla buluşturdunuz. T...
04-02-12




G. Kodu:
5a0ed
 
Kodu Gir

Online Kişi: 11
Bu Gün: 44 Bu Ay: 306 Toplam Ziyaretçi: 36376 Toplam Tıklanma: 519516
Copyright © 2009 AlanJaweb