HALEB'E DÖNÜŞ

Halep, 12 Aralık 2016'da Rus ve İran destekli Esed ordusu tarafından düşürülmüştü. Üzüntümüz hadsizdi. 30 Kasım 2024'te geri alındı.

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
"Her kim selefin bilmediği bir amel icad ederse, Peygamber'in risalete ihanet ettiğini iddia etmiş olur. Çünkü din tamamlanmıştır (Maide, 3) O gün din olmayan şey bugün de din değildir."
İmam Mâlik
Kategori : DÜNYADA NELER OLUYOR / İSLÂM ÂLEMİ
Okunma Sayısı: 3054
Yazar: Ebubekir Sifil
Cihadî hareketler ve İslam medeniyetinin kadim ışığı

Cihadî hareketler ve islam medeniyetinin kadim ışığıİs­lam Dün­ya­sı­‘n­da Ba­tı­lı­lar ta­ra­fın­dan ger­çek­leş­ti­ri­len sö­mü­rü ve iş­gal po­li­ti­ka­la­rı/uy­gu­la­ma­la­rı, Müs­lü­man­la­rın sa­de­ce top­rak­la­rı­nı ve ye­ral­tı-ye­rüs­tü zen­gin­lik­le­ri­ni de­ğil, ay­nı za­man­da ha­fı­za­la­rı­nı ve ref­leks­le­ri­ni de tah­rip et­ti. Bir­kaç asır­dır eş­ya­ya ve olay­la­ra Müs­lü­man­ca na­zar ede­mi­yor; özel­lik­le “mo­der­n” pa­ten­ti ta­şı­yan sis­tem, fi­kir, ge­liş­me ve du­rum­la­ra kar­şı na­sıl ta­vır ala­ca­ğı­mı­zı bir tür­lü kes­ti­re­mi­yo­ruz.

Hem “ha­fı­za­sı­“ hem de “ref­leks­le­ri­” tah­rip edil­miş olan bir üm­me­tin, Ba­tı­‘nın sö­mü­rü ve iş­gal po­li­ti­ka­la­rı­na/uy­gu­la­ma­la­rı­na bi­linç­li ve so­nuç ge­ti­ri­ci tep­ki­ler gös­ter­me­si­ni bek­le­mek el­bet­te faz­la­sıy­la iyim­ser­lik olur­du. İs­lam coğ­raf­ya­sı­nın bil­has­sa fii­lî/ka­lı­cı iş­gal­le­re ma­ruz ka­lan ke­sim­le­rin­de or­ta­ya çı­kan “di­re­ni­ş“ ha­re­ket­le­ri­nin - bir­kaç is­tis­na dı­şın­da ­- ta­ma­mı­nın or­tak vas­fı, üm­me­tin o mu­az­zam tec­rü­be­sin­den kop­muş bir zi­hin ve ruh ha­li­nin spon­tan dı­şa vu­rum­la­rı ola­rak or­ta­ya çık­mış ol­ma­la­rı­dır. Ge­le­nek­le­ri yok, ta­ri­hî mük­te­se­ba­tı sağ­lık­lı bi­çim­de oku­ya­cak me­ka­niz­ma­la­rı yok, sağ­lık­lı ve din­gin bir zi­hin ya­pı­sı­nın üre­tim­le­rin­den mah­rum­lar; acûl, tep­ki­sel ve “ka­ba­”la­r…

Şu bir ger­çek ki, Müs­lü­man­la­rı in­san­lı­ğın ha­fı­za­sı­na “bo­ğaz ke­sen, adam ya­kan has­ta ruh­lu adam­la­r” ola­rak ka­zı­yan in­san­la­rın İs­lam al­gı­sı­nın, üm­me­tin Or­ta As­ya­’dan Hin­dis­ta­n’­a, Uzak As­ya­’dan En­dü­lü­s’­e uza­nan ge­niş bir coğ­raf­ya­ya yüz­yıl­lar bo­yun­ca yay­dı­ğı yüz akı me­de­ni­ye­tin ışı­ğın­dan bes­len­di­ği­ni söy­le­mek müm­kün de­ğil­dir. Müs­lü­man­la­rın uzun ta­ri­hin­de on­la­rın ayak­la­rı­nı bas­tı­ğı nok­ta, “me­de­ni­ye­t”­i de­ğil “be­de­vi­ye­t”­i ter­cih et­miş olan zi­hin ata­la­rı­nın dur­du­ğu nok­ta­dır. As­ley­n’­in ve Ta­sav­vu­f’­un po­ta­sın­da Me­di­ne­’den Me­de­ni­yet üret­me­si­ni bil­miş “a­ri­f” ve “za­ri­f” in­sa­nın on­la­rın dün­ya­sın­da ye­ri yok­tur.

Bu arı­za­lı ya­pı sa­de­ce dı­şa­rı­ya Müs­lü­man­la­rı “bar­bar­lı­ğın di­lin­den baş­ka­sı­nı bil­me­ye­n” be­de­vi­ler ola­rak gös­ter­mek­le kal­mı­yor, ay­nı za­man­da içe­ri­de de tam an­la­mıy­la “züc­ca­ci­ye dük­kâ­nı­na gir­miş fi­l” gi­bi ha­re­ket edi­yor. Müs­lü­man­la­rın ta­ri­hî tec­rü­be adı­na, ilim ve me­de­ni­yet adı­na, be­di­i zevk ve es­te­tik adı­na bu­gü­ne kı­rık-dö­kük ak­ta­ra­bil­di­ği ne var­sa ta­ma­mı­nı -hem zi­hin­ler­de hem de dış dün­ya­da­- bü­yük bir ay­maz­lık­la tah­rip edi­yor.

Bu arı­za­nın ta­ri­hî kö­ke­ni, aki­de­nin tah­ki­mi an­la­mın­da Usu­lüd­dîn; kal­bî ve ru­hî ha­ya­tın ima­rı an­la­mın­da Ta­sav­vuf ve ha­ya­tın in­şa­sı an­la­mın­da Fı­kıh for­mas­yon­la­rın­dan ge­re­ği gi­bi na­sip­le­ne­me­miş, fır­sa­tı­nı bul­du­ğun­da Üm­me­t’­in ilim ve me­de­ni­yet ka­za­nım­la­rı­nı tah­rip et­me­yi “di­nî bir va­zi­fe­” bi­len ka­ba za­hir­ci be­de­vî­le­re da­ya­nır. Tıp­kı Şi­a gi­bi on­lar da Üm­me­t’­in za­yıf an­la­rın­da or­ta­ya çı­kar ve ken­di­le­ri­ne alan aç­mak için her tür­lü vah­şe­ti ser­gi­ler­ler. Mu­ham­med b. Ab­dil­veh­hâb ha­re­ke­ti, IŞİD/Bo­ko Ha­ram tec­rü­be­sin­den ön­ce­ki son ör­nek­ti. Oy­sa da­ha ön­ce­ki yüz­yıl­lar­da Ab­ba­sî-Sel­çuk­lu-Os­man­lı tec­rü­be­le­rin­de ve En­dü­lüs ör­nek­li­ğin­de dün­ya­nın ta­nı­dı­ğı Müs­lü­man­lık bu de­ğil­di. Ana­do­lu­’da, Or­ta As­ya­’da, Bal­kan­la­r’­da,  Ku­zey Af­ri­ka­’da En­dü­lü­s’­te in­san­lı­ğın önü­ne koy­du­ğu­muz pra­tik bu de­ğil­di.

Ora­dan bu­ra­ya na­sıl sav­rul­duk?

Usu­lüd­dîn, bi­zim on­to­lo­ji­mi­zi, Usul-i Fı­kıh da epis­te­mo­lo­ji­mi­zi or­ta­ya koy­muş­tu. Bun­lar bi­zim hem “in­şa edi­ci­”, hem de “mu­ha­fa­za ve mü­da­fa­a edi­ci­” sis­tem­le­ri­miz­di. İbn Ha­cer el-Hey­te­m’­nin ese­ri­ne adı­nı ve­ren ve sa­ca­yak­la­rı­nın üçün­cü­sü­nü oluş­tu­ran sis­tem Ta­sav­vu­f’­tur. Bu üm­met ta­rih için­de or­ta­ya koy­du­ğu bü­tün üre­tim­le­ri bu üç­lü sa­ca­ya­ğı üze­ri­ne bi­na et­miş­tir.

Bu­gün bu üç­lü sa­ca­ya­ğı dün­ya­mız­dan ne­re­dey­se ta­ma­men çe­kil­miş, ken­di git­miş, adı kal­mış­tır. Var olan­lar da  “ü­re­ten sis­te­m” ola­rak de­ğil, mev­cu­du tü­ke­ten ya­pı­lar ola­rak var­lı­ğı­nı sür­dü­rü­yor. Ya­şa­dı­ğı­mız sav­rul­ma­la­ra iliş­kin kay­da de­ğer her­han­gi bir çö­züm/mu­ka­be­le üre­te­mi­yor du­rum­da ol­ma­la­rı, bu sis­tem­le­rin Üm­me­t’­in ha­ya­tın­da be­lir­le­yi­ci ol­mak­tan çok­tan çık­mış ol­du­ğu ger­çe­ği­nin ifa­de­sin­den baş­ka bir şey de­ğil­dir.

Ba­sit­leş­ti­re­rek söy­ler­sek, bir yer­de Mez­hep (hem iti­ka­dî, hem de fık­hî an­lam­da) ve Ta­sav­vuf can­lı sis­tem­ler ola­rak var­sa,  ora­da İs­lam adı­na üre­tim var de­mek­tir. Ora­da Üm­me­t’­in ira­de­si dev­re­de de­mek­tir. Bun­la­rın ol­ma­dı­ğı yer­de Üm­me­t’­in ka­de­ri­ni arı­za­lı ya­pı­la­rın tes­lim al­ma­sı ka­çı­nıl­maz­dır. Ba­kın o ya­pı­la­ra, mez­hep ve ta­sav­vuf kar­şıt­lı­ğı hep­si­nin or­tak özel­li­ği­dir. Bu el­bet­te te­sa­düf de­ğil.

Ya­zık ki bu­gün “mez­he­p” ve “ta­sav­vu­f” de­nil­di­ğin­de genç ku­şak­la­rın ak­lı­na ge­nel­lik­le sa­de­ce çü­rü­me ve yoz­laş­ma ge­li­yor. Bu ha­liy­le bu iki ku­rum, Üm­me­t’­in kü­re­sel prob­lem­le­ri­ne çö­züm üret­mek şöy­le dur­sun, prob­lem üre­ten ve tas­fi­ye edil­me­si ge­re­ken me­ka­niz­ma­lar ola­rak genç ne­sil­le­rin ha­fı­za­sın­da yer et­me­ye baş­la­mış du­rum­da.

Zor ola­nı ter­cih­ten baş­ka şan­sı­mız yok. Bu­nu ne ka­dar er­ken an­lar­sak, çö­zü­me o ka­dar er­ken ula­şa­ca­ğız.

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: Ebubekir Sifil
10-02-15
E mail: gazetevahdet.com
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
Cihadî hareketler ve İslam medeniyetinin kadim ışığı
Online Kişi: 25
Bu Gün: 222 || Bu Ay: 8.044 || Toplam Ziyaretçi: 2.932.378 || Toplam Tıklanma: 58.668.713